|
Yazar:
Nesrin Dabağlar -
Şubat 2008
Aynı
Tengri’nin Çocukları
Türklerle Kızılderililerin ataları aynı
mı?
İnsanların birbiri ile
iletişim kurmasının en bilinen yolu konuşmaktır ve bunun aracı da
dildir… Dilin söylediğini unutmamak ve duymayanlara aktarabilmek için “yazı”
denen sembolleştirme yöntemine ihtiyacımız vardır. Yeryüzünde bugün mevcut
olan yüzlerce farklı dil ve yazı; aynı atadan geldiğine inanılan insanı ne
yazık ki “iletişimsizlik” konumuna düşürmüştür. Evrensel dil yapılma
çabasında olunan İngilizcenin, ‘ Tüm’ halkları birbiri ile nasıl
iletiştirdiği ise tartışılır bir konu bence…
Yazı ve semboller olarak
elimizde bulunan tüm kaynaklar şimdiye kadar doğru yorumlanabilmiş midir?
Bizim
klasik bilgilerimizle uygarlık tarihimiz 6.000 yıla dayanıyor olsa da, acaba
tüm gerçek bu kadar mıdır?
İlk
yazıyı Sümer’ler mi kullandı gerçekten?
Sümer’lerin kendi
dillerine ait sesleri semboller halinde tabletlere geçirmiş olmaları ve
bunun çözümlenmesine kadar geçen 5500 yıl, insanın var oluş
cetvelindeki bütün uygarlığı temsil etmekte yeterli midir?
Yazının Sümerlerden
intikal ettiği söylenen; Akadlar, Elamlılar, Babilliler, Asur, Hitit ve
Urartu sıralaması ve dağılımı ne kadar doğrudur?
Bu
soruların sayısı epeyce arttırılabilir.
Aslında son yıllarda
bilinen bazı gerçeklerin o kadar da “ gerçek” olmadığı yavaş yavaş
ortaya çıkmaya başlasa da, Arkeolojik yaş tespiti için kullandığımız eski
metotların yerini alacak yeni yöntemler, geçmiş tarihimizin yeniden
yazılmasını sağlayana kadar bazı şeyler sadece iddia olmaktan öte
geçemeyecek bir süre daha.
Bu iddialardan bir tanesi var ki çok
ilginçtir:
Türkler
ile Kızılderililer'in ataları
aynı (mı)?
Asya'da uygarlık yaratan
Türkler ile Amerika kıtasında yaşayan eski uygarlıklar Maya- Aztek- Olmek
uygarlıkları arasında sembollerle başlayan benzerlik, bir sürü konuda
şaşırtıcı noktalara ulaştı.
Asya’da Hitit Güneşi
olarak bilinen semboldeki TENGRİ (yani evrenin her yerindeki tanrı)
ile Maya ve Aztek tanrısı Quetzalcoatl ‘ın
sembolü arasındaki benzerlik karşılaştırmaya değer. Hele bu tanrının adını
“kutsal katlı” olarak okuduğumuzu düşünürsek anlamsal ve sembolik benzerlik
iyice artar. (Kutsal katlı, Tengri ile aynı anlamdadır)

Maya
ve Aztek tanrı isimlerinde Türkçe ile başka hoş benzerlikler de mevcuttur.
Chac: Yani "Çak" Mayaların
yıldırım ve şimşek tanrısıdır. Çak şeklinde okunan bu sözcük halen bile
dilimizde “Şimşek çaktı” şeklinde varlığını sürdürmektedir.
Kinich
Ahau: Maya güneş tanrısıdır.
Kinich veya Küniş, Türkçe “Güneş” kelimesi ile neredeyse birebir aynıdır.
Eski Türk inancında “Künhan” Güneş-Han adı kutsal güneşe verilen isimlerden
biridir. Ahau ile Han sözlerinin yakınlığı ise dikkat çekicidir.
Xiuhtecuhtli: ateş ve zaman
tanrısıdır, çifte göreve sahiptir ve çifte kutlu olarak okunabilir.
Tezcatlipoca: Tez = hızlı,
Katlı = Kat eden (hareket eden) ve B den P ye dönüşümle Bora sözü “poca”
şeklini almış olabilir. Tezkatlıbora rüzgâr tanrısıdır.
Xochiquetzal:
Güzellik ve çiçek tanrıçası idi. Burada “quetzal” sözünün kutsal olduğunu
Xochi’nin çok olduğunu kabul edersek bu durumda “Çokkutsal” adı ortaya
çıkmış olur.
Aşağıda sıralanan
Kızılderili dilinde kullanılan kelimeler ile Türkçe arasındaki benzerlikler
gerçekten dikkat çekici.
Yat-kı: yatılan ev
Tamazkal: Hamam, temiz
kalmak
Yanunda: yanında
T- sün: uzun
Misssigi:
Mısır
Tepek: tepe
Hu: selam
Türe: töre
Tete: dede
Atış-ka: ateş
Aş- köz: yemek
Yu: su
Yu-mak: yıkamak
Köç: göç
Tekun: tekin
Atağ: ata
Yaşıl: yeşil
Çakira: çakır
Kün: Gün
Atapaskan: Kızılderili
kabilesinin adı
Ata-Hualpa: Son Maya
kralının adı
Kalakmul, Uaxactun,
Kopan: Maya şehirlerinin isimleri

Kızılderili
kelimeleri ile Türkçenin karşılaştırıldığı bu birkaç örnek dışında Fransız
dilbilimci Dumesnil, Kızılderililerin kullandığı 320 kelimenin Türkçe ile
aynı olduğunu tespit etmiştir. Tarihçi Ord.Prof. Denis Sinor’ un
araştırmalarına göre, töre, kültür, inanış, din, semboller, dil ve
gelenekler arasında çok ciddi benzerlikler mevcut. Bazı bilim adamı ve
tarihçilere göre genetik incelemelerde de ciddi kanıtlar tespit edilmiştir.
(Gen araştırmaları etiklik
açısından
genellikle gizli yapıldığı için kaynaklarımız sınırlı ne yazık ki.)
Türk
kelimesinin tarihine baktığımızda Sümer tanrıçası İnanna ile karşılaşırız,
tıpkı Anadolu kültüründe olduğu gibi…
Tarihteki araştırmalara
göre Kızılderili gelenekleri ile Türk gelenekleri arasında aşağıda
listelenen benzerlikler tespit edilmiştir.
Sümer Tanrıçası İnanna’yı
sembolize eden “Ay kayığı”simgesi olan
hilal şeklindeki, boğaza takılan kolyeye Tork
denilmektedir. (Anadolu’da Hitit devleti kurulmadan evvel yaşayan Tork-lar (Torkom)
Hitit devleti sonrası kralları Pamba devrinde Hititlere boyun eğmek zorunda
kalmışlardı.)
Tork
isimli, hilal şeklinde kolyeyi tıpkı Torkom’lar gibi Bozok kabileleri olan
sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo’lar, Şanı’lar, Ocibya’lar kemikten
yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar.
Bu “Tork”ları, Çokta Kızılderilileri
hilalin ortasına yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye
olarak kullanırlar.
Mayalar kendi dillerine
aynı bizim ifademizle Mayanca demektedirler.
Maya’ların Orta Amerika’daki önemli
yerleşim yerlerinden olan “Yuka-tan” isminin Türkistan’ın Yok-Tan
bölgesinden gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin
Mezopotamya’ya
göçmeden
evvelki yerleşim sahası idi…
Tahiti adasına ayak basan
Kaptan Cook Kızılderililerin başlarına taktıkları çiçekten başlığa Türk
adı verdiklerini 1769 yılında tespit etmiştir.
Fiji
adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu tespit
edilmiştir. Ayrıca Endonezya adalarının
dillerinin de Altay dillerinden olduğu anlaşılmıştır.
Doktor kelimesi yerine
Ah-men, kırık çıkıkçıya Kak-bak, şifacı hekime Ah-bak,
çocuk doğurtan ebeye ilk-alan-zah derlerdi.
Bütün Altaylılar gibi Kızılderililer
birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap ederler.
Maya Kızılderililerinde 1878
yılında el öpme adeti tespit edilmiştir.
Mohavk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da
dahil 12 Anadolu oyununun 11 tanesini bilmektedirler. Güreş
ise bütün Kızılderili kabilelerinde dua ile başlanılan en önemli ata sporu
olarak tatbik edilmektedir.

Anadolu Türklerinin
parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim oyunu Atapaskan ve Keçuva
kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik figürler ve isimler de aynıdır.
Eğer Anadolu’da bir figüre yıldız
deniliyorsa, Kızılderililerde de yıldız denmektedir.
İnka’lar
kök sülalesine “Ay-ullu” yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine
Kur-Hakan demekteydiler.
İnka’lar
çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi.
Ad verme işlemi merasimle yapılırdı bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve
nam sahibi olabilirdi. (Dede Korkut Hikayelerinden Boğaç Han’ın Hikayesini
hatırlatıyor.)
Kına yakma bütün
Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve Orta Asyalı Altaylılar gibi
uygulanmaktadır. Beşik kertmesi
töresi aynı şekilde yaygın bir töredir.
Loğusa
kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılırdı. Loğusanın kırkını yaparlardı.
Ölülerini bütün Altaylılar gibi,
silahları ve atı ile birlikte “Kur-gan”lara gömerler. Kan
davası bir töre olarak uygulanırdı.
Mayalar ölüm yıl
dönümünde Yıl aşı verirler, cenaze törenlerinde erkekler yüzlerine
kara boyalar sürerlerdi.
Toltek Kızılderililerinin
gebelik ve bereket tanrısı Tez Katlı Poka (Tez katlı boğa)dır.
Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü
kavramı vardır. Cennete Vakui (Akui-(Altından ırmaklar akan
yer) derlerdi.
Siu
Kızılderilileri’nin 1870 yılı sonlarında Papıti, Muhave, Kalamat, Şoson,
Irok gibi kabilelerinde “Hu”
çekerek Bektaşi semahlarına benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir.
İnkalarda Kopuz benzeri
bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek ve Mayalar Ç-şıra
(şıra) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye Çira derlerdi.
.jpg)
Tarihte
Türklere ait heykel başları

Meksika'da
Parque Muzesindeki Olmec heykel başları
Bu
ilginç benzeyişlerin gerçek sebebi ne olabilir?
Peki ama dilde, sembolde,
dinde, kültürde bu kadar benzeşmemiz biraz şaşırtıcı değil mi? Biz daha
motorlu gemileri ve uçağı yeni bulmuşken, binlerce yıl önce aradaki koskoca
Pasifik Okyanusu nasıl aşılabilmiş ve aynı genlere, aynı dile, aynı
törelere, aynı törenlere, aynı sembollere nasıl sahip olmuşuz acaba?

Bu sorunun cevabını
ararken karşılaştığımız kaynaklar bize şimdiye kadar öğretilen tarih
bilgisinin eksiklerle ve yanlışlarla dolu olduğunu göstermeye yetiyor bence.
Resmi tarihte bulunan eksiklikler, maddesel kanıtların yokluğundan
kaynaklanmaktadır ama Dilbilim söz konusu olduğunda dillerdeki benzeyişler
yeterince kanıt olmalıdır.
Atatürk’ün
ilgisi
Yıllar öncesinde
Atatürk’ü epey heyecanlandıran bir araştırma Türkiye’de ortaya çıkabilmek
için yıllarca beklemek zorunda kalmıştır. Türk tarihinin ve coğrafyasının
araştırılmasını isteyen Atatürk, ilkel diller uzmanı ve tarihçi-diplomat
Tahsin Mayatepek'i görevlendirmiş ve ömrünün son
yıllarında ilginç kaynaklara ulaşmıştır. Mayatepek’in sunduğu ön
raporda Güney Amerika uygarlıklarından Maya uygarlığının dil ve
kültürleriyle Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasındaki benzerlik dikkat
çekiciydi. Süreci inceleyip Atatürk’e raporlar halinde iletmesi için 1935’de
Meksika’ya maslahatgüzar atandı ve Arkeolog
William Niven’in Meksika’da yaptığı kazılarda
bulduğu yaklaşık 15 bin yıl öncesine ait tabletlerin
deşifrelerinden ve ardından James Churcward’ın
Hindistan’da bulduğu benzer tabletlerin çevrilerinden
Atatürk’ü haberdar etti. Sağlığının bozuk olmasına
rağmen
Atatürk, Türkiye’ye getirilen kitaplarla çok ilgilendi ve hızlıca
çevirilerini yaptırıp, bizzat kendisi geceler boyu okuyup üzerlerinde notlar
aldı. Halen Anıt kabir’de bir kısmı sergilenen kitaplar ancak 2000 li
yıllarda Türkçeye çevrilebildi. (Kayıp Kıta Mu , Mu’nun Sembolleri)
Günümüzde bile
bilimselliği hala tartışılan adres, MU kıtasından başka bir yer değildi. Mu
kıtası üç büyük kara parçasından oluşuyordu, günümüzde küçük adacıkların
olduğu bölgede dört ayrı ırk, tek tanrılı bir din, sembolizme dayalı bir
öğretim sistemi ve gelişmiş bir uygarlık mevcuttu. Kıtadaki uygarlık devam
ederken Asya’da ve diğer kıtalarda koloniler kurmuşlardı. Bu kolonilerden
bir tanesi de Uygurlardı.
Azımsanmayacak sayıda
bilim adamına, mevcut ve geçmiş medeniyetlerdeki pek çok ortak noktanın
kaynağının Mu kıtası olduğunu düşündüren kanıtlar ciddiye alınmayacak gibi
değil. Sadece yazılı kaynakların değil, imgelere ve simgelere dayanan
kültürel tarihin de incelenmesi bugünkü geçmiş tarih bilgimizin değişmesini
sağlayacaktır. Buzul çağından önce yani, günümüzden 30.000 ile 15.000 yıl
öncesi göçlerle oluşan Maya, Aztek, İnka kültürlerinin incelenmesi,
efsanelerinin tekrar gözden geçirilmesi bakış açımızı mutlaka
değiştirecektir.

Mu kıtasının Pasifik
Okyanusta batacağını anlayan uygarlığın yaşamın devamını sağlayabilmek için
diğer kıtalara göçler yaptığı Dil ve kültür araştırmalarında ortaya
çıkmaktadır, tıpkı yıllardır konuşulan Kızılderililer ile Türkler arasındaki
benzeyişler gibi…
İstanbul Üniversitesi
Mezunları Derneği USA (IEMEZUSA) 26 Ocak tarihinde New York’ta İki kültürün
benzerlikleri konusunda bir panel düzenledi:
Türk
dünyası ile Kızılderililer arasındaki ortak bağlar?
Panel konuşmacıları:
Prof. Türker Erdoğan
(George Washington Üniversitesi), Prof. Timur Kocaoğlu (Michigan Devlet
Üniversitesi), Araştirma Profesörü Marjorie Mandelstam Balzer (Georgetown
Üniversitesi & Eurasia Antropoloji ve Arkeoji Dergisi Editörü), Doçent Carol
Lujan, Ph.D , (Amerikan Kizilderilileri Araştirma Bölümü, Arizona Devlet
Üniversitesi)
Diliyorum ki; Milliyetçi
bakış açılarının o ince tehlikeli çizgisinde sınırlı kalmadan, sadece
Kızılderililer ile Türk dil ve kültürlerinin değil, bilinen eski
uygarlıkların bıraktığı tüm maddesel ve sembolik kanıtlar, bütün dünya
ülkelerinin katılacağı geniş kapsamlı sempozyumlarla araştırılır ve Mu
Kıtasının gerçekte var olup olmadığı anlaşılır bir gün…
MU
kıtasının var olduğu iddiasını savunan kaynaklar:
Dr. William Niven'in
1921-1923
yılları arasında keşfettiği, günümüzde Mexico Müzesi’nde bulunan 2600
tablet. Yucatan'da hazırlanmış eski bir Maya kitabı olan 'Troano El
Yazması'. (British Museum'da bulunmaktadir)
Maya kitabı olan
Cortesianus Kodeksi. (Bugün
Madrid Ulusal Müzesi'nde
bulunmaktadır.)
Paul Schlieman tarafından
Tibet'teki bir Budist tapınağında keşfedildiği ileri sürülen “Lhassa
Belgesi”.
Yucatan'da (Meksika) Churchward’un
batan Mu kıtasının anısına inşa edilmiş olduğunu ileri sürdüğü Uxmal
tapınağındaki (bana uç mahal kelimesini hatırlattı nedense) yazıtlar.
Bu tapınaktaki yazıtlarda “geldiğimiz yer olan Batı ülkelerinin anısını
korumak için inşa edilmiştir” ifadesi bulunmaktadır. Meksiko şehrinin 96 km.
güneybatısında yer alan
Xochicalo Piramiti yazıtları. (Bu
piramit, üzerindeki yazıtlara göre, “Batı ülkelerinin yıkımının anısına”
inşa edilmiştir. ),
Perezianus ve
Dresden kodeksleri.

Kaynağımız neresi olursa olsun hepimiz aynı Tengri’nin çocuklarıyız!
Kaynaklar:
Mu
kıtası-
Vikipedi
Doç. Dr.
Haluk Berkmen ‘in Türk Dili üzerine araştırmaları
Ord. Prof.
Denis Sinor’un Asya üzerine araştırmaları
İstanbul Üniversitesi
Mezunları Derneği USA
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Nesrin Dabağlar
1964, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi
mezunu. 12 yıl devlet memurluğu yaptı. Özel sağlık
kuruluşlarında muhasebe, halkla ilişkiler ve yöneticilik
görevleri yaptı. Reiki, Karuna Ki, yoga, şiir, müzik,
tiyatro, resim, kitaplar ve yazmakla iç içe geçmiş bir yaşam
sürüyor.
Detaylı bilgi
|