|
Haber:
Nesrin Dabağlar
Tanrının
Zerrecikleri
Paralel evren teorisinin belki
de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken bilim
adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar:
İnsan hücrelerinin
yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip olduklarını
keşfedildi.
Tanrı,
Allah, Eloha, Yaradan, Brahma, Rab,
Rahman, Kadir’i Mutlak...
Bu kelimeler; bizi
yarattığına inandığımız, her şeyin sahibi, ezeli ve ebedi, her şeyi görüp
duyan, cennetin, cehennemin ve tüm alemin tek hükümdarı olduğuna inandığımız
o büyük gücün değişik dillerde isimleridir. Sonunu ve başını merak edip,
gizemlerini bulmaya çalıştığımız evrenimizin çözemediğimiz pek çok özelliği
var. Bazen bizim algılarımız ve idrakimizin çok üstünde olan kâinatın
sırlarına eremediğimiz noktalarda onun adının altında çaresizce bitiririz
sorgulamalarımızı ve teslim oluruz Tanrının bilinmezliğine…
Güya
ona ulaşma ve bilme yolunda geçilen yollarda neler yoktur ki yerlere
serilen… Milyonlarca insanın kanı, acılar, adaklar, savaşlar, kinler,
bölünmeler, parçalanmalar… Ve sonuçta ortaya çıkan bugünkü dünyamız… Bir
yanı (güya) aydınlık, güllük gülistanlık, bir yanı açlık, susuzluk ve
karanlık…
Tanrıcılık yani Teizmin
tarihçesine baktığımızda önceleri her olağanüstü olayın kahramanı olan
farklı tanrılar üretildiğini görürüz… (Politeizm)
Güneş, ay, rüzgar,
gökyüzü, yeryüzü, adalet, zafer, bahar, şimşek, deniz gibi isimler alan
tanrılar var edilmiş tapınmak ve inanmak için. Çözülemeyen olay ve nesneler
korkudan tanrısallaştırıp tapınılmış. Gazaplarından korunmak ve
ödüllendirilmek için hayvan, eşya, çiçek ve hatta insanlardan kurbanlar
sunulmuş. Sırları çözülüp korkular bittikçe hepsine ayrı ayrı inanmak terk
edilip her şeyin sahibi ve yaratıcısı diye düşünülüp tek tanrı (
Monoteizm) inancına dönülmüş. Bu sefer de tek tanrıya inanmayanları
inanmaya ikna etmek için inanılmaz kanlar akıtılmış yüzyıllarca.
Bilinen
ve kabul gören ilk yaygın tek tanrılı din olarak Musa’nın dini kabul edilir.
(Kadim uygarlıklardan, MU kıtasında tek tanrı inancı olduğu iddia ediliyor
olsa da kıtanın varlığı henüz bilimsel olarak ispat edilmiş sayılmıyor.)
Tek tanrının kurallarıyla insanoğlunu doğru davranmaya yönlendiren bu ilk
din olan Museviliğin ardından İsa’nın dini Hıristiyanlık, onun ardından da
Muhammed’in dini Müslümanlık sıralanır.
Dünya nüfus çoğunluğunun
inandığı bu üç büyük dinin inandığı tek Tanrı, bütün kainatın yaratıcısı,
maddenin ve ruhun hâkimi olarak kabul edilir. Özellikle son din olan
Müslümanlıkta, Allahın bir olma ve her şeye kadir olma özelliği son derece
belirgin olarak vurgulanmıştır. Allahın özellikleri olarak tanımlanan Esma-ül
Hüsna’da doksan dokuz isimle; tanrının varlık, birlik ve teklik olgusu
zirvededir.

Esirgeyen,
bağışlayan, koruyan, yaratan, doğmayan, doğurmayan, ezeli, ebedi, her yerde,
her şeyde var olan, cezalandıran, ödüllendiren, cennetin ve cehennemin
sahibi, evrenin, canlının, insanın yaratıcısı ve koruyucusu gibi doksan
dokuz özelliğin tanımlanması gerçek anlamda düşünüldüğünde her beyinde
farklı anlamlara bürünür Tanrı aslında. Çoğunlukla bu yüzden dinler kendi
içlerinde bile bölünmeler yaşamış ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Farklı din
kavgaları yetmezmiş gibi, dinler içi mezhep kavgaları yüzünden yanan
canların acısını en iyi ülkemiz bilir.
Teistlerin hepsinin tek
tanrıya inanma olguları ortak olmasına rağmen, aralarında güya kendi “
tek tanrı”larını diğerlerine kabul ettirmek için yaptıkları savaşların
ganimetleri ise; inanç değişikliklerini sağlamaktan çok “ madde”
kazanımı olmuştur nedense!
Baskın
gelen tarafın silahları altında din değiştirmiş görünen pek çok topluluk,
ellerindeki eşya, hazine ve toprak gibi maddeleri teslim etseler de
ruhlarındaki kendi tanrılarının inancını teslim etmemişlerdir kolayca. Dünya
tarihi bunun değişik örnekleriyle doludur. Başka dinin ve milletlerin
hakimiyeti altında olsa da kendi din ve inanışını korumak için türlü hileye
ve yönteme başvurmuştur pek çok insan…
Maddenin de asıl sahibi
olduğu söylenen Tanrı, manada arandığı kadar maddede de gizlidir aslında.
Bütün büyük dinler insandan madde ve malın bağımlısı olmamasını ister ama
tatlıdır madde denilen şey, kolay vazgeçilmez ondan…
Ona sahip olmak bazen bir
ibadet gibi huzur verir insana nedense. Kolay değildir mal’dan
vazgeçmek, canın yongasıdır çoğunlukla… Sanki tanrısal bir büyüsü vardır
maddenin. Belki de asla “madde” olmadığı iddia edilen Tanrının sırrı
yine maddede çözülecek bir gün… “Dünyaya in, maddeye yani vücuda bürün
ama maddenin kölesi olmaktan kurtulup, beni manada bul ve sonunda bana dön”
diyen Allah ne demek istedi acaba bize?
Maddenin manyetik
alanından çıkıp kölesi olmaktan kolay kurtulamayan insan, maddenin
oluşumunun sırrını çözme yolunda ilginç bir noktaya geldi ve bir zerrecik
madde yaratıp bir an bile olsa ya Tanrının kimliğine bürünecek, ya da kendi
kendini yok edecek…
İnsan,
tanrıcılık oyununu başaracak mı?
Dünya üzerinde var olan
ve tanrının yarattığına inanılan maddeler bir insandan diğer insana el
değiştirerek savaşlara, acılara neden oluyor binlerce ve hatta milyonlarca
yıldır. Madde, elinde olana aslında geçici mutluluk yaşatırken, bir zerrecik
yeni madde yaratabilmek ve “ tanrıcılık” oynamak için dünyanın bir
köşesinde uzun yıllardır ilginç bir çalışma yapılıyor ve beklenen sonuca az
kaldı artık.
Bütün maddelerin yapı
taşı olan atom çekirdeklerinde elektrondan daha küçük maddeler vardır.
Bunlar çekirdek içerisinde bazen var, bazen yok
olabiliyor ;
başka boyuta geçiş yapabiliyor, maddeden çıkıp kayboluyor ve tekrar maddeye
dönebiliyor. Bir takım titreşimler, ışık hızının üç dört katını aşıyor. Işık
hızı aşıldığında da, maddeden çıkıp madde ötesine geçiliyor. İnsan; en, boy,
zaman, mekan gibi dört boyutu aşıp beşinci boyuta (manyetik eylem boyutuna)
geçerse zamana tabi olmadığını görecek yüksek ihtimalle. Atom altı
parçacıklar denilen bu küçük partiküllerle ilgili hesaplamalarda
anti-madde denilen bir olguya ulaşıldı kırk yıl önce.
Sırrı henüz çözülmeyen,
hatta var olup olmadığı kesinleşmeyen,evrenin ve fizik biliminin en gizemli
sorunlarından biri olan anti-madde'nin İsviçre`in atom altı parçacık
hızlandırıcı laboratuarında elde edilmesi için çalışmalar son hızla sürüyor.
CERN
Laboratuarları
Kısa
adı CERN (Conseil Europeen pour la Recherche Nucleaire: Avrupa
Nükleer Araştırma Kurumu) olan, Cenevre`deki Avrupa Atom altı Parçacık
Fiziği Laboratuarında bilim adamları, anti-madde gizemini çözmek için büyük
uğraş veriyorlar. Fizikçilerle astrofizikçiler, anti-maddenin evrendeki
geleneksel maddenin karşıtı olmanın yanı sıra aynası olduğunu
düşünüyorlar.

Evrenin doğum anına
ilişkin kuram olan Büyük Patlama ile birlikte eşit oranda madde ve
anti-maddenin boşluğa (uzaya) bir noktadan yayıldığını düşünen bilim
adamları, yalnız maddeden oluşmuş görünen bugünkü evrende kayıp
anti-maddenin nereye gittiğini araştırıyorlar. Modern fizikte ilke olarak
madde ve anti-maddenin birbirini yok etmiş olması gerektiği de düşünülüyor.
Büyük Patlamadan sonra evrenin yapımı için yeterli madde kalmıştı diyen
astrofizikçiler, kaybolan anti-maddeye ait izlerin bugün sadece evrenin
derinliklerinden gelen kozmik ışınlarda ve yeryüzündeki parçacık
hızlandırıcılarında görülebileceğini hesaplıyorlar.
Tam
27 kilometre uzunluğunda çevresi olan dev laboratuar aygıtı atom altı
parçacık hızlandırıcısıyla ünlü CERN`de, anti-maddenin inceleme kaydı için
uzun süreli anti-madde elde edilmesi amacıyla çalışıyor. CERN yetkilileri;
bir amacımız, Evren sırf anti-maddeden yaratılmış olsaydı bugünkü evrenle
aynı olur
muydu sorusunun yanıtını da almaktır diyor ve şunu ekliyor: Anti-madde,
maddeden yüz milyarda bir oranında bile değişik çıkarsa, bu evrenin neden
maddeden yapıldığını, anti-maddenin niçin yok olduğunu açıklayabilecektir.
Tanrının
zerrecikleri ya da tozu da denilen, bilimsel adı
Higgs
Boson zerreciği olan bu anti-madde partikülleri deneyle bulunursa, bilim
belki de uygarlığın en önemli keşfini yapacak; evrenin ve maddenin temel
yapı taşı saptanacak
Son
teknoloji ürünü süper iletkenlerin bulunduğu 27 km’lik bir tünelde,
eksi
271 derecede yapılan çalışmalarda elementin atom altı parçacıkları ışık
hızına çıkarılarak, tünelin ortasında kafa kafaya çarpıştırılacak. Uzun
borular içinden geçirilen hızlandırılmış partiküllerin çarpışması, tıpkı
evrenin oluşmasına yol açan
Big Bang (Büyük
Patlama)
gibi bir durum yaratacak.
Kara
Madde’nin ipuçları
Muazzam
proje kapsamında gerçekleştirilecek deneyler esnasında minyatür kara
deliklerin ortaya çıkması ve evrenin sürekli genişlemesine neden olan kara
maddeye dair yeni ipuçlarının elde edilmesi hedefleniyor. Cihaz
çalıştırıldığı zaman, mıknatısla tünelde hızlandırılarak yaklaşık ışık
hızına ulaşacak protonlar, karşı yönden gelen protonlarla çarpışacak. Bir
saniyede 800 milyon çarpışmanın beklendiği deney esnasında her proton,
saatte yaklaşık 200 km hız yapan 400 ton ağırlığında bir trenin çarpmasına
eşit bir darbeye maruz kalacak. Çarpışma sonrasında ortaya çıktığı öne
sürülen
Tanrı’nın
zerrecikleri tünelin içine yerleştirilen
Atlas
dedektörü tarafından tespit edilecek. Bu asrın en iddialı bilimsel projesi
olan deneyde Tanrı zerreciklerinin varlığının
ispat
edileceği an, Tanrı’ya muhtemelen en çok yaklaşılan an olacak.
Higgs
Boson nedir?
Edinburgh
Üniversitesi teorik
fizikçilerinden
Peter
Higgs`in
60`lı yıllarda ortaya attığı
Higgs Boson
(Tanrı’nın
zerrecikleri),
Büyük Patlama‘dan
sonra ortaya çıkan parçacıkların adıdır.
Higgs `e
göre kainat; Higgs Alanı adını verdiği bir enerji tarafından yaratıldı. Söz
konusu enerji,
Büyük Patlama
sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girerek
Higgs Boson
adı verilen zerreciklerin meydana gelmesine neden oldu. Bu zerrecikler
maddeye kütle kazandırdı.
Higgs`in
bu
teorisi o
dönemde klasik fizik dünyasının bazı kesimlerinde ilgi görmemişti. Aradan
geçen kırk yıllık sürede onun ortaya attığı parçacık teorisi CERN’ deki
çalışmayla önümüzdeki mayıs ayında belki gerçeğe dönüşecek.
Bu deney; tam olarak
gerçekleştiğinde büyük patlamanın küçük bir örneğini yaratacağından dünyanın
sonunu getirebilir endişesini taşıyan bir sürü kişiye rağmen son hızla
çalışmalar sürüyor ve yapılan açıklamalarda zerreciklerin çarpışmalarında
ortaya çıkacağını düşünülen yüksek enerjinin zararını engelleyebilecek bir
yöntem geliştirildiği bildiriliyor.
Kuantlar
arası tünel
Antik Yunan filozofları
ve ezoterik kadim okullar ise var oluşun özü kabul ettikleri ve ‘Hill’
adını verdikleri, ilksel bir enerjinin varlığından ve bu enerjinin ne
olduğunu anladığımızda yaradılışın sırrını çözeceğimizden hep söz ettiler.
Sürekli dönüşen kara enerjinin kara delikler yaratarak, paralel evrenlere
geçiş kapısı olduğunu, enerjinin o çökme anında başka bir evrende yeni bir
başlangıca neden olduğunu ve tek bir evren değil, evrenler olduğunu
iddia eden bilim adamları da var.
Isparta
uçağı kazası
2008 yılının mayıs ayında
sonuçlanacağı düşünülen CERN çalışmasının üyesi olan yirmi ülkeden altı bin
bilim adamının değerli çalışmaları tüm dünya tarafından merakla
bekleniyorken geçtiğimiz ay ülkemizde
bu konuda çalışan değerli bilim insanları
hayatını kaybetti. Isparta’da düşen
uçağın içinde bulunan yeri dolmaz isimlerin geçirdikleri kaza gerçekten
enteresan bir tarihte ve şekilde oluştu. Akıllara değişik senaryolar getiren
kaza hakkında gerçeği sanırım hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Onları rahmet ve
üzüntüyle anmadan geçemezdik Tanrının zerreciklerinde.
Paralel evren teorisinin
belki de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken
bilim adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar:
İnsan
hücrelerinin yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip
olduklarını keşfedildi.
İnsanoğlunun en küçük zerreciği diyebileceğimiz hücre ile yapılan deneylerde
yeni bir noktaya gelindi.
Daha önce, hücre
zarlarındaki elektrik alanlarını ölçebilmek mümkün olmuştu, hücrelerin ana
gövdesi içindeki elektrik alanları ölçülememişti. Bilim adamları hücrelerin
içsel bir elektrik alanına sahip olduklarını bile bilmiyordu.
Bu
keşif hücre araştırmacıları için şaşırtıcı oldu. Bilim adamları inanılmaz
güçlü alanlara neyin neden olduğunu veya neden orada olduklarını bilmiyor.
Ama şimdi yeni voltaja – hassas boyalar gibi nano aletler kullanarak, en
azından bu elektrik alanlarını ölçmeye başlayabiliyorlar. Araştırmacılar bu
minik ama güçlü elektrik alanlarını inceleyerek kanser gibi hastalık
durumları ile
ilgili daha fazla bilgi öğrenebileceklerine inanıyorlar.
Profesör
Raoul Kopelman’ın başkanlık yaptığı Michigan Üniversitesi araştırmacıları
voltaja – hassas boyaları sadece 30 nanometre çapındaki polimer kürelere
yerleştirdiler. Bu nano parçacıkları beyin – kanseri hücrelerinin içsel
sıvısında test ederek, Kopelman elektrik alanlarının 15 milyon volt/mt kadar
güçlü olduğunu keşfetti, bu alan yıldırımda bulunan elektrik alanından beş
kat güçlü. Ancak, bu keşif inanılmaz ilginç olmanın ötesine geçiyor; bulgu
muhtemelen araştırmacıların hastalıklara bakma şeklini değiştirecek.
Kopelman bulduğu sonuçları bu ay Amerikan Hücre Biyolojisi Topluluğunun
yıllık toplantısında sundu. Kopelman “Ölçümler ile ilgili şüpheler olmadı”
diyor. “Ama bir yorumumuz yok.”
Hücre
ile ilgili bölüm Sevgili Saffet Güler’in çevirisinden taze taze alıntıdır.
Bu yazıya başladığımda Isparta uçağı henüz düşmemişti, Saffet’in çevirisi
geldiğinde ise yazı bitmek üzereydi. Derler ya aslında hiçbir şey tesadüf
değildir… Ben izninizle hücre enerjisi keşfiyle ilgili naçizane bir yorum
yapmak istiyorum şimdi.
CERN’de
tanrının zerrecikleri yaratılıp beşinci boyuta geçmeye çalışılırken
insanoğlunun zerreciklerindeki enerjinin, hücrenin içinde Big Bang yaratmak
ve paralel evrene geçişini sağlamak için insan tarafından kullanılmadığını
veya kullanılmayacağını kim bilebilir ki?
Tanrının
Mucize Zerrecikleri İşte!
Nameste.
Kaynaklar:
http://teachers.web.cern.ch
http://www.biltek.tubitak.gov.tr
http://www.atominsan.com/anti_madde.htm
http://www.fizikkulubu.net/antimadde
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Nesrin Dabağlar
1964, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi
mezunu. 12 yıl devlet memurluğu yaptı. Özel sağlık
kuruluşlarında muhasebe, halkla ilişkiler ve yöneticilik
görevleri yaptı. Reiki, Karuna Ki, yoga, şiir, müzik,
tiyatro, resim, kitaplar ve yazmakla iç içe geçmiş bir yaşam
sürüyor.
Detaylı bilgi
|