|
DUYGULARIN
BAMTELİNE DOKUNABİLMEK...
Müzikterapi, Türk Müziği ile Tedavi
Son zamanlarda müzik marketlerde yerini
almaya başlayan Türk Müziği ile rahatlama CD’leri, müzikle tedavide
Türk Müziği’nin yerine dikkatimizi çekiyor.
Kültürümüzden bize kalan en
önemli miraslardan biri olan Türk Müziği, müzikal ve duygusal
zenginliği ile bize keyifle dinlemenin de ötesinde birşeyler
kazandırıyor. Peki, Türk Müziği’ni bu kadar etkili kılan ne? Dünyada
yerini almaya başlamış olan müzikterapi, böylesine bir kaynağa
sahipken Türkiye’de hakettiği konumda mı? Bu soruları Müzikterapi,
Ruh Sağlığı için Müzikle Tedavi kitabının yazarı Psikiyatri Uzmanı
Dr. Adnan Çoban’a yönelttik.
Duygu Celen:
Adnan Bey, insanların çağlardır müziğin şifa gücünden haberdar
olduğunu biliyoruz. Günümüzde ise bu, bilimsel araştırma ve
çalışmalar sayesinde yeni yeni anlaşılmaya başlıyor. Bize bilimsel
çalışmalardan ve bilimin müziğe nasıl baktığından sözedebilir
misiniz?
Adnan
Çoban: Bilimsel çalışmalar 1990’dan sonra ağırlık kazandı. Daha
önceden müziğin sadece eğlenme ve hoşlanma aracı olarak kullanıldığı
düşünülüyordu. Yapılan araştırmalarla müziğin hem psikolojik hem
biyolojik hem de sosyal alanlarda, sağlığı düzenleyici olarak
kullanılabileceği ortaya çıktı. Önceleri müziğin biyolojik etkileri
olabileceği soruları gündeme gelmiyordu. Daha çok, insanın iç
huzurunun oluşması, rahatlaması, sosyal etkinlik olması açısından
önem veriliyordu. Hatta bir dönem müzikterapi, alternatif bir tıp
yöntemi olarak düşünülüyordu. Fakat yıllar geçtikçe, bazı alternatif
tıp yöntemlerinin geleneksel tıp yöntemlerine katıldığını görmeye
başladık. Tarihin seyri içerisinde birçok yöntem gündemde olduğu
müddetçe hakettiği yeri buluyor. Eğer temeli sağlamsa ve gerçekten
etkisi varsa bir şekilde insanlar bunun değerini anlıyorlar ve
kullanmaya başlıyorlar. Müzikterapi de yıllardan beri şamanların
ayini gibi algılanıyordu. Ve bunların herhangi bir şekilde insanın
biyolojisine etkisi olduğu kabul görmüyordu. Fakat 1997 yılında
Amerikan Müzik Terapi Birliği, müzikterapiyi, insanın zihinsel,
beyinsel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için
kullanılabilecek bir yöntem olarak kabul etti. Yani müzikterapi de
klasik bir terapi yöntemi haline geldi.
Duygu:
Türk Müziği,
müzikterapi alanında en çok kullanılan müzik türlerinden
biri. Hatta yurtdışında
da tıp merkezlerinde kullanıldığını biliyoruz. Müziğimizi bu kadar
güçlü kılan etken nedir?
Adnan Çoban: Bizim
müziğimizin özelliği, birçok sesi bünyesinde barındırmasıdır. Mesela
pentatonik müzik var, beş sesli müzik dediğimiz. O zaten bizim Orta
Asya’dan beri süregelen öz müziğimiz. Özellikle Türkler bu müzik
tarzını çok kullanmış ve geliştirmiştir. Hala Orta Asya’da, Türk
Devletleri’nde bu müzik icra edilir. Bunun yanında Japonya’da,
Çin’de, Kore’de pentatonik müzik geleneksel müzik olarak kabul
görmektedir. Bunun yanında, Klasik Türk Müziğinde kullanılan sesler
Batı Klasik Müziği’nde kullanılan sesler değildir. Bunu Batı Müziği
ile Türk Müziği’ni kıyaslamak için söylemiyorum. Batı Klasiği kendi
içerisinde çok büyük bir müziktir. Büyük bir alandır. Batı Müziği, o
insanlara ilham verir; o insanların beyin yapılarına, algı
şekillerine uygun bir müziktir. Ancak oryantal müzik dediğimiz doğu
müziği de kendi içerisinde bazı zenginliklere sahiptir. Bu
zenginliklerden bir tanesi de ses sistemidir. Batı Müziği’nde, yarım
sesler arasında dört buçuk ses hariç sesler kullanılmamakta. Bizde
ise koma sesi dediğimiz, iki ses arasında dokuz adet farklı ses elde
edilebilir. Örneğin Türk Müziği’nde ise Si koma bemolü dediğimiz
yani bir komalık si değeri sadece tek bir çeşitte değildir. Mesela
Segâh makamı, Uşak Makamı, Hüseyni, Rast, Rehavi gibi birçok makamda
bu Si notası tek bir koma olarak geçer, ancak hiçbir zaman icrada
bunlar bir koma olarak çalınmaz. Yani rast makamının si koma
bemolüyle segâhınki, uşak makamınınki ve hüseyni makamının Si
komaları farklı çalınır. Bu neyi gösterir? O zaman oryantal
dediğimiz doğu yaşayışını, felsefesini, onun hissini yaşamanız
gerekir.

Bu koma bemoller yöresel olarak
da birçok şeyi sembolize eder. Buradan hareketle de insanların
hafızalarından başlayıp da birçok beyin alanına bu komalar etki
edebilir. Farklı etkiler elde edilebilir. Zaten bu yüzden makamların
etkileri denilen birşeyden bahsediyoruz. Rast ve Rehavi makamı
mesela, ikisi neredeyse aynı makamlardır fakat ikisi de farklı
duygulara hitap eder. Yani tek sesten birçok duyguyu
yaratabiliyorsunuz. Batı’da ise böyle birşey yok. Yani işin manevi,
duygusal boyutu bu şekilde çeşitlenemiyor. Genelde orada belli
sesler var. Böyle bir makam zenginliği yok. Batı’nın etkisi olmadığı
ya da Türk Müziği’nden zayıf olduğu gibi bir yorum çıkarmak
istemiyorum. Ama ortada bazı şeyler var ki doğru; en azından
kullandığımız müzik şanslı bir müzik. Çok zengin, birçok duyguya
hitap edebilen bir müzik. Bu müziğin etkisini keşfetmiş olan bazı
Batı müzikterapistleri bunu şu anda kullanmaya başlamış durumdalar.
Viyana’da Etnomed Müzikterapi Enstitüsü’nde bu kullanılıyor. Birçok
alanda, birçok yerde Doğu müziği ve dansları terapilerde
kullanılıyor. Makamların neden bu kadar öne çıkarıldığı ise, onların
kendi karakterlerinin olmasından kaynaklanıyor. Her makamın kendi
karakteri var.

Dünyada hiçbir şey birbirinden
ayrı değil. Makam dediğimiz, seslerin karakteri gündeme geldiği
zaman, insanın karakteri ile bunu denkleştirebilirsiniz. Makamın
karakteri ile insanın karakteri farklı değildir. Dünyada herşey bir
denge içerisindedir. Dünyanın bir akordu vardır. O akord biz
hissetmesek de devam etmektedir. Dünyanın kendi ekseni etrafında 24
saatte dönmesi bir ritim oluşturur. Bu ritim değişmez. Dünyada
birçok dalgalanmalar, çalkantılar, savaşlar olur. Bizim dünyamız,
gündemimiz hep değişir. Sürekli birşeyler yaşarız ama dünyanın
dönüşü değişmez. Kâinatta denge devam eder. O yüzden seslerin
ahengi, suyun akışı, kuşların cıvıldaması, dünyanın dönüşü bunların
hepsi insan ile bağlantılıdır, örtüşür. İnsan bunların hepsinden
etkilenir. Ve hepsinden birşeyler alır. Aldıktan sonra zaten dünyayı
şekillendirmeye çalışır. İşte o şekillendirme aşamasında bizim
dünyadan ne kadar fayda elde edebildiğimiz veya algımızın ne kadar
düzelebildiği ölçüsü çok önemlidir. Buradan hareketle Türk İslam
bilginleri makamların etkilerini keşfetmişler. Farabi, İbni Sina, El
Kindi gibi büyük İslam bilginleri bunu araştırmışlar. Eğer bu
felsefeyi hissetmeyi başarabilirsek, insanların duygularının
akordunu yapmada müziği kullanabiliriz. Farabi bunu kullanabilmiş.
9. yüzyılda
duyguların bamteline dokunabilmek büyük bir maharettir.
İşte bu büyük sanatkârlar, bu büyük hekimler, bunu keşfedebilmişler.
Bizim bunu keşfedebilmemiz içinse o felsefeyi anlamaya çalışmamız
lazım. Onlar bunu nasıl elde etmişler? Biz de bunu yapmalıyız.
Bununla ilgili çalışmalar var. Viyana’da Etnomed Müzikterapi
Enstitüsünde Kadir Tuçek bu konu üzerinde çalışmaya gayret ediyor.
Kendisi Batılı ama oryantalist felsefeyi çok özümsemiş ve bunun bir
çıkış yolu olabileceğine inanmış bir insan.
İnsan faktörünü düşüneceksiniz.
İnsanı karşınıza alacaksınız ve onunla iletişime gireceksiniz. İşte
müzikterapi bu iletişimi hızlandırıyor. Kimyasal tepkimeleri
hızlandıran bir katalizör gibi görev yapıyor. Karşınıza insanı
alıyorsunuz, hiçbir araç olmaksızın ondan bilgi aktarmaya
çalışıyorsunuz. İşte bunu o zamanki hekimler yapmış. Bu şekilde
yapıldığı için de buna alternatif tıp denmiş. Alternatif tıp eğer
insandan daha fazla bilgi almamızı sağlıyorsa bence faydalıdır ve
insanı anlamamıza hizmet eder. İnsandan insana hücresel boyutta
iletilen bilgiler var. Daha çok yardımı olabilmek için bu bilgileri
elde etmemiz gerekiyor. Müzikterapi bu konuda çok etkili. Makam,
ritim, saz, ses, dans, bunların hepsi insana ulaşmak için...
Duygu:
Eski Türklerde de hekimlerin müzik bilgisine sahip olmasının çok
önem taşıdığı biliniyor.
Adnan Çoban: Evet önem
taşıyor, hatta Şuuri Hasan Efendi’nin şöyle bir sözü var. “Müzik
bilmeyen hekimin tanı ve tedavisi eksik kalır” diyor. Ben de
hekimlerin, müziği ve sanatın diğer alanlarını, en azından dinleyici
ya da sanat eserini değerlendirebilme seviyeside bilmeleri
gerektiğini düşünüyorum. Bu onların hekimlik sanatları açısından
önemli bir zorunluluktur diye düşünüyorum. Yani Şuuri Hasan
Efendi’ye katılıyorum. Eğer böyle olursa daha kapsamlı
yaklaşabiliyorsunuz hastaya.
Hekimlik de bir sanattır ve
sanatı destekleyen diğer sanatlar sizin sanatınızın gücünü arttırır.
O yüzden hekimlerin bunu bilmesi kendi meslekleri açısından gerek.
Duygu:
Türk Müziği’nde çok sayıda makam olduğunu biliyoruz. Bunlar birçok
duyguya karşılık geliyor olmalı.
Adnan Çoban: Tabiki... 400
hatta bir rivayete göre 1000’in üzerinde makam olduğu söyleniyor.
400 makam, 400 farklı karakter demek. Demek ki insanda çok daha
fazla karakter vardır. Makamlara da bakıyorsunuz belli bir dizide
gidiyor. Yüksek seslerde dolaşıp aşağı iniyor. Örneğin Uşşak makamı
peslerde dolaşıyor, ondan sonra biraz orta seslerde dolaşıp yine
aşağı iniyor. Rast ise pes seslerden başlayıp zemini oluşturuyor,
ondan sonra yukarılara çıkıyor ve aşağıya iniyor. Bazı makamlar ise
peslerin en uçlarından tizlerin en uçlarına gidiyor. Böyle uçları
zorlayan makamlar da var. Bu insanın karakterine çok uyar.
Makamlardan insan karakteri ortaya çıkmamış, insan karakterinden
makamlar ortaya çıkmıştır. İnsanı keşfetmek için zaten bu işler
ortaya konuyor. Matematikten tutun müziğe, felsefeye kadar her şey
insanı anlamak için. Birçok sisteme göre yaratılmışların en güzeli
insan... Kâinatta ne kadar varlık varsa bunların en üst en gelişmiş
seviyede yaratılmış olanı insan. Bütün özellikler insanda biraraya
gelmiş. Biz o zaman herşeyi insanda bulabiliriz demektir. İnsana
baktığınız zaman onun derinliklerinden müzik de çıkarıyorsunuz,
müziğinizi de zenginleştiriyorsunuz. Kazanç da çıkarıyorsunuz,
psikolojik tahliller de çıkarıyorsunuz. Biyolojik bir takım
açılımlar da ortaya çıkarıyorsunuz. Herşey insanda ortaya çıkıyor...
Bu makamların da insanların karakterlerine göre ortaya konduğuna
inanıyorum. Ona göre de etkili olacağını düşünüyorum. Nitekim
burçlara göre makamlar diye çalışmalar da var biliyorsunuz. Fakat
bunların zeminin sağlam olması lazım. Bunlar tarihi bilgidir.
Bunları günümüz metodolojisine göre ortaya koymanız gerekir. Ben bu
olaya hiçbir şekilde alternatif tıp mantığıyla yaklaşmadığım için
klasik yöntemleri kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Alternatif
yöntemleri kullandığınız zaman siz metodunuzu alternatif tıp
mesafesinde tutarsınız. Bunun ilerisine geçebilmek için bir hekimin
size yön vermesi gerekir. Bir hekimle beraber çalışırsanız ancak
alternatif basamağından bir üst noktaya çıkarsınız. Bilimsel destek
olmadan, alternatif yöntemlerde kullandığınız argüman çok güçlü de
olsa o gücü yakalayamıyorsunuz. Bu uygulamaların hekim kontrolünde
yapılması uygundur. O zaman şimdiye kadar üretilen bilgi de değer
kazanır.
Müzikterapi uygulamaları kliniğin içerisinde olmalıdır. Fakat stresi
önlemek, klinik ortama gelinmesi şart olmayan vakalar vardır. O
zaman uygun merkezlerde bu terapiler yapılabilir.
Duygu:
Türkiye’de müzikterapiyi kullanan psikiyatrist sayısı ne oranda?
Müzikterapi gerçekten kullanılıyor mu ülkemizde?
Adnan Çoban: Türkiye’de
müzikterapiyi klinikte uygulayan yok. Gerçek manada yok maalesef.
Yetiştirmek gerekiyor. İnşallah böyle bir gündem oluşur. Artık
ülkelerde binlerce müzikterapist var.
Duygu:
Siz Türk Tedavi Musikisi Uygulama ve Araştırma Grubu’nu (TÜTEM)
kurdunuz. Bu grupla beraber yaptığınız çalışmalar neler?
Adnan Çoban: Bu grupla, Türk
insanına müzik terapiyi nasıl kazandırabiliriz; tarihi
bilgilerimizle günümüz tıbbını nası entegre edebiliriz ve kişimizin
algılayabileceği ve faydalanabileceği şekilde bir müzikterapi
konseptini nasıl ortaya koyabiliriz..., bunları araştırıyoruz. Bunun
yanında sanatsal etkinliklerimiz oluyor. Müzikterapiyi tanıtmak
üzere, müziğin rahatlatıcı özelliğinden yararlanmak üzere dizayn
edilmiş konserlerimiz var. Bu tür konser etkinliklerini
gerçekleştiriyoruz. Bunun yanında yurt dışındaki bağlantılarımızı
oluşturmaya gayret ediyoruz. Önümüzdeki yıl bir merkez oluşturma
aşamasındayız. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın katkılarıyla ve
teşvikiyle, bir hastane ve hastanenin bünyesinde bir müzikle tedavi
birimi oluşturmayı düşünüyoruz. Hedefimiz bu. Orada daha kapsamlı
müzikle tedavi çalışmaları ve araştırmaları olacak. Müzik-beyin
araştırmaları... Sadece terapi tarafından bakmamak, araştırma
boyutunu da muhakkak ortaya koymak lazım. Kendi bilgimizi üretmemiz
lazım. Başkalarının bilgilerini kullanarak insanımıza çok faydalı
olamıyoruz. Araştırmalarda ortaya konan şeyler bizim insanımıza
uygun olmayabiliyor. Kendi bilgimizi üretmek zorundayız. Biyolojik
alanda olduğu gibi, psikolojik ve sosyal alanda da bu geçerli. Zaten
Türkiye’nin en büyük sorunu kendi bilgilerine hâkim olamaması.
Başkalarının bilgileriyle hareket ediyor oluşumuz. Kendi bilgimizi
ürettiğimizde, o zaman gerçek bir güç haline geleceğiz. Kendi
bilginizi ürettiğinizde otorite olursunuz. Ülkemizin özelliği de
otorite olabilecek bir konumda olmasıdır. İnsani bir takım bilgileri
ürettiğiniz de bu olacaktır. Bu müzik için de geçerlidir, diğer
alanlar için de geçerli.
Duygu:
Müzikterapi hangi
rahatsızlıkların tedavisinde kullanılıyor?
Adnan Çoban: Müzikterapi, her
türlü rahatsızlığın tedavisinde kullanılabilir. Daha çok, hiperaktif
ve otistik çocuklarda, zekâ geriliği, konuşma güçlüğü, öğrenme
bozukluğu olan çocuklarda; erişkinlerde depresyon, şizofreni, panik
atak, sosyal fobi; yaşlılarda alzheimar hastalığında... Alzheimer
hastalığının rehabilitasyonunda, davranışların kontrolünde en uygun
tedavi olarak müzikle tedavi görüldü. Geçen Haziran ayı içerisinde,
Viyana’da, 8. Psikiyatri Kongresi’nde bir sunumda bunama
hastalarında ajitasyon (ani öfke vb.) denilen davranışlar ve dikkat,
konsantrasyon, hatırlama üzerinde en etkili yaklaşım olarak
müzikterapi ortaya konuldu. İlaç tedavisi dâhil diğer yöntemlerin
yanında müzikterapinin en etkili yaklaşım olduğu belirtildi.
Müzikterapi kapsayıcı bir yöntem olarak tavsiye edildi. Müzik,
geçmiş bilgilerin hatırlanmasında da önemli. Bazı kadın doğum
kliniklerinde ve ağrı tedavisinde de kullanılıyor. Fiziksel engelli
olanlarda, felçli hastalarda müzikterapi etkinlikleri çok sık
kullanılıyor.
Viyana’da gözlemleme şansı
edindim, bir elini kullanamayan bir hastanın parmakları arpın
üzerinde gezdiriliyor. Daha sonra kendisinin yapmasını bekleniyor.
Bu şekilde sırayla parmakları gelişiyor. Hem motive edici, hem motor
gelişimini arttırıcı bir etken olarak müziketerapi kullanılıyor.
Enstrüman çalma ve dans da müzikterapide çok önemli.
Duygu:
Bir müzikterapi seansı
hangi aşamalardan oluşuyor?
Adnan Çoban: Kişi kliniğe
başvuruyor ve bir ekip değerlendirmesinden geçiyor. Ondan sonra eğer
müzikterapiye uygunsa, örneğin diğer terapi yöntemleri ile tedavi
edilemeyecek bir kişi ise, müzikal yeteneği, müzik algısı iyi ise ve
müzikle daha iyi motive olacağına inanılıyorsa bu insanlarda
müzikterapi uygun görülür. Birinci seansta müzikterapist bir takım
değerlendirme yöntemleri ile kişinin ihtiyacını belirler. Nasıl bir
çalışma yapacağını ve kişinin hangi müzikal aktivitelere uygun
olacağını belirler. Dansa mı, enstrümana mı, enstrüman ise hangi
enstrümana, bireysel çalışmaya mı, koro çalışmasına mı uygun?
Bunları tespit ediyor ve plan yapıyor. Hedefi doğrultusunda haftada
bir veya iki terapiyi uyguluyor. Arada değerlendirme ölçeklerini
uygulayarak kişinin ilerlemesini gözlemliyor. Bu arada farklı
yöntemler gerekirse onları da uyguluyor.
Duygu:
Peki, müzikterapi diğer tedavi yöntemleriyle kıyaslandığında nasıl
bir konuma sahip?
Adnan Çoban: Müzikterapi, diğer
yöntemlere alternatif bir yöntem etkisi yaratmıyor. Hiçbir tedavi,
diğer tedaviye üstünlük ya da alternatif olsun diye ortaya çıkmaz. O
yüzden bir insana ilaç tedavisi gerekiyorsa tedaviyi verirsiniz. Ama
bunun yanında diğer terapi yöntemlerini de devreye koyarsanız tedavi
şansınız artar. Tedavi şansı yüzde altmışsa, yüzde seksen doksan
olur. Demek ki kapsayıcı yaklaşmak lazım. Müzikterapi, özellikle
çocuklarda terapi ve tedavi başarımızı arttıran bir yöntem. İlaç
tedavisini çocuk yine kullansın ama bununla beraber müzik terapiyi
de devreye sokarsak ilaç tedavisinin de şansı artmış oluyor. Şöyle
birşey var. İlaç tedavisinin belki de korkulan bir tedavi olarak
görülmesinin, insanların sıcak bakmamasının altında veya birçok ilaç
tedavisinin başarısız olmamasının altında yatan neden destekleyen
tedavi yöntemlerinin devreye sokulmamasıdır. Siz eğer destekleyen
tedavi yöntemlerini devreye sokarsanız ilaç da hakettiği yere gelir.
Bugün ilaçlar sayesinde birçok rahatsızlığı da tedavi edebiliyoruz.
Mesela hiperaktif bir çocuk, dikkat dağınıklığı nedeniyle sürekli
hareket eder. Onun dikkatini düzenleyen ilaçlar verdiğiniz zaman,
çocuğun hem davranışları hem de dürtüsel hareketleri düzeliyor.
Şimdi bu dikkati destekleyen bir de müzik terapiyi işin içine
sokarsanız ki müziğin dikkati arttırdığı, insandaki bilişsel
fonksiyonları arttırdığı söz konusu, o zaman hem ilacın etkisini
arttırmış oluyorsunuz, hem de tedavinin süresini hızlandırmış
oluyorsunuz. Bir faydası da, verdiğiniz ilaç dozajını daha düşük
miktarda tutabilme şansı vermesi. O yüzden hem etki gücünü artırmak
hem de verdiğininz dozajı arttırmamak adına destekleyici tedavileri
işin içine sokmak gerekiyor. Müzikterapi ise bu anlamda çok etkili.
Birçok terapi yöntemini kapsıyor çünkü.
Duygu:
Şizofreni Evi Dostluk
Derneği ile de çalışmalarınız var sanırım.
Adnan Çoban: Evet, şizofreni
hastaları ile bir koro çalışmamız olmuştu. Türkiyede ilk defa
şizofreni korosu oluşturduk. Böyle bir koro kurup bir sene sonra bir
konser düzenledik. Çok güzel bir aktivite oldu, çok duygulandık,
birçok insan gözyaşlarına boğuldu. Şizofreni hastalarına deli, akıl
hastası damgalaması vardır, ümitsizce kaderlerine terkedilmişlerdir.
Biz bir sene çalıştık. Terapiler yapıldı. Sonuçta çıkıp 300, 400
kişinin karşısında şarkı söyleyecek kadar insanlara güvenir hale
geldiler. Yabancılaştıkları çevreyi tekrar tanımaya başladılar. Bu
tür etkinliklerin böyle sonuçlarını görünce daha çok
yaygınlaştırmak, çok daha etkin hale getirmek konusunda daha da
heveslendik, çalışma şevkimizi arttırdı. İnşallah ileride buna bağlı
çalışmalar çok daha yaygınlaşacak.
Duygu:
Çok teşekkür ederiz Adnan Bey...
|
Editörün
Notu:
TÜTEM Konserleri düzenli
şekilde Türk Musikisi severler ile buluşuyor. Bu ayki konserler:
10 Aralık 2005 Cumartesi
saat:19.30 Altunizade Kültür Merkezi
24 Aralık 2005 Cumartesi
saat:15.00 Yerebatan Sarnıcı’nda gerçekleşecek.
Konserlere katılım
ücretsizdir.
Türk Müziği ile tedavi
çalışmaları yapan bir diğer grup ise TÜMATA (Türk Müziğini
Araştırma ve Tanıtma Grubu). TÜMATA, 1976 yılında, Türk
Musikisi’nin doğuşunu, gelişmesini, tedavi değerini, repertuar
ve enstrüman zenginliğini araştırmak ve tanıtmak amacı ile Yrd.
Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç tarafından kuruldu. Müzikterapi
alanında da çalışmaları bulunuyor.
Türk Müziği ve Türk Müziği
ile tedavi hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için:
http://www.mcaturk.com/acoban_kose.htm (Adnan Çoban’ın köşe
yazıları)
www.tumata.com (Türk Müziğini Araştırma ve Tanıtma Grubu
resmi web sitesi) |
EDİTÖR
HAKKINDA BİLGİ
Duygu
Celen 1983 İzmir doğumlu. 2001’den beri İstanbul’da
yaşıyor. 2005 yılında İndigo Türkiye grubuna ve ardından
İndigo Dergisi ekibine katıldı. Yıldız Teknik Üniversitesi
Matematik Mühendisliği son sınıf öğrencisi. celendyg@yahoo.com
|