|
Yazar:
Meliha Başal
– Mayıs 2008
Kars Yolu
Uzun yollardayız, tıkışmış
yaşamlarla bir taksinin bunaltıcı havasını soluyoruz. Kars’a giden yolda tek
bir ağaç görmek mümkün değil. İç Anadolu’nun bozkırlarını anımsıyorum, bizim
oraları, yollarında sadece toz dumanın uçuştuğu memleketimi, bazı
alanlarında Tuz Gölü’nün tuzundan kavrulmuş yanık kamışları.

Emel’le geceden
anlaşıyoruz yarın Kar’a gideceğiz değil mi diye. Taksiye biniyoruz ve- uçsuz
bucaksız tarlalar dedikleri şeyler bunlar olsa gerek- geçiyoruz hepsini
sırayla. Kışın her taraf ufka kadar bembeyaz oluyor ilkbaharda ise kırmızı
ve sarı çiçeklerle donanıyor tarlalar. Ne de seviyorum sarıyı, kendi kendime
söz veriyorum sarı çiçekler üzerinde uzanacağım ve berrak gökyüzünü izlerken
emel’le Hayriye de mangalda sucuk pişirecekler diye. Kokusu ta burnuma kadar
geliyor içerisi mangal dumanı dolmuş olacak ki Emel ‘çok bunaldım pencere
açılsın azcık havalanalım ya ‘diyor. Sonra tam Susuz ilçesi yol ayrımındaki
nehri gösterip havalar biraz daha düzelince buraya gelelim Hayriye’nin
ağacına dilek tutup bez bağlayalım diyor tatlı bir gülümsemeyle bense
içimden evet ya Arpaçay Kars arasındaki 40 km deki tek ağaç bu, iyi de ben
dilek tutup ağaca bağlama gibi bir şeye inanmam ki diyorum, oldu olacak
birde kliplerdeki gibi sazı elimize alıp dibinde tıngırdatalım.
Kars’a varıyoruz
alışveriş edip Emel’in yan flüt kursuna yetişmeye çalışıyoruz. Hocası
Azeri’ymiş, hocayı görmek istiyorum ama zaten geç kalmışız adam ‘Aaaa bak
bunlar alışverişe gelip kursu ekmişler ’demesin diye ben müzik evinin
karşısındaki boncukçuya yöneliyorum, dün geceden uğraştığım kolyelere kopça
yaptıracağım. İçeri giriyorum küçük bir dükkân her yerde kolyeler ve ashap
boyamalar asılı. Seviyorum atmosferi. Genç bir arkadaş içtenlikle karşılıyor
beni. Ben boncuklarımı çıkartıp bunları yaptıracaktım diyorum çocuk anlıyor
bendeki mahareti siz isterseniz buraya derse gelin diyor ben az buçuk
mütevazı bir tonda bilmem ki öle fazla yetenekli değilimdir ama severim
boncuklara uğraşmayı diyorum. Çay içmemi istiyor, kırmıyorum ve bu arada
arkadaki ufak ahşap atölyesine de göz gezdiriyorum. Gördükçe yapılan
çalışmaları içime şevk geliyor bir şeyler yapmak için. Eski uğraşlarıma
dönmek, ilgili olduğum şeylerle yüzleşmek hoşuma gidiyor. Emel kurstan çıkıp
geliyor bense o arada Mesut’a Rusça dilini daha kolay nasıl öğrenir
taktikler veriyorum, kendim İngilizce öğretmeniyim ama Fransızca da
öğrenmeye niyetliyim diyip gereksiz bir dipnot düşüyorum ve oradan Emel’le
ayrılıyoruz.
Beraberce bir kadın
derneğinin işlettiği lokantaya giriyoruz ev yemekleri yapıyorlar orada içeri
girer girmez ashaplar, oymadan sandalye, masa ve kocaman aynalar ilgimi
çekiyor. Evet, burası diyorum, yuvarlak ahşap bir masanın iki yanında
oturup eski Rus Medeniyeti’nden kalmış evleri izliyoruz. Kendimi siyah beyaz
bir resimden bir kesit gibi görüyorum. Mutluyum azıcık da hüzünlü. Ev
arkadaşımı, hayatımı paylaştığım Emel’i çok sevdiğimi hissediyorum, onunla
konuşmayı gülmeyi ağlamayı becerebildiğim için hem kendimle hem de onunla
gurur duyuyorum. Yaşamın insanları bu kadar laçka hale getirdiği,
samimiyetin sadece adının anıldığı, yapmacık dostlukların ve yapay
güzelliklerin sergilendiği bir evrende Emel’i Yeşim’i, ‘gız anam diyen
Eda’yı ve en önemlisi kendimi keşfettiğim için garip bir sevinç duyuyorum.
Kocaman camdan çiseleyen yağmuru seyrediyorum. Beraber aynı tabaktan yemek
yemenin zevkine varıyoruz, o tabaktaki etli biber dolmasını yiyor bense
salatalıkları ve sigara böreğini, o etlere biç göz atıyor ben tabaktaki
maydanozları seçiyorum. Aynı dünyada bize sunulmuş değerler gibi kendi
istediklerimiziz seçiyoruz. Yani tek tabaktan yiyebilmeyi becerebilen bizler
aynı dünyanın farklı zevklerinin tadına bakıp birbirimizi
zenginleştiriyoruz.
Karsa yeniden dönme vakti
geliyor bu sefer taksinin ön koltuğunda Emel ve ben üst üste Arpaçay’a
geliyoruz. Bunun rahatsız eden tarafı yok, bu durum daha da samimileştirdiği
için seviniyorum. Dostluk bazen yarım saatlik yolda arkadaşınla her yerin
uyuşarak, ağrıyarak ama hiç sorun etmeden minik sohbetler yaparak evine
gidebilmek belki de… |