Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Melda Güngül – Aralık 2007

Meşru Müdafaada Etik İkilemler

Hürriyet gazetesinin 13 Kasım 2007 tarihindeki internet sayfasındaki bir başlık dikkatimi çekti: “ ODTÜ’den Büyük Başarı ”… Başlık olsa olsa insanlığın iyiliği ve gelişimi için yeni bir keşif veya icatla ilgili bir haberin başlığıdır diye düşünerek açtım, okudum. 

“ODTÜ’den büyük başarı: ODTÜ'lü araştırmacılar, yerli kaynaklarla, radarda görünmezlik teknolojisinde kullanılabilecek yeni radar soğurucu kaplamalar geliştirdi. Yeni malzemeler, gemi, uçak, helikopter, denizaltı gibi askeri araçların radarda görünürlüğünü binde 1'e kadar düşürüyor.” 

Haber bana, küçüklüğümde rastladığım büyük küçük herkese sormayı adet edindiğim bir anket sorusunu hatırlattı: “Doğaüstü bir süper gücün olabilseydi, hangisini seçerdin?”. Aldığım cevapların en başında sıklıkla “Görünmez adam olmak” gelirdi. Bu cevap, o zamanlar aklıma gelmeyen bir soruyu daha doğurdu birden: “Görünmezlik ne işine yarayacak?” 

“Eğer görünmüyor olsam, gidip sınavın cevaplarını çalabilirim hocadan…”, “O sevmediğim biri var ya/Hani beni terkeden arkadaşım var ya/O çok kıskandığım ve neler yaptığını/başardığını bilmek istediğim kişi var ya/ … işte gizlice onu gözetleme fırsatım olurdu”, “Gider şu mağazadaki şu kıyafetleri alırdım”, “Gizli gizli gider şu arabayı yürütürdüm”, “İnsanların evine girer, onların gizli neleri varsa öğrenirdim”… Liste o andaki ilgi odağınızdaki nesne doğrultusunda değişik binlerce örnek cevap içerebilir. Ama hepsinde ortak olan bir şey gözden kaçmaz. 

Görünür haldeyken yapamayacağınız şeylerin listesinde maalesef göze en çok çarpanlar, haneye, işyerine, mahremiyete tecavüz, intikam, çalma ve bunlar gibi türlü erdemsiz davranışlardır. Zaten erdemli davranışları sergilerken kim görünmez olmak ister ki? Belki de erdemli davranışlarından dolayı alkış almak istemeyecek kadar yücegönüllü bir insan olabilir.  

“Savaşta her şey mubahtır” veya “Amaç aracı haklı çıkarır” düşünceleri etrafında toplanan herkes bu icada bir başarı olarak bakacaktır. “Ne de olsa ‘onlar’ (düşmanlar) bize zarar verirken biz elimiz kolumuz bağlı oturmamalıyız, biz de teknolojik olarak onları aşmalı, mümkün mertebe topraklarına tecavüz edebilme olanağımızı güçlendirmeliyiz. Ancak bir budala bilim ve teknolojiyi askeri hedefler doğrultusunda kullanmaz. Ancak bir budala her geçen gün daha güçlü silahlar, gizli enformasyon teknikleri geliştirmez.” diyen çok olacaktır.  

“Eğer meşru müdafaayı külliyen ahlakî olarak kabul edersek, diyor Nietzche İyi ile Kötü’nün Ötesinde adlı eserinde, o zaman erdemsizlik olarak nitelendirdiğimiz egoizmin tüm ifadelerini de kabul etmemiz gerekir: bize zarar verebileceğini düşündüğümüz bir durumu engellemek için kötülük yaparız, çalarız, öldürürüz. Bunları kendi varlığımızı muhafaza etmek ve garantilemek için yaparız. Varlığını sürdürme içgüdüsünü tatmin edebilme zorunluluğu doğrultusunda yalan ve kurnazlık gerçek birer araç haline gelir. Kasten, bilerek, bilinçli olarak zarar vermek; kendi varlığımız ve güvenliğimiz söz konusu olunca meşruiyet kazanır ve ahlakî kisveye bürünür […] Ahlaksızlık tabi ki bilmeden, kastetmeden verdiğimiz zararlarda değildir. O zaman soruyorum: Varlığımızın sürdürülmesi ve iyi durumda olmamızı sağlama amacının OLMADIĞI bir “kasten zarar verme” örneği var mıdır?” 

Bireysel boyutta verdiğimiz her kasti zararın gerisinde, esasında bireysel güvenliğimiz ve refahımız vardır. En hastalıklı zihin olarak kabul edebileceğimiz ve asla müsamaha gösteremeyeceğimiz seri katillerin dahi öldürürken yaptıklarında, varoluşsal anlamda bir rahatlama ve iyi hissetme amacı yok mudur? Yokluk içerisinde olup da bundan bir çıkış kapısı bulamayan bir kişi hırsızlık yaptığında toplum ve devlet bunu meşru kabul edebilir mi, “ne de olsa varlığını savunmakta” diyerek?  

“İş bulsun o zaman kendine, çalışsın hepimiz gibi” diye yargıladığımız kişinin karşımıza çıkıp,  “İş bulma çabamda tüm yollar tıkandı, çalmak ve öldürmek dışında başka çarem kalmadı” demesi herhangi bir kabul görmezken; “Diplomasi açısından tüm yollarımız tıkandı, savaşmak ve öldürmek dışında başka çaremiz kalmadı” diyen bir devlet ve toplumu nasıl kabul edebiliriz? Eğer dürüst olmak istiyorsak; ya bireylerin kendi varoluşlarını sürdürme amaçları yolunda çaresiz kaldıkları an itibariyle faydalanabilecekleri her türlü araca “nefsi müdafaa” gözüyle bakabilmeliyiz ya da bunu yapamıyorsak, özünde bir bireyden hiçbir farkı olmayan devletlerin savaş uğrunda geliştirdikleri her türlü bahanenin karşısında olmalıyız. 

Sürekli savaş halinde olduğumuz bir yüzyıldayız. Muazzam paraların döndüğü savaş sanayisinin karşısında durmak, intiharla eş anlamlı. Bunların farkında olmayan veya bunları kabul etmeyen, doğrusu pembe hayal dünyasında yaşamaktadır. Ama bu; hiçbir fazileti olmayan, hiçbir ahlaki değeri içermeyen bir sanayiye hizmet eden keşif ve icatları “başarı” başlığı altına almaya yeterli midir sorusunu engellememelidir.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Melda Güngül 1979, İstanbul doğumlu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Halkla İlişkiler ve Reklam bölümünden mezun oldu. Bir süre bu alanda çalıştı. 25 yaşında eğitimini aldığı kariyerden vazgeçip Felsefe masterı yapmaya karar verdi.  Detaylı Bilgi


 

HABERLER

Nükleer Yasa Kabul Edildi


İstanbul Üçüncü Köprüyü Kaldırmaz!


Yüzyılın Müzik Kralı: Elvis Presley


Güney Amerika’daki Gizli Şehir


Küresel Isınmaya Dur Diyebilirsiniz!


Bir Cevabım Var


Kornea Nakli ve Göz Sağlığı


Tanrı’nın Nefesi "Ozon"


İndigo Çocuklar:

Ateş Altındaki Konu!


Oyun Çocuklar için Niçin Önemlidir?


Akran Arabuluculuk


Aşkın ve İhanetin Kimyası


"Tanrı Okulları Kuralım"


Işıktan Hızlı Eylemsiz Özgürlükler


Aşk Çocuğu


Birbirimizi Bağlayan Ağlar

ve Facebook


Engelli Vatandaşlar Evde Çalışabilecek


Bir Yoksulluk, Bir Varsıllık, Bir Ölüm


Dil İllüzyonları


Meşru Müdafaada Etik İkilemler


Olasılıkların Olasılığı

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Meliha Başal

Teneke Tıngırtısı


Tuğba Yaman

Tık Tık! Kim O? Mutluluk 


Uzay Gökerman

Yanlış Yalnızlık Çağında


Didem Çivici

Ya Mevla’m!


Buse Doğan

Dali, Deli, Dahi


Merve Şen

Zaman Zaman


Türker Ercan

Su Perisi


Nilgün Doğan

Düşlerimdeki Yaşam-5


Volkan Burnaz

Bir Gün


Didem Çivici

Melek Yolu


Didem Çivici

Noel: Işığa Özlem

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00