Yazar: Melda Güngül KASIM 2007

Umulmayan, İmkansız Değildir

“Bugünün bilimi yarının mitosudur.” ~Niels Bohr~

Bundan yüzyıllar önce “dünya güneşin etrafında dönmektedir, güneş dünyanın değil” diyen bir adamı yargılayan, aşağılayan, kendisiyle alay eden ilginç bir türün şu andaki son nesliyiz.  Araştırsak; Galileo gibi zamanında gerçekleri görmüş ve savunmuş kim bilir kaç bilim adamına birer deli, hayalperest, dolandırıcı damgası vurulmuş olduğuna ve daha sonraki yüzyıllarda ‘bilimsel gerçekler’ olarak  kabul edilen tezlerine masal gözüyle bakıldığına tanık oluruz. Bundan 200 sene öncesinde yaşamış insanlara, tonlarca ağırlıkta havada gidebilen  taşıtlardan veya o anda kilometrelerce uzakta yaşanmakta olan olayları gösteren kutulardan bahsetsek gülerler ve buna tüm yüreğimizle inandığımızı farkettirsek bizi en yakın akıl hastanesine yatırırlardı kuşkusuz. Zamanın tekerrürden ibaret olduğunu ve insanın sürekli kendini tekrarlamakta inat ettiğinin hepimiz farkındayız. Geçen yüzyıllarda masal diye geçiştirilen birçok şey günümüzde bilimsellik niteliğini kazandı; bugün deli saçması denen birçok şeyin geleceğin bilimi olmayacağı ne malum. Bilimi gerçekleştiren, geliştiren tüm dehaların; zamanlarının dar görüşlü Ortodoks bilim dünyasına başkaldırmalarından dolayı ne bilebiliyorsak biliyoruz bugün. En azından “şu andaki bilinç seviyemiz dahilinde pek olası görünmese de, neden mümkün olmasın?” demek delilik olmamalı.

Yine deliliği göze almış bir yazar ve bir kitap var karşımda. Newton’ın determinist klasik fiziğini yerle bir etmiş kuantum fiziğine, olasılıklar teorisine gönül vermiş olan yazar Adam Fawer’ın Olasılıksız’ı [Improbable]. Niyetim tabii ki kitabın olay örgüsünü deşifre etmek değil; hala okumakta olan ve okuyacak olanların keyfini kaçırmak istemem. Değinmek istediğim tam da bugün “imkansız” dediğimiz şeylerin imkansız olmadığını dile getiren kuramsal kısımları.

Lisedeyken işin içinden çıkamadığım tek konu Olasılıktı. İşin mantığını tam anladığımı sandığımda ip bir yerinden kaçıveriyor, hiçbir şekilde doğruya ulaşamıyordum.  En temelde bir zarı attığımda 2 gelme olasılığı altıda bir dendiğinde, matematiksel olarak bunun doğru olduğuna kanaat getirirken, çocuksu yanım da “ama 2 ya gelir ya gelmez… sonuçta iki olasılık yok mu?” diye soruyordu. Düşünün devreye kaç zar, kaç renkli top girdiğinde halimi… Nitekim korkunç derecede başarısızdım ama ilgimi çekmeye her zaman devam etti. Mümkünler arasından en olasıyı çıkaran tüm istatistiksel çalışmalar da benim için aynı kaderi paylaştı çünkü rastlantısallığın çözülmesi ve ‘geleceğin bilinmesi’ bana imkansız gibi görünmeye devam etti. Örneğin medya araştırmaları, reklam istatistikleri, haber istatistikleri… A sınıfını temsil eden 100 ailenin izlediklerinden yola çıkarak tüm A sınıfı için çıkarılan istatistiksel sonuçlara hayretle bakardım… Olasılık bu ya, tam da aynı şeyleri izleyen 100 aileyi seçip, bambaşka şeyleri izleyen 1000 aileyi gözden kaçırmış olamazlar mıydı? Neye göre emin olabiliyorlardı? İçgüdülerine mi? Öyle veya böyle, ister seçim istatistikleri, ister televizyon her seferinde gerçekten de olana nasıl bu kadar yaklaşabiliyorlardı, sihir gibi geliyordu…   

Benim için görüntünün berraklaşması bu kitap sayesinde oldu diyebilirim. Bir satranç dehası, zihninin tabiatı ve işleyişindeki üstünlüğü [olabilecek tüm etkiler ve gelebilecek tüm tepkilerin hesabını yapabilme yetisi] dolayısıyla, geleceği gören bir medyum muamelesi görebilir. Oysa yaptığında sihirsel hiçbir şey yoktur. Yapabileceği tüm hamleler, her bir hamleye karşılık gelecek bütün hamleler, karşılık gelebilecek bu bütün hamlelere karşılık yapabileceği tüm hamleler… neredeyse sonsuza uzanan ‘hamleler-karşı hamleler’, bir daldan onlarca dal çıkması ve her yenisinden onlarca ve onlarca çıkması, ve bütün tabloyu görebilme yetisi üstün bir zeka yetisi değildir de nedir? 

Kitabın kahramanı, tam da bu cinsten bir insan. “Sen geleceği biliyorsun… istediğini yapabilirsin” diyen arkadaşına verdiği cevap neredeyse durumu özetler gibi. “Ben tüm olası gelecekleri biliyorum [tıpkı satranç oyuncusunun tüm hamle-karşı hamle olasılıklarını bildiği gibi], - bunlar da sonsuz sayıda. Yani aslında hiçbir şey bilmemekle aynı şey bu.” Özetle demek istediği, mutlak bir gelecek ve mutlak bir doğru olmadığı, fakat tüm olasılıklardan en olası görünenin seçilmesi ile geleceğin tahmin edilebileceği. Hata payını büsbütün ortadan kaldırmanın ‘şimdilik’ imkansız olduğunu ama en aza indirmek için akıl yürütülebileceğini söylüyor. ‘Şimdilik’ imkansız oluşunu da insan aklının ‘şimdilik’, dünya üzerindeki bugüne kadar olmuş bitmiş, olmakta olan, ya da sadece düşünülmüş olan her şeyin bilgisine yetişemeyecek kadar alt seviyede olduğuna bağlıyor. Ama gelin görün ki, bu kapıyı sonsuza kadar kapamıyor… Çok büyük bir kısmı henüz çözülememiş olan beynin, bir gün bu biliş seviyesine yükselebilmesi hakkında “neden olmasın?” diyor.

Beynin belirli loblarında standart dışı aktivite gözlenen epilepsi ve şizofreni hastalarının bu Olasılıklar aleminin görüsüne çok daha yatkın oluşunun açıklamalarından tutun, kuantum teorisinin en akıl almaz önermelerine kadar birçok düşündürücü pasajlar bulabileceğiniz bu kitabı okumak bana çok şey kazandırdı. En azından, “şu andaki bilinç seviyem dahilinde pek olası görünmese de, neden mümkün olmasın?” diyebilmenin keyfine vardım.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Melda Güngül 1979, İstanbul doğumlu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Halkla İlişkiler ve Reklam bölümünden mezun oldu. Bir süre bu alanda çalıştı. 25 yaşında eğitimini aldığı kariyerden vazgeçip Felsefe masterı yapmaya karar verdi.  Detaylı Bilgi


 

HABERLER

Dördüncü Dünyaya İtilen İnsanlık


“Türkiye’de Yapılacak En İyi İş Komisyonculuktur!”


Brüksel Notları


Beyin Dalgalarının Gizemi


Dişi Enerji Yeniden Doğuyor


Fotoğraf Karelerindeki Çocuk!

Beni Affet!


Oyun ve Çocuklar


Tanrının Nefesi "Ozon"


EMDR ile Hayatınıza Yeni Bir Yön


Galata’da Sanat Var!


Korkaklar Aşksız Gömülür


Üçüncü Hareket Yasasına Hazırlıksız Tepkiler


Uluslararası Hegel Kongresi


Umulmayan, İmkansız Değildir


Tasavvuf ve Aşk


Sana Verdiği "Tek Şey" Her An Gidecekmiş Hissidir


Aydınlanma ve Ateş Böcekleri!


Dünyanın En Eski Aşk Şiiri


İstanbul, Ah İstanbul


Düşlerimdeki Yaşam Bolum 4


Mutluluk


Ateş Et Korkak, Yalnızca Bir İnsan Vuracaksın


Teklif


Dönüşüm

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Meliha Başal

Artistlik Yarışmasının Şarkıları


Adnan Çelik

Aşk ve Yalnızlık


Merve Şen

Bulutlar Beyazdır


Tuğçe Karaarslan

Öz


Boran Savran 

Şiir Yazmak Yaşamak Demektir


Didem Çivici

“Tanrı Yağmurdadır” 


Buse Doğan

Gözlerini Gözlerimden Ayırma Hiç


Hale Kararslan

Uçup Gidiyorum


Tuğba Yaman

Hasret


Volkan Burnaz

Ayın Karanlık Yüzü


Eray Çetinkaya

Seni Unuttukça Seveceğim


Burcu Özgeçen

İnsan Olmak


Didem Çivici 

Kapı