Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Melda Güngül

Ölümün Ardından

Ex nihilo nihil fit”, yani, varolan hiçbir şey hiçten gelmez. Dolayısıyla hiçbir şey hiçe gitmez. 

Yüzyıllar boyu felsefede özellikle ontoloji ve metafizik alanlarında baş sorulardan biri olmuştur “nereden geldiğimiz” ve “nereye gittiğimiz”. Söz konusu olan; doğumla birlikte can ve ruh kazanan beden midir, yoksa beden kazanan ruhun kendisi midir? Ve hayati faaliyetleri duran bedenin ardından ruh dediğimiz, yoluna devam mı etmektedir? Kısacası ölüm bir son mudur yoksa yeni bir başlangıç mı?

Ölümün kaçınılmazlığı insanı bu trajik talihsizliğin esrarengiz sırlarını doğaötesinde aramaya ve bir şekilde bunu felsefenin bir sorunsalı haline getirmeye yönlendirmiştir. Esasında felsefe ölüme negatif veya hiçlik konseptleri açısından yaklaşmış ve öte taraf hakkında varsayım ve inançları dinlere bırakmıştır. Ölümü hayatın içinde kalarak; bir çeşit sonluluk ontolojisi geliştirmek suretiyle sorgulamaktan başka bir yolu da yoktur.

Konu hakkında, belki de ilk örnekleri sayılabilecek düşünceler ve önermeler Platon’da görülebilir. Baldıran zehiri ile idama mahkûm edilen Socrates’in, korkusuzca ve dingin bir şekilde (hatta belki de hevesli) ölümü karşılaması önemlidir. Bilge ölümden korkmamaktadır, ne de olsa o bir felsefecinin tüm varoluşu boyunca anlamlandırmaya, anlamaya çalıştığıdır. “İnsan felsefeyle ilgilendiği sürece ölümü ve ölümün ardından geleni sorgulamaktan başka bir şey yapmaz” (Phaidon, IX). 

Platon’un amacı felsefeyi ölüme bağlayan o özsel bağı göremeyen ve felsefe ve ölümün mahiyetine dair yanlış fikirler içerisinde olan dönemin genel kanısını bertaraf etmektir. Ölüm Platon’unki gibi dualist felsefelerde ve birçok dinde sadece ruhu bedenden ayıran ve selamet getiren bir olaydır. Geçici ve gerçek olmayan beden yokolurken, esas olan ruh ölümsüz kalır. Düşünür bedeni hor görür çünkü o en aşağı istek ve zevklerin kaynağı ve hakikatin bilgisinin önünde duran engeldir. Bu ruhun içinde hapsolduğu etten zindan onu bedenin arzularına mecbur kılar ve daha önemlisi hakikati, duyuların oluşturduğu parmaklıklar yüzünden olduğu gibi görememesini sebep olur. Nitekim felsefenin de sonunda ölümün başardığı gibi, hayattaki gayesi, ruhu bu zindandan olabildiğince azad edebilmektir. Platon’a göre “esasında ölümle iç içe yaşamakta olan insanın, ölüm vakti geldiğinde isyan etmesi pek gülünçtür.” (Phaidon, XII).

Ruh konusunda maddi bir açıklama öne süren ve ruhun da madde gibi atomlardan oluştuğunu söyleyen materyalist felsefe düşünürü Epikuros da özellikle ölüm yüzünden hissedilen üzüntü, kaygı, korku gibi duygular üzerine söylediklerinde Platon’un muhakemesinden uzak değildir. "Ölümden korkmak anlamsızdır, çünkü yaşadığımız sürece ölüm yoktur, ölüm geldiğinde ise artık biz yokuz.” der Menoikeos’a Mektup’unda. Hiçbir anlam taşımaz çünkü ne İyi’dir ne de Kötü. O geldiğinde iyi ile kötüyü tanımlayacak olan duyular zaten yitip gitmiştir.

Platon’un kurmaya gayret gösterdiği felsefe ve ölüm arasındaki bağ, Montaigne’in Denemeleri’nde de göze çarpar. Felsefe yapmanın, ölmeyi öğrenmekle eşanlama geldiğini söyleyen düşünür şöyle devam eder: “Ölümün bizi nerede beklediği belli değildir, onu her yerde bekleyelim. Ölümün tasarımı, özgürlüğün tasarımıdır. Ölmeyi öğrenmiş kişi, kölelikten de kurtulan kişidir. Ölmeyi bilmek bizleri her türlü bağımlılık ve zorlamadan kurtarır. Yeryüzündeki yaşamın sonlanışının esasında kötü bir şey olmadığını anlayan kişi;  hayatta korkacağı, kötü diye nitelendireceği hiçbirşey olmadığını görür.”

Hayatta korkacağı ve kötü diye nitelendireceği hiçbir şey olmadığının farkındalığındaki insan da yaşamı yüceltir ve geçirdiği her anın değerini bilir. Bu farkındalıktaki insanı ‘doğru insan’ olarak tanımlayan Kierkegaard; ölüm mefhumuna sahip olmayan, sadece anını yaşayarak hayata anlam yükleyemeyen ‘şehvani insan’ ile ölüm fikri karşısında duyduğu kaygıyla felç olan ve yaşamayı unutan ‘kötümser insan’dan ayırır. Bu iki tip insanın ortak noktası geçen zaman ve ölüm karşısında hissettikleri çaresizlik, güçsüzlük duygusudur. Hâlbuki ‘doğru insan’’da ölüm fikri, hayata anlam katar. Bu fikir varoluşsal anlamda yüksek bir bilince sahip olmamızı sağlar ve yaşadığımız her ana eşsiz ve muhteşem bir değer kazandırır. Bu bilinç düzeyindeki insan, her anını dolu dolu ve şükrederek yaşayarak esasında ölüme karşı zafer kazanmaktadır.

Ölümün ne olduğunu ve ardından bizleri neler beklediğini bilmek imkânsız. Ama “bilmek”ten çok daha önemlisi “inanmak” mümkün. Ruhun ölümlü mü, ölümsüz mü olduğunu bilmek imkânsız... Ama kendimizin ve sevdiklerimizin hiçbir zaman ölmeyeceklerine; şu an onları yeryüzünde göremesek de varoluşlarını sürdürdüklerine ve her şeyden önemlisi özgür olduklarına inanmak, hem de tüm yüreğimizle inanmak mümkün. Ve eğer mümkünse, sadece mümkünse, neden olmasın?


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Melda Güngül 1979, İstanbul doğumlu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Halkla İlişkiler ve Reklam bölümünden mezun oldu. Bir süre bu alanda çalıştı. 25 yaşında eğitimini aldığı kariyerden vazgeçip Felsefe masterı yapmaya karar verdi.  Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Mars'taki İnsan Yüzü


Hangi Partiye Oy Vereceğim?


22 Temmuz Seçim Tahminleri


Karamela Sepeti


Politika Pazarı


Ölüdoğan Bir Demokrasi Denemesi


Zamanya


Aşırı Sıcaklarda Kalp Krizi Riski


Sıcak Havalara Dikkat!


Ölümün Ardından


Ağrı Dağı Neden Bu Kadar Çekici?


Akupunkturun Bilinmeyenleri


İstiklal’in Sanat Dolu Sokakları


Dilimiz, En Büyük Zenginliğimiz!


Costa Brava


Sağlığınız Tehlikede Olabilir!


Ölümsüz Ölümler


Küresel Isınmanın Kanıtları


Yurtdışındaki Okullarda Artan Şiddet 

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

 

Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz "Tanrısallık"


Zuhal Keresteci

Geleceğime Dikilen Umutlar


Hale Karaarslan

Coşkuda olmak 


Rüya Yüksel Ersavcı 

Cehenneme Giden Yol İyilik Taşlarıyla Döşelidir


Buse Doğan

Karanfil Kokusu Kalır 


Didem Çivici

Cennetimin Kapıları


Dr. Levent Atlaş

Yıldızlar Yalnız Gezer


Volkan Burnaz

Just Help Me Save Padmé’s Life


Didem Çivici

Let it Be 


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu-2

 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  6 Ekim 2008 TSİ 07:25