|
Derleme:
Mehmet Karaarslan
Hıdrellez
Ruhu
Ruz-ı Hızır (Hızır günü)
olarak adlandırılan Hıdrellez günü, Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde
buluştukları gün olduğu savıyla kutlanmaktadır. İslam coğrafyasına
bakıldığında Hıdrellez gününün yoğunlukla Türkiye'de kutlanıldığı
görülmektedir. Bir görüşe göre; Türkler'in Orta Asya'dan getirdikleri Nevruz
Bayramının başkalaşmış ve İslamlaşmış şeklidir.
Milâdi 6 Mayıs, Rumî 23
Nisan'a rastlayan günde Hızır ve İlyas (a.s) buluşarak sohbet ederler ve bu
günlerde vakitlerini Allah yolunda olmanın ve birlikteliklerinin verdiği
sevinçle kuvvet bulurlardı. Hızır (a.s)'ın Allah'ın lütfu ile dolaştığı
yerde yeşillikler çıkar ve çorak yerler çiçeklere bezenirdi. İşte bu olaya
dayanarak, halk zamanla bu günlerde buluşup Hızır ve İlyas (a.s)’ın
geleneğini sürdürmek amacıyla şenlikler tertip eder olmuşlar. Günümüzde
kullanılan mânası ise; İnsanların kıştan kurutuluşlarının bir işareti ve
bahar güneşinden faydalanma, piknik yapma, stres atma, eğlenme, nişan,
düğün, sünnet törenleri tertip etme, uğursuzlukları giderme, adak adama,
dilekte bulunma gibi düşünceleri gerçekleştirme amacıyla gelenekselleşen
"bahar bayramı" inancıdır.
Rivayete göre, Hızır
(as), İlyas (as) ve İskender-i Zülkarneyn, birlikte (Ab-u Hayat) aramaya
çıkmışlar. Ve bir müddet sonra “Karanlıklar ülkesine dalmışlar”. Hızır ve
İlyas Ab-u hayat suyunun kaynağını bulup içmişler. Fakat İskender’e
söylememişler. Hızır ve İlyas’ın sağ olduğuna ve yaşadığına inanılmaktadır.
Hızır karada, İlyas da denizde, yardıma muhtaç olanlara yetişirler. Nuh
peygamberin gemisinin fırtınaya tutulduğu, yeryüzünü suların kapladığı,
tufanda, gemide ki insanların feryat edip “Ya Hızır bizi kurtar” diye dua
ettikleri söylenir. Güvercin, (Aslında karga) ağzında zeytin dalı ile gemiye
döndüğünde karanın yaklaştığı, suların da çekilmesiyle insanların karaya
çıktıklarına inanılır. Yine rivayete göre Hızır ile İlyas yılda bir defa (6
Mayıs gününün gecesi), bir gül ağacının dibinde buluşurlar. O nedenle de her
yıl 6 Mayıs Hıdır Ellez (hızır-İlyas) günü olarak kutlanır.

Hızır
ve İlyas Hikâyesi
Hızır peygamber Allah'ın
kendisine bahşettiği güçlerle görevini yapmak için dünyayı dolaşmaktadır.
Yolculuklarından birine İlyas peygamber de katılmak ister. Hızır (a.s.), "Bu
yolculuğu yapamazsın. Benim Allah'ın bana verdiği bazı görevleri yapmam
gerekir, oysa sen bunları anlayamazsın ve soru sorarsın. Oysa anlatmakla
memur değilim ve sen ayrılmak zorunda kalırsın." diyerek uyarır onu. Ama
İlyas peygamber ısrar eder, "Söz." der, "Ne yaparsan yap soru sormayacağım."
Yola
çıkarlar, bir nehir kıyısına kadar gelirler. Karşıya geçmeleri gerekir, bir
sandalcı vardır orada ama ona verecek paraları yoktur. Dertlerini
söylediklerinde balıkçı, onları karşıya parasız geçirmeyi kabul eder.
Balıkçının iki oğlu ve bir karısı da onunla yaşamaktadır. Kadın, ihtiyarın
Hızır ile İlyas peygamberi parasız taşımasına itiraz eder. Ama adam yine de
kararından dönmez. Balıkçı, iki oğlu ile birlikte seyyahları karşıya
geçirir. Ama öylece bırakmaz, "Hava kararmak üzere beyler. Biz de bu gece
sizin yanınızda kalalım, azığımızı paylaşalım" der. O gece karşı kıyıda
ihtiyar ve iki oğlu onlarla kalır. Yemek sunarlar... İlyas peygamber
gecenin yarısı, Hızır peygamberin dürtmesiyle uyanır. "Hadi gidiyoruz." der.
"Sen hazırlan ben geliyorum." Ve kayığın içine girip bir kaya parçasıyla
dibinde delik açar. Sonra İlyas peygamberin şaşkın bakışları altında yanına
gelir ve yolu koyulurlar. Bir süre sonra İlyas peygamber dayanamaz, "Ey
Hızır, ihtiyar adam bize iyilik etti, parasız bu kıyıya taşıdı, yemek sundu.
Sen onun iyiliğine ekmek teknesine zarar vererek karşılık verdin. Kayığın
dibini deldin. Neden yaptın bunu?" Hızır peygamber soruya cevap vermez
sadece, "Bak ben seni yola çıkarken uyarmıştım. İstersen ayrılalım, ama sana
neyi neden yaptığımı açıklayamam."
İlyas peygamber bu sözler üzerine, yanlış yaptığını, mutlaka Hızır
peygamberin davranışında bir hikmet olduğunu düşünür, özür diler ve yola
devam ederler.
Bir ormandan geçerken
silahlı askerler peşlerine düşer. Onlardan kaçarak bir köye kadar gelirler.
Köylüler askerlerden kaçan bu kişilerin yanlarına gelmelerini engellemek
için taş atarlar. Onlarda köyün çevresinden dolaşırken, korunak için örülmüş
taş bir setin yanından geçerler. Taş setin bir kısmı yıkılmak üzeredir,
birden Hızır peygamber durur ve İlyas'ı da yanına çağırarak taş seti
onarmaya başlar. İlyas peygamber askerlerden kaçmaları gereken bu zamanda
kendilerine taş atan bu köylülere iyilik yapmak için durmalarına şaşırır ama
devam eder. Bir süre sonra taş seti onardıktan sonra kendilerine yetişen iki
askerle dövüşüp kaçmayı başarırlar. İlyas peygamberin merak duygusu
artmıştır. Yine de sözünü hatırlayıp soru sormaz.

Yolları bir deniz
kıyısına düşer. Orada zengin ve mutlu gözüken göçebe bir halk vardır. Gelen
konukları iyi karşılarlar, onlara yemek verirler. Bu sırada İlyas
peygamberin dikkatini çok güzel bir çocuk çeker. Çocuk o kadar güzeldir ki
anne ve babası dâhil, tüm halk ona bir prens gibi davranmakta, her
istediğini yerine getirmektedir. O da bir koltukta oturup, bir prens
edasıyla etrafına emir yağdırmaktadır. Hızır peygamber çocuğa ilerlemeye
başlar. İlyas peygamber onun çocuğun güzelliğini takdir etmek için yanına
gittiğini sanır. Ama inanılmaz bir şey olur. Hızır peygamber çocuğun önüne
geldiğinde durur ve çok şiddetli bir tokat vurur. Öyle şiddetli bir darbedir
ki bu çocuğun tüm güzelliği yok olur. Burnu kırılır, yanağı kayar... Herkes
şoktadır, çocukla ilgilenirlerken konukları oradan kovarlar. İlyas peygamber
Hızır peygambere yetişir ve artık dayanamayıp sorar:
"Ey Hızır seninle
yollarımız burada ayrılıyor. Ne yaptığını anlayamadım; bize iyilik yapan
balıkçının kayığının dibini deldin, bize taş atan köylülere yardım etmek
için durup, taş seti onardın, son olarak bizi güler yüzle karşılayan, yemek
veren insanların güzel çocuğunu mahvettin." der. Hızır peygamber gülümser,
"Ey İlyas Yüce Rabbim'in hepimize verdiği ayrı yetenekler ve görevler var.
Madem dayanamadın ben de sana yaptıklarımı açıklayayım. Ondan sonra dostça
ayrılalım.
İlk olarak kayığın dibini
delmemi açıklayayım. Nehrin yukarısında bir savaş başlamıştı, zalim kralın
askerleri etrafı gezerek savaşta kullanılabilecek ne varsa el koyuyordu.
Bizim ayrıldığımız sabah balıkçının oraya gelecekler ve eğer sağlam bulsalar
kayığa el koyacaklardı. Ben onların almaması için dibini deldim. İhtiyar,
oğullarıyla kayığı iki günde tamir eder ve çalışır. Oysa kayık sağlam
olsaydı tümden ellerinden gidecekti. Bize taş atan köylülere gelince; o
köyde iki yetim çocuk yaşıyordu. Babaları onlara ait hazineye kötü köylüler
el koyar diye taş setin altına saklamıştı. Eğer taş set zamanından önce
yıkılsaydı yetimler henüz kendilerini koruyacak güçte olmadıkları için
ellerinden alınabilirdi. Biz taş seti tamir ettik ki, yetimlerin hazineleri
koruyabilecekleri bir zaman yıkılsın."
İlyas peygamber bu
açıklamalar karşısında hatasını anlamıştır ama yine de sorar, "Peki ben
bunları anladım ama o çocuk. Tamamen masum ve güzeldi." "O çocuk öyle
güzeldi ki İlyas, herkes ona köle gibi hizmet ediyordu. Bu davranışları
çocuğu zalim ve şımarık yapmıştı. Büyüyünce zalimliği artacak ve tüm halkına
mutsuzluk verecekti. Anne ve babasına işkenceler edecekti. Ben onun
güzelliğini bozarak kötü bir insan olarak yetişmesini engelledim."
Halk
inançlarında Hıdrellez
Hızır'da darda kalanlara
yardımcı olma, bereket getirme ve gelecekte dilekleri gerçekleştirme
vasıflarını görmek mümkündür. Geceden gül dallarına gümüş kuruşlar,
çeyrekler, kırmızı bezler bağlanır, gül dibine genç kızlar yüzük atar, mani
söyler, içki sofraları hazırlanır, davullar eşliğinde oyunlar oynanır, su
kenarlarında, yeşilliklerde eğlenilir, ateşten atlanılırsa ev sahibi
olacağına inanılır. Hıdrellez kutlamaları genel olarak yeşillik, ağaçlık
alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır.
Hıdrellezde baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme
adeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği zaman sağlık ve şifa bulunacağına
inanılır. Bugünde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra
suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine, bu su ile kırk gün
yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır. Hıdrellez gecesi Hızır’ın
uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla
çeşitli uygulamalar yapılır. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para
keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler,
Hıdrellez gecesi gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini
yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar. Ve aynı zamanda
dileklerini kırmızı kurdeleye bağlayıp gül ağacına asarlar. Deniz kıyısında
yasayanlar ise kuma dileklerini resmederler, 41 taş toplarlar, gecen sene
topladığı taşları dua ile denize fırlatırlar.


Hızır
ve Hıdırellez'in
kökeni hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazıları
Hıdrellezin Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine ait olduğu; bazıları ise
İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yolundadır.
Hıdrellez Bayramı’nı ve Hızır düşünüşünü tek bir kültüre mal etmek
olanaksızdır. İlk çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu, İran, Balkanlar
ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle belli
başlı doğasal döngüler için sevinç duyulduğu görülmektedir.
.jpg)
İstanbul’da tarihi
yarımadada 2000'li yıllara girerken başlatılan "Ahırkapı'da Hıdrellez
Şenlikleri" ise giderek gelenekselleşen bir yapı almaktadır. Bu yıl
sekizincisi yapılacak şenlik, artık bir toplu sivil etkinliğe dönüşmüş olup,
her yıl 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan akşam yerli yabancı binlerce kişinin
katıldığı bir şenlik olarak tekrarlanmaktadır.
Anadolu’da
hala görkemli törenlerle kutlanan Hıdrellez Bayramı insanlık tarihinde çok
eski zamanlardan (Ergenekon Destanı zamanından) beri kutlanmaktadır. Farklı
zamanlarda, farklı isimler altında kutlansa da Hıdrellez motiflerine pek çok
yerde rastlamak mümkün olmaktadır. Baharın gelişi ve doğanın canlanması
insanlar tarafından bayramlarla kutlanması gereken bir durum olarak
algılanmıştır. Böylece bir bahar bayramı olan Hıdrellez evrensel bir nitelik
kazanmıştır.
Kaynak:
http://www.hidrellez.org
Fotoğraflar:
Abdulla Sert,
Alper Baysal,
Cem Sarvan &
Armada Oteli
2008 ©
indigodergisi.com

Biraz
da sanat: Hıdrellez
Mayıs, 2008
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Mehmet Karaarslan, 1983 Marmaris doğumlu. İstanbul
Bilgi Üniversitesi, Televizyon Gazeteciliği; Habercilik ve
Programcılık bölümü mezunu. Texas A&M University’de İletişim
üzerine öğrenimine devam ediyor. Kurucusu olduğu İndigo
Dergisi'nin yayıncılığını ve genel yayın yönetmenliğini
yapıyor. Dünyanın olumlu yönde değişimi için, dördüncü
kuvvet olarak nitelendirilen medyayı araç olarak kullanıyor.
Sosyal sorumluluk odaklı çalışıyor.
Detaylı Bilgi
|