|
Yazar:
Mahmut Şaylıkay
Niye
Kadının İnsan Hakları?
“Neden kadın hakları veya
insan hakları değil de kadının insan hakları?” sıkça sorulan bir
soru. “Kadın hakları” yerine “kadının insan hakları” terimini
kullanırken vurgulamak istediğimiz çok önemli bir nokta var. Biz
kadın hakları savunucuları olarak kadın haklarının insan hakları
bütününden ayrı tutulmasına karşı çıkıyoruz. Zira kadınların
talep ettiği pek çok hak aslında kadınlara özgü ayrıcalıklı
haklar değil; erkek-kadın, yaşlı-çocuk, her insanın doğuştan
sahip olması gereken haklar. Bu yüzden söz konusu hakların sanki
sadece kadınları ilgilendiren marjinal haklar olduğu izlenimini
veren “kadın hakları” terimi yerine “kadının insan hakları”
demeyi tercih ediyoruz.
Kadınlar ve
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
1948 İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi hep kamu alanında yaşanan ihlallerden söz ediyor.
Örneğin, politik alanda, basında, sanat alanında ifade
özgürlüğü; cezaevindeki işkenceye, kötü muameleye karşı bedensel
bütünlük hakkı, politik örgütlenme hakkı, vb. Oysa kadınların yaşadıkları
hak ihlalleri ilk önce ailede yani özel alanda başlıyor. Okula
gönderilmeyen kız çocuğu iş güç sahibi olamıyor, poltikaya
atılamıyor, sanatçı olamıyor; çalışmasına izin verilmeyen kadın
ev kadınlığı rolünü benmseyip zamanının büyük çoğunluğunu ev
içinde geçiriyor; namus cinayetine kurban gitmekten korkan genç
kız, çarşıya dahi çıkmaya çekiniyor.
O zaman aile içinde kadınlara
karşı başlayan baskılardan dolayı kadınlar kamu alanında var
olamıyorlar. 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi ise kadın bakış açısını hiç hesaba katmadan yazılmış
olduğu için, insan hakları ihlalleri ile ilgili tüm ilhamını ve
örneklerini gene erkeklere ait olan kamu alanından alıyor – ve
bu hali ile de kadınları dışlıyor. Siyasi bir tutuklunun
işkenceye tabi olmasını bir insan hakkı ihlali olarak
tanımlarken, kadınların binlerce yıldır uğradıkları aile içi
şiddet ve cinsel taciz insan hakları ihlali olarak görmüyor;
genç kız ya da kadının – aile namusunu ihlal ettiği gerekçesi
ile – öldürülmesini insan hakkı ihlali kapsamına almıyor.
Kadınların içinde
bulundukları fiili eşitsizlik, bir yandan haklarının
verilmemesi, diğer yandan da ana gereksinimlerinin hak olarak
kabul edilmemesi nedeniyle beslenerek sürüyor. 21. Yüzyıla
girmeye hazırlandığımız bu günlerde ü lkemizde yaşanmaya devam
eden kadınlara özgü insan hakları ihlalleri listesini değişik
alanlarda çeşitlendirerek uzatmak mümkün. Aile içi şiddet, namus
cinayetleri, bekaret kontrolü uygulamalarından dolayı meydana
gelen intihar vakaları, işyerinde, sokakta yaşanan cinsel taciz
olayları… Sonuçta henüz mevcut durum itibariyle “kadının
insan hakları” üzerinde “insan haklarından” farklı olarak ayrı
bir vurgulama yapmanın gerekliliği devam ediyor.
Kadınlar,
İnsan Hakları ve Demokratikleşme
Kadınlar olarak aile içinde,
özel alanda, ve kadın-erkek arasında talep ettiğimiz demokrasi,
genel olarak insan hakları ve demokratikleşme sürecinin ayrılmaz
bir parçasıdır. Demokratikleşme ve kadının insan hakları
arasında çift yönlü bir ilişki vardır.
-
Hukukun üstünlüğü ilkesine
dayalı demokratik bir toplum düzeninin kurulamadığı, şiddetin
egemen olduğu, militarizmin artarken sivil toplumun
kısıtlandığı bir ortamda, kadının insan hakları ihlallerinin
kaynağı olan ataerkil toplum yapısı giderek güçlenmeye devam
edecektir.
-
Özel alanda, aile içindeki
ataerkil yapının çözülmesinin doğal bir sonucu olarak kamu
alanına eşit yurttaşlar olarak çıkacak olan ve nüfusun hiç de
azımsanamayacak yarısını teşkil den kadınlar, demokratik ve
barışçıl bir toplum düzeninin kurulması sürecine önemli bir
katkıda bulunacaktır.
Bu yüzden “kadının insan
hakları” bir azınlık grubuna ait özel alanla kısıtlı kalan bir
sorun değil, toplumsal kalkınma sürecinin temel taşlarından
biridir. Ailede demokrasi olmadan toplumda da demokrasi
olmayacaktır.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Mahmut Şaylıkay
1984, Diyarbakır
doğumlu. Kars Kafkas Üniversitesi İşletme ikinci sınıf
öğrencisi. Kurduğu çocuk şiir grubu ile birlikte Kars’ta sahne
gösterilerinde bulunuyor.
Detaylı Bilgi
|