|
Yazar: Mahmut Şaylıkay
Hayallerdeki İnsan Hakları
Günümüze
kadar süre gelmiş onca insan hakları bildirgesi ve evrensel
beyannamelere rağmen işlenen ihlaller neticesinde tüm dünya
ülkeleri hep bir ağızdan aynı şeyleri haykırmışlardır:
“Ülkelerimiz temelinde insan hak ve özgürlüğü bulunan olgular
temelinde kurulmuştur.”
Bu
demeçlerle diğer dünya ülkelerine renkli bir tablo çizimi
sunulmuş ve alttan istenen sular akıtılmıştır.
Yeryüzündeki
insanların altıda birinin aç olduğu; sadece açlık sonucu günde
16 bin çocuğun, ve buna ek olarak tedavi edilebilir sıradan
hastalıklar nedeniyle günde toplam 30 bin yoksul çocuğun öldüğü;
emperyalist sömürü politikaları nedeniyle dünya nüfusunun beşte
birinin dünyada üretilen değerlerin beşte dördünden fazlasına
sahip olduğu; aynı politikalar nedeniyle doğanın ve yaşam
alanlarının her geçen gün daha fazla tahrip edildiği;
silahlanmaya harcanan paraların yaşam için harcananları kat kat
aştığı; enerji kaynakları gasp edilmek istenen halkların
kentlerinin kafalarına yıkıldığı, insanların radyasyonlu
mermilerle kömüre çevrildikleri; alabildiğine anormal doğumlara
neden olan aynı mermilerin kalıcı radyasyon etkileri nedeniyle
insan soyunun gelecek nesillerinin de tehdit altında olduğu bir
dünyada, “insanların eşit onura ve
haklara sahip olduklarını”
söylemek ve “birbirlerine karşı kardeşçe davranmak zorunda
olduklarını” ifade etmek kadar büyük bir yalan ve ikiyüzlülük
olamaz.
İnsanların birbirlerine karşı
nasıl ve ne ölçüde “kardeşçe” davrandıklarını ABD ve diğer güçlü
emperyalist ülkeler defalarca gösterdiler ve göstermektedirler.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni
onaylamalarının hemen ardından, aynı emperyalist ülkeler, önce
Kore’de, sonra Vietnam’da, Ortadoğu’da, Afrika’da, Orta ve Latin
Amerika’da yağmanın ve yıkımın boyutlarının ne ölçülere
varabileceğini açıkça gösterdiler. Günümüzde de aynı eylemlerini
çok daha öldürücü silahları ile Balkanlar’da, Afganistan’da,
Irak’ta göstermekte oldukları gibi, benzer işlerini diğer
Ortadoğu, Orta Asya, Kafkasya ülkelerinde de yaşama geçirmeye
hazırlanmaktadırlar.

Giderek artan ölçüde yaşamın
parçası haline gelen yasadışılıklardan, politik suçlardan, mafya
yöntemlerinden, söz konusu faşist uygulamalardan adının başında
“demokratik” sıfatı taşıyan tüm kurumlar, medya ve öncelikle
“hür ve demokratik” Batı’nın politik iktidarları sorumludur.
Başta, W. Bush ve O’nun “sosyal demokrat”
maskeli
ortağı Blair olmak üzere Batı’nın -işkenceye ve teröre sözde
karşı- tüm “demokratik” yönetimleri sorumludur. Ayrıca bu
güçlerin egemeliğine girmiş olan BM’de bu ihlallere yandaşlık
etmektedir.
İnsan onuru ve insan hakları
dahil herşeyin pazara çıktığı böyle bir dünya da Batı’nın
“demokratik” yönetimleri, Türkiye ve benzeri ülkelerde kendini
göstermiş, bu ülkelerde varolan insan hakları ihlallerini ön
plana çıkartarak, kendi asıl suçlarını bir ölçüde
gizleyebilmişlerdir. Türkiye ve diğer çok problemli ülkeler
üzerine kopartılan fırtınanın tozu ve dumanı emperyalist
güçlerin hesapsız ölçüdeki suçlarının gizlenmesine yardımcı
olmaktadır ve gerekirse emperyalist müdahalelere gerekçe
yapılmaktadır.
Şüphesiz
Türkiye ve benzeri ülkelerdeki insan hakları ihlallerine karşı
çıkmak aydınların görevidir. Fakat bu eylem, yanlış yoldaki
sınırlı birtakım örgütlenmelerin, politik çizgileri dış mihraklı
yararlarla örtüşen kukla örgütlenmelerin, veya belirli
zümrelerin yararları ile sınırlı tutulduğu ölçüde, haklılık ve
etkinlik kazanamayacaktır. Türkiye halkının ve diğer ezilen
Ortadoğu halklarının aynı zamanda son derece insancıl zengin bir
kültürleri de vardır ve bu halklar söz konusu kültürlerine,
haksızlıklara başkaldırma geleneklerine bağlı olarak emperyalist
baskıları parçalamasını bileceklerdir. Ve insan olarak
yaşamımızda gerçekten utanılacak bir şey varsa eğer, o da ABD
emperyalizminin ve ortaklarının egemenliğindeki haksızlıklarla
dolu bir dünyada yaşıyor olmaktır. Aydın olanların, halkların
yüreğinde yer edinebilecek gerçek aydınların birinci görevleri,
bu emperyalist haksızlıklara karşı çıkmak olmalıdır...
Türkiye’deki birtakım
“aydınlara”, “solcu” tiplere bakınca durum ne ölçüde karamsar
gözükse de, aslında dünyamızda aydınlık olan, umut vadeden bir
şeyler de vardır. Eminim ki bir gün bizler de bu ülkede o çok
bahsettiğimiz ‘İnsan Hakları’ olgusunun nasıl bir şey olduğunu
pratikte göstererek ve kendi kültür ve birikimlerimizin bu yolda
bizlere en büyük desteği verdiklerinin farkına varıp önce
yurdumuzda sulhu, sonra da dünyada sulhu gerçekleştirip örnek
devlet yapıları olma hayalini gerçekleştirebiliriz.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Mahmut Şaylıkay
1984, Diyarbakır
doğumlu. Kars Kafkas Üniversitesi İşletme ikinci sınıf
öğrencisi. Kurduğu çocuk şiir grubu ile birlikte Kars’ta sahne
gösterilerinde bulunuyor.
Detaylı Bilgi
|