|
Haber:
Mahmut Şaylıkay
Eğitim Haberleri,
Kars
Hayat Okumakla Güzel
Okuma alışkanlığının olmadığı bir
ortamda, çocukların hatta yetişkinlerin okuma alışkanlığı
edinmesi, okuma eyleminin birçok kaynaktan destek görmesine
bağlıdır.
Okuma alışkanlığını çocuk önce aile içinde, sonra okulda ve
çevresinin okumaya yönelik tutumuyla edinebilir, geliştirebilir.
Okula gittiğinde ilk kez kitaplarla karşılaşan çocuk evde hiç
okuma uğraşı yoksa, okuma işlemiyle okulu özdeşleştirmeye
başlayabilir.
Evde anne-babasını kitap-gazete okurken gören çocukta, "yaşamda
kitap da varmış" imajının uyandığını vurguluyor. Evin bir
köşesinde kitaplığın olması, çocuğun da isterse kendi kitaplarım
bu kitaplığa koyması, hatta kendi kitaplığının olması, çocukta
kitap okuma alışkanlığını sağlamak açısından büyük önem taşıyor.
Yaşlara göre kitapların özellikleri ise Şöyle sıralanıyor:
1-2-3 yaş: Yarı
oyuncak, yan kitaptır. Konu içermeyen eşya, insan, hayvan
kitaplarıdır.
4-5
yaş: Gerçekçi
öykülerden oluşmaya başlar. Mekan gerçektir. Puntolar iri
olmalı, resimler konuyu anlatmalı. Bu yaş çocukları, kendilerine
resimli öyküler okunmasından hoşlanır.
6-7
yaş: Kitabın ana
fikri, konunun mesajı olmalı, metin uzun olmamalı. Bu yaş
çocukları, doğa, hayvan ve diğer çocukların da içinde yer aldığı
bol resimli kısa öykülerden zevk duyarlar. Bu dönem, bir çocuğun
okumaya olan ilgisini kamçılamak için en uygun dönemdir
8
yaş: Konular doğa,
insan yaşamı olabilir. Gezi, serüven,coğrafya,ilk çağlara ait
öyküler,okuma konusundaki en belirgin ilgi alanlarını oluşturur.
9-10 yaş: Cinsiyet farklılaşması belirginleşmeye başlar.
11-12 yaş:
Erkekler bilim ve buluşlara, kızlar okul ve aile yaşamım içeren
konuların.
Çocuğunuzun "kitap kurdu" olmasını istiyorsanız, işe, ona
oyuncakla birlikte kitaplar alarak, kitaplık oluşturarak,
birlikte kitap okuyarak başlayabilirsiniz. FMV Özel Ayazağa Işık
ilköğretim Okulu Türkçe Öğretmeni Ferhat ÖZEN, "Türkiye'deki
Okuma Alışkanlığı" konulu bir araştırma yaptı. Araştırması kitap
olarak da yayımlanan ÖZEN, Türkiye'de toplumsal yaşamda kitabın
yerinin olmadığını, yıllardır kitaba ve kitap okuyana karşı
yürütülen düşmanlığın sonuçlarının alındığını vurguluyor.
ÖZ/EN'rn araştırmasına göre, Türkiye'de üniversite bitirenlerin
sayısı son yıllarda 14 kat attığı halde, kitap okuyanların
sayısı 1965 yılındaki oranın onda birine geriledi.
Türkiye’de kitap okuma oranı yalnızca yüzde 4,5. Japonya'da bir
yılda 4 milyar 200 milyon
kitap basılırken, Türkiye'de bu sayı yalnızca 23 milyon 386.
Yani, Türkiye'de bir yılda basılan kitap, Japonya'da neredeyse
bir günde basılıyor. Kitap okuma alışkanlığının ise çok küçük
yaşlarda başladığı bir gerçek.
Şiir kitaplarını düşünün.
Bizde bir şairin ilk kitabı genellikle 1000 basılıyor. İngiltere
gibi bir ülkede W. H. Auden gibi ünlü bir şairin kitabının baskı
sayısı 2000. Üstelik İngiltere dışında, Türkiye’de bile
satılıyor bu kitaplar. Orhan Pamuk’un, Mina Urgan’ın okur
yelpazesi, birçok Batılı yayıncının bile dudaklarını uçuklatır.
Bizdeki sanat dergilerinin,
edebiyat dergilerinin satışları, başka birçok ülkedeki
örneklerinden daha yüksek. Ya yayımlanan kitap sayısı? Her ay
yüzlerce kitap yayımlanıyor. Bunların her biri, ama az ama çok,
belirli sayıda okura ulaşıyor.
Üstelik nasıl bir ortamda?
Televizyonlarda kültür programlarına hasret kaldığımız bir
ortamda. Düzeyi sürekli düşüren amansız bir yarışma ortamında.
Bu yazının başındaki yanıtları yaratan bir eğitim düzeni (ya da
düzensizliği) ortamında. Köşeyi dönmek uğruna her şeyin "mubah"
sayıldığı bir ortamda. Aydın olmanın küçümsendiği, hor görüldüğü
bir ortamda.
Böyle bir ortamda, aslında
"Neden okumuyoruz?" diye değil, "Neden okuyoruz?" diye, "Nasıl
oluyor da hâlâ okumayı becerebiliyoruz?" diye sormak gerekir.
Öğretmenlerin de okuma
konusunda yetersiz olduğuna yönelik yapılan araştırmadan çıkan
sonuca göre okullar, okuma alışkanlığı kazandırma konusunda son
derece başarısız. Türkçe programı, ısrarla okuma alışkanlığının
kazandırılması gereğini vurguluyor ama, programı uygulaması
gereken öğretmenlerin sorumluluğu burada ortaya çıkıyor.
Kitapta yer alan Eğitim-Sen'in bir araştırmasına göre,
öğretmenlerin yüzde 8'i hiç kitap okumuyor. Yüzde 39'u ise bu
konuda bilgi vermek istemiyor. Yüzde 28'i ayda bir.
Üniversite öğrencilerinin yapmış olduğu anket formunda verilen
kıssaslar şöyle:
1) Cinsiyetiniz
--Kız --Erkek
2) Okumaya (gazete, dergi, kitap vb.) günde ortalama ne kadar
süre ayırıyorsunuz?
--0-0.5 saat --0.5-1 saat --1-2 saat --2'den fazla
3) Son bir yıl içinde okuduğunuz kitap sayısı kaçtır?
--Okumadım --1-5 kitap --6-20 kitap --20'den fazla
4) Aşağıda sıralanan okuma alışkanlığına etki eden nedenleri
öncelik sırasına göre numaralandırınız (kutucukları 1'den 5'e
kadar sıralayınız).
-- Ekonomik nedenler (kitap fiyatlarının yüksekliği veya gelir
düşüklüğü)
-- Kültürel nedenler (toplum baskısı)
-- Eğitimsel nedenler (okuma alışkanlığını kazanmamış olmak)
-- Çalışma (ders, iş vb.) nedeniyle vakit bulamama
-- Gezi, eğlence (televizyon izleme, sinemaya gitme, müzik
dinleme vb.) gibi nedenler
5) Doğum günü, sınıf geçme vb. nedenlerden dolayı başkalarına
kitap hediye etme alışkanlığına sapip misiniz?
--Evet --Hayır
6) İlk, orta ve lise eğitimi sırasında genel olarak
bakıldığında öğretmenlerinizin size okuma alışkanlığı
kazandırdığına inanıyor musunuz?
--Evet --Hayır
7) Seyahate çıktığınızda yanınızda kitap, dergi, gazete türü
yayınları bulundurma alışkanlığına sahip misiniz?
--Evet --Hayır
8) Büyüdüğünüz evde kitaplık bulunur muydu?
-- Evet -- Hayır
9) Ülkemizde kütüphane hizmetlerinin (özellikle üniversite
kütüphanelerinde) gereğince yerine getirildiğine inanıyor
musunuz?
-- Evet -- Hayır
10) Günde ortalama kaç saat müzik dinlersiniz?
-- 0-0.5 saat -- 0.5-1 saat -- 1-2 saat -- 2'den fazla
11) Günde ortalama kaç saat televizyon seyredersiniz?
-- 0-0.5 saat -- 0.5-1 saat -- 1-2 saat -- 2'den fazla
|
Bu ankete verilen cevaplar
pek de iç açıcı değil ama yine de okuma konusunda son yıllarda
etkin bir yol katedildiği de bir gerçek.
Okuma zevki kişinin kendi
düzeyine ve kendi eğilimine uygun romanların özenli yazılmış
olanlarım okumasıyla gelişir. Diyelim ki okulda albenisiz
kitaplardan nefret etmiş 25 yaşlarında genç bir adam, dünyayı
daha iyi algılayabilmek için yavaş yavaş birşeyler öğrenme
gereği duyuyor. Bu genci, okulda nefret ettiği kitaplara benzer
kitaplarla okuma zevkinin içine çekemeyiz. Bu gencin önce iyi
yazılmış polisiye romanlar denemesi yerinde olur. Bir kez
klasiklere yönelmeden, iyi yazılmış polisiye romanlarla kötü
yazılmış olanları ayıracak düzeye gelmelidir.
Yurdumuzda okuma oranı
düşüyor mu? Dünyada ne kadar düşüyorsa, bizde de ancak o kadar
düşüyor. Daha fazla değil. Hep örnek verilir Batı’dan... Herkes
otobüste, metroda kitap okuyor diye. O kadar yolculuk ettim,
öyle herkesin taşıtlarda kitap okuduğunu görmedim.
Bunlar yine içten yanıtlar.
Bir de okumayı sevdiklerini, edebiyata meraklı olduklarını
söyleyenler var. Bilgi yarışmalarında görüyoruz. Yaşar Kemal
denilince bile uzun uzun düşünmeden edemiyorlar. Bu ad bir
yerden kulaklarında kalmış... Eh, soruları hazırlayanlar da
"Yerma"ın, "Bernardo Alba’nın Evi"nin yazarına Ionesco
dediklerine göre, tablo tamamlanıyor.
Gelişmekte olan bir ülke
konumundan çıkıp gelişmiş bir ülke olmak istiyorsak eğitime
ayırdığımız payı göz önünde tutup bu doğrultuda hareket
etmeliyiz.Eminim ki silaha ayrılan pay bizi düşmanlarımıza karşı
korumaz fakat kitaba ayrılan pay düşmanlarımıza karşı bizim en
büyük zaferimiz olur.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Mahmut Şaylıkay
1984, Diyarbakır
doğumlu. Kars Kafkas Üniversitesi İşletme ikinci sınıf
öğrencisi. Kurduğu çocuk şiir grubu ile birlikte Kars’ta sahne
gösterilerinde bulunuyor.
Detaylı Bilgi
|