Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Mahmut Şaylıkay

Siyahın Esmeri

Yine başlamıştı sancılı bir gün ve o günü bitirme telaşı. Etrafta kimse yoktu. Öylece aylak aylak yürüyordum. Belki hesabını yapıyordum yarının, veyahut yarın ne olacağımı kestiriyordum. Oysa bunlar monoton şeylerdi benim için, yine de seviyordum bu ironiyi tıpkı bir meslek gibi... Oysa hiç hayır görmemiştim kendimden, sevenlerimden ve acı ama gerçek ‘hayattan’. Ama yine de Ahmet ağabeyin dediği gibi “İnadına yaşıyordum” ve yaşamanın direnmek olduğunu hep ondan öğreniyordum. Öykülerimi dedemden, mahalle havadislerini “Radar Hüso”dan alıyordum. Annemin yemeklerinden başka yemeği seçme lüksüm olmuyordu o zamanlar, ve açıkçası söylemek gerekirse bundan memnundum. Tek şikayetim kıvrıla kıvrıla uyuduğum sedirdi. Ama büyüdükçe makamım değişiyor, tabi ki yatağım da değişiyordu. “Vay be büyümek ne de güzel şeymiş” diye söylenirdim kendi kendime ama sonraları pişmanlık duyacağımı aklımın ücra köşesinden bile geçirmiyordum.

Sancılı bir gün daha başlamıştı. Sabah kalkmış, okul yolunu tutmuştum. Her zamanki gibi etraftaki tabelaları teker teker okuyordum. Ve insanlara bir kızı beğenen görücüymüş gibi bakıyordum. Neyse ki “ekmek katili” Celal dayının fırınına atmıştım kendimi, o mistik hava mideme işkence çektiriyordu. Celal dayı beni görür görmez ne istediğimi hemen anlıyordu.

Her zamanki gibi üç poğaça sarıp beni başından def ediyordu. Poğaçaları alır almaz soluğu “Gergegedan Engo”nun kahvesinde alıyordum. Sabahın o vaktinde o demli çayı içmek cumhurbaşkanına bile nasip olmuyordu. Bir yandan acem bahçesinde kahvaltı yaparken, bir yandan da televizyondan haberleri izliyordum. Ama her seferinde sanki o haberlerin bana gıcığı varmış gibi, lokmalar boğazıma dizilirdi. Oradaki randevumu bitirip okula doğru ağır adımlarla yürümeye başlamıştım ki, bir de ne göreyim! 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu, sokağın başında durmuş, gelen geçeni öylece süzüyordu. Sanki görevli bir memurmuş gibi öylece dikilmişti o köşede. Belli ki sabahın serinliği onu da vurmuştu. Tir tir titriyordu. Ellerini anlamadığım bir şekilde ovuşturuyor, ağzından sanki nefes değil de bir volkan bulutu çıkıyordu. Ve saçları kirliydi, bir o kadar da dağınık.

Sinsi sinsi yaklaştım ona “Merhaba” dedim. Korktu benden, aslında haklıydı. Zaman korkuyu öğretiyordu o zamanlar. “Adın ne?” dedim. “Burada ne yapıyorsun?” Vay be sanki bir hakim olmuşta onu sorguya çekiyordum.

”Adım nebahat” dedi, ”Annemi bekliyorum.” O bunları söylerken ben onun gözlerine çoktan aşık olmuştum.

“Tanrım” dedim, “Bu gözler, bu gözler niye buruk?”

Sokağın diğer yanına geçip gizlice onu seyretmeye başladım. Bir görseniz o soğuğa o incecik peluşuyla nasıl direniyordu! Ama alışmıştı titremiyordu artık. Neyse ki annesi gelmişti. Belli ki yılların yorgunluğu onu da vurmuştu, sırtı buna dayanamamıştı, hafifçe eğikti. Gelir gelmez tuttu kızının elinden. Nebahat sanki zoraki adımlar atıyordu. Ne fayda annesinin eli onu mecburi bir istikamete götürüyordu, diğer elinde ise aşevinden alındığı belli olan ve dumanı etrafa saçılan sebil yemeği... Usulca takip ettim onları, kentin artık varoş bile sayılmayan bir yerine doğru yürüyorlardı. Biraz yürüdükten sonra nereye gittiklerini anlamıştım. Burası belediyenin çöp sofrasıydı. Yani “ŞEHİR ÇÖPLÜĞÜ”

Ben artık o günden beri sancılı günler yaşamamaya başladım. Gözlerimde o portreyi her çizdiğimde ölüyordum. Yara alıyordum yüreğimin kayıp şehrine ve ben elleri kelepçeli bir mahkum gibi, konuşmak isteyen bir dilsiz gibi, görmek isteyen bir kör gibi, yaşamak isteyen bir ölü gibi ve o ülkede yaşayan çoğu insan gibi hiçbir şey yapamıyordum. Bu ise ölümün ta kendisiydi. Artık cennet ve cehennem kavramlarını ayırmak gelmiyordu içimden. Siyahın ne kadar siyah olduğunu biliyordum ama bu siyahlıktan da öte bir esmerlikti...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Mahmut Şaylıkay 1984, Diyarbakır doğumlu. Kars Kafkas Üniversitesi İşletme ikinci sınıf öğrencisi. Kurduğu çocuk şiir grubu ile birlikte Kars’ta sahne gösterilerinde bulunuyor.

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Bu Bir Bilim Kurgu Filmi Değil!

Tarihi Değerler Dökülüyor!


Televizyon, Kadim Mitolojiler ve Aydınlanma


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Kültür


Öğretmeye Cüret Eden Kişi, Öğrenmeyi Asla Bırakmamalıdır


Ney Yolculuğu


İstanbul’da Saklı Bir Cennet: ZEYREK


Şeker mi, Tatlandırıcı mı?


Horlama Sorun Olmaktan Çıkıyor


Bir Zamanlar Normaldik


Nisan Yagmurlari


Bir Mekân: Lounge & Kitchen


Nisan Kitapları

 

KOSE YAZARLARI

Çiğdem Aksoy

Korku, Korkulanı Gerçekleştirir


Rüya Yüksel

Kendi korku ve endişeleri içinde kaybolmuş anne ve babalar, çocuklarınız neredeler? Sorun nerede?


Meltem Bingöl

Siyah - Beyaz


Haluk Tunç İlker

Mandallarda Asılı Anılar


Sibel Tugal

Ne Güzeldir Çocuk Olmak


Uzay Gökerman

Entropi


Mahmut Şaylıkay

Siyahın Esmeri


Banu Kangal

Siz Hiç Havaalanında Kayboldunuz Mu?


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum 


Gürhan Faik Yeğit

K'nın Öyküsü


Ü.Gülsüm Bülbül

Yuvama İndigo Bir Çocuk Geldi

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  6 Ekim 2008 TSİ 07:25