|
Yazar: Yurdakul Ceyhan & M.Ufuk
Çağlayan
Türkiye'de
Bilgi Teknolojisi Geleceği
Geçmişe baktığımızda, üretim
ilişkilerinin toplumların yapısını tanımlayan en önemli etmen olduğunu
görürüz. İlkel toplum diye adlandırabileceğimiz ilk dönemde üretim, ağaçtaki
meyvayı toplamak ya da avlanmaktan oluşuyordu. Bundan sonraki dönemde ise
Tarım devrimi diye adlandırabileceğimiz, sulu tarımın geliştirilmesi ve
vahşi hayvanların evcilleştirilmesi gerçekleşti. Tarım devrimi dünyanın her
köşesinde aynı anda olmadığından dolayı ise Tarım Toplumu aşamasına ulaşmış
toplumlarla birlikte, İlkel Toplumlar da varlıklarını sürdürüyorlardı.
18. Yüzyılda buhar makinasının bulunması
ile birlikte Sanayi Devrimi ve bu devrimin yapılandırdığı sanayi toplumu
doğdu. Bu dönemde her üç toplum yapısının birarada bulunduğunu
gözlemlemekteyiz. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda teknolojide
ilerlemeler sonucu Tarım ve Sanayi Toplumlarının çok yeni bir aşamaya
geldiği görülüyor.
Sanayi Ötesi Toplum ya da Bilgi Toplumu
diye adlandırılan bu yeni toplum yapısının günlük yaşantımızı sürdürme
tarzlarımızı tümüyle değiştirmesi bekleniyor.
Bir bilginin toplanmasını, bu bilginin
işlenmesini, bu bilginin saklanmasını, gerektiğinde herhangi bir yere
iletilmesini veya herhangi bir yerden bu bilgiye erişilmesini bugün için
elektronik, optik, vb.(yarını bilemeyiz) tekniklerle otomatik olarak
sağlayan teknolojiler bütününü Bilgi Teknolojileri diye tanımlayabiliriz.
Bilgisayar iletişimi ve ağları altyapılarının Sanayi Toplumunun demiryolları
ya da otoyolları benzetimi ile, geleceğin Bilgi Toplumu altyapısının en
önemli parçalarından birini oluşturacağı beklenmektedir. Bilgi Toplumuna
geçişi amaçlayan ileri ülkeler, kuracakları iletişim ağının tüm kişi ve
kuruluşlarca yaygın ve etkin bir biçimde, günlük yaşamın her işlevinin
yerine getirilmesinde kullanılmasını beklemektedirler. Fiziksel katmanda
kullanılan iletişim teknolojilerinin özellikleri ağların ne ölçüde etkin
kullanılabileceğinin de bir göstergesidir. Telefonun 1876 yılında Alexander
Graham Bell tarafından patentlenmesi ile
elektrik/elektronik iletişim
devrimi başlamıştır. Telgraf/telefon altyapısı ile daha sonra bunlara
eklenen teleks, radyo ve televizyon iletişim altyapıları bilginin ses,
resim, metin ve video formlarında, o güne kadar görülmemiş bir hızda uzak
mesafeler arasında aktarılmasını sağlamıştır.
ABD tarafından kurulması planlanan Ulusal
Bilgi Altyapısı Projesi ABD’nin aya insan gönderme ve geri getirme programı
ile, gerek önem gerekse maliyet olarak eşdeğer tutulmakta ve hedefleri
arasında bir bilgi süper otoyolunun geliştirilmesi de bulunmaktadır. Bu
proje ile doğrudan ilişkili Yüksek Başarımlı Hesaplama ve İletişim
çalışmaları sonunda hesaplama hızında 1000, iletişim hızında ya da bant
genişliğinde de benzer şekilde 1000 oranında bir gelişme hedeflenmektedir.
Bu çalışmalar çerçevesinde Aurora, Blanca, CASA, Nectar ve VISTANet adları
verilen deneysel altyapılar genellikle üniversiteler ve endüstriyel
firmalarca ABD Devleti parasal desteği ile kurulmuştur. Bu deneysel
altyapılarda elde edilen birikimin zamanla ulusal bilgi altyapısını kurmak
için kullanılması beklenmekte ve bu yönde yoğun çalışmalar yürütülmektedir.
Internet çalışmalarının başlangıcında
ise, ABD Savunma Bakanlığı’nın o zamanlarda da geleneksel olarak
nitelendirilen devre anahtarlamalı telefon sistemini soğuk savaş yıllarında
daha güvenilir bir şekilde kullanabilecek bir iletişim sistemi
geliştirilmesi isteği bulunmaktadır. Internet bağlantısı ve kullanımı
ülkemizde bir ODTÜ ve TÜBİTAK ortak projesi sonucunda 64 kbps hızda ancak
1993 yılında sağlanabildi.
Burada oluşan 24 yıllık gecikme doğaldır
ki bu matbaanın ülkemize gelmesinde oluşan gecikmeden çok daha kısadır. Kısa
bir süre içerisinde doğal olarak tıkanan Türkiye Internet bağlantısı ile
ilgili sorunları aşmak için Boğaziçi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi,
İTÜ, Koç Üniversitesi gibi bazı kurumlar varolan parasal desteklerinin
boyutları ile orantılı hızlarda kendi Internet bağlantılarının sağlayarak
başlarının çaresine bakmaya çalıştılar. Bu arada Türk Telekom tarafından
TURNET adı verilen Internet servisi tamamlandı ama bu servisin başlatılması
1996 yaz ayları sonunu buldu. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan hızla
kurtulup, çok daha hızlı ve etkin bir biçimde hareket ederek, gerekli
yatırımların yapılması amacıyla planlama yapılması, planlama için zaman ve
kaynak harcanması ve de yapılan işlerin, konularında uzman olan kişiler
tarafından yapılmasının sağlanması gerekmektedir. Internet’in Bilgi
Toplumu’nun gereksinim duyduğu altyapının yalnızca bir bölümünü, ama çok
önemli bölümlerinden birini oluşturacağı kesindir. Burada Intel şirketi
başkanı Andy Grove’un bir açıklamasını anımsamakta yarar var. “Internet,
işlerin yapılması ve
yürütülmesinde ara noktalarda bulunan birçok kişiyi bir
deniz dalgası gibi silip süpürecek. Ben bu kişilerin yerinde olsam şimdiden
yaptığım işi Internet kullanarak nasıl yapacağımı düşünmeye başlardım.”
Bilgi Toplumlarının amacı, “toplumsal
optimizasyona erişmek “ diye kısaca özetlenebilir. Ürünlerde ve işlevlerde
tümleşme yarının önemli bir niteliği olacaktır. Bilgi teknolojilerinin
üretime kazandırdığı esneklik, büyük ölçekli sanayilerin yaşamını noktaladı
diyebiliriz. Bilgi Toplumunda devlet düzenleyici ve en büyük kullanıcı
olarak iki görev üstlenmekte. Ekonomi üreticiler, hizmet sunucuları ve
kullanıcılar olarak üç çıkar çevresinin ilişkisinden oluşmakta. Örneğin
Bilgi Teknolojilerine dayalı ürünler o kadar büyük riskler oluşturmakta ki,
devletten, sırasında bu ürünlere pazar açmak, açamaz ise bunları satın almak
gibi görevler de beklenmekte. Devletin yeni dünya düzenindeki uluslararası
görevi ulusal işkollarına uluslararası pazarlar açmak olacaktır.
Gelecekte Bilgi Toplumu aşamasına gelmiş
egemen güçler, yapacakları görev dağıtımında, örneğin ülkemize Harran
ovasında tüm dünya için domates ya da biber üretme görevi verebilirler. Ya
da tüm dünya için araba lastiği de üretebiliriz. Gerek domates, gerekse
araba lastiği için, çok ileri araştırma laboratuvarları bile kurmamıza izin
verilmesinin de ötesinde destek bile verilebilir. Önemli olan ne yaptığımız
değildir.
Önemli olan belli bir alt katmanda kalıp,
üst katmandakilerin katma değeri düşük ürün taleplerini karşılarken, onların
bilgi teknolojisine dayalı ürünlerini alabilecek ulusal gelir düzeyini
tutturmamızdır. Evet Bilgi Teknolojileri, Batılı ülkeler açısından tüm
dünyayı küçük bir köye dönüştürmekte. Ama bizler ne olacağız? Bu dönüşümde
pek çok ulus az ya da çok kimliğini yitirecektir. Her konuda dışa bağımlı
olacağız. Bir ev yaptırdığımızı düşünelim. Tuğla, çimento gibi harcamalar
yok sayılır düzeyde kalırken, evin güvenliği, ıstma, elektrik vb,
sistemlerin kendiliğinden açılıp kapanmasını sağlayan ve hepsi dış kaynaklı
ürünlere daha çok para vereceğiz. Belki de ulusal duygular ne derece
incinirse incinsin, teknolojiye boyun eğeceğiz.
Türkiye bugünlerde toz duman. Bireylerin
çoğunluğu akşamdan sabahı nasıl edeceğini düşlerken, bir bölümü de çeşitli
politik kan davalarının peşinde koşmakta, bir azınlık ise batan geminin
mallarını götürmekte. Çözüm için şiddetten iman gücüne ya da damarlardaki
asil kana varan çeşitli yollar aranmakta. Bilim ve teknolojinin gücünü ve
dehşetini düşünen yok. Hangi iman, hangi asil kan teknolojinin bilinçsizce
kullanımı sonucu kirlenen doğayı temizleyebilecektir? Teknoloji, üstünde
güneş batmayan imparatorlukları (İngiltere) karartmış, güneşin oğluna
(Japonya) diz çöktürmüştür. Mühendislik, tıp vb. nasıl evrensel bir meslek
ise, yatırımcılık ve devlet adamlığı vb. işkolları da evrensel bir
meslektir. Bugün gelişmiş ülkelerde ne bir devlet adamının, ne de bir
sermaye sahibinin dilediğince davranma özgürlüğü kalmıştır. Çözüm olarak
önerilebilecek tek şey, politikacılarımızın, sermaye sahiplerimizin batılı
meslektaşlarının neyi nasıl yaptıklarını incelemeleri ve yanlışlarını
görerek ders almalarıdır.
Türkiye’nin gelişmesi için tek şans Bilgi
Teknolojileri edinmesidir. Ancak bu teknolojileri edinmesini engelleyen pek
çok güç de bulunmaktadır. Bu güçler, Türkiye’yi iyi bir Bilgi Teknolojileri
pazarı olarak görmekte, Türkiye’ye bu teknolojilerin iyi bir kullanıcısı
olmayı öğütlemektedir. Türkiye bu teknolojileri elde edebileceği bir takım
fırsatları kaçırmıştır.
Bu teknolojilerin ister kullanıcısı
olalım, ister hem üreticisi hem kullanıcısı olalım, önümüzde ekonomik,
sosyal, politik ve hukuksal pek çok sorun çığ gibi büyümekte. Bunu görmezden
gelemeyiz. Bu sorun yalnız teknik çevrelerde değil, Türkiye’nin tüm
platformlarında tartışılmalıdır.
Türkiye için yapılabilecek öneri özünde
oldukça yalın ve açıktır. Özetlersek; “Kısır döngüler içinde dolanmayı
bırakıp, örnek almamız gereken ülkelerde ne olduğunu doğru olarak algılamak
ve onlarınkine benzer, ancak bize özgü koşulları da gözeten bir plan ve
program çerçevesinde eyleme geçmektir.”diye ifade edebiliriz. Her şeyden
önce Türkiye, böyle bir atılıma kalkışma gereği duymalıdır. Böyle bir
gereğin duyulduğu bilinç oluşsa bile, bu kez Türkiye’nin girişiminin önünü
kesen çeşitli iç ve dış engellerle karşılaşılacaktır. Türkiye’den çok daha
ileri düzeyde olan ülkeler bile işsizlikten ve gelecekteki ekonomik
darboğazdan çekinerek, kurtuluşu Bilgi Teknolojilerine yapılacak
yatırımlarda aramaktadır. Akılcı bir yaklaşımla, işsizliğin giderilmesi,
yeni iş alanlarının
açılması, ulusal gelirimizin arttırılması, kısaca
ekonomik kalkınmamızın temel ekseni ileri teknolojilere yönelik
yatırımlardır.
Türkiye için kimi zaman avantaj olarak
görünen Orta Asya Cumhuriyetleri ile ya da eski Osmanlı İmparatorluğu
üzerinde kurulan yeni ülkelerle olan tarihi sıcak bağlar, bu pazarların
Batılı ülkelerden alınması (ya da paylaşılması) olasılığını gündeme
getireceğinden, bu durum, sırasında lehimize değil aleyhimize de
dönüşebilir. Demek ki Türkiye içte kısıtlı olanaklarla sarılmış, dışta ise
teknolojik açıdan güçlenmesi pek de istenmeyen bir ülke konumunda
bulunmaktadır. Tüm bu olumsuzluklar bizi çaresizlik duygusu içinde
bırakmamalıdır. Türkiye 21. yy.da düşlediği yeri alabilmek için bu yatırımı
yapmak zorundadır, ama nasıl? Çözüme çok bilinçli ve sabır isteyen uzun bir
yoldan erişilebilinir:
Yetişmekte olan genç nüfusun Bilgi
Teknolojilerinde eğitilmesi (bu eğitimin illa üniversite ya da ön lisans
düzeyinde olması gerekmez.) ve bunlara iş olanaklarının açılması Türkiye’nin
kalkınmasında önemli bir avantaj yaratabilir.
Türkiye sürekli olarak enerji dar
boğazından geçmektedir. Ağır sanayii yatırımları büyük oranda enerji üretimi
gerektirmektedir. Oysa Bilgi Teknolojilerine dayalı üretim için enerji
sektörünün büyütülmesi gerekmemektedir. Dolayısı ile ağır sanayiye göre daha
az yatırımla bu alana girebiliriz.
Türkiye genelde yok denecek düzeyde Ar-Ge
harcaması yapmaktadır. Öte yandan sözü edilen alanlarda Türk S anayi ve kamu
kurumları göreli olarak yoksanamayacak düzeyde bir Ar-Ge harcamasını en az
10 yılı aşkın bir süredir gerçekleştirmektedir. Bu birikim Sanayimizin başka
hiçbir sektöründe yoktur.
Türkiye’nin politik konumu doğru
değerlendirilebilirse, pek çok uluslararası platformda bu teknolojilerin bir
pazarlık konusu olarak masaya getirilmesi söz konusu olabilir.
Türkiye her şeyden önce dünyada
başlatılan bu büyük değişimi algılayıp özümsemelidir. Bu teknolojinin
edinilmesinin ve Ulusal Bilgi Ağ Altyapısının kurulmasının olmazsa olmaz
türünden bir önkoşul olduğudur.
Yukarıda sıralananların zor ama dönüşü
olmayan bir yol olduğu bilinmelidir.
|
KİTABIN ADI |
Bilgi Teknolojileri
Türkiye İçin Nasıl Bir Gelecek
Hazırlamakta
|
|
KİTABIN
YAZARI
|
Yurdakul CEYHAN - M.Ufuk
ÇAĞLAYAN |
|
YAYINEVİ |
Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları |
|
BASIM
TARİHİ
|
1997
|
|
KİTABIN YAYIM MAKSADI |
Yazarların daha önceleri bölük pörçük çeşitli ortamda
yazdıkları,
çeşitli toplantılarda sözlü olarak anlatmaya çalıştıkları ve son
zamanlarda kafalarında oluşan yeni düşünceleri toplamaya
çalıştıkları bu inceleme yazısı konunun Türkiye'de tartışmaya
başlanılmasına sebep olacaktır.
|
Editor: Mahmut Şaylıkay |