|
Yazar: Levent
Altaş

Kozmik
Ritim
Akşam alaca
karanlığının yerini yavaş yavaş geceye bırakmasıyla birlikte klavyemin
başına çöktüm, başlayacağım yazıyı tasarlamaktayım...
Konservatuvarda
öğretim üyesi olan bir arkadaşım ‘Ritim ve İnsan’ başlıklı bir seminer
verecekti ve benden de yardım istemişti, hasbelkader biraz da müzisyen
olduğumdan ötürü. Ancak oğlumun bilgisayarından tek bir parçanın sesi
yükselmekteydi devamlı, ritmik ve döngülü bir şekilde. Tam bitti diyorsunuz,
tekrar başlıyor aynı ritim, sözler ve melodi devamlı dönüyor, bitiyor ve
yeniden başlıyor, bitiyor hadi tekrar başa, kabus bir durum...
Dikkatimi
toplayamıyor, kendimi yazıya veremiyordum. Bir an durdum, işte ritim ve
yaşamak böyle bir şey olsa gerek diye düşündüm. Ne için burada bulunduğunun,
kim olduğunun farkına varamadan karmaşık bir tempo ve ritim içersinde geçen
döngülü bir ömür. Sürekli devam eden bir tempo ve
ritim
içeren... Ritmin olmadığı bir yaşam olabilir miydi acaba, ya da olsaydı
nasıl olurdu?
Ya insan yaşamının
ritmi ne olabilir diye düşündüm. Şah damarımdan pıt pıt diye sesler
geldiğini duyar gibi oldum bir an, ürktüm. Baş ve işaret parmağımla bileğimi
tuttum. Nabzım atıyordu ve içimdeki ritmi hissettim. Kalbin bu denli güçlü
atması bedenin içinden nasıl hissediliyordu acaba hücreler ya da organlar
tarafından?
Demek insanın bedeni
de bir ritim içinde işlemekteydi; dolaşım, sindirim gibi tüm sistemler belli
aralıklarla, belli bir düzende kalp atışından sinyal almaktaydılar bir
anlamda. Bu sinyalin ritmi, doğanın ve insan yapısının temel unsuruydu, işte
yaşam buydu...
Ritim... Ritim...
Ritim...
Ritim
yoksa zaman yoktu, gece gündüz yoktu, zaman yoksa zaten hiçbir şey yoktu.
Galiba insan beyni ritmik olan şeyleri algılamaya çok daha yatkın. Ritim,
Evren’in temelinde varolan bir öğe, dolayısıyla Dünya’nın temelinde de bir
ritim var. Doğum ve ölüm, uyuyup uyanma, yemek yeme, mevsimler, Güneş’in
doğuşu ve batışı, gece-gündüz olayları hep belli aralıklar içinde
ritmik bir
düzende gelişir. Gökcisimlerinin çevrimli (periyodik) bir şekilde kendi
etraflarında dönmelerinin anlamı da ritim olsa gerek...
Büyük
patlama ile yaklaşık 14 milyar yıl önce Evren’in oluştuğu ve o ilk andan bu
yana giderek genişlediği biliniyor. Bir teoriye göre Evren yeteri kadar
genişledikten sonra tekrar ilk durumunu alacak yani tersine bir hareketle
büyük çöküşe geçecek ve tekrar sıkışacak. Evren kalbinin açılıp kapanması,
görkemli bir göksel ritim, kozmik ritim...
Eski dönemlerin kimi
bilim adamı ve filozofları ritmin kozmik kökenini biliyorlardı sanki;
örneğin ünlü Alman gökbilimci J. Kepler yazdığı en önemli eserine ‘Alem'in
Ahengi’ anlamına gelen ‘Harmonice Mundi’ ismini vermiştir. Kepler'e göre tüm
yaratılan alem hayret verici bir senfoniden ibaretti.
Yunan
matematikçi ve filozof Pisagor'a göre ise, Evren’de her şey sayılar üzerine
kurulmuştu. Müzik bilimi de 7 nota üzerine kurulmuştu ve ışığın yedi
renginin birleşiminin, beyazı ve saflığı oluşturması gibi, müziğin yedi
notasının da belirli ölçülerle çalınması müzikteki mükemmel saflığı, ritmi
ve armoniyi meydana getiriyordu. Ruhun armonisine ve akort edilmesi gereğine
inanan Pisagorcular bu nedenle tüm törenlerinde müzik kullanırlardı. Bu
inanç, klasik anlamdaki ritim ve armoni bilgisinin de gelişmesini sağladı.
Ama günümüzde
insanoğlu Evren’le arasındaki bağını, doğanın uyumlu bir parçası olmak
zorunda olduğunu bütünüyle unuttu ve teknolojik bir sistem içinde mekanik
bir çarkın dişlisi gibi davranıyor...
Müzikal
anlamda ritmin Afrika doğumlu olduğu söylense de, aklıma Kızılderili’lerin
tamtam seslerinin ritmiyle Evren’in ruhu yüce Manitu adına totemleri
çevresindeki yine ritmik hareketlerle dönüş ritüelleri geldi...Beden
ritmiyle Evren’in kozmik ritmi arasında bir tür bağ kurmak mıydı yaptıkları
bilmeden?
Peki, Evren’de kalp
ya da nabız gibi atan cisimler de vardı, onlara ne demeli?...
Evren’nin gizemli
gök cisimleri arasında, aralıklı, düzenli yani ritmik ve güçlü radyo
dalgaları yayınlayan, adına pulsar (atarca) denen, sanki Kozmos’un
tamtamları gibi ilginç cisimler yer almaktaydı...
İnsanın bedensel
ritminin, parçası olduğu Evren’in ritmiyle uyum sağladığında, ne hastalık ne
de mutsuzluk kaldığını pek çok doğu öğretisi binlerce yıldır ileri
sürüyordu, acaba gerçeklik payı var mıydı?
Yoksa insanoğlunun Yerküre üzerinde bulunmasının gerçek amacı Evren’in
kozmik ritmini hissetmek, ona uyum sağlamak, onunla bütünleşebilmekten mi
geçmekteydi?
1965 Nobel ödülü
sahiplerinden ünlü Amerikalı fizikçi ve filozof Richard Feynman'nın konu ile
ilgili bir sözü ile yazıyı noktalayayım: "Doğa olguları arasında gözle
görülmeyen, ancak analizci bir gözle bakıldığında fark edilebilen bir ritim
ve düzen vardır. Bizim fizik yasaları dediğimiz de bu ritim ve düzenin ta
kendisidir."
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Levent Altaş,
1954 İstanbul doğumlu. 1971'de Fenerbahçe Lisesi'ni, 1979'da
İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi-Fizik
Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde 1981'de master, 1986'da
doktora çalışmalarını tamamladı. Türk Astronomi Derneği
üyesidir. Gitar ve kontrbas çalmak, şiir yazmak, Evren'de
yaşam ve UFO konuları çalışma ve ilgi alanı içindedir.
1979'dan 2005'e kadar Boğaziçi Üniversitesi Kandilli
Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün Güneş Fiziği
Laboratuvarı'nda fizikçi olarak görev yapmıştır. 2005'te
aynı kurumdan emekliye ayrılmıştır, o tarihten bu yana
yazarlık yapmaktadır. Detaylı Bilgi
|