Sayı 53 | Şubat 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Yazar: Levent Altaş

Kozmik Ritim

Akşam alaca karanlığının yerini yavaş yavaş geceye bırakmasıyla birlikte klavyemin başına çöktüm, başlayacağım yazıyı tasarlamaktayım... 

Konservatuvarda öğretim üyesi olan bir arkadaşım ‘Ritim ve İnsan’ başlıklı bir seminer verecekti ve benden de yardım istemişti, hasbelkader biraz da müzisyen olduğumdan ötürü. Ancak oğlumun bilgisayarından tek bir parçanın sesi yükselmekteydi devamlı, ritmik ve döngülü bir şekilde. Tam bitti diyorsunuz, tekrar başlıyor aynı ritim, sözler ve melodi devamlı dönüyor, bitiyor ve yeniden başlıyor, bitiyor hadi tekrar başa, kabus bir durum...

Dikkatimi toplayamıyor, kendimi yazıya veremiyordum. Bir an durdum, işte ritim ve yaşamak böyle bir şey olsa gerek diye düşündüm. Ne için burada bulunduğunun, kim olduğunun farkına varamadan karmaşık bir tempo ve ritim içersinde geçen döngülü bir ömür. Sürekli devam eden bir tempo ve ritim içeren... Ritmin olmadığı bir yaşam olabilir miydi acaba, ya da olsaydı nasıl olurdu?

Ya insan yaşamının ritmi ne olabilir diye düşündüm. Şah damarımdan pıt pıt diye sesler geldiğini duyar gibi oldum bir an, ürktüm. Baş ve işaret parmağımla bileğimi tuttum. Nabzım atıyordu ve içimdeki ritmi hissettim. Kalbin bu denli güçlü atması bedenin içinden nasıl hissediliyordu acaba hücreler ya da organlar tarafından? 

Demek insanın bedeni de bir ritim içinde işlemekteydi; dolaşım, sindirim gibi tüm sistemler belli aralıklarla, belli bir düzende kalp atışından sinyal almaktaydılar bir anlamda. Bu sinyalin ritmi, doğanın ve insan yapısının temel unsuruydu, işte yaşam buydu... 

Ritim... Ritim... Ritim... 

Ritim yoksa zaman yoktu, gece gündüz yoktu, zaman yoksa zaten hiçbir şey yoktu. Galiba insan beyni ritmik olan şeyleri algılamaya çok daha yatkın. Ritim, Evren’in temelinde varolan bir öğe, dolayısıyla Dünya’nın temelinde de bir ritim var. Doğum ve ölüm, uyuyup uyanma, yemek yeme, mevsimler, Güneş’in doğuşu ve batışı, gece-gündüz olayları hep belli aralıklar içinde ritmik bir düzende gelişir. Gökcisimlerinin çevrimli (periyodik) bir şekilde kendi etraflarında dönmelerinin anlamı da ritim olsa gerek... 

Büyük patlama ile yaklaşık 14 milyar yıl önce Evren’in oluştuğu ve o ilk andan bu yana giderek genişlediği biliniyor. Bir teoriye göre Evren yeteri kadar genişledikten sonra tekrar ilk durumunu alacak yani tersine bir hareketle büyük çöküşe geçecek ve tekrar sıkışacak. Evren kalbinin açılıp kapanması, görkemli bir göksel ritim, kozmik ritim... 

Eski dönemlerin kimi bilim adamı ve filozofları ritmin kozmik kökenini biliyorlardı sanki; örneğin ünlü Alman gökbilimci J. Kepler yazdığı en önemli eserine ‘Alem'in Ahengi’ anlamına gelen ‘Harmonice Mundi’ ismini vermiştir. Kepler'e göre tüm yaratılan alem hayret verici bir senfoniden ibaretti.

Yunan matematikçi ve filozof Pisagor'a göre ise, Evren’de her şey sayılar üzerine kurulmuştu. Müzik bilimi de 7 nota üzerine kurulmuştu ve ışığın yedi renginin birleşiminin, beyazı ve saflığı oluşturması gibi, müziğin yedi notasının da belirli ölçülerle çalınması müzikteki mükemmel saflığı, ritmi ve armoniyi meydana getiriyordu. Ruhun armonisine ve akort edilmesi gereğine inanan Pisagorcular bu nedenle tüm törenlerinde müzik kullanırlardı. Bu inanç, klasik anlamdaki ritim ve armoni bilgisinin de gelişmesini sağladı. 

Ama günümüzde insanoğlu Evren’le arasındaki bağını, doğanın uyumlu bir parçası olmak zorunda olduğunu bütünüyle unuttu ve teknolojik bir sistem içinde mekanik bir çarkın dişlisi gibi davranıyor...   

Müzikal anlamda ritmin Afrika doğumlu olduğu söylense de, aklıma Kızılderili’lerin tamtam seslerinin ritmiyle Evren’in ruhu yüce Manitu adına totemleri çevresindeki yine ritmik hareketlerle dönüş ritüelleri geldi...Beden ritmiyle Evren’in kozmik ritmi arasında bir tür bağ kurmak mıydı yaptıkları bilmeden?  

Peki, Evren’de kalp ya da nabız gibi atan cisimler de vardı, onlara ne demeli?...

Evren’nin gizemli gök cisimleri arasında, aralıklı, düzenli yani ritmik ve güçlü radyo dalgaları yayınlayan, adına pulsar (atarca) denen, sanki Kozmos’un tamtamları gibi ilginç cisimler yer almaktaydı...  

İnsanın bedensel ritminin, parçası olduğu Evren’in ritmiyle uyum sağladığında, ne hastalık ne de mutsuzluk kaldığını pek çok doğu öğretisi binlerce yıldır ileri sürüyordu, acaba gerçeklik payı var mıydı? 

 Yoksa insanoğlunun Yerküre üzerinde bulunmasının gerçek amacı Evren’in kozmik ritmini hissetmek, ona uyum sağlamak, onunla bütünleşebilmekten mi geçmekteydi?  

1965 Nobel ödülü sahiplerinden ünlü Amerikalı fizikçi ve filozof Richard Feynman'nın konu ile ilgili bir sözü ile yazıyı noktalayayım: "Doğa olguları arasında gözle görülmeyen, ancak analizci bir gözle bakıldığında fark edilebilen bir ritim ve düzen vardır. Bizim fizik yasaları dediğimiz de bu ritim ve düzenin ta kendisidir."


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Levent Altaş, 1954 İstanbul doğumlu. 1971'de Fenerbahçe Lisesi'ni, 1979'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi-Fizik Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde 1981'de master, 1986'da doktora çalışmalarını tamamladı. Türk Astronomi Derneği üyesidir. Gitar ve kontrbas çalmak, şiir yazmak, Evren'de yaşam ve UFO konuları çalışma ve ilgi alanı içindedir. 1979'dan 2005'e kadar Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün Güneş Fiziği Laboratuvarı'nda fizikçi olarak görev yapmıştır. 2005'te aynı kurumdan emekliye ayrılmıştır, o tarihten bu yana yazarlık yapmaktadır. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik