|
Yazar:
S.Kuzey Yıldız
21
Aralık 2007 TSİ 00:30
Havva’nın Kızları
Havva
Anne yaratıldığında, O, hazineydi, bereketti, neslin
devamıydı…
Şimdi dünyanın her
köşesinden kadınların haykırışları duyuluyor. Atmosfer dışına taşan bu dişi
ağıtları kimse duymuyor. Basra’nın kadınları öldürülüyor. Haberiniz var mı?
Geçtiğimiz Temmuz ve Eylül ayaları arasında, yani üç ayda, Irak’ın Basra
kentinde, radikal dinci grupların “42” kadını “sadece”
başları açık olduğu ya da makyaj yaptıkları için öldürdüğü, bizzat emniyet
müdürü tarafından açıklandı. Daha da vahimi, bu vahşetin sistematik bir
kampanyaya döküldüğüydü. Bazı kadınlarsa, sırf haklarındaki dedikodular ve
yayılan haberler yüzünden öldürülüyor. Basra’da korku ve paranoya öyle bir
antlaşma imzalamışlar ki, polis bu dosyaları soruşturamıyor. Öldürülen
kadınların akrabaları, olayları polise bildirmekten, cesetleri morgdan
almaktan bile çekiniyor. Aynı kaderi paylaşmaktan korkuyorlar.
Basra
kentinin emniyet müdürü Tümgeneral Abdülcelil Halaf’ın şu sözleri insanı
insanlığından utandırıyor:
“Kadınları
öldürüyorlar ve yaptıkları şeyleri haklı göstermek için, öldürdükleri
kişilerin üzerine bir kâğıt ya da uygunsuz kıyafetler koyuyorlar. Örneğin
bir kadını altı yaşındaki oğluyla birlikte öldürdüler. Bunun tek gerekçesi,
çocuğun anne ve babasının evlilik dışı bir ilişki yaşadıklarına yönelik
söylentilerdi”.
İngiliz BBC’ye isim
vermeden konuşan bir kadın avukat, halkın sık sık kamuya açık mekânlara
asılan afişlerle tehdit edildiğini söyledi. Herkesin görebileceği ortak
alanlardaki duvarlarda ‘ya başını örter ya da öldürülürsün’
uyarıları, olayın ne boyuta vardığının teşbih gerektirmeyen delili
niteliğinde. Avukatın sözlerinden anlaşılana göre; fotoğrafçıların
vitrinlerine de benzer afişler
asılıyor.
Dükkân sahiplerine de, gelinlik giymiş kadınların fotoğraflarını teşhir
etmeyi sürdürmeleri halinde öldürülecekleri söyleniyor.
Basralı kadının saçları
ağarıyor. Amerikan rüyasının ülkesine kâbus ithal ettiği Basralı kadının,
akan makyajına kanı da karışıyor. Öldürülen kadınların dipsiz bir kuyuya
yuvarlanan ruhları kurtarılmayı bekliyor.
Basralı kadının
yaşadığıyla; iç savaşla boğuşan Somali’de, yerinden edilen kadının silah
zoruyla tecavüze uğraması arasında ödenilen “pahaca” hiçbir
fark yok. İlahi adaletin terazisi, Mogadişu’dan Galkayo’ya giden yolda
milislerce tecavüze uğramış “5” kadının acısına da aynı hakkı
iade edecektir, tıpkı Basra’da kanla makyajlanan “42” kadına
vaat ettiği adalet gibi…
Ve
yine, “tıpkı” 1995 Temmuz’unda, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra
Avrupa’da yaşanan “en büyük etnik kıyım” olarak tarihlenen
Srebrenitsa’da yaşananlarda olduğu gibi. Bosna-Hersek’te korumakla görevli
oldukları “8 bin” Boşnak’ı Sırp kasaplarının mezbahalarına
kendi elleriyle gönderen Hollandalı askerler, geçtiğimiz haftalarda
Srebrenitsa’yı ziyaret etti. 1995'te bölgede görev yapan askerler, o dönemde
“barış gücünün merkezi” (!) olarak kullanılan eski fabrika
binasına geldiklerinde, katledilen sivil erkeklerin anneleri ve eşleriyle
karşılaştı. Avrupa’nın utancında kocasını kaybeden Sabra Kolenoviç adlı
kadın, "Buraya geri geldiğiniz için kendinizden utanın!" diye
bağırmıştı. Bosna Anneleri Derneği Başkanı Münire Subasiç de askerlere,
Hollanda hükümetinin kendilerine verdiği “birinci dereceden üstün
şeytanlık” madalyalarını hatırlatarak şu ağlatan ifadeleri
kullanmıştı: "Burada yaptıklarınız için gerçekten madalya aldınız mı?
Anneler hâlâ çocuklarının kemiklerini arıyor. En azından birini bile
kurtarmaya çalışmadınız mı?"
Evet,
en azından birini bile kurtarmaya tenezzül etmemişlerdi. Etnik kıyımın ve
deformasyonun en adi biçimini kullanan Sırpların tecavüz ettikleri yüzlerce
Boşnak kadının tenhalarda yankılanan ağlamalarına kulak tıkadıkları gibi…
Bu hikâyelerin
tırnaklanan rakamları sadece birer sembol. Değişen bir şey yok. Havva, aynı
Havva. Ten rengi, parmak izi, saçının boyası, makyajının tonu ya da
örtüsünün deseni değişse de… Vahşet, aynı vahşet… Âdem’in utanç
akrabalarının milliyeti değişse de…


YAZAR HAKKINDA BİLGİ
S.Kuzey
Yıldız,
1985
İstanbul doğumlu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Televizyon
Haberciliği ve Programcılığı Bölümü’nde eğitimine devam
ediyor. 2000 yılında birey odaklı yazılarına başladı. Üç yüzün
üzerinde deneme yazısı bulunuyor. Yazılarında bireysellikten
sıyrılıp, soyutlamaya ve topluma dayalı empatisini
geliştirmeye odaklanıyor. Kısa film yapımı, edebiyat,
roller-blade, senaryo yazımı ile ilgileniyor.
Detaylı Bilgi
|