|
KEREM
TÜRER
Yazar / İSTANBUL
ktur@mail.com
Geçmişteki hayatım: 9-7-5'te saat 3'te,
İstanbul'da doğdum. Babamı 1 yaşında, bir elektrik kazasında
kaybettim. İki kızkardeşim ile birlikte,
anatanrıçayı seven,
Kur'an-ı Kerim'e tapan,
güçlü bir anne tarafından yetiştirildim. En sevdiğim
oyun,odalara domino taşları ile
birbirini düşürebilen,
tasarımlar yapmaktı. Üsküdar Anadolu Lisesinde sıkıldım,
Boğaziçi-Pera Tonmeisterlik'te fıttırdım, özel olarak resim ve
sinema eğitimleri aldım. Arkadaşlarımın hoşlanabildiği,
türkçe
sözlü besteler yaptım. Sevgili Hocam H. Ertuğ Korkmaz'ı buldum
(Aslında o beni buldu!) Gerçek Okulumu buldum.(Mbav) Kutsal
ruhun elçisi, kozmik annemi buldum. Sırasıyla oyuna, sonra
resme, sonra sese, sonra yazıya, sonra eşim Öz'e ve
sonrada ışığa aşık oldum.
Şimdiki hayatım: İnsanın kurtuluşunun,
an-da olduğunu düşünüyorum. İnsanın geçmiş ve
geleceğe,
yazılı tüm kitaplara ve bilime,
şimdi-nin farkındalığı ile bakmak zorunda
olduğunu düşünüyorum. İnsanın en büyük probleminin, geçmiş ve
geleceğe bölünmüş,
bir zaman kurgusu olduğunu düşünüyorum. Hayatın
kurtuluşunun en çok, hayatın problemleri diye,
öğretilmeye çalışılacak doneleri kabul edemeyen,
bir farkındalık seviyesine ulaşmış, çocuklardan geçtiğini
düşünüyorum. İndigolar ve Kristallerin,
daha önceden yaşamış ruh parçacıklarının,
daha gelişebilmiş enkarnasyonları olduklarını,
insanların bir gün terimlere, sembolik bir biçimde veda
edeceklerini ve bir daha enkarne olmayacaklarını hissediyorum.
Çocuk kavramının,
yaşla ifade edilemeyeceği konusunda ısrar
ediyorum. İnsan kelimesinin,
tamamlanmamış kutsallığımız olduğunu düşünüyorum.
İnsanın, varoluşunu kısmak yerine, zenginleştirmesi gerektiğini,
fizik ötesi kavramlara olduğu kadar, evrenin tüm varlıklarına
kucak açabilmesinin O'nu,
evrenden korkuyla soğutmak yerine, O'nu,
evrene bağlayabileceğini düşünüyorum. Yaptığımız
hatalardan,
gerçekten utanabilmemizi, ama hiçbir şeyi
dramatize etmeden, utancı dahil, kutsayıp kapağını kapatmamız
gereken, yeni bir kitap,
oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu kitabın
içimizde olduğunu ve bütün doğru kitaplarında, buna işaret
ettiğini hissediyorum. İnsanın yaradılışının,
hangi olaylarla olduğunu,
bilmesinden ziyade,
yaradılışını kutsaması gerekliliğinin,daha öncelikli olduğunu,
hatırlamamız gerektiğini hissediyorum. İnsanın sonsuz olduğunu,
hep bildiğini ve bunu itiraf etmekten çekindiğini
düşünüyorum. Sorun denen şeyin,
kabul edebileceğimiz kadar,
varolabildiğini düşünüyorum. Allah'ın varolduğunu
ve bunun,
bireye özel olduğunu düşünüyorum. Allah'ın
hediyeleri, sudan ve yemişten, herhangi bir şey,
talep edilmemesi gerektiğini düşlüyorum. Suyun ve
yemişin,
paylaşılması gerektiğini, bu paylaşımın,
evren tarafından adaletle dağıtılabilindiğini ve
ihtiyaçlarımız adına, kesinlikle endişelenmememiz gerektiğini
hissediyorum. Eğer bir organizmaya,
bir hastalık girebiliyor ise çıkabileceğinide
hissedebiliyorum. İnsanın insana, kendine yapılmamasını istediği
şeyi,
yapmamasının, dünyasal bir gereklilik olduğunu
düşünüyorum. Bu dönemde yaşayan insanlar olarak kutsandığımızı,
gelecek sorunlara karşı,
sevgiyle kilitlenmemiz gerektiğini,
ve geride,
bu sevgiden başka,
hiçbir şeyin kalmayacağını düşünüyorum. Tüm
indigo, kristal ve insan dostlarımla, bilgi paylaşımında
belirli bir noktaya ulaştığımızı, ama artık dönemin acil ve
toplu ışık eylemleri gerektirdiğini ve bunun için doğru teori ve
pratiğe ulaşmak adına, süratle bir toplu çözüm başlatarak,
birbirimizin zihinlerini,
uyarmak zorunda olduğumuzu, hızla bir sonuç elde
edip, sakince uygulamamız gerektiğini düşünüyorum, biliyorum,
istiyorum.
Gelecekteki hayatım: Dünya Barışı'nda,
görev almak isteyeceğim. (Büyük İndigo Işık
Operasyonu) Büyük Dünya Barışında,
görev almak isteyeceğim. Dünya Barışlarının,
(ışık operasyonlarının) aylık olmasını, sonra
haftalık olmasını, sonrada,
günlük olmasını isteyeceğim. Ve kendimi
tutamayıp, geçmiş ve gelecek hayatlarımı, zamandan men edeceğim.

O s s O
Haziran, 2006
Yere selam! Mayıs, 2006
Kalp
Nisan, 2006
Yeşil Çay
Mart, 2006
Merhaba
Merkaba! Şubat, 2006
Titreşimin Dönüşü Ocak, 2006
Ruh ve
Cinsellik Aralık, 2005
|