Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: İdil Soyseçkin

Bir Yazı

Öncelikle tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. İlk yazımın yayınlanmasının gecikmesinden kaynaklı olarak, ikincisi de ‘gündemin’ gerisinden geliyor. En azından kutlama mesajı... Ama açıkçası, gündemde geriye düşmüşlükten hiç de rahatsız değilim.

Deneyimlediğimiz ya da deneyimlendiğinin bilgisini edindiğimiz her şeyin üzerinden daha saniyeler geçmeden unuta-yazdığımız, ve, belki de, haftası geçmeden unuttuğumuz bir zamanda, ‘gecikmiş’ yazıların bandı geriye sarıp yeniden düşünmemize ve bulunduğumuz anla yaşanmışlıkların anı arasında geçen sürede nelerin değiştiğini görmemize yardımcı olduğunu düşünüyorum. Mesela görmediğimiz, duymadığımız ve bilmiyor olduğumuz şeyleri gösteren, duyuran ve anlatan “biryer” var Internet üzerinde: karahaber.org 3 hafta, 2 ay ya da 1 sene önce insanlar nelere karşı seslerini çıkarmışlar, neler demişler ve hangi noktalara gelmişiz hatırlamak veya haberdar olmak isterseniz, sanal uzamda nefes aldıran yerlerden biri Karahaber.

Ve şimdi yazı…

Liseli kızlar saç saça baş başa kavga ediyor. Ve bu bilgiye, bir cep telefonunun pikselli görüntüsünden ulaşıyoruz. Artık öyle bir kanıksama hali ki bu, kızların kavgaları değil; ayırmak yerine büyük bir zevkle kayıt yapan erkek öğrencilerin sözleri ve diğer öğrencilerin tavırları dehşete düşürüyor beni. Önce iki kızın birbirini itmesi... Ve telefonman:

— Okulda dehşet başlıyor... Ve başladı.

Kavgaya tutuşan kızlardan birinin bir tutam saçı diğerinin elinde kalıyor. Oradan da yere düşüyor olmalı ki, oturduğu yerden istifini hiç bozmadan izleyen erkek öğrenci o bir tutam saçı elinde sallayıp cevval telefonmana gördün mü diye soruyor. Sonunda kavga bitiyor. Yerde tutam tutam saçlar. Bir kız öğrenci saçları çektin mi diye soruyor. Yanıt:

— Ayıpsın. 

Aslında yazının bütünüyle benzer izlekte durmasa da, ana akım medyaya dair fazlasıyla öfke biriktiğinden içimde, pek de uzağa düşmüyor yine de yukarıdaki olay anlatımı. Ayrıca izlerken öyle bir dehşete kapıldım ki, yazmasam olmazdı. 

Liposuction delirtir mi sorusunun tartışıldığı ‘haberin’ arkasından 5 yaş gençleştiren kızılötesi ışın kullanılan yöntemin tanıtım ‘haber’i geliyor. Yaşlanmaya savaş açmış bir kadının yüzüne uygulanan bu yöntemi izlerken ekranın ikiye bölünen diğer tarafında uzun bacaklı, gergin suratlı tabir-i caizse (ki değil aslında) bebek gibi kadınlar gösteriliyor. Bedenlerimizden nefret ediyoruz.  

Her türlü yönteme mucize gözüyle sarılıyoruz. Yağ aldırma, gerdirme, toplama, açma, daraltma, inceltme sıkılaştırma, yapma, etme yöntemlerinin biri bin para. Her yeni yöntem önce “sosyetenin” gözdesi oluyor, oradan da yavaş yavaş (göreceli olarak elbette) gücü yetenlere yayılıyor. Arkasından bitkilerin mucizesi geliyor. Her gün bir maske yüze. Litrelerce bitki çayı… Gram gram yağlar… Bitkisel yöntemleri her durumda daha uygulanası buluyorum ama problemli olan bunların kullanılmasının ana motivasyonu. Bedenlerimizden nefret ediyoruz. 

Sabah programlarında şişmanladıkları için kocalarının terk ettiği/terk etmek istediği kadınlar... Bir arkadaşım dikkat çekmişti. Bu konuşmadan birkaç gün sonra da hala aynı konu/sorun ekranlardaydı. Doğuştan bir kusur sahibi bir kadının terk edilmesi elbette haksızlıktı. Ama şişmanlama zayıflamayı da içinde barındırdığından iradeye ait bir şeydi ve kadının görevlerinden/kadın olma hallerinden biri de kocasına güzel görünmek olduğundan terk edilmek –eğer zayıflamıyorsa- çok da doğal bir durumdu. Bu sözlerin, kadınların ağzından dökülmesi daha da yaralayıcı... Ama ataerkinin kadın ve erkek arasındaki cins farkı değil bir anlayış ve yaşama biçimi olduğunu gösteren önemli de bir örnek aynı zamanda. Ve bütün eleştirilerin hedefi olan, terkedilmişliğin ya da terk edilme tehdidinin utancıyla boğuşan o kadın, programın sunucusuna zayıflayacağının sözünü veriyor. Ataerkinin çarkı dönmeye devam ediyor.

Ve bir an(ı)… Kadınlar gününde Mersin’in Aslan Köyü’nden gelen kadınların oynadığı tiyatro oyununu izlemeye gittim. Salonun dolu olması sevindiriciydi. Oyunun başlamasını beklerken arkamda oturan iki kadının konuşmasına kulak misafiri oldum midem kasıla kasıla. Eşinin kendisini aldattığını anlatan kadın zamanında ayağına pas pas olan eski kocasının nasıl olup da bir ilişki yaşadığına şaşıyordu. Ama bunun nedeninin O kadın olduğu geliyordu ikinci cümlede. O kadının nasıl bir aşifte, fingirdek, kadınlığını kullanarak her şeyi yaptıran cinsinden olduğunun hikâyesini anlattı sonra. Aldatılan kadının şaşkınlığı büyüktü, çünkü o sünepe bir kadın değildi ki (burada başka bir kadın ismi de geçti örnek mahiyetinde). Gerektiğinde vamp, gerektiğinde hippi oluyordu. Bakımlıydı. Başka türlü olsa erkeğin aldatması anlaşılabilirdi. Ama onun gibi bir kadının aldatılmasına şaşıyordu. Sonra, hep ettiği bedduayı dillendirdi: “İnşallah iyi bir benzetirler onu da (bu bir dövme halinden bahis miydi yoksa allaha havale edilme durumu mu vardı emin değilim) yüzüne bakılmaz duruma gelir, acısından kıvranır”. Eski kocasına dair herhangi bir bedduadan bahsetmedi. Yeşilçam’ın Neriman Köksal’ı her günahın sebebiydi nasıl olsa.  

An(ı)lardan başka biri... Uzun yıllardır tanıdığım komşumuz/ ablam/ arkadaşım kendimi bildim bileli kilolu oluşundan (Şişman demeyi tercih ederdim ama çoğu zaman hakaretmiş gibi algılanıyor. Oysa şişmanın karşıtı zayıfı rahatlıkla kullanıyoruz. Kilosuz diye bir tanımlama hiç duymadım şimdiye kadar) rahatsızdı ve sıklıkla bozulan diyetler yapardı. Hala rahatsızlığı devam ediyor ancak bu sefer çok kararlı bir şekilde devam ediyor diyetine de sporuna da. Sağlık açısından kilo verme çabasına diyecek sözüm yok elbette. Fakat çoğunlukla, yani sağlık açısından gerekli olsa dahi, temel motivasyon beğenilmeme korkusu/deneyimi. An(ıy)a dönersek... Yine televizyonda, zayıflamayı takıntı haline getirdiğinden yediklerini sürekli kusarak çok kısa zamanda 20 kilo veren bir genç kadından söz ediliyordu. Ve o komşumuz/ablam/arkadaşım “Ya ne güzel. Ben de zamanında denedim ama kusmayı beceremedim” deyiverdi. Tabi küplere bindim. Ardı ardına kızgın cümleler sıraladım. Beni anladığına, yapmayı dilediği/denediği şeyin ne kadar sağlıksız olduğunu bildiğine hiç şüphem yok. Ama her halükarda o hissinin yerli yerinde durduğuna/duracağına da. Ne kadar sağlıksız olursa olsun uzaktan uzağa el sallayan güzellik hayaline bir an önce ulaşmak için her yol mubah. Kendimize ne yapıyoruz böyle?

Çağın güzellik normları neredeyse her saniye (uyku zamanını dışarıda tutmuyorum. Rüyalarda bile rahat bırakılmak mümkün olmayabiliyor) zihnimize ve yüreğimize işliyor. Epilasyon aletlerinin reklamlarında hiç kıllı bir kadına rastladınız mı? En çok bu reklamlara gülüp, en çok da onlardan nefret ediyorum. Temel işlevi o çok korkutucu tüylerimizden arındırmak olan aletlerin ‘tertemiz’ bir yüzeyde çalışmasını izliyoruz. Kendi tüylerimizi o aletin savaş açtığı düşmanlar olarak hayal edip, çatışmayı göremeden, pürüzsüz bir cilde dönüşmüş savaş alanına bakıyoruz. Evet, tıraş bıçaklarının ve yan ürünlerinin reklamlarında da yüzü sinek kaydı erkekler görüyoruz. Ama zaten yukarıda da belirttiğim gibi bu cinsler arasındaki fark değil, anlayış biçimi. Ancak elbette, kıllarla kaplı koltukaltını sere serpe açmış bir erkeğin yer aldığı parfüm reklam afişlerini de hatırlamak gerekiyor. Tüylü pardon kıllı olmak (kadın için kıllı demeye dilimiz varmıyor değil mi) erkekliğin şanındandır/göstergesidir çünkü.

Bu öyle bir taarruz hali ki, kimse kolay kolay kurtulamıyor etkisinden. Ne kadar toplumsal cinsiyet meseleleri üzerine az çok kafa yoran insanlar dahi olsak bedenlerimizle barış imzalamak hiç de kolay değil. Belki de en kötüsü budur. Günümüzün normlarıyla belirlenen güzeli içselleştirip, bir kadının o olması gerektiğine inanan insanın hislerini ve çabalarını sorgulaması pek de olası değildir. Hatta sorgulamamasıdır ‘norm’al olan. Farkında olmak çok yaralayıcı ve zor bir süreç ama yine de bu meselelere dair düşünmek, sorgulamak ve konuşmak hem kendimizin hem de etrafımızdaki insanların dönüşümü için büyük önem taşıyor. En azından bir defaya mahsus, tüm gün boyunca, bedenlerimizi sevmeye çalışalım. Olmaz mı?


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

İdil Soyseçkin, 1980 Ankara doğumlu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde lisansını, aynı üniversitenin Medya ve Kültürel Çalışmalar Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. Çeşitli sosyal çalışmalara katıldı. Kısa filmle uğraşıyor. Gündelik hayatın problemlerini, özellikle kadınları sarmalayan sorunları sokakta tiyatro yaparak ifade etmeye çalışan Kadın Tiyatrosu içerisinde. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

Manyetik Takla Olası Mı ?


Cumhuriyet, Başkanını Seçiyor


Düşmeyen Gündem Küresel


Isınma

Genetiğimizle mi Oynanıyor?


İnsanı Değiştirecek Genetik Keşif


Süt Gerçekten Besleyici mi?


Sen Bir Meleksin


Tarlabaşı'nda Yaşamak


"7 Ağaç" Anlamlı Hediye


Cinsellik ve Toplumsal Ahlâk


26. Uluslararası İstanbul Film Festivali


Dolmabahçe'nin Fotoğrafları


Hayal Gücünüzün Sınırlarını Zorlayın


Hallac-ı Mansûr'u Anlamak


Neva Makamında Bir Nuck Muay


İndigo Anna

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Arbil Çelen

Deliceleri Kesmeli Mi?


Burcu Özgeçen

Yaratıcı Gücümüzü Kabul Etmek


Volkan Burnaz

Bir Aşkı Kovalamak Gibisi


Burçin İvren

Okuyanlarıma Sesleniş


Beyaz Özbalçık

Pozitivizmin Kadın Üzerindeki Etkileri


Didem Çivici

Savrul Gitsin


Burcu Akar

Düşünce Yansıması Hayatlar


İdil Soyseçkin

Bir Yazı


Burcu Özgeçen

Her ‘An’ Sonsuz Seçimler Barındırır


Funda Umut Pakkal

Esas Kurtuluş(?)


Didem Çivici

Mavi


Burcu Özgeçen

Varlığımın Şimdiki Zaman Hali

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  6 Eylül 2008 TSİ 20:00