|
Yazar:
İdil Soyseçkin
Bir Yazı
Öncelikle tüm kadınların Dünya Kadınlar
Günü’nü kutluyorum. İlk yazımın yayınlanmasının gecikmesinden kaynaklı
olarak, ikincisi de ‘gündemin’ gerisinden geliyor. En azından kutlama
mesajı... Ama açıkçası, gündemde geriye düşmüşlükten hiç de rahatsız
değilim.
Deneyimlediğimiz ya da deneyimlendiğinin bilgisini edindiğimiz her
şeyin üzerinden daha saniyeler geçmeden unuta-yazdığımız, ve, belki de,
haftası geçmeden unuttuğumuz bir zamanda, ‘gecikmiş’ yazıların bandı geriye
sarıp yeniden düşünmemize ve bulunduğumuz anla yaşanmışlıkların anı arasında
geçen sürede nelerin değiştiğini görmemize yardımcı olduğunu düşünüyorum.
Mesela görmediğimiz, duymadığımız ve bilmiyor olduğumuz şeyleri gösteren,
duyuran ve anlatan “biryer” var Internet üzerinde:
karahaber.org 3 hafta, 2 ay ya
da 1 sene önce insanlar nelere karşı seslerini çıkarmışlar, neler demişler
ve hangi noktalara gelmişiz hatırlamak veya haberdar olmak isterseniz, sanal
uzamda nefes aldıran yerlerden biri Karahaber.
Ve şimdi yazı…
Liseli kızlar saç saça baş başa kavga
ediyor. Ve bu bilgiye, bir cep telefonunun pikselli görüntüsünden
ulaşıyoruz. Artık öyle bir kanıksama hali ki bu, kızların kavgaları değil;
ayırmak yerine büyük bir zevkle kayıt yapan erkek öğrencilerin sözleri ve
diğer öğrencilerin tavırları dehşete düşürüyor beni. Önce iki kızın
birbirini itmesi... Ve telefonman:
— Okulda dehşet başlıyor... Ve başladı.
Kavgaya tutuşan kızlardan birinin bir
tutam saçı diğerinin elinde kalıyor. Oradan da yere düşüyor olmalı ki,
oturduğu yerden istifini hiç bozmadan izleyen erkek öğrenci o bir tutam saçı
elinde sallayıp cevval telefonmana gördün mü diye soruyor. Sonunda kavga
bitiyor. Yerde tutam tutam saçlar. Bir kız öğrenci saçları çektin mi diye
soruyor. Yanıt:
— Ayıpsın.
Aslında yazının bütünüyle benzer izlekte
durmasa da, ana akım medyaya dair fazlasıyla öfke biriktiğinden içimde, pek
de uzağa düşmüyor yine de yukarıdaki olay anlatımı. Ayrıca izlerken öyle bir
dehşete kapıldım ki, yazmasam olmazdı.
Liposuction
delirtir mi sorusunun tartışıldığı ‘haberin’ arkasından 5 yaş gençleştiren
kızılötesi ışın kullanılan yöntemin tanıtım ‘haber’i geliyor. Yaşlanmaya
savaş açmış bir kadının yüzüne uygulanan bu yöntemi izlerken ekranın ikiye
bölünen diğer tarafında uzun bacaklı, gergin suratlı tabir-i caizse (ki
değil aslında) bebek gibi kadınlar gösteriliyor. Bedenlerimizden nefret
ediyoruz.
Her türlü yönteme mucize gözüyle
sarılıyoruz. Yağ aldırma, gerdirme, toplama, açma, daraltma, inceltme
sıkılaştırma, yapma, etme yöntemlerinin biri bin para. Her yeni yöntem önce
“sosyetenin” gözdesi oluyor, oradan da yavaş yavaş (göreceli olarak elbette)
gücü yetenlere yayılıyor. Arkasından bitkilerin mucizesi geliyor. Her gün
bir maske yüze. Litrelerce bitki çayı… Gram gram yağlar… Bitkisel yöntemleri
her durumda daha uygulanası buluyorum ama problemli olan bunların
kullanılmasının ana motivasyonu. Bedenlerimizden nefret ediyoruz.
Sabah programlarında şişmanladıkları için
kocalarının terk ettiği/terk etmek istediği kadınlar... Bir arkadaşım dikkat
çekmişti. Bu konuşmadan birkaç gün sonra da hala aynı konu/sorun
ekranlardaydı. Doğuştan bir kusur sahibi bir kadının terk edilmesi elbette
haksızlıktı. Ama şişmanlama zayıflamayı da içinde barındırdığından iradeye
ait bir şeydi ve kadının görevlerinden/kadın olma hallerinden biri de
kocasına güzel görünmek olduğundan terk edilmek –eğer zayıflamıyorsa- çok da
doğal bir durumdu. Bu sözlerin, kadınların ağzından dökülmesi daha da
yaralayıcı... Ama ataerkinin kadın ve erkek arasındaki cins farkı değil bir
anlayış ve yaşama biçimi olduğunu gösteren önemli de bir örnek aynı zamanda.
Ve bütün eleştirilerin hedefi olan, terkedilmişliğin ya da terk edilme
tehdidinin utancıyla boğuşan o kadın, programın sunucusuna zayıflayacağının
sözünü veriyor. Ataerkinin çarkı dönmeye devam ediyor.
Ve bir an(ı)… Kadınlar gününde Mersin’in
Aslan Köyü’nden gelen kadınların oynadığı tiyatro oyununu izlemeye gittim.
Salonun dolu olması sevindiriciydi. Oyunun başlamasını beklerken arkamda
oturan iki kadının konuşmasına kulak misafiri oldum midem kasıla kasıla.
Eşinin kendisini aldattığını anlatan kadın zamanında ayağına pas pas olan
eski kocasının nasıl olup da bir ilişki yaşadığına şaşıyordu. Ama bunun
nedeninin O kadın olduğu geliyordu ikinci cümlede. O kadının nasıl bir
aşifte, fingirdek, kadınlığını kullanarak her şeyi yaptıran cinsinden
olduğunun hikâyesini anlattı sonra. Aldatılan kadının şaşkınlığı büyüktü,
çünkü o sünepe bir kadın değildi ki (burada başka bir kadın ismi de geçti
örnek mahiyetinde). Gerektiğinde vamp, gerektiğinde hippi oluyordu.
Bakımlıydı. Başka türlü olsa erkeğin aldatması anlaşılabilirdi. Ama onun
gibi bir kadının aldatılmasına şaşıyordu. Sonra, hep ettiği bedduayı
dillendirdi: “İnşallah iyi bir benzetirler onu da (bu bir dövme halinden
bahis miydi yoksa allaha havale edilme durumu mu vardı emin değilim) yüzüne
bakılmaz duruma gelir, acısından kıvranır”. Eski kocasına dair herhangi bir
bedduadan bahsetmedi. Yeşilçam’ın Neriman Köksal’ı her günahın sebebiydi
nasıl olsa.
An(ı)lardan
başka biri... Uzun yıllardır tanıdığım komşumuz/ ablam/ arkadaşım kendimi
bildim bileli kilolu oluşundan (Şişman demeyi tercih ederdim ama çoğu zaman
hakaretmiş gibi algılanıyor. Oysa şişmanın karşıtı zayıfı rahatlıkla
kullanıyoruz. Kilosuz diye bir tanımlama hiç duymadım şimdiye kadar)
rahatsızdı ve sıklıkla bozulan diyetler yapardı. Hala rahatsızlığı devam
ediyor ancak bu sefer çok kararlı bir şekilde devam ediyor diyetine de
sporuna da. Sağlık açısından kilo verme çabasına diyecek sözüm yok elbette.
Fakat çoğunlukla, yani sağlık açısından gerekli olsa dahi, temel motivasyon
beğenilmeme korkusu/deneyimi. An(ıy)a dönersek... Yine televizyonda,
zayıflamayı takıntı haline getirdiğinden yediklerini sürekli kusarak çok
kısa zamanda 20 kilo veren bir genç kadından söz ediliyordu. Ve o
komşumuz/ablam/arkadaşım “Ya ne güzel. Ben de zamanında denedim
ama
kusmayı beceremedim” deyiverdi. Tabi küplere bindim. Ardı ardına kızgın
cümleler sıraladım. Beni anladığına, yapmayı dilediği/denediği şeyin ne
kadar sağlıksız olduğunu bildiğine hiç şüphem yok. Ama her halükarda o
hissinin yerli yerinde durduğuna/duracağına da. Ne kadar sağlıksız olursa
olsun uzaktan uzağa el sallayan güzellik hayaline bir an önce ulaşmak için
her yol mubah. Kendimize ne yapıyoruz böyle?
Çağın güzellik normları neredeyse her
saniye (uyku zamanını dışarıda tutmuyorum. Rüyalarda bile rahat bırakılmak
mümkün olmayabiliyor) zihnimize ve yüreğimize işliyor. Epilasyon aletlerinin
reklamlarında hiç kıllı bir kadına rastladınız mı? En çok bu reklamlara
gülüp, en çok da onlardan nefret ediyorum. Temel işlevi o çok korkutucu
tüylerimizden arındırmak olan aletlerin ‘tertemiz’ bir yüzeyde çalışmasını
izliyoruz. Kendi tüylerimizi o aletin savaş açtığı düşmanlar olarak hayal
edip, çatışmayı göremeden, pürüzsüz bir cilde dönüşmüş savaş alanına
bakıyoruz. Evet, tıraş bıçaklarının ve yan ürünlerinin reklamlarında da yüzü
sinek kaydı erkekler görüyoruz. Ama zaten yukarıda da belirttiğim gibi bu
cinsler arasındaki fark değil, anlayış biçimi. Ancak elbette, kıllarla kaplı
koltukaltını se re
serpe açmış bir erkeğin yer aldığı parfüm reklam afişlerini de hatırlamak
gerekiyor. Tüylü pardon kıllı olmak (kadın için kıllı demeye dilimiz
varmıyor değil mi) erkekliğin şanındandır/göstergesidir çünkü.
Bu öyle bir taarruz hali ki, kimse kolay
kolay kurtulamıyor etkisinden. Ne kadar toplumsal cinsiyet meseleleri
üzerine az çok kafa yoran insanlar dahi olsak bedenlerimizle barış imzalamak
hiç de kolay değil. Belki de en kötüsü budur. Günümüzün normlarıyla
belirlenen güzeli içselleştirip, bir kadının o olması gerektiğine inanan
insanın hislerini ve çabalarını sorgulaması pek de olası değildir. Hatta
sorgulamamasıdır ‘norm’al olan. Farkında olmak çok yaralayıcı ve zor bir
süreç ama yine de bu meselelere dair düşünmek, sorgulamak ve konuşmak hem
kendimizin hem de etrafımızdaki insanların dönüşümü için büyük önem taşıyor.
En azından bir defaya mahsus, tüm gün boyunca, bedenlerimizi sevmeye
çalışalım. Olmaz mı?
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
İdil Soyseçkin,
1980 Ankara doğumlu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji
Bölümü'nde lisansını, aynı üniversitenin Medya ve Kültürel
Çalışmalar Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. Çeşitli
sosyal çalışmalara katıldı. Kısa filmle uğraşıyor. Gündelik
hayatın problemlerini, özellikle kadınları sarmalayan
sorunları sokakta tiyatro yaparak ifade etmeye çalışan Kadın
Tiyatrosu içerisinde.
Detaylı bilgi
|