|
Yazar: İdil
S.Soyseçkin
Köşe Yazısı, Ankara
Ah
Benim Binbir Yüzüm
Yazıya “keşke güzel
birşeyler yazarak deseydim ilk merhabamı” diye başlamayı düşünmüştüm. Ama
çok iyi biliyorum ki, bu can yakıcı olay yaşanmasaydı başka bir tanesi
halihazırda yaşanıyor ve üzerine konuşulmayı bekliyor olacaktı. O nedenle
“keşke daha güzel bir dünyada yaşıyor olsaydık” cümlesiyle merhaba diyorum.
Çünkü eğer daha güzel bir dünyada yaşıyor olsaydık kimse düşüncelerinden ve
bu düşünceleri korkmadan ifade etmesinden dolayı kalleşçe bir ölümle
koparıl(a)mazdı sevdiklerinden.
Hrant Dink öldürüldü.
Hem de ergenliğiyle hesaplaşmasını daha tamamlamamış bir çocuk tarafından.
Beyaz bereli, eli silahlı, cepleri parasız bir delikanlı... Sırtından
vurduğu adamın yere düşmesini bile görmeden arkasını dönüp gidecek kadar
hesaplı. Bulunamayan örgüt bağlantısı ve psikolojik açıklamalarla –her fail-i
meçhul gibi- meselenin özünden binlerce fersah öteye savrulmamız... Sanki
zihnimizde kalan tek
görüntü gözetleme kamerasıyla yakalanıp dondurulmuş
beyaz bereli bir gencin yüzüyle, üzerine örtülmüş gazetelerin, nedense,
kapatmaya yetmediği altı yamalı ayakkabılar...
Ama, dramatize edilmiş
yüzlerce bilgi... Ogün Samast yolcu otobüsüne nasıl bindi? Merak etmeyin
koridorda yürüyen bir çift bacak görüntüsü merakınızı hemencecik giderir. O
çocuk nasıl bu kadar değişti? Farklı yıllarda çekilmiş, arada nasıl bir fark
olduğunu anlayamadığım, yanyana getirilmiş iki resim, sorumuza cevap veriyor
çok şükür ki. Ahh... Vah.. Vah... Hrant Dink... Bir de yetimhanede büyümüş..
Fondaki acıklı müzik içimi dışıma çıkarıyor.
Bütün gazetelerde,
katil çarşaf çarşaf lanetleniyor. Logosunun altında Türkiye Türklerindir
diye yazan bir gazete, tek çabası hakların kardeşliğini yeşertmek olan bu
adama nasıl kıyıldığına akıl sır erdiremiyor. Türk düşmanı diye afişe edilen
bu Türkiyeli Ermeni bir anda ulusal kahraman haline getiliyor yerildiği aynı
gazetelerin sayfalarında. Medyanın yanar dönerliğine, insanları yerin dibine
sokup göklere çıkarmadaki- değme sihirbazlara taş çıkartacak- el çabukluğuna,
her haberin “Bir İstanbul Masalı” kıvamında sunuluşuna ve bam telimize
dokunup halimize şükrettirmesine zerre kadar şaşırmıyorum elbette. Burası
Türkiye. Burası medyanın birbir yüzlü, insanların belleksiz olduğu bir oyun
parkı.
Yalnız şaşırmayışım,
öflenmediğim anlamına gelmiyor. Kendimi de kesinlikle bu öfkenin dışında
tutmuyorum. Hrant Dink, başka birçok yazar, düşünür, araştırmacı ve gazeteci
gibi, düşüncelerini açıklamaktan 301. Madde’den yargılandığında cenazenin
ardına düşen ya da başka şehirlerde “Hepimiz Ermeniyiz” diye haykıran
insanların yarısı sokağa çıksaydı, o, vatanını birçoklarından daha çok seven
adam hala düşündüklerini yazıp halkların kardeşliği için daha büyük bir
umutla çabalıyor olurdu. Belki bizler de aynaya baktığımızda,
neredeyse
varlığını unuttuğumuz, utanç hissiyle kala-kalmazdık.
301. Madde’den
yargılananlara devlet koruma vermeye başlamış. Çok yaşa! Orhan Pamuk’u
havaalanında ilk karşılayan koruması olmuş. Ne şans! Her şey bir güvenlik
sorunu zaten. Safları eli silahlı adamlarla sıklaştıralım, üstesiden
gelemeyeceğimiz problem kalmaz alimallah. Yoksunluklarımız kalbinin tam
ortasına yedi kurşunu. Kan kaybından ölüyoruz hepimiz.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
İdil Soyseçkin,
1980 Ankara doğumlu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji
Bölümü'nde lisansını, aynı üniversitenin Medya ve Kültürel
Çalışmalar Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. Çeşitli
sosyal çalışmalara katıldı. Kısa filmle uğraşıyor. Gündelik
hayatın problemlerini, özellikle kadınları sarmalayan
sorunları sokakta tiyatro yaparak ifade etmeye çalışan Kadın
Tiyatrosu içerisinde.
Detaylı bilgi
|