|
Haber:
Hale Karaarslan
Nazca
Çizgilerinin Sırrı
Bilim dünyası Amerikalı
arkeolog Paul Kosok tarafından resimleri çekildiğinden beri şu soruların
cevaplarını arıyor: Bu dev şekilleri kimler, nasıl ve hangi amaçlarla çizmiş
olabilir? Bu gizemli çizgilerin fonksiyonu ne olabilir?
Dünyanın belki de en
büyük sanat eserleri arasında sayılabilecek ve aynı zamanda en zor
görülebilen sanat eseri Nazca’daki desenlerdir. Ancak bu söylem, Peru’nun
Nazca çizgileri için kullanılabilir. Erich von
Däniken 1968 yılında kaleme aldığı "Tanrıların Arabaları" adlı araştırma
kitabında, bu dev şekillerin uzaylı zekâsının ürünü olduğunu öne sürdü.
1926
yılının eylül ayında, Profosör Julio C. Tello önderliğindeki bir arkeolog
ekibi, Peru’nun güneyindeki bir çölün uzantısında yer alan Nazca
Düzlüğündeki Cantallo’da kazı yaparken, ekipteki iki üye o bölgedeki bir
tepeye tırmandılar ve olağandışı şaşırtıcı bir keşifte bulundular.
Nazca’daki çölün sanki dev bir cismin ya da varlığın yapabileceği
büyüklükte çizimlerle dolu olduğunu gördüler. Çölde, binlerce düz,
kıvrımlı çizgil, geometrik şekiller ve hayvan çizimleri vardı. Ancak bunlar
o kadar büyüktü ki sadece yüksekten bakıldığında seçilebiliyordu. Bu
desenlerin çöl bölgesinin içinden geçen Pan Amerikan Otoyolu yapılırken bile
kimse farkına varmamıştı. Ancak 1930’larda, bu muhteşem çizimlerin üzerinden
uçan Peru Hava Kuvvetlerinin pilotlarının çektiği fotoğraflarla
arkeologların keşfi doğrulandı.
İnsanlık
bu geoglifleri, 1939 yılında Peru’nun başkenti Lima’nın 400 kilometre
güneyindeki Nazca ovası üzerinde gözlem uçuşu yapan Amerikalı arkeolog Paul
Kosok ‘un ilk fotoğrafları çekmesi üzerine görmüş ve tanımış oldu. Soruyu
araştıran bilim dünyasında, o günden bu yana çok değişik savlar ortaya
atıldı. Bu çizgilerin, başlangıçta "Kristopf Kolomb-öncesi Latin Amerika"da
düzenlenen ilk olimpiyatların atletizm pistleri olduğu iddia edildi.
Astroloji dünyası da
durmadı ve Maymun, kuş ve fok gibi hayvan şekillerinin dev bir yıldız falı
olduğunu söylediler. Onlara göre, bu dev hayvan şekilleri, günümüz
burçlarına benzer nitelikteydi. Birçok bilim adamı ise, bu çizgilerin nazca
bölgesinde yaşayan uygarlığının yürüyüşü çok sevdiğini ve tesadüfü
oluştuğunu söylemiştir, ama bu tez de arkeologların araştırmalarınca
çürütüldü.
Nazca Keşifçisi
Maria Reiche
Nazca için ilk bilimsel
açıklama, Alman matematikçi Maria Reiche'den (1903-1998) geldi. 1946 yılında
Nazca yakınlarındaki San Pablo kasabasına yerleşti ve yaşamını Nazca
çizgilerinin sırrını bulmaya adadı. Bilimsel kariyerini geogliflerle yapmak
isteyen Maria sayesinde Nazca'nın dev şekilleri,1983 yılında UNESCO
tarafından "Dünya Mirası" kategorisinde koruma altına alındı. Maria Reiche,
öncelikle bu çizgilerin nasıl çizildiği sorusuna bir açıklık getirdi. Ona
göre, kumun daha koyu olan üst tabakası kazınmış ve böylece alttaki daha
açık bir tabaka ortaya çıkarılmıştı. Ona göre, şekiller Güneş'in, Ay'ın ve
bazı yıldızların pozisyonunu yansıtıyordu. Ve insanlara ne zaman ekinlerini
ekmeleri, ne zaman tarlalarını sulamaları ve ne zaman ekini toplamaları
gerektiğini hatırlatıyordu. Ne var ki, daha kuşkulu bilim adamlarına göre bu
sav, bir bakıma dev okları ve düz çizgi biçimindeki şekilleri açıklıyordu,
ama özellikle hayvan figürlerinden oluşan görüntüler konusunda yetersiz
kalıyordu. Düz çizgiler de hemen bütün yönlere kaydırılmıştı. Daha sonra
bilgisayar aracılığıyla yapılan hesaplar, şekiller ve çizgilerin sadece
yüzde 20'sinin astronomik pozisyonlara uygun düştüğünü gösterdi. Maria
Reiche'nin kuramı belki olayın bir yönünü aydınlatıyordu, ama acaba tümünü
aydınlatmaya yetiyor muydu? Bu tüm bilim adamlarının her zaman merak
konusuydu.
Nazca'nın sırrını popülerleştiren ve belki de ilham yoluyla hissettiğini
kitabında yazarak, okuyucularını bambaşka düşüncelere sevk eden isim, Alman
"new age" yazarı, Erich von Däniken oldu. 1968 yılında kaleme aldığı
"Tanrıların Arabaları" adlı araştırma kitabında, bu dev şekillerin uzaylı
zekâsının ürünü olduğunu öne sürdü. Daniken’e göre, yamuk biçimindeki ana
şekiller, basit bir biçimde uzay gemilerinin iniş pistleriydi. Ve uzaydan
gelen ve gelişmiş bir teknolojiye sahip bu yabancılar, yerel halk tarafından
"tanrılar" olarak kabul görmüşlerdi. İşte o nedenle, daha sonra bu
gökyüzünden gelen tanrılarla iletişim kurmak için kumun üzerine, büyük
çoğunluğu hayvan figürlerinden oluşan dev şekiller çizmişlerdi. Bu İzler,
1300 kilometre karelik bir alanı kapsamaktadır. Nazca ovasında toplam 26
çizim vardır. Bu izlerin bulunduğu yerden çıkarılan çanak çömlekler M.Ö 300
ve M.S. 540 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.
Nazca’da
yapılan kazılar ve araştırmalarda geoliflerin 12 kilometre kuzeybatı yönünde
ortaya çıkarılan kazılarda (Cahuachi kazıları),çok sayıda eşya gün ışığına
çıktı. Bu bölgede yapılan kazıları koordine eden İtalyan mimar ve arkeolog
Guiseppe Orefici, ayrıca burada 24 kilo-metre kare genişliğinde dev bir
nekropol ortaya çıkardı ve buraya tahminen 20 bin ile 30 bin kişi
gömülmüştü. Ortaya çıkarılan çok sayıda mumya, süs eşyası, müzik aleti gibi
eşyaların arasında bulunan iki şey İtalyan arkeologun dikkatini çekmişti.
Üstlerinde geogliflerdeki çizgilere benzer şekillerin bulunduğu seramik
vazolar, çanak çömlekler çıkarıldı. Bu eşyaların üzerinde de Nazca’daki yere
çizilen desenlere benzer şekiller vardı. Ve bir o kadar önemli olan bir
mezarda ortaya çıkarılan ölü töreni mantosu idi... Bu 2000 yıllık mantonun
kenarlarına
500 tane küçük bebek işlenmişti. Bu bebeklerin bir kısmı müzik aletleri
çalıyor, diğerleri de ellerini havaya açmış bir şekilde dans ediyorlardı.
Her bebeğin yaptığı hareketi bir başkası izliyordu. Bebeklerin davranışları
bir ölü gömme ritüelini çağrıştırıyordu. İşte bu noktadan hareket eden
İtalyan arkeolog, Nazca geogliflerinin dinsel bir ritüeli simgelediği tezini
geliştirdi.
Ayrıca bu eşyalar, karbon
14 testi ile M.Ö. 5. yüzyıldan M.S. 6. yüzyıla kadar
tarihlendirilebiliyordu. Ve burada büyük bir uygarlık yaşamıştı. Bu uygarlık
tam 1000 yıl boyunca varlığını sürdürmüştü. Bölgenin çöl topraklarını
kendilerine yerleşim bölgesi olarak seçen bu topluluk, günümüzde "Nazcalılar"
diye anılıyor.
.jpg)
Guiseppe Orefici’nin
savına göre Nazcalılar, barışçıl, ama koyu dindar bir topluluktu. Mumyaların
arasında, bir tane bile düşman mumyasına rastlanmaması, onların savaşçı
olmadığının somut bir göstergesiydi. Yazıyı, büyük bir olasılıkla
tanımıyorlardı. Ancak, sanatta ve en önemlisi, geometri konusunda çok
ileriydiler. Hem de, kenarları 110 metre uzunluğunda ve 20 metre
yüksekliğinde piramitler inşa edecek kadar ustaydılar.
Yapılan kazıların ortaya çıkardığı bir başka ilginç nokta ise, bulunan tüm
eşyalarda ortak paydanın su olmasıydı. Kurak, hatta çöl denecek bir iklimde
varlıklarını sürdüren Nazcalılar için su çok önemliydi. O nedenle, sarmal
biçimde kuyular oluşturarak gelişmiş bir su iletişim şebekesi
oluşturmuşlardı.
Şebekeden, bazı civar köyler ve kasabalar bugün bile yararlanıyorlar. Bu
noktadan hareket eden Guiseppe Orefici’ye göre,
Nazcalılar'ın bütün
dinsel ritüellerinin su ve bereket kavramları oluşturmuştu.
Ve bu savdan sonra
Guiseppe Orefici geolifleri üç farklı kategoriye ayırdı. (sarmal şekiller,
hayvan figürleri, dev düz çizgi ve oklar) kesin, ama farklı dönemlere
karşılık geliyordu. İlk olarak, Nazcalılar'ın, M.Ö. 500 yıllarında sarmal
şekilli geoglifleri oluşturdukları düşünülüyor. Bunlar göreceli olarak
değişiyordu. Daha büyük çizgilere, kuş, örümcek, fok, maymun gibi hayvan
şekillerine geçiyorlardı. İtalyan arkeoloğa göre, bu hayvanlar Nazcalılar'ın
tanrılarını simgeliyordu, tümü su ile yakından ilişkiliydi... Bu dönem, aynı
zamanda Nazca uygarlığının altın çağları olarak gösterilebilirdi... İlk
kentlerini, nekropollerini inşa ediyorlar. M.S. 3. ve 4. yüzyılı kapsayan bu
dönem, And Dağları'ndaki büyük fayın yol açtığı büyük bir deprem ile sona
eriyordu. Doğal bir afet karşısında tanrılarına duydukları güveni yitiren
Nazcalılar, kurdukları kentlerin üstünü kum ile örtüp göç etmeye
hazırlanıyorlardı. İşte bu sırada, gidecekleri yönü gösteren ok ya da düz
çizgi şeklindeki son dönem geogliflerini çizmiş olabilecekleri düşünülüyor.
Çünkü onlar, artık hayvan figürleri biçimindeki tanrılarını terk etmiş
bulunuyorlar. Ancak, yeni göçtükleri topraklarda da onları mutlu bir son
beklemiyor. Önce, 6. yüzyılda Huariler tarafından özümseniyorlar. 1000
yıllarında, Huariler'i yıkan Chinchas'ların egemenliği altına giriyorlar.
Son olarak da İnkalar'ın içinde eriyip tarihin içindeki muhteşem yerlerini
alıyorlar.
Peki ama, büyük çoğunluğu sadece uçaktan görülebilen bu dev şekilleri
Nazcalılar nasıl çizmiş olabilirler? Guiseppe Orefici bu konuyu
fotoğrafçılıkta kullanılan "agrandisman" yöntemiyle açıklıyor. Ona göre,
önce ana şeklin en küçük parçasının şeklini çizdiler ve daha sonra da, basit
basamak hesaplarıyla daha büyüklere geçtiler. İtalyan arkeoloğun düşüncesi
başka bir olayı daha açıklıyor: bazı geogliflerdeki temel hesaplama
hatalarını...
İtalyan arkeolog, bu kuramını bir süre önce Perulu ilkokul öğrencileriyle
gerçekleştirdiği bir deneyle kanıtladı. Öğrencilerle birlikte, direkler,
ipler ve bazı temel geometri kurallarını kullanarak, bu dev şekillerden bir
tanesinin benzerini yarım gün içinde gerçekleştirdi.
Ancak,
İtalyan arkeolog Guiseppe Orefici'nin kuramında açıklanamayan noktalar var.
Kazılarda ortaya çıkarılan eşyaların, özellikle de vazoların üstündeki
şekillerle geoglifler arasında birebir bir ilişki görülmüyor. Örneğin yamuk,
düz ok ve çizgi gibi bazı tipik geoglif şekillerine bu tür eşyaların üstünde
hiç rastlanmıyor. Aynı topluluğun, toprakta farklı, günlük yaşam eşyaları
üstünde farklı motifleri işlemiş olması bazı sorular yaratıyor. Öte yandan,
bugün bilim adamlarının sık sık kullandığı tarihlendirme yöntemi olan
"karbon 14 testi" kaya ve tahta için olumlu sonuçlar verirken, toprak
konusunda kuşkular taşıyor…
Nazca uygarlığına bu
çizimleri nasıl yapacakları bir şekilde öğretildi. Ayrıca insanın aklına ilk
gelen soru şu oluyor; bir uygarlık ya da kabile neden sadece havadan
görülebilecek bir şey yapsın? Yani en azından o zaman için yaşayan
insanların görmeyeceği bir şeyi neden yapsın? Ayrıca bu çizimler insana
hitap etse, bir halk, neden bu çizimleri
yere
yapsın? Pekala kayalara, taşlara duvarlara, mağaralara yapabilirlerdi. Bu
çizimleri acaba Eric von Daniken’in de kitabında yazdığı gibi orada yaşayan
halk uzaylılara mesaj göndermek için yapmış olabilir mi? Ki bu çizgilerin
arasında havaalanı pisti de bulunmuştur.
Nazca çizgilerinin
üzerindeki sır, tam olarak kalkmış değil... Bu bilim dünyası için hala
araştırma konusu, ama insanı alıp o zamanlara götürüyor… Neler yaşanmış
olabileceğini düşünmeye, hayal etmeye, fantastik bir macera kurgulamaya
itiyor.
Resimler
için kaynak Peru müzesi.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Hale Karaarslan,
1964 doğumlu, Marmaris'te yaşıyor. İndigo Türkiye grubu
yöneticisi. EMF Dengeleme Tekniği uygulayıcısı. Profesyonel
olarak resimle ilgileniyor. İndigo Dergisi'nde Yazı İşleri
Müdürü ve Yayın Danışmanı olarak görev yapıyor.
Detaylı bilgi
|