|
Yazar:
Hale Karaarslan
Coşkuda Olmak
Toplum tarafından ve ailemizden,
çevremizden bize öğretilen her şey yaşamı olduğu gibi, içimizden geldiği
gibi yaşamamızı engeller niteliktedir. Belki de ilgi çekmek için bile mutsuz
rolüne bürünebiliriz çoğunlukla… Neden böyle davranıyoruz? Anlaşılabilelim
diye. Biraz fazla mutluluğu hissetsek neden korkuyoruz? Biraz gülsek,
kahkaha atsak, delicesine dans etsek, ya da kimseyle ilgilenmeyip,
kendimizle olsak tüm kalabalık içinde bile. Başkaları ne derler, ne
düşünürler endişesi taşımadan…
Çok neşeli olsak, yüksek sesle şarkılar
söylesek… Böyle yaşamayı seçerek, dışardan böyle göründüğümüzde bize deli,
çatlak mı derler? Ama niye? Bu hareketler bizi çok mu acayip biri yapmıştır?
Bu hareketleri yaptığımız anda bizi kabul edebilen çıkar mı toplumda? Kaç
tane?
Çünkü bize öğretilen farklı. Bizler
ölçülü olmak zorunda kalarak yetiştirildik. Neler yapmamız ya da yapmamamız
bizim davranış programımıza sokuldu ta en başta. Ufacık bir çocukken. O
kadar masumken, kendimizken.
Birisi çok neşeliyse, sık sık kahkahalar
atıp, coşkuyla davranıyorsa, içinden geldiği gibi yaşıyorsa, niye
diğerlerimiz onun çatlak olduğunu düşünürüz? Onu kıskanırız çünkü içten içe.
O bizim yapamadığımız bir şeyi, hatta her şeyi yapıyordur ve hemen onu
yargılarız. Onu uyarırız hatta. Bizi rahatsız ediyordur… Neden Peki?
Oysa
ki, coşkuda olan insan, sever, hoş görür, yargılamaz, kabul eder… Teslim
olur sevgiye. Tüm toplum böyle yaşayamaz mı? Bu olamaz mı? Çocuklarımızı
böyle yetiştirebilir miyiz? Sevinci, neşeyi, kahkahayı, mutluluğu yaşayan
çocuklar… Gülen, ağlayan, öflekelenebilen… Öfkeyi huzura dönüştürebilen
çocuklar. Çocuklarınıza bakın, izleyin onları. Mutlu bir insana ya da
çocuklara bakın. Nasıl güldüğüne, gözlerindeki ışıltıya. Tıpkı âşık bir
insan gibidir. Yaşamı dans eder bir rutinde, ayakları yere basmaz bir
biçimde yaşarlar. Çocuklar da kızar, üzülür, ağlar, tepinirler hatta. Ama bu
çok sağlıklıdır. Çünkü tüm bedeni buna eşlik eder çözünmek için. Onlar
sadece kendileri olmak isterler ve istediklerini yaşamak. Tüm yaptıkları bu!
Öyleyse neden onların o güzelim ruhsal, özden gelen programlarını, kendi
kirli zihnimizin bize dayattıklarıyla bozma çabası?
Böyle bir toplum, insanlık yaratabilir
miyiz sizce? Bu çok mu zor? Ya da böyle yaşamayı tekrar öğrenirsek, çok mu
savunmasız kalırız? Kime karşı?
Böyle uygarlıklar savaşabilir mi sizce?
Mutlu bir insan savaşı anlayabilir ya da
düşünebilir mi?
Coşkulu
insanlar, içlerindeki coşkuyla yaparlar her işlerini. Yaratıcılıklarını
katlayarak. Ve bu kendilerine ve herkese geri döner. İstediklerini
yapabilecek gücün içlerinde olduğunu bilirler. Ve karşılarındaki insanı da
teşvik ederler güzele, iyiye, muhteşem yaşama ve yaratıma.
Eğer insanlar coşkuda yaşamaya
başlarlarsa tüm toplum değişmek zorunda kalacak. Savaşlar saçmalık olacak!
Mutlu bir insan, mutsuzlukta kalamaz.
Seçmez çünkü bunu. Farkındalığı bu değildir. Attığı her adımda huzur,
dinginlik, sevinç, kahkaha vardır.
Çocuklarımız bizim eşsiz yaratımlarımız
olabilirler. Bu bilinçle ve coşkuyla yaşamayı seçerek, toplum olarak harika
genç nesiller yetiştirebiliriz. Şimdi harekete geçmenin tam zamanı.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Hale Karaarslan,
1964 doğumlu, Marmaris'te yaşıyor. İndigo Türkiye grubu
yöneticisi. EMF Dengeleme Tekniği uygulayıcısı. Profesyonel
olarak resimle ilgileniyor. İndigo Dergisi'nde Yazı İşleri
Müdürü ve Yayın Danışmanı olarak görev yapıyor.
Detaylı bilgi
|