|
Haber:
Hale Karaarslan
Stonehenge’in Sırrı
Geçmiş medeniyetlere
bakıldığında, evrim teorisi geçerliliğini yitirmekte. Geçmişten bugüne gelen
izler, zaman zaman bize tersini düşündürüyor.. Yani “ilkelden, medeniyete
uzanan bir ilerleme”. İnsan evrimleşip, gelişim gösteren bir varlıktır,
ancak zekâ ve yaratıcılık hep vardır. Acaba yüz binlerce yıl önce yaşamış
olan uygarlıkların bıraktıkları kalıntılar ve izlerden yola çıkarak, bu
teknolojiyle hala o zamanlardan kalan izlerin sırrını çözememek nasıl
açıklanabilir? Çok basit bir mantıkla, ya onlar bizlerden daha ileri
medeniyetlere ve teknolojiye sahiptiler, ya da biz şu anda hala o teknolojik
bilgilere sahip değiliz.
Belki
de bilim adamlarının da açıkladığı gibi; nasıl şu anda dünya üzerinde
değişik teknolojiye sahip olan ülkeler yaşıyorsa, (uzay teknolojisi ve ilkel
insanlar) daha önceki medeniyetler de çeşitlilik gösteriyor olabilir. Gene
de bu teknolojiyle, bu sırları hala aralayamamış olmamız ilginç değil mi?
Peki, bu nasıl olabilir?
Bu ay İngiltere’de bulunan Stonehenge'i
incelediğimizde, Londra’nın kilometrelerce vadilerinde bir çakıl taşı bile
bulunamazken, birdenbire orada bir abide gibi dikilen o büyük kayalar, nasıl
oraya gelmiş olabilir? Ve ne için? Neden belli bir hiza ve dizimle
sıralanmış olabilirler?
Stonehenge
çember halinde yerleştirilmiş, büyük taş bloklardan oluşan bir yapıt olup,
ortalama olarak 4.5 metre yüksekliğinde ve her biri ortalama 25 ton
ağırlığında yaklaşık 30 adet taş bloğun bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu
yapıt birçok insanın ve araştırmacının çok ilgisini çekmektedir. Yapımı ve
yapılış amacı hakkında pek çok teori vardır. Burada önemli olan, bu
teorilerden hangilerinin doğruluk içerdiği değil, bu yapıtın, evrim
teorisinin insanlık tarihini açıklamak için öne sürdüğü iddiaları geçersiz
kılan örneklerden biri daha olmasıdır.
Yapılan araştırmalara
göre, Stonehenge'in üç inşaat aşamasında meydana geldiğini ortaya
koymaktadır. Birçok kaynağa göre, Stonehenge'in en eski dönemi MÖ 2800
yılına dayanmaktadır. Yani Stonehenge'in tarihi bundan yaklaşık 5000 yıl
öncesine kadar uzanmaktadır. Tarihi kaynaklar, ilk inşaat sırasında arazide
dev taşlardan küçük bir çember yapıldığını ve bu çemberin dışına da bir
topuk taşı yerleştirildiğini ortaya koymaktadır.
Daha sonra, yine dev taşlarla ikinci bir çember oluşturulmuş, bundan sonra
da çemberlerin iç kısmına "mavi taş" denilen taş bloklar yerleştirilmiştir.
Bu yapının en dikkat
çekici yönlerinden biri, burada kullanılan mavi taşlardır. Çünkü
Stonehenge'in yakınında herhangi bir mavi taş kaynağı yoktur. Yapılan
araştırmalar, bu taşların Prescelly dağlarından, yapıtın olduğu yere
getirildiğini ortaya koymuştur. Burada ise karşımıza yine olağanüstü bir
durum çıkmaktadır. Çünkü, söz konusu mavi taş kaynağı, Stonehenge'den
yaklaşık 380 km (kara yoluyla) uzaklıktadır. Eğer o dönemde yaşamış
insanlar, evrimci hikâyelerde anlatıldığı gibi, ilkel koşullarda yaşayan,
ellerindeki tek malzeme ağaçtan kaldıraçlar, kütükten yapılmış sallar ve taş
baltalar olan insanlar olsaydı, tonlarca ağırlığındaki bu taşlar
Stonehenge'in olduğu bölgeye nasıl getirilmiş olacaktı? İşte bu,
evrimcilerin hayal ürünü senaryolarıyla, cevaplanması mümkün olmayan bir
soru olarak beklemededir.

Bir grup araştırmacı, o
dönemin koşullarını canlandırarak mavi taşları Stonehenge'e kadar taşımaya
çalışmışlardır. Bunun için ağaçtan kaldıraçlar kullanmışlar, üç sandalı
birbirine bağlayarak benzer büyüklükteki taşların sığabileceği bir sal
meydana getirmişler, ağaçtan sırıkları kullanarak salı nehir yukarı taşımaya
çalışmışlar, daha sonra da kabaca hazırlanmış tekerlekler üzerinde taşları
tepeye doğru çıkarmaya uğraşmışlardır. Ancak tüm bu uğraşıları sonuçsuz
kalmıştır. Bu, mavi taşların Stonehenge'in olduğu yere nasıl taşındığını
anlayabilmek için yapılan denemelerden sadece biridir. Daha pek çok deneme
yapılmış ve dönemin insanlarının nasıl bir nakliye olanağıyla bu kayaları bu
bölgeye getirebileceği anlaşılmaya çalışılmıştır. Ancak evrimci ön
yargıların ışığında yapılan bu araştırmalar neticeye ulaşmaktan hep uzak
kalmışlardır. Çünkü tüm bu denemeler, Stonehenge'in yapıldığı dönemde
yaşayanların
sadece
taş ve ağaç gibi kaba malzemeler kullandıkları ve geri bir medeniyete sahip
oldukları yanılgısı ışığında yapılmaktadır.
Burada önemli bulunan bir nokta daha vardır. Araştırma ve
denemeler yapılırken gemi tersanelerinde yapılan çeşitli modellerden
yararlanılmakta, gelişmiş fabrikalarda üretilen halatlar kullanılmakta,
detaylı hesaplar ve planlamalar yapılmaktadır. Yani günümüz teknolojisinin
olanaklarından faydalanılmaktadır. Buna rağmen sonuç elde edilememektedir.
Bundan yaklaşık 5000 yıl önce yaşayan insanlar ise, tonlarca ağırlığındaki
bu taşları taşımışlar, coğrafi konumlarını hesaplayarak bir çember haline
getirmişlerdir. Tüm bunları taş baltalar, kütükten yapılmış sallar, ağaçtan
inşa edilmiş kaldıraçlarla yapmadıkları açıktır. Stonehenge ve diğer pek çok
megalit, belki de bizim dahi tahmin edemeyeceğimiz bir teknoloji
kullanılarak inşa edilmiştir.
Son
olarak, nasıl ve ne şekilde
yapılmış olduğu halen tartışılmakta olan Stonehenge'in bilim adamlarınca
ortaya çıkarılan başka bir önemli özelliği de, astronomiyle olan
bağlantısıdır. Elde edilen bulgular, bu yapıtı inşa edenlerin mühendislik
bilgilerinin yanı sıra, astronomi bilgilerinin de gelişmiş olduğunu
göstermektedir.
İnsan düşünmeden
duramıyor; acaba Stonehenge, uzaylı ırkların geçmişte veya hala kullandığı
boyutlararası bir kapı olabilir mi? Ya da?
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Hale Karaarslan,
1964 doğumlu, Marmaris'te yaşıyor. İndigo Türkiye grubu
yöneticisi. EMF Dengeleme Tekniği uygulayıcısı. Profesyonel
olarak resimle ilgileniyor. İndigo Dergisi'nde Yazı İşleri
Müdürü ve Yayın Danışmanı olarak görev yapıyor.
Detaylı bilgi
|