|
Haber: Hale Karaarslan
Bilim Haberleri, Marmaris
Dünya Dışı
Yaşam
Neden ziyaret ediliyoruz?
Uzaylılar bizi eğitiyor mu?
Buraya yani dünyaya geliyorlarsa nasıl
geliyorlar? Bizi ziyaret ettiğini düşündüğümüz bu yaratıklar neye
benziyorlar? Buraya gelmek için ne kadar zaman harcıyorlar? Teknoloji bizi
yakınlaştırıyor mu?
Evrenin kişinin gözlem durumuna
göre sınırlı ya da sınırsız olduğu söylenebilir. Büyük patlama ile durağan
hiç bir şey yoktur ve her şey hareket etmekte ve genişlemektedir. Holografik
Evren teorisine göre
bedenlerimiz de dâhil olmak üzere evrendeki her şey bir tek kozmik özden
oluşmaktadır. Bizler, en uzak galaksideki atomlara sahibiz, bu nedenle de
tüm evrenle ilişki içindeyiz. Holografik evren şöyle tanımlanır: Evren
barındırdığı her şeyi ve tüm bilgileri içeren bütün parçacıkların birbirine bağlı olduğu
hologramik (parçaların birbiriyle iç içe olduğu) bir yapıdadır. Evrenin
en küçük parçasında bile evrenin tüm özelliklerini görmek mümkündür. Mikrokozmos ve makrokozmosun benzerliğini
bu teoriyle açıklanıyor.
Bu spritüel görüşlerin de bize hatırlattığı şey: “Hepimiz biriz”, “Yukarıda
ne varsa aşağıda da o var”, “Tanrı içimizdedir”, “Evren bir kum tanesinin
içinde saklıdır” ve “Enel Hak” gibi
benzetmelerin holografik evren modelinin
ışığı altında bakıldığında yeni anlamlar kazandığını görüyoruz.
Her birimiz, evrenin yapısı ve kaynağı
ile ilgili tüm bilgileri içeren bu hologramın küçük birer parçasıyız. Bu
nedenle kişiler farkındalığını arttırdığında kendi bilincini Evrensel Zihne
yansıtarak tüm evren hakkında bilgi edinebilirler. Ki bunu yapan farkında
insan sayısı gün geçtikçe çoğalıyor. Ürettiğimiz düşüncelerin başkalarının
düşüncelerini de etkilemeleri ve dolayısıyla bunun tüm evrene yayılması söz
konusu. Bir insanın yaptığı ya da düşündüğü her şey evrensel hologramın
bir parçası oluyor.
Holografik evren
nedir?
Bu teorinin açıkladığı şey,
evrendeki her şeyin bir titreşim içinde olduğudur. Titreşen bilinçlilik
fiziksel maddeyi yaratır. Bilinçlilik daha hızlı titreştikçe farklı türde
parçacıklar ve maddeler yaratır. Her şey titreştiğine göre, her şeyin bir
elektromanyetik alanı vardır. Bu alanlar çok yüksek frekanslı morötesi
ışınımdan, çok düşük frekanslı kırmızı ötesi ışınıma kadar foton dediğimiz
enerji kümeleri halinde görünürler. Düşüncenin ve sevginin de bir titreşim
olduğunu fakat bu frekans aralıklarında tespit edilemediğini biliyoruz
artık. Bugün bizim kullandığımız veya bilmediğimiz bir titreşim ile
madde - enerji dönüşümlerini sağlamak mümkündür. Gelişmiş bir teknolojinin
bunu yapabilmesi durumunda maddeyi çok hızlı bir şekilde enerjiye
dönüştürmesi mümkündür. Hatta bu dünya için geçerli olan sabitlerin çok daha
farklı bir şekilde kullanılması durumunda ışıktan hızlı hareket edebilmek te
mümkün olabilir. Holografik Evren modeli son zamanlarda daha çok gündeme
gelen Kuantum fiziği teorisiyle benzerlik göstermektedir.

Neden ziyaret
ediliyoruz?
Bu yeni teori ile dünya dışı yaşamın
varlığını düşünüyoruz ister istemez. Ve şu soruları soruyoruz: “Niçin
ziyaret ediliyoruz? Buraya yani dünyaya geliyorlarsa nasıl geliyorlar? Bizi
ziyaret ettiğini düşündüğümüz bu yaratıklar neye benziyorlar? Buraya gelmek
için ne kadar zaman harcıyorlar?” gibi bazı sorulara daha destekli yanıtlar
arayabiliyoruz. Evrende bize benzeyen başka yaratıklar mıdır bu canlılar?
Eğer geliyorlarsa neden?
Dünyada özellikle son yıllarda yapılan
nükleer denemelerin yaydığı radyasyon veya insanlar tarafından üretilen
olumsuz düşünce formları sadece dünyamızı değil tüm güneş sistemimizi,
Samanyolu galaksimizi ve belki de diğer galaksileri de etkiliyor. Bu nedenle
dünya dışı yaşam formlarının bir ilgi odağı olmamız mümkün olabilir mi?
Çoğu zaman var olduklarını düşündüğümüz ya da hissettiğimiz fakat direk
temas şeklinde bir kanıt gösterilmediğinden düşüncede kalmaktadır her şey.
Ya da yetkililer tarafından hasıraltı edilmektedir. Acaba ziyaretçilerimizin
bize karşı olan ilgilerinin altında ne yatmaktadır?

Teknoloji bizi
yakınlaştırıyor mu?
Teknoloji olarak bizden ileride oldukları
kesindir. Fakat teknolojik alandaki gelişimlerini ruhsal boyutta
gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini bilemediğimiz için bize zarar verip
vermeyecekleri konusunda bir şey söylemek mümkün değil. Şu anda insanlığa
bu teknolojik imkân verilse ve biz galaksiler arası yolculukları çok kısa
sürelerde (örneğin düşünce gücü hızında) yapabiliyor olsak ne yapardık?
Teknolojimiz geliştikçe bize en yakın gezegen olan Mars’a, keşif seferleri
düzenliyoruz. Şunu hiç kimse göz ardı edemez ki, Mars gibi insana yabancı
olan bir gezegendeki öncelikli keşif o gezegendeki canlıyı aramaktı. Önce
kendimizden teknolojik açıdan veya ruhsal açıdan daha geride olan bir
gezegene gitsek, canlılar ile temas etmeden önce onları tanımaya çalışmaz
mıydık? Hatta onları anlamaya, ne zaman zarar verip ne zaman dost
olabileceklerini öğrenmeye çalışmaz mıydık? Dünyadaki savaşları görüp,
etkilenip saklanırdık belki de. Daha sonra da bizden daha ileride olan bir
medeniyete gidebilsek acaba ne isterdik, korkar mıydık, savaşır mıydık?
İşte bu soruların cevapları bizim için ne kadar bilinmez ise,
ziyaretçilerimiz için de aynı şey geçerli olabilir.
Tüm bu genel bilgilerden sonra, son
yapılan filmlerdeki ve yazılan romanlardaki kurgulara bakarak, dünyanın ve
insanın bilinci geliştikçe senarist ve yazarların da bu bilinçlilikten
etkilendiğini söyleyebiliriz.
Çok eski zamanlardan beri dünya dışından
canlılarla ve UFO dediğimiz bilinmeyen dünya dışı yaşam kanıtlarıyla ilgili
olarak haberler her zaman gündemde oldu. Roswell olayı bunlardan biridir:
Roswell Olayı:
Olay New Mexico’nun Roswell bölgesinde 1947 yılının 4 Temmuz saat 23:30
sıralarında cereyan eder. Bu tarihte William Mc. Brazel adlı bir çiftçinin
arazisinde bir UFO yere çakılır. Brazel, UFO’dan etrafa dağılan parçaları
görünce olayı yetkililer haber verme ihtiyacı hissediyor ve 5 Temmuz 1947
günü askeri yetkililer inceleme için bölgeye geliyorlar, bölgeyi de
ziyaretçilere kapatarak uzay cismine ve içinde bulunduğu iddia edilen
cesetlere el koyuyorlar.
Çiftçi Brazel, aynı gün arazisinde aynı
cisme ait bir iki kalıntının daha olduğunu tespit eder. Brazel bulduğu o
kalıntıları da alarak ertesi gün Roswell kentine gider ve yetkililer
kendisinden o parçaları da teslim alırlar. Brazel’in bulduğu parçalarla
ilgili yerel bir gazete de çıkan haber üzerine yetkililer olayı
yalanlayarak, kalıntıların düşen bir meteoroloji balonuna ait olduğunu
açıklarlar. Amerikan hükümeti olayı basından ve halktan gizlemeye
kararlıydı. Ve cesetlerle birlikte UFO’dan geriye kalanları bir üsse
taşıdılar. Yıllar sonra o zamanlar orduda görevli olan kameraman Jack
Barnett, tüm çevreleri ayağa kaldıran açıklamasında, cesetlere otopsi
yapıldığını ve kendisinin de bu olayı kare kare kamerayla tespit ettiğini
açıkladı. Bu kayıt yaklaşık 90 dakikalık olup, belki de dünyanın en büyük
sırlarını gizliyordu. Tabi ki bu film, hükümet politikası gereği yıllar boyu
açığa çıkarılmadı, gizli tutuldu. Hatta bazı iddialara göre dönemin başkanı
Truman da otopside hazır bulunmuştur.
Fakat kameraman Barnett o kadar da saf
biri değildi ve filmin bir kopyasını da kendine çıkarmayı bilmişti. Daha
sonra İngiliz gazeteci ve televizyon yapımcısı Ray Santilli yüklüce bir
miktar karşılığında filmi satın aldı. Bundan sonra da dünya basınını ayağa
kaldıran uzaylı varlık otopsisi yavaş yavaş dış dünyaya açılmaya başladı.
60 yıl önce yaşanan bu olayla ilgili
olarak geçenlerde ölmek üzere olan bir albayın verdiği bilgiler de
düşündürücüdür. Amerikalı eski bir askeri yetkili, 60 yıl önce ABD’nin New
Mexico eyaletindeki Roswell askeri üssü yakınlarına düşen cismin içinde
uzaylı cesetleri de bulunan bir UFO olduğunu ve bunların Amerikan ordusu
tarafından gizlendiğini ölüm döşeğinde itiraf etti. O dönemde üssün halkla
ilişkiler subayı olan ve geçen yıl ölen Teğmen Walter Haut, ölümünden sonra
açılmak üzere yazdığı mektupta, ABD ordusunun birçok teknolojiyi bu "kazada"
ele geçen dünya dışı uzay mekiğinden aldığını iddia etti.

Video
Roswell olayı otopsi görüntüleri
Dikkat:
18 yaşından küçüklerin izlemesi
sakıncalıdır!
Diğer UFO ziyaretleri
Yıl: 1994
Yer: Meksika/Tepetzlan
Carlos Diaz, 1977’ den beri dünya dışı
canlılarla ilişki kurduğunu iddia ediyor, ama onların nereden geldikleri
hakkında bir açıklama da yapmıyordu, ya da yapamıyordu. Ancak bir konuşması
sırasında, onların araçlarına bindirildiğini ve dünyanın içine doğru
götürüldüğünü, orada muhteşem çiçek bahçelerinin bulunduğunu, ilahi bir
müziğin çalındığını ve dünyanın her tarafından getirilen yaşam türlerinin
dolaştığını belirtti. Dünya dışı canlılar dünya yüzündeki yaşam türlerini
korumaya çalışarak, azalan türleri yeniliyorlar ve en büyük korkuları
insanların gezegenin yüzeyini yok etmesi. Diaz, belki de UFO literatürünün
en ilginç örneklerinden çünkü reklâmını yapmıyor ve doğru ya da yanlış
bildiklerini açıklamaktan kaçınıyordu
UFO’lar tarafından kaçırıldığını iddia
edenlerin en ünlüsü hiç şüphe yok ki Yazar Whitley Strieber’dir. Strieber,
aynı zamanda Comunion’un ve Breakthrouhg’un yazarıdır. Strieber, gördüğü en
otantik dünya dışı canlı görüntüsünün kendisine yollanan bir fotoğraf
olduğunu iddia etmekte ve şunları söylemektedir: “Anatomik yapıları
mükemmel. Büyük siyah gözler onların yüz yüze etki gücünün yüksekliğini ve
düşünce yansıtma yetilerini gösteriyor. Bu fotoğraf bana İngiltere’den
yollandı, yollayan Andy isimli birisi, ama maalesef açık kimliğini
bilmediğimiz için bir telif hakkı uygulayamadık. Doğru veya yanlış ya da
sahte ama son derece otantik ve inanıyorum ki griler gecenin bir yarısında
karşımıza çıktıklarında korkmayalım diye kendilerini bize alıştırıyorlar.”
18-19 Mart 1995’te, Disney Şirketi hiçbir
ön duyuruda bulunmadan kendi tv kanalında, bir UFO belgeseli yayınladı,
alışılmış ön anonslar yapılmadan yayın beş eyalete (Connecticut, Tennessee,
Alabama, Florida ve California) yapıldı. Belgesel inanılmazdı; Yayının hemen
öncesinde Disney’ in en üst düzeyinden Michael Eisner, ekrana gelerek
şaşırtıcı bir açıklamada bulundu ; “İnsanoğlu, tarihinin en önemli olayının
tam ortasındadır; diğer gezegenlerdeki zeki yaşamla kurulan gerçek bir
ilişkiden söz ediyorum... Uzak galaksilerdeki zeki yaşamın temsilcileri
şimdi insan ırkı ile açık bir ilişki kurmanın gayreti içindeler ve biz bu
akşam sizlere bu olayı göstereceğiz... Bizim algılarımızın çok ötesindeki
sınırsızlıklarda varolan zeki varlıklar, insanlığın galaktik birliğe
katılması için işaret veriyorlar, bu harika bir çağrı ama aynı zamanda da
korkutucu...
Uzaylıların araçları dalgalar halinde
geliyor ve son birkaç yıl gösterge olarak kabul edilirse, Dünya planeti
gözlem deneyinin zirvesine ulaşacak. 1947 yılının başlarında canlı
yaratıklar tarafından yönetilen dev uzay gemileri dünyaya ulaştılar; onların
fizik düzeyi galaktik yolculuklara izin veriyor ve dünyanın atmosferinde
inanılmaz bir hızla uçabiliyorlar. Bir ve birden fazla uzay aracı dünyada
kaza yapmıştır ve bu olaylar ABD Askeri Araştırmaları nedeniyle örtbas
edilmektedir... Roswell olayı gerçektir ve üç dünya dışı canlı orada kazadan
kurtulamamıştır. Enkaz ve ölü uzaylılar özel bir soruşturma komitesinin
çalışması sonucunda gizli bir yere taşındılar; operasyona ‘Majestik 12’ adı
verilmiş ve organizasyon bizzat Başkan Truman’ın emriyle gerçekleşmişti ve
bundan sonra hükümet kesin bir bilgi vermeme kampanyasını başlattı.
Tüm hükümetler kendi otorite anlayışları
içersinde hareket ediyorlar ama dünya dışı canlılarla ilişki saf dinamitle
oynamak anlamına gelmektedir. Başkan Jimmy Carter, ofisinin ABD Başkanlığı
olduğunu sanıyordu, ekibi ise uzaylılarla ilişkinin resmen açıklanmasının
yararlı olduğuna inanıyor ve gayret gösteriyordu. Bir iç Hükümet belgesinde
betimlendiği gibi, bazı güvenlik sırları Beyaz Saray’ın hukuki varlığının
dışındadır. 1975 yılı Kasım ayında, hemen her Stratejik Hava Komutanlığı
üssü UFO’lar tarafından ziyaret edildi. Hükümet kaynaklı eğilimler, askeri
ve bilimsel yöneticilerin yarım yüzyıldır süren dünyalılarla uzaylıların
ilişkisini açıklayan resmi belgelerin artık açıklanmasının istendiğini
gösteriyor. İstatistikler gösteriyor ki, önümüzdeki beş yıl içinde çok büyük
bir olasılıkla dünya dışı ilişkilerle
karşılaşacaksınız. Birçok Amerikalı
dünya dışı uzay araçlarına binerek, yenilikleri keşfetmekten büyük mutluluk
duyacaktır...”
Eisner’in inanılmaz açıklaması tüm uygar
ülkelerde büyük şok yarattı çünkü Disney bugüne kadar saygınlığını hiç
azaltmadan koruyabilmiş nadir kuruluşlardan biriydi ve çizgi-filmlerin
ötesinde dünyanın en ciddi ekonomi tröstleri listesinin ilk satırlarındaydı.
Bazı UFO araştırmacıları Disney Belgeseli’nin gizli bir deney olduğunu
düşünüyorlar, bu şekilde toplumun tepkisi ölçülüyor ve UFO Gerçeğinin resmen
açıklanmasıyla patlayacak devrime kitlelerin uyum yeteneği araştırılıyor.
Uzaylılar bizi eğitiyor
mu?
Güney America ve Sümer Uygarlığı
birbirinden bihaber uygarlıklardı ama ikisinde de Enki tanrısı var.
Sümerlere öğretmenlik yapan Enki isimli tanrı sonra Güney Amerika
Uygarlığı’nın gelişmesinde de yer almıştır. Uzaylılar bağlantılı bir şekilde
çalışmış olabilirler mi?. Tüm bu kalıntılar ve bilgiler ışığında İnsanlığın
gelişimine uzaylılar yardımcı oldu diyebilir miyiz?
İşte bazı ipucu niteliğindeki kalıntılar:

Yukarıdaki Resim: Orta Mısır'ın
antik kentlerinden Abidos'daki görkemli bir tapınağın duvarları, görenleri
hayrete düşüren yaklaşık dört bin yıllık bir rölyefe ev sahipliği yapıyor.
Söz konusu rölyefi bu denli inanılmaz kılan ise, üzerinde bulunan
"helikopter", "denizaltı", "jet uçağı" ve "uçan daire" figürleri... İşte,
Abidos tapınağındaki akıllara durgunluk veren 4 bin yıllık duvar rölyefinin
bulunduğu sütun başı ve rölyefin yakın plan bir fotoğrafı.
Bunlar
da diğer dünya dışı yaşam kanıtları olabilecek figürler. Ayrı ayrı zamandaki
3 uygarlıkta da aynı figürler dikkat çekici.
Yandaki Resim: Sümerlerin Tanrısı
levhasındaki rahibin elindeki asanın üst kısmındaki kuş figürü.
Yandaki
Resim: Maya Uygarlığı'ndaki kuş figürü. Yukarıdaki Sümerlere ait asanın
üstündeki kuş figürüyle birebir aynı.
.JPG)
Yukarıdaki Resim: Güney Peru’da
bulunan Nazca ovasında yerde bulunan ve ancak yüksekten bakılınca
görülebilen kuş figürü çizgileri farklı bir açıdan benzerlik gösteriyor.
'Nazca Çizgileri' denen İS 400-500 yıllarından kalma bu garip işaret
gruplarının ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor. Astronomik gözlem, takvim ya
da dinsel anlamlı olabilecekleri düşünülüyor. Çok farklı bölgelerin ve
uygarlıkların kültürlerin şekillerinin birbirleriyle bu kadar benzeşmesi
dikkat çekici.
%2023.jpg)
Yandaki Resim:
Yüksekten bakıldığında balina şeklinde olan bu alan Peru'nun Nazca ovasında. Ne zaman ve kim
tarafından nasıl oluşturulduğu bilinmiyor.
Kalıntıların sırrı hala
tam olarak çözülememiş
Mısır uygarlığı, Mu'dan sonra gelen ve Mu
kadar gelişmemiş bir uygarlık olan Atlantis'in bir kolonisiydi. Öyle
olmasına rağmen dönemin çok üstünde bir gelişim gösteren bir uygarlık olarak
tarih sahnesine çıktılar. Mayalar o anlamda Mısır'dan hem çok daha üstün
bilgiye ve daha eski bir geçmişe
sahiplerdi. Çok gelişmiş dini sistemleri
sayesinde geleceğe ait bazı bilgilere sahip olan Mayalar'ın geleceğe ait
olan bilgileri ise geçmişe ait bilgiye sahip olmalarında yatıyordu.
Sır tabletler
Dünyanın en gizemli uygarlığı Mayalar'dan
geriye sadece, çözümü onlarca yıl süren yazılı tabletler kaldı. Hiçbir iz
bırakmadan tarih sahnesinden silinen bu görkemli uygarlığın izlerini
araştıran bilim adamı ve tarihçiler, dünyanın geleceğiyle ilgili önemli
ipuçlarına ulaştılar. Mayalar'ın kriptoyu andıran tabletlerinde dünyanın son
çağına gireceği ancak bunun büyük bir tufandan sonra olacağı yazılı. "Uzaylı
uygarlık" olarak da tanımlanan Mayalar'a göre dünya bugüne kadar dört çağdan
geçti ve her çağın sonunda büyük yıkım yaşandı. Mayalar'ın oluşturduğu
takvime bakıldığında da dünyanın yaşayacağı tufan net olarak belli. Mayalar'ın takvimine göre dünya 1 milyon 872 bin günde bir çağ değiştiriyor.
Oldukça karışık olan bu takvim bilim adamlarınca ancak yüz yılda çözülebildi
M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında
Mezopotamya'da yaşamış olan Sümer Uygarlığı ve M.Ö 300 M.S 1500 yılı
arasında yaşamış olan Maya uygarlığı’nın kalıntıları arasındaki bu benzerlik
nereden gelmektedir?
İster Mısırlılar olsun ister Sümerler,
Efes ya
da Güney Amerika uygarlığı, bu eski uygarlıklar uzaylılar arasından gelen
öğretmenlere tanrı yakıştırması yapmış olabilir mi?
|

Efes
kalıntılarındaki Tanrı Hermes |

DNA ve
Hermes asası |
Bazı iddialara göre dünyadaki yeraltı
kalıntıları ve yeraltı şehirlerinin de dünya yakınlarından geçen uzay
araçları için yapılmış olan ikmal merkezleri, konaklama noktaları olduğu
söylenebilir. Ve artik kullanılmadıkları için de bilerek toprak ve kaya ile
doldurulmuşlardır. Güney Amerika'dan sonra Kuzey Amerika, California ve
Virginia'da da tünel sistemleri vardır. En ilginç sistemlerden birisi de
Hawaii'de olduğu söylenir.
Uzaylılar insan ırkının gelişimi için
çeşitli dönemlerde ve farklı uygarlıklara gelmişler ve her uygarlıkta izler
bırakmışlardır. Bizler de tüm bu bilgiler ışığında baktığımızda hala
esrarını korusa da dünya dışında yaşamın olmadığını da söyleyemeyiz. Evren
bizim anlayabileceğimizin çok ötesinde yaşamlarla dolu olabilir.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Hale Karaarslan,
1964 doğumlu, Marmaris'te yaşıyor. İndigo Türkiye grubu
yöneticisi. EMF Dengeleme Tekniği uygulayıcısı. Profesyonel
olarak resimle ilgileniyor. İndigo Dergisi'nde Yazı İşleri
Müdürü ve Yayın Danışmanı olarak görev yapıyor.
Detaylı bilgi
|