Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Haber: Hale Karaarslan

Bilim Haberleri, Marmaris

Dünya Dışı Yaşam

Neden ziyaret ediliyoruz? Uzaylılar bizi eğitiyor mu? Buraya yani dünyaya geliyorlarsa nasıl geliyorlar? Bizi ziyaret ettiğini düşündüğümüz bu yaratıklar neye benziyorlar? Buraya gelmek için ne kadar zaman harcıyorlar? Teknoloji bizi yakınlaştırıyor mu?

Evrenin kişinin gözlem durumuna göre sınırlı ya da sınırsız olduğu söylenebilir. Büyük patlama ile durağan hiç bir şey yoktur ve her şey hareket etmekte ve genişlemektedir. Holografik Evren teorisine göre bedenlerimiz de  dâhil olmak üzere evrendeki her şey bir tek kozmik özden oluşmaktadır. Bizler, en uzak galaksideki atomlara sahibiz, bu nedenle de tüm evrenle ilişki içindeyiz. Holografik evren şöyle tanımlanır: Evren barındırdığı her şeyi ve tüm bilgileri içeren bütün parçacıkların birbirine bağlı olduğu hologramik (parçaların birbiriyle iç içe olduğu) bir yapıdadır. Evrenin en küçük  parçasında bile evrenin tüm özelliklerini görmek mümkündür. Mikrokozmos ve makrokozmosun benzerliğini bu teoriyle açıklanıyor. Bu spritüel görüşlerin de bize hatırlattığı şey: “Hepimiz biriz”, “Yukarıda ne varsa aşağıda da o var”, “Tanrı içimizdedir”, “Evren bir kum tanesinin içinde saklıdır” ve “Enel Hak” gibi benzetmelerin holografik evren modelinin ışığı altında bakıldığında yeni anlamlar kazandığını görüyoruz.

Her birimiz, evrenin  yapısı ve kaynağı ile ilgili tüm bilgileri içeren bu hologramın küçük  birer parçasıyız. Bu nedenle kişiler farkındalığını arttırdığında kendi  bilincini Evrensel Zihne yansıtarak tüm evren hakkında bilgi  edinebilirler. Ki bunu yapan farkında insan sayısı gün geçtikçe çoğalıyor. Ürettiğimiz düşüncelerin başkalarının düşüncelerini de etkilemeleri ve dolayısıyla bunun tüm evrene yayılması söz konusu. Bir insanın yaptığı ya da düşündüğü her şey evrensel hologramın bir parçası oluyor.

Holografik evren nedir?

Bu teorinin açıkladığı şey, evrendeki her şeyin bir titreşim içinde olduğudur. Titreşen bilinçlilik fiziksel maddeyi yaratır. Bilinçlilik daha  hızlı titreştikçe farklı türde parçacıklar ve maddeler yaratır. Her şey titreştiğine göre, her şeyin bir elektromanyetik alanı vardır. Bu alanlar çok yüksek frekanslı morötesi ışınımdan, çok düşük frekanslı kırmızı ötesi ışınıma kadar foton dediğimiz enerji kümeleri halinde görünürler. Düşüncenin ve sevginin de bir titreşim olduğunu fakat bu frekans aralıklarında tespit  edilemediğini biliyoruz artık. Bugün bizim kullandığımız veya bilmediğimiz bir titreşim ile madde - enerji  dönüşümlerini sağlamak mümkündür. Gelişmiş bir teknolojinin bunu  yapabilmesi durumunda maddeyi çok hızlı bir şekilde enerjiye  dönüştürmesi mümkündür. Hatta bu dünya için geçerli olan sabitlerin çok daha farklı bir şekilde kullanılması durumunda ışıktan hızlı hareket edebilmek te mümkün olabilir. Holografik Evren modeli son zamanlarda daha çok gündeme gelen Kuantum fiziği teorisiyle benzerlik göstermektedir.

 

Neden ziyaret ediliyoruz?

Bu yeni teori ile dünya dışı yaşamın varlığını düşünüyoruz ister istemez. Ve şu soruları soruyoruz: “Niçin ziyaret ediliyoruz? Buraya yani dünyaya geliyorlarsa nasıl geliyorlar? Bizi ziyaret ettiğini düşündüğümüz bu yaratıklar neye benziyorlar? Buraya gelmek için ne kadar zaman harcıyorlar?”  gibi bazı sorulara daha destekli yanıtlar arayabiliyoruz. Evrende bize benzeyen  başka yaratıklar mıdır bu canlılar? Eğer geliyorlarsa neden?

Dünyada özellikle son yıllarda yapılan nükleer denemelerin yaydığı radyasyon veya insanlar tarafından üretilen olumsuz düşünce  formları sadece dünyamızı değil tüm güneş sistemimizi, Samanyolu galaksimizi ve belki de diğer galaksileri de etkiliyor. Bu nedenle dünya dışı yaşam formlarının bir ilgi odağı olmamız mümkün olabilir mi?  Çoğu zaman var olduklarını düşündüğümüz ya da hissettiğimiz fakat direk temas şeklinde bir kanıt gösterilmediğinden düşüncede kalmaktadır her şey. Ya da yetkililer tarafından hasıraltı edilmektedir. Acaba ziyaretçilerimizin bize karşı olan ilgilerinin altında ne yatmaktadır?

Teknoloji bizi yakınlaştırıyor mu?

Teknoloji olarak bizden ileride oldukları kesindir. Fakat teknolojik  alandaki gelişimlerini ruhsal boyutta gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini bilemediğimiz için bize zarar verip vermeyecekleri konusunda bir şey söylemek mümkün değil.  Şu anda insanlığa bu teknolojik imkân verilse ve biz  galaksiler arası yolculukları çok kısa sürelerde (örneğin düşünce  gücü hızında) yapabiliyor olsak ne yapardık?  Teknolojimiz geliştikçe bize en yakın gezegen olan Mars’a, keşif seferleri düzenliyoruz. Şunu hiç kimse göz ardı edemez ki, Mars gibi insana yabancı olan bir gezegendeki öncelikli keşif o gezegendeki canlıyı aramaktı. Önce kendimizden teknolojik açıdan veya ruhsal açıdan daha geride olan bir gezegene gitsek, canlılar ile temas etmeden önce onları tanımaya çalışmaz  mıydık? Hatta onları anlamaya, ne zaman zarar verip ne zaman dost  olabileceklerini öğrenmeye çalışmaz mıydık?  Dünyadaki savaşları görüp, etkilenip saklanırdık belki de.  Daha sonra da bizden  daha ileride olan bir medeniyete gidebilsek acaba ne isterdik, korkar  mıydık, savaşır mıydık? İşte bu soruların cevapları bizim için ne kadar  bilinmez ise, ziyaretçilerimiz için de aynı şey geçerli olabilir.

Tüm bu genel bilgilerden sonra,  son yapılan filmlerdeki ve yazılan romanlardaki kurgulara bakarak, dünyanın ve insanın bilinci geliştikçe senarist ve yazarların da bu bilinçlilikten etkilendiğini söyleyebiliriz.

Çok eski zamanlardan beri dünya dışından canlılarla ve UFO dediğimiz bilinmeyen dünya dışı yaşam kanıtlarıyla ilgili olarak haberler her zaman gündemde oldu. Roswell olayı bunlardan biridir:

Roswell Olayı:

Olay New Mexico’nun Roswell bölgesinde 1947 yılının 4 Temmuz saat 23:30 sıralarında cereyan eder. Bu tarihte William Mc. Brazel adlı bir çiftçinin arazisinde bir UFO yere çakılır. Brazel, UFO’dan etrafa dağılan parçaları görünce olayı yetkililer haber verme ihtiyacı hissediyor ve 5 Temmuz 1947 günü askeri yetkililer inceleme için bölgeye geliyorlar, bölgeyi de ziyaretçilere kapatarak uzay cismine ve içinde bulunduğu iddia edilen cesetlere el koyuyorlar.

Çiftçi Brazel, aynı gün arazisinde aynı cisme ait bir iki kalıntının daha olduğunu tespit eder. Brazel bulduğu o kalıntıları da alarak ertesi gün Roswell kentine gider ve yetkililer kendisinden o parçaları da teslim alırlar. Brazel’in bulduğu parçalarla ilgili yerel bir gazete de çıkan haber üzerine yetkililer olayı yalanlayarak, kalıntıların düşen bir meteoroloji balonuna ait olduğunu açıklarlar. Amerikan hükümeti olayı basından ve halktan gizlemeye kararlıydı. Ve cesetlerle birlikte UFO’dan geriye kalanları bir üsse taşıdılar. Yıllar sonra o zamanlar orduda görevli olan kameraman Jack Barnett, tüm çevreleri ayağa kaldıran açıklamasında, cesetlere otopsi yapıldığını ve kendisinin de bu olayı kare kare kamerayla tespit ettiğini açıkladı. Bu kayıt yaklaşık 90 dakikalık olup, belki de dünyanın en büyük sırlarını gizliyordu. Tabi ki bu film, hükümet politikası gereği yıllar boyu açığa çıkarılmadı, gizli tutuldu. Hatta bazı iddialara göre dönemin başkanı Truman da otopside hazır bulunmuştur.

Fakat kameraman Barnett o kadar da saf biri değildi ve filmin bir kopyasını da kendine çıkarmayı bilmişti. Daha sonra İngiliz gazeteci ve televizyon yapımcısı Ray Santilli yüklüce bir miktar karşılığında filmi satın aldı. Bundan sonra da dünya basınını ayağa kaldıran uzaylı varlık otopsisi yavaş yavaş dış dünyaya açılmaya başladı.

60 yıl önce yaşanan bu olayla ilgili olarak geçenlerde ölmek üzere olan bir albayın verdiği bilgiler de düşündürücüdür. Amerikalı eski bir askeri yetkili, 60 yıl önce ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell askeri üssü yakınlarına düşen cismin içinde uzaylı cesetleri de bulunan bir UFO olduğunu ve bunların Amerikan ordusu tarafından gizlendiğini ölüm döşeğinde itiraf etti. O dönemde üssün halkla ilişkiler subayı olan ve geçen yıl ölen Teğmen Walter Haut, ölümünden sonra açılmak üzere yazdığı mektupta, ABD ordusunun birçok teknolojiyi bu "kazada" ele geçen dünya dışı uzay mekiğinden aldığını iddia etti.


Video Roswell olayı otopsi görüntüleri

Dikkat: 18 yaşından küçüklerin izlemesi sakıncalıdır!


Diğer UFO ziyaretleri

Yıl: 1994

Yer: Meksika/Tepetzlan

Carlos Diaz, 1977’ den beri dünya dışı canlılarla ilişki kurduğunu iddia ediyor, ama onların nereden geldikleri hakkında bir açıklama da yapmıyordu, ya da yapamıyordu. Ancak bir konuşması sırasında, onların araçlarına bindirildiğini ve dünyanın içine doğru götürüldüğünü, orada muhteşem çiçek bahçelerinin bulunduğunu, ilahi bir müziğin çalındığını ve dünyanın her tarafından getirilen yaşam türlerinin dolaştığını belirtti. Dünya dışı canlılar dünya yüzündeki yaşam türlerini korumaya çalışarak, azalan türleri yeniliyorlar ve en büyük korkuları insanların gezegenin yüzeyini yok etmesi. Diaz, belki de UFO literatürünün en ilginç örneklerinden çünkü reklâmını yapmıyor ve doğru ya da yanlış bildiklerini açıklamaktan kaçınıyordu

UFO’lar tarafından kaçırıldığını iddia edenlerin en ünlüsü hiç şüphe yok ki Yazar Whitley Strieber’dir. Strieber, aynı zamanda Comunion’un ve Breakthrouhg’un yazarıdır. Strieber, gördüğü en otantik dünya dışı canlı görüntüsünün kendisine yollanan bir fotoğraf  olduğunu iddia etmekte ve şunları söylemektedir: “Anatomik yapıları mükemmel. Büyük siyah gözler onların yüz yüze etki gücünün yüksekliğini ve düşünce yansıtma yetilerini gösteriyor. Bu fotoğraf bana İngiltere’den yollandı, yollayan Andy isimli birisi, ama maalesef açık kimliğini bilmediğimiz için bir telif hakkı uygulayamadık. Doğru veya yanlış ya da sahte ama son derece otantik ve inanıyorum ki griler gecenin bir yarısında karşımıza çıktıklarında korkmayalım diye kendilerini bize alıştırıyorlar.”

18-19 Mart 1995’te, Disney Şirketi hiçbir ön duyuruda bulunmadan kendi tv kanalında, bir UFO belgeseli yayınladı, alışılmış ön anonslar yapılmadan yayın beş eyalete (Connecticut, Tennessee, Alabama, Florida ve California) yapıldı. Belgesel inanılmazdı; Yayının hemen öncesinde Disney’ in en üst düzeyinden Michael Eisner, ekrana gelerek şaşırtıcı bir açıklamada bulundu ; “İnsanoğlu, tarihinin en önemli olayının tam ortasındadır; diğer gezegenlerdeki zeki yaşamla kurulan gerçek bir ilişkiden söz ediyorum... Uzak galaksilerdeki zeki yaşamın temsilcileri şimdi insan ırkı ile açık bir ilişki kurmanın gayreti içindeler ve biz bu akşam sizlere bu olayı göstereceğiz... Bizim algılarımızın çok ötesindeki sınırsızlıklarda varolan zeki varlıklar, insanlığın galaktik birliğe katılması için işaret veriyorlar, bu harika bir çağrı ama aynı zamanda da korkutucu...

Uzaylıların araçları dalgalar halinde geliyor ve son birkaç yıl gösterge olarak kabul edilirse, Dünya planeti gözlem deneyinin zirvesine ulaşacak. 1947 yılının başlarında canlı yaratıklar tarafından yönetilen dev uzay gemileri dünyaya ulaştılar; onların fizik düzeyi galaktik yolculuklara izin veriyor ve dünyanın atmosferinde inanılmaz bir hızla uçabiliyorlar. Bir ve birden fazla uzay aracı dünyada kaza yapmıştır ve bu olaylar ABD Askeri Araştırmaları nedeniyle örtbas edilmektedir... Roswell olayı gerçektir ve üç dünya dışı canlı orada kazadan kurtulamamıştır. Enkaz ve ölü uzaylılar özel bir soruşturma komitesinin çalışması sonucunda gizli bir yere taşındılar; operasyona ‘Majestik 12’ adı verilmiş ve organizasyon bizzat Başkan Truman’ın emriyle gerçekleşmişti ve bundan sonra hükümet kesin bir bilgi vermeme kampanyasını başlattı.

Tüm hükümetler kendi otorite anlayışları içersinde hareket ediyorlar ama dünya dışı canlılarla ilişki saf dinamitle oynamak anlamına gelmektedir. Başkan Jimmy Carter, ofisinin ABD Başkanlığı olduğunu sanıyordu, ekibi ise uzaylılarla ilişkinin resmen açıklanmasının yararlı olduğuna inanıyor ve gayret gösteriyordu. Bir iç Hükümet belgesinde betimlendiği gibi, bazı güvenlik sırları  Beyaz Saray’ın hukuki varlığının dışındadır. 1975 yılı Kasım ayında, hemen her Stratejik Hava Komutanlığı üssü UFO’lar tarafından ziyaret edildi. Hükümet kaynaklı eğilimler, askeri ve bilimsel yöneticilerin yarım yüzyıldır süren dünyalılarla uzaylıların ilişkisini açıklayan resmi belgelerin artık açıklanmasının istendiğini gösteriyor. İstatistikler gösteriyor ki, önümüzdeki beş yıl içinde çok büyük bir olasılıkla dünya dışı ilişkilerle karşılaşacaksınız. Birçok Amerikalı dünya dışı uzay araçlarına binerek, yenilikleri keşfetmekten büyük mutluluk duyacaktır...”

Eisner’in inanılmaz açıklaması tüm uygar ülkelerde büyük şok yarattı çünkü Disney bugüne kadar saygınlığını hiç azaltmadan koruyabilmiş nadir kuruluşlardan biriydi ve çizgi-filmlerin ötesinde dünyanın en ciddi ekonomi tröstleri listesinin ilk satırlarındaydı. Bazı UFO araştırmacıları Disney Belgeseli’nin gizli bir deney olduğunu düşünüyorlar, bu şekilde toplumun tepkisi ölçülüyor ve UFO Gerçeğinin resmen açıklanmasıyla patlayacak devrime kitlelerin uyum yeteneği araştırılıyor.


Uzaylılar bizi eğitiyor mu?

Güney America ve Sümer Uygarlığı birbirinden bihaber uygarlıklardı ama ikisinde de Enki tanrısı var. Sümerlere öğretmenlik yapan Enki isimli tanrı sonra Güney Amerika Uygarlığı’nın gelişmesinde de yer almıştır. Uzaylılar bağlantılı bir şekilde çalışmış olabilirler mi?.  Tüm bu kalıntılar ve bilgiler ışığında İnsanlığın gelişimine uzaylılar yardımcı oldu diyebilir miyiz?

İşte bazı ipucu niteliğindeki kalıntılar:

Yukarıdaki Resim: Orta Mısır'ın antik kentlerinden Abidos'daki görkemli bir tapınağın duvarları, görenleri hayrete düşüren yaklaşık dört bin yıllık bir rölyefe ev sahipliği yapıyor. Söz konusu rölyefi bu denli inanılmaz kılan ise, üzerinde bulunan "helikopter", "denizaltı", "jet uçağı" ve "uçan daire" figürleri... İşte, Abidos tapınağındaki akıllara durgunluk veren 4 bin yıllık duvar rölyefinin bulunduğu sütun başı ve rölyefin yakın plan bir fotoğrafı.


Bunlar da diğer dünya dışı yaşam kanıtları olabilecek figürler. Ayrı ayrı zamandaki 3 uygarlıkta da aynı figürler dikkat çekici.


Yandaki Resim: Sümerlerin Tanrısı levhasındaki rahibin elindeki asanın üst kısmındaki kuş figürü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yandaki Resim: Maya Uygarlığı'ndaki kuş figürü. Yukarıdaki Sümerlere ait asanın üstündeki kuş figürüyle birebir aynı.

 

 

 

 

 

 


Yukarıdaki Resim: Güney Peru’da bulunan Nazca ovasında yerde bulunan ve ancak yüksekten bakılınca görülebilen kuş figürü çizgileri farklı bir açıdan benzerlik gösteriyor. 'Nazca Çizgileri' denen İS 400-500 yıllarından kalma bu garip işaret gruplarının ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor. Astronomik gözlem, takvim ya da dinsel anlamlı olabilecekleri düşünülüyor. Çok farklı bölgelerin ve uygarlıkların kültürlerin şekillerinin birbirleriyle bu kadar benzeşmesi dikkat çekici.


Yandaki Resim: Yüksekten bakıldığında balina şeklinde olan bu alan Peru'nun Nazca ovasında. Ne zaman ve kim tarafından nasıl oluşturulduğu bilinmiyor.

 

 

 

 


Kalıntıların sırrı hala tam olarak çözülememiş

Mısır uygarlığı, Mu'dan sonra gelen ve Mu kadar gelişmemiş bir uygarlık olan Atlantis'in bir kolonisiydi. Öyle olmasına rağmen dönemin çok üstünde bir gelişim gösteren bir uygarlık olarak tarih sahnesine çıktılar. Mayalar o anlamda Mısır'dan hem çok daha üstün bilgiye ve daha eski bir geçmişe sahiplerdi. Çok gelişmiş dini sistemleri sayesinde geleceğe ait bazı bilgilere sahip olan Mayalar'ın geleceğe ait olan bilgileri ise geçmişe ait bilgiye sahip olmalarında yatıyordu.

Sır tabletler

Dünyanın en gizemli uygarlığı Mayalar'dan geriye sadece, çözümü onlarca yıl süren yazılı tabletler kaldı. Hiçbir iz bırakmadan tarih sahnesinden silinen bu görkemli uygarlığın izlerini araştıran bilim adamı ve tarihçiler, dünyanın geleceğiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştılar. Mayalar'ın kriptoyu andıran tabletlerinde dünyanın son çağına gireceği ancak bunun büyük bir tufandan sonra olacağı yazılı. "Uzaylı uygarlık" olarak da tanımlanan Mayalar'a göre dünya bugüne kadar dört çağdan geçti ve her çağın sonunda büyük yıkım yaşandı. Mayalar'ın oluşturduğu takvime bakıldığında da dünyanın yaşayacağı tufan net olarak belli. Mayalar'ın takvimine göre dünya 1 milyon 872 bin günde bir çağ değiştiriyor. Oldukça karışık olan bu takvim bilim adamlarınca ancak yüz yılda çözülebildi

M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Mezopotamya'da yaşamış olan Sümer Uygarlığı ve M.Ö 300 M.S 1500 yılı arasında yaşamış olan Maya uygarlığı’nın kalıntıları arasındaki bu benzerlik nereden gelmektedir?

İster Mısırlılar olsun ister Sümerler, Efes ya da Güney Amerika uygarlığı, bu eski uygarlıklar uzaylılar arasından gelen öğretmenlere tanrı yakıştırması yapmış olabilir mi?

Efes kalıntılarındaki Tanrı Hermes

DNA ve Hermes asası

 

Bazı iddialara göre dünyadaki yeraltı kalıntıları ve yeraltı şehirlerinin de dünya yakınlarından geçen uzay araçları için yapılmış olan ikmal merkezleri, konaklama noktaları olduğu söylenebilir. Ve artik kullanılmadıkları için de bilerek toprak ve kaya ile doldurulmuşlardır. Güney Amerika'dan sonra Kuzey Amerika, California ve Virginia'da da tünel sistemleri vardır. En ilginç sistemlerden birisi de Hawaii'de olduğu söylenir. 

Uzaylılar insan ırkının gelişimi için çeşitli dönemlerde ve farklı uygarlıklara gelmişler ve her uygarlıkta izler bırakmışlardır. Bizler de tüm bu bilgiler ışığında baktığımızda hala esrarını korusa da dünya dışında yaşamın olmadığını da söyleyemeyiz. Evren bizim anlayabileceğimizin çok ötesinde yaşamlarla dolu olabilir.  


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Hale Karaarslan, 1964 doğumlu, Marmaris'te yaşıyor. İndigo Türkiye grubu yöneticisi. EMF Dengeleme Tekniği uygulayıcısı. Profesyonel olarak resimle ilgileniyor. İndigo Dergisi'nde Yazı İşleri Müdürü ve Yayın Danışmanı olarak görev yapıyor. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

Beyin Dili Nöroterapi


Dünya Dışı Yaşam


Mutlak İktidar


Demokrasi Üzerine Bir Derleme


"Gündemimiz Çok Sığ"


Su Kıtlığı Mücadelesine Çağrı


Eğitime Gönüllü Desteği


Medyanın Şekil Verdiği Çocuk


Twixt


Bir İnsan Yaratıyoruz


Sürü ve Yetkeci Çobanlar


Çok Bilinmeyenli Dönemeçler


Eşcinsellere Eşit Hak ve Özgürlükler


Kuantum Anlayışı ile Maddeden Enerjiye


“Hiperaktif Oğlum”

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Zuhal Keresteci

Bugün ve Sanki


Hale Karaarslan

Sevgi En Derinlerimde


Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz Tanrısallık-2


Gürhan Faik Yeğit

Kılavuzluk ve Eğitmenlik


Can Duman

Rüzgârın Hoyratlığında Mağrur Bir Yaprak Gibi Olabilmek


Buse Doğan

Sensizliğin Erguvan Hali


Didem Çivici

Martı


Rüya Yüksel

Günahlarımla Sevaplarımla Aldım Başımı Gidiyorum


Vokan Burnaz

Kristal Elma


Didem Çivici

Unicorn'a Atıf


Volkan Burnaz

Ayrılış

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00