Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Gürhan Faik Yeğit

K'nın Öyküsü

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan başka hiçbir şey göremiyordu. Boş ve ıssız vadilerde yürümekteydi. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın görebildiği tek şey yağmurdan oluşmuş, pırıl pırıl yağmakta olan ve giderek daha çok parlayan yağmur damlaları çevresini sarmıştı. Artık göz kamaştırıcı bütün bu parlaklık çok boyutlu bir ayna gibi bedenini gösteriyordu sanki. Haliyle bulunduğu ortam gerçekliği kalkmış, her yönden bedeni olduğu yere yansıtılıyordu sanki...

Kulakları, çisil çisil yağan yağmur seslerinden başka hiçbir şeyi duyamamaktadır. Bir süre sonra bu sesler de yitiverdiler. Hatırladığı son şarkı işte buydu. Çisil, çisil, çisil. Ardından derin ve boş bir sessizlik vadisine varmıştı. Sessiz boşluk onunla konuşmaya başladı. Ona çevresini, ailesini, işini ve yaşamını bir toplu şekilde gösteriverdi. Bütün etrafı pırıl pırıl saydamlaşmıştı. Sanki artık bütün etrafı her taraftan kendisine yansıtılmaktaydı...

Yağmur damlaları ona yaşamını ifade ediyorlar, ona hayatı her boyutuyla yaşatıyorlar gibiydi. Görüntüsündeki gerçeklik; yağmur damlaları değildi artık. Derin ve bomboş sessizlik hüküm sürüyordu. Çocuklarının, evinin ve hayatının seslerini, görüntülerini izliyordu. Hala ayakta olmalıydı. Bir zamanlar ayaktaydı çünkü. O an durdu ve bastığı toprağa doğru dizüstü çöküverdi. Çok boyutlu parlak film perdesinden kendi yaşamı yansıtılıyor ve çevresine baktığında kendine doğru yansıyanları izleyebilmeye başlıyordu. Ama çevresinden izleyebildiği yaşamını hissedememekteydi. Görünen filmin içinde oynuyor olsa da kendini tarafsız şekilde ve her yönden izliyebilmekteydi. Artık bedenini de hissetmiyordu. Ama, yaşamı hisseden, filmdeki karakteriydi. Yine bir an düşündü. Filmi ancak her şeyi olduğu gibi izleyebildiği için yansıtabilmektaydi. O an kendisini sanki temiz bir aynaymış gibi hissetti. Bu hali kendine pek bir yeni geldi. Eskiden bedeni olarak kabul ettiği yerden ısı dolu hava yükseliyordu sanki. Hararet oldu yeni bedeni. Yeni halinde kendini bir ateş topu gibi hissetmeye başlamıştı. Kendi halini kendisine ve her yönden karşısına yansıtıp izleyebilmekteydi. Eskiden içi olarak kabul etmiş olduğu yerden, yeni bedeninden kendi yaşamını yine kendi kendisine yansıttırıyordu. An sonsuzdu ve durmuştu. Yaşadığı anları küme küme yaşamına yansıtabiliyordu. Anları, ancak yaşamı tadan varlığı hissedebiliyordu. Yaşamını, hayatındaki kişileri içinden fışkırtan ve perdedeki yaşamına ışık gibi kendine savuruyordu. An be an yansıtıyor ve yine izliyordu hayatı.

Bir ara bedenini hala yağmur yağan vadide bile gördü. Aynı anda yansıtabilmekteydi de. Farklı farklı yaşamlarını da kendi karakterleri halinde oynattırabildiğini farketti. Yaşayanlar da bu sanal sahnedeki ışığı gerçek yaşam sanıyorlardı. Hepsi kendisiydi. Zamanı sonsuzdu. Her anı parça parça anlar halinde yansıttırabildiğini ve sonra anları birbirlerine birleştirebildiğini fark etti. Hepsi kocaman sonsuz bir andaydı işte. Perdedeki karakterinin her hissi onları ayrı ayrı anlar gibi yaşanmasına sebep olmaktaydı.

Bulunduğu yerleri, hayatının yağmur gibi akışını eş anda yansıtmakta olduğunu bir kez daha farketti. Her şey tek ve aynı anda olmaktaydı. Kendisi için artık hesaplanabilen zaman dilimleri ortada yoktu, çünkü yaşadığını hisseden karakteri, her zaman dilimini yaşam dilimlerine bölebiliyordu pekala. Nereden geldiği, nereye gitti belli olmayan sonsuz bir haldeydi artık. Sürekli genişliyor, yaşam olarak yansıttıkları sürekli kendi kendilerine de ürüyebiliyordu. Oralarda da yansıtan ve yaşayan parçalar ekiyordu. Çoğalıyorlardı sanki. Gül çiçeği gibi bir biri içinde açan yaşamları gördü. Emin olduğu tek şey, biraz garibine bile gitse, yaşamı hisseden hali ile bu engin hal durumları birbirlerine eştilerdi. Yaşamı tarafsızca yansıtıyor ve bu sayede aynı anda tarafsızca da izleyebiliyordu. "Acaba bu iki halde yaşamak nasıl olur?" diye sordu kendi kendine. O an, yine yaşamını an be an hissetmeye başladı. Hissetmek ve hissedebilmek, yaşayan için bir taraflıktı. Bedeni, yürümekte olduğu vadiyle beraber, çisil çisil sesi ile yağan yağmur sesleri altında yaşama geri döndü.

Bir şey olmuştu. Yeni bir şey. Yaşamı eski halindeki gibi hissetmiyordu artık. Sanki içinde, bir yaşamın ifade edilişini ve bunun hazzını beraber yaşıyordu. Önce bu deneyimi yaşamadığı zamanki halini, sonra ışık fışkırması gibi sonsuz ateş halini daha sonra da bunları idrak eden şimdiki halini düşündü bir kez.

Artık O, bütün deneyimlediği hallere tek bir anda geçebilmekteydi ve yaşayabiliyordu. Yaşam olarak hissettiği anı, bedeninin bulunduğu yerini, nelerin nasıl yaşam olarak ifade edileceğini ve hayatındaki diğer karakterleri kendine yansıtıyordu. Bunları idrak edemeyen ilk hali, karakteri, sadece olan biteni yaşıyordu. Deneyimden önceki hali yansıtan halini farkedemeyen bir uykudaydı sanki. Yürümeye devam etti. Artık yaşamı eskisinden daha farklı bir açıdan yaşamaya başladı. Farkındalıklı hali ile farkındalıksız hali farklı açılarla yaşanıyor, ortada kesişiyorlardı. Ortadaki hali yansıtabilen ve yaşam olarak yansıttıklarını da olduğu gibi görebilmekteydi, en temiz bir ayna hali vardı.

Bazen farkındalık; yaşama gömülüp bocalayan yaşam sarhoşlarının, gözünün önündeki göremedikleri bir şeydir. Farkında olanlar ise ortadan yansıtan direği bir kez olsun deneyimleyenlerden çıkmaktaydı. Durum tıpkı "K" harfinin kendisi gibi... Ortadaki çizgide hem yansıyanı görüyor hem de eş anda karşısına yansıtabiliyordu. Yaşamı farkederek yaşamak ve perdelerini hissederek oynayan karakterimizle akmamız gerekiyor. Yaşam yağmur damlaları gibi akıyor. Karakterler, olaylar ve bulunduğumuz yerin an-lanıyor olması akan suların durduğu ve yön verildiği yerlerdeki deneyimlerle gerçekleşebiliyor. Her temiz ayna, artık eskiden içi olarak bildiği yerden yaşamımını güzellikle ifade ettiriyor.

K, kadim uygarlıkların hemen hemen tümünün ifade ettiği gibi; yaşamın öyküsüdür. Dünyanın batısıyla, doğusuyla, güneyiyle, gelmiş geçmiş ve halen sürmekte olan medeniyetlerinin ifade ettikleri bir yaşam gücü ifadesidir. Yaşamın ifade edilişi; K, Ki, Kaf öyküleriyle anlatılır. Bu öykü K’nın yine birer birer "K" olan bizlere yaşamı ifade etmemizin öyküsüdür.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Gürhan Faik Yeğit 1971, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme mezunu, 1989'dan bu yana turizm sektöründe çalışıyor. Spritüel, Psikanalitik, ve ruhsal konularda araştırmacı ve eğitimcidir.

Detaylı bilgi için tıklayın


HABERLER

 

 

Bu Bir Bilim Kurgu Filmi Değil!

Tarihi Değerler Dökülüyor!


Televizyon, Kadim Mitolojiler ve Aydınlanma


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Kültür


Öğretmeye Cüret Eden Kişi, Öğrenmeyi Asla Bırakmamalıdır


Ney Yolculuğu


İstanbul’da Saklı Bir Cennet: ZEYREK


Şeker mi, Tatlandırıcı mı?


Horlama Sorun Olmaktan Çıkıyor


Bir Zamanlar Normaldik


Nisan Yagmurlari


Bir Mekân: Lounge & Kitchen


Nisan Kitapları

 

KOSE YAZARLARI

Çiğdem Aksoy

Korku, Korkulanı Gerçekleştirir


Rüya Yüksel

Kendi korku ve endişeleri içinde kaybolmuş anne ve babalar, çocuklarınız neredeler? Sorun nerede?


Meltem Bingöl

Siyah - Beyaz


Haluk Tunç İlker

Mandallarda Asılı Anılar


Sibel Tugal

Ne Güzeldir Çocuk Olmak


Uzay Gökerman

Entropi


Mahmut Şaylıkay

Siyahın Esmeri


Banu Kangal

Siz Hiç Havaalanında Kayboldunuz Mu?


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum 


Gürhan Faik Yeğit

K'nın Öyküsü


Ü.Gülsüm Bülbül

Yuvama İndigo Bir Çocuk Geldi

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00