|
Hedeflerimize Ulaşmamız için İşleyen
Çabasız Güç
Gürhan Faik Yeğit
Gerçekte ayrı herhangi iki değer
(ben-o gibi) yine beraberken birbirlerinden ayrı sanılıyor.
Kendimizle ilgili herhangi bir isteğimiz aynı akışa bıraktığımızda,
hedefimizi sürekli bizden uzak şeklinde düşünmediğimizde, onlardan
kaçmadığımızda ya da peşlerine düşmediğimizde onu gerçekleştirme
şansımız artıyor. Hedefimize ilerlerken oluşan ayrıntılara dalıp
gitmediğimizde de bütün tabloyu gözden uzaklaştırmayız. Hedefimize
giden yol üzerindeki ayrıntıları daha başka kavramlarla da
tanımlamadığımızda tablo göz önünden uzaklaşmıyor. Ve bu tablonun
kendine has coşkusunu ve güzelliğini kaybetmiyoruz. Tablonun içinde
yine bir ayrıntı olan sonuç ne olursa olsun artık içsel barışımızı
kaybetmeyiz. Ve böyleyken akış daha hızlı ve kesintisiz akıyor.
İçimizde yaşadığımız dünyayı
ancak biz bilebiliriz yani yaşadığımız dünyanın farkında olan yine
biziz. Bu bağlamda farkındalık; olmayacak bir hayali kurmak ve
hülyalar içinde yüzüp durmak gibi değil. Farkındalık; olanların
mutlak akışında yapılan eş zamanlı gözlemimizdir...
Hayal edebildiğimiz hiç bir şey
de kesin değildir. Hayal edemediklerimiz de mutlak şekilde
gerçekleşebiliyorlar. İstediğimiz tezahürler ile aramızdaki anlam
mesafesinin iletişim şekli iki yönlü işleyen aynı bilinçle zuhur
etmekte. Tezahürler; hayal etmek bile olsalar herhangi bir çaba
olmaksızın açığa çıkıyorlar. Herhangi istediğimiz bir değeri “zaten
sahibi olduğumuzu” kabul ettiğimizde uzak gibi görülen anlamın
aralarında ilişkisi açığa çıkıyor. Bunun sonucunda açığa çıkan
netice; oluşan sonucun önceden zihinsel bir beklemezlik ve tahmin
edilemeyen olabilmesi halidir. Hedeflerimizi arzulamadan önce ona
hazır durumda olmamız gerekmektedir. İstediğimiz tezahürü
kişiselleştirip, kavramlaştırdığımızda, adını ve sınırlamalarında
belirlemeler yaptığımızda sonucun açığa çıkmasını zorlaşmakta.
Eylemlerimizi yapalım ve akışa
güvenelim...
Aksi takdirde “istediğimize zaten
sahip olduğumuz oluşu” zorlamış oluyoruz.
Bir hedefimiz gerçekleşirken
olguları ile gözlemleyebilmek artık bu seviyede onu canlandırmış
olmamız anlamına da gelmekte. Hedefimize giden yolda her an için eş
zamanlı gözlem hali psikojenetik veya telekinetik etki yaratıyor.
Kavramlar her zaman tartışmalı olabilirler. Oysa mutlak akış
tartışılmak yerine; olarak ve oluş anı gözlemlenerek yaşanılmalı.
Mutlak kavramı; sonucun ortaya çıkmasının ne için olduğundan ziyade
nasılın, ortaya çıkan gerçekten çok gerçeğin ardındaki değerin
kaynak alınmasıdır. Tezahürlerlerin mutlak evrende akış içinde
sınırlamalara tabii tutulmamış, şekle ve kavramlara boğulmamış
halleri mevcut değil… “Hedef ve arzularımızı salt enerjinin kaynağı”
olarak ele alırsak ve “onlara sahip olmadığımız rezonansına
sokmadan” gerçekleştirebiliriz.
Mutlak; Basittir ve Herkese
Açıktır. Daima En Basiti Düşünmeliyiz.
Mutlak Her Şeyi Kabul Eder,
Arındırır ve Erdemimizdir.
Erdeminiz kendinizsiniz. Burada
sözü geçen erdem ile günah kavramının karşıtı olan korkudan kaynaklı
itaatten kastedilmemektedir... Özümüzü, gerçek benliğimizi
hatırlamak bir erdemdir. Özün ise buna ihtiyacı yoktur. Dolayısı ile
isteklerimiz ve isteklerimizden ayrı olduğumuz ayrılık illüzyonu,
bireysel akıl tarafından anlamlandırılmaktadır...
An gözlemlerimizde ortaya
koyduğumuz sınırlamaları fark ettiğimizde ulaşacağımız özgürlük
sonucu elde edebileceğimiz mutluluk kalıcı oluyor. Asla kaybetmedik
ki; mutluluğun peşinde koşalım. Bütün anlamlandırmalarımız ve
tanımlamalarımız, tezahür etmeyene yani henüz tekâmül aşamasındaki
tezahüre addedilmektedir. Ve hali ile bizi sürekli ve kalıcı bekleme
oluşuna sokmaktadır. Ayrı kaldığımızı zan ettiklerimize hep sahip
idik, hep oradaydık ve hiç O’nsuz da olmadık...

YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Gürhan Faik Yeğit
1971, İstanbul
doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme mezunu, 1989'dan beri
turizm sektöründe çalışıyor. Spritüel, Psikanalitik, ve ruhsal
konularda araştırmacı ve eğitimcidir.
gurhanfaikyegit@yahoo.com
|