|
Günyüz
Keskin
İntar
Mutluluktan
korkulur bazen.
Mutluyken kaybedecek bir şeyleri vardır insanların çünkü, ama
mutsuzken öyle mi? Dünyanın en cesur ve gözü kara insanları oluveririz
mutsuzken, zira kaybedecek bir şeyimiz kalmamıştır. Belki bu da,
-saçma görünse de- gözü kara hallerini ve dünyanın karanlık
tarafını daha çok sevip, orada daha uzun sure konuşlanmak
isteyen insanların işidir.
Mutsuzlukta
kaybetmek yok, daha ne
kadar kaybedilebilir? Ama
mutluyken hep bir kaybetme riski vardır. Bu risk ve riskin en
olumsuz ihtimaliyle gerçekleşme korkusu bile yeterince acı
verici, rahatsız edici, mevcut mutluluğu körelticidir.
Kendimce bir hikayem var hatta, tam da bununla ilgili.
Anlatayım:
Ağlamaya ve kahkahaya küsmüş, karanlığını bedeninden taşırarak
değil de, bedenine hapsederek yaşamaya başlamış bir çocuk
varmış. Ağlamıyormuş, tebessümü dudaklarının belli belirsiz
hareketlerinde vuku buluyor, ne insanlara “Hiç gülmüyor bu?” ne
de “Hiç ağlamıyor?” dedirtecek kadar yaşıyormuş... Kimse
farkında değilmiş tuhaflığının.
Karanlığın en dibinde otururken, her gece, gerçeğe bir adım daha
yaklaştığının inancı ve bilinciyle düşünüyor, yazıyor, okuyor,
ney'le kayboluyor ve yine ney'le kendini buluyormuş. Yine böyle
bir gecede, yıldızların ona daha parlak, sokak ışıklarınınsa
daha sönük geldiği bu mükemmel gecede, tanrısına şükrediyor,
henüz ne kadar küçük olduğunu hatırlayıp bu zorlu yolda onu hiç
yalnız bırakmamasını diliyor, arada yüreğinde kabaran koşulsuz
sevgi ve aşkla titriyormuş. Yalnız olmadığını hissediyor,
ürperiyor, bütün dünya için iyi dileklerde bulunuyormuş.
İnsanları seviyor ama bunu uzaktan yapmayı yeğliyormuş. Onun saf
sevgisini anlayacak başka çocuklar da v armış
elbette, arada onlarla göz göze geliyor, selamlaşıyormuş.
Bazense
birbirlerinin rüyalarına girip dunyadışı oyunlar oynuyorlarmış...
Düşüncelerini parlak hayallerine sabitlediğinde ve hafif bir
tebessümle kafasında canlandırmaya başladığında, ürpermiş.
Farklıymış bu sefer... Gözlerini açmış. Yaklaşan mavi bir ışık,
sol omuzuna kadar gelmiş. Yedi kalbi olan, her biri ışıl ışıl
parlayan bu harikulade yaratık ona bakıyormuş gülümseyerek.
Perinin nasıl bir şey olduğunu bilecek kadar bile masal
okumamışlar ona küçükken... ‘Peri’ kelimesinden bihaber olduğu
için ona, “İntar” demiş.
— Sen de kimsin?
— Senin hayalin ya da senin gerçeğin. Senin yarattığınım...
— Seni ben yaratmadım. Yanılıyorsun.
— Bana baktığında ne görüyorsun?
— Her baktığımda farklı renktesin..Bazen de alacalı. Gözlerin
çok güzel, içimi ısıtıyor. Gülüşün de öyle, güven verici ve
içten. Parlıyorsun. Işık saçıyorsun. Tanrı’dan gibisin... Ama o
yedi kalp? Yedi kalbin var...?
— Gerçeğin ne olduğunu merak ediyorsun. Gerçek bu işte.
Anlıyorsun, inanıyorsun ama insanlığından öte, tanrısallığını ve
o küçük güzel ruhunun mükemmelliğini görmüyorsun. Mutluydun.
Büyüdükçe çirkinleşti her şey, -Sen öyle sandın.- Sonra böyle
bir dünyada mutlu olduğundan dolayı suçluluk hissettin. Canın
yanmalıydı, görmeliydin. Ve çağırdın. İşte buradayım. Sana
göstermek için.
— Anlat bana...
—
Gözlerim –gerçek-, ışığım –gerçek-. Tanrı’dan ve senden. Her
baktığında farklı renkteyim, çünkü yeteneklerinin sınırı yok. Bu
da onlardan biri. Tek gerçeği her saniye farklı görebilir,
farklı algılayabilirsin. Ben değişmiyorum, değişen sensin.
Mutsuz olduğun zamanları düşün.. Kaç renk görebiliyorsun?
Genellikle siyah beyazlar değil mi? Peki ya kahkaha atarken? Ben
aynıyım dostum, sen degişiyorsun.
Gözlerim, senin aradığın, huzuru yakalayacağın gözlerden. Işıklı
ve içten. Sözcüklere gerek duymadan yanında huzurlu ve rahat
hissedebileceğin cinsten...
—
Gülüşüm, senin gülüşündür aslında. Çocuk masumiyetinin aksi,
yansımasıdır. Aynada
bazen göremediğin, ama aslında sende
olandır.
—
Parlaklığım, senin ışığındandır. Işığını sana göstermek içindir.
Sana kendini hatırlatmak, nasıl parladığını yeniden gözlerinin
önüne sermek içindir... İstediğin gibidir. Beklediğin ve inandığın
gerçeğin gibidir.
Yedi kalbim, bütün insanlığın toplamıdır. Sonsuz sevgimizin
sembolüdür. Yedi kıta, yedi cüce, yedi gün... İnsanlar, masallar
ve zaman sembolüdür. Saf sevgi'dir. Sende olan ve hatırlaman
gerekendir. Mutsuzluğu seçtin, mutlu olmaktan nefret ettin,
çünkü göremiyordun. Gündüzleri uykuda gibi yaşıyor, geceleri
rüyalarında gerçeği arıyordun. Seni sevdiğini söyleyecek gerçek
bir “sen” arıyordun. İşte buradayım...
Ağlamaya ve kahkahaya küsmüş çocuk, ağlıyordu. Biliyordu ki,
kahkahaları da yakındı... Ona döneceklerdi. Hepsi.
Hatırladıkları, ona bir daha mutsuzluğu seçtirmeyecek, mutlu
olduğunda kendini suçlu hissetmeyecek, ışığını bir İntar olup
diğer intarlara ve ışıklara hatırlatacaktı.
Ayna olacaktı.
Ağlamaya ve kahkahaya küsmüş çocuk,
hatırladı. Uyandı.
“Yol” dedi.. Sadece yol.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Günyüz Keskin, 1984 Antalya doğumlu. Başkent Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı bölümü son sınıf öğrencisi. Çocuk Esirgeme
Kurumu'nda gönüllü olarak çalıştı. Bir süre tiyatroyla ilgilendi.
Çağdaş Edebiyat, Mitoloji, Tarih-Edebiyat ilişkilendirmesi ve
Teoloji alanlarında araştırmalar yapıyor. Ankara'da yaşıyor.
Detaylı Bilgi
|