|
Günyüz
Keskin
Ertelenmiş
Vakitler
Vakit ilerliyor. Yapmak
istediklerimizin listesi uzadıkça uzuyor. Bazı molalar hayatta
gerekliyken, bazıları da istediklerimiz listesinden çalıyor.
“Hayat ertelemeye gelmiyor anne.”
Fazla ufacık tefecik olduğu düşünüldüğünden
7 yaşında ilkokula kayıt ettirilmeyen bir çocuğun cümlesi: kendi
yollarını sağlıklıca seçemeyeceği düşünülen bir çocuğun...
Birkaç sene sonra aynı çocuk, keman çalmak
istiyor.
“Ders almak istiyorum anne, keman çalsam ne iyi olur değil mi?
Hem de küçük yaşta başlamak daha iyi galiba... Geç kalmayayım
sakın?”
Erteliyorlar.
Bulduğu her boş kağıda resim yapmaya
başlıyor sonra. Her bulduğu renkli kalemle dolduruyor içlerini..
“Bir
şövalem, bir de yağlı boyalarım olsa… Daha iyi terapi
düşünemiyorum.”
Eh hayat o kadar boş vakit ve imkan
sunmuyor insana değil mi? Malum sınavlar, malum eğitim sistemi
ve koşturmacalar… Bütün çocuklarla birlikte koşarak,
kazanabileceği bütün sınavları kazanıyor. Ne istediğine emin
olacak kadar bile vakti olamıyor. Yapmak istediğine emin olduğu
şeyler içinse ne vakit var ne de ona uzanan bir el...
Çocukken hep bize doğru
uzanan bir ele ihtiyaç duyarız. Kendi eliyle kendi yüreğine
dokunabilmeyi başarırsa çocuk, uzanan bir el beklemek yerine, el
uzatan olur büyüdüğünde..Diğer çocuklara, içlerinde yükselen
arzulara kulak vermeleri adına, kendilerini bulmaları için vakit
ve imkan sunan bir peri bile olabilir belki..
“Üniversiteyi
kazandım. Gidiyorum işte... Doğru yere mi? İstediğim yola mı
gidiyorum? Bundan nasıl emin olamam? Nerde eksiktim?”
Gidiyor başka bir şehre, özgürlük
dendiğinde ilk akla gelen o eksik tanımlamaya uyan şekilde.
Kendini özgür sanarak, yine yapmak zorunda olduğu işlerle baş
başa seneler geçiriyor. Şanslıysa işaretleri tanımlıyor.
İstediklerine ve pek çoğumuzun ciddiye almadığı o içerden gelen
sese kulak veriyor. Evet, şanslıysa bir kemanı, bir şövalesi ve
yağlı boyaları olabiliyor. Sınavlar sınavlar… Ertelenen, baskı
altındaki arzular…
Kimseye anlatılamayan duygular ruhunu
kemirirken, tabularla dolu bir şehrin tam ortasında şaşkın ve
yalnız ilerleyen büyük bir çocuk oluveriyor artık.
“Sürekli özlediğim
ve ulaşmak istediğim bir yuva var, ama nerede olduğunu
bilmiyorum...”
Her şeyi ertelesek, soruları
erteleyemeyiz. Birikimli ilerleyerek dayanılmaz noktaya
gelebilirler bazen.
Artık sığdıramıyor, hapsedemiyor sorularını içinde. Artık
yapabildiği tek şey monolog. Ona hayatında çok şey öğreten bu
konuşmaları teyit edecek bir dost aradığında bulamasa da,
dünyada sadece onun bu şekilde hissettiğine inanmayacak kadar da
gerçekçi. Yalnız olmadığının farkında olarak yalnız kalıyor.
B itirmek
üzere değil de, hep yeniden başlamak üzere ilerliyor. Aramanın
bulmaktan daha eğlenceli olduğunun ayrımına varmış, istediğinde
dünyanın en tepesinde oturup, istediğinde dünyevi cehennemlerin
arasına karışarak aldığı nefesin hakkını veriyor. Son gördüğümde
şunları söyledi:
“Her şeyi
erteleyebiliriz ama kendimizi pek çok kez
gerçekleştiremeyebiliriz.”
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Günyüz Keskin, 1984 Antalya doğumlu. Başkent Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı bölümü son sınıf öğrencisi. Çocuk Esirgeme
Kurumu'nda gönüllü olarak çalıştı. Bir süre tiyatroyla ilgilendi.
Çağdaş Edebiyat, Mitoloji, Tarih-Edebiyat ilişkilendirmesi ve
Teoloji alanlarında araştırmalar yapıyor. Ankara'da yaşıyor.
Detaylı Bilgi
|