|
Haber ve Röportaj:
Gülşen Kaş
Sağlık Haberleri, İstanbul
Kanser Tedavisinde
Yeni Umutlar
Kanser araştırmalarında her geçen gün
yeni gelişmeler kaydediliyor. Kanseri hiçbir tedavinin kökten çözmediğini
vurgulayan uzmanlar, bunun için biraz daha sabretmemiz gerektiğini
söylüyorlar. Çünkü uzmanlar yakında kanseri yenmenin mümkün olabileceğini
ifade ediyorlar. Kanserle Savaş Vakfı, Başhekimi Doç. Dr. Metin Aran, kanser
tedavisindeki son yenilikleri anlattı.
Röportaj
Kanser tedavisinde son
yenilikler nelerdir?
Hücrenin mikroskobik düzeydeki yapısı ve
işleyişine yönelik moleküler biyoloji, tıbba yönelik nükleer alandaki yeni
gelişmeler yanında girişimsel radyoloji, daha az hasar ve daha güzel görüntü
oluşturan yeni cerrahi teknikleri, kısaltılmış-süreli radyoterapi ve yeni
tıbbi tedaviler bugün kanserde uzatılan hayat süresi kadar, yaşam kalitesi
ve daha düşük fiyatı da getirmiştir.
Girişimsel radyoloji günümüzde hastaların
destek bakımında görüntülü-rehber yöntemler yolu ile kateter
yerleştirilmesinden tümör parçalayıcı tedavilere kadar giderek artan bir yer
almaktadır.
Yeni cerrahi
teknikler hastaların yaşam süresinin uzamasında rol oynuyor.
Kanserli
hastanın tedavisinde her zaman temel rolü oynayan cerrahinin son
ilerlemelerle tedavideki yeri de genişlemiştir. Sistemik kemoterapi ile
birleştirilen, yeni cerrahi teknikler hastaların yaşam süresinin
uzamasında rol oynuyor.
Bu yeni yaklaşımlar ameliyat ile
çıkarılamayan tümörlerde radyoaktif moleküllerin damar-içi yolla dağılımını
düzenleyerek belirtilerin düzelmesini ve güncel sistemik kemoterapilerle
irleştirildiklerinde yaşam süresinin uzamasını sağlıyorlar.
Kısaltılmış radyoterapi rejimleri hasta
ve ailesinin tedavi merkezine aşırı zaman harcamadan gidip/gelmesini
sağlıyor. Bu tip modeller metastazlı kemik ağrılarında, akciğer kanserinin
nefes tıkanmalarında, jinekolojik kanserlerin ve yaygın mesane kanserinin
kanamalarında etkili olmaktadır. Ayrıca, radyasyon daha önce belirli
radyasyon almış tekrarlayan kanserlerde de uygulanabilir duruma gelmiştir.
Tıbbi tedavi
alanında yeni kanser ve destek ilaçları yanında biyolojik tedavi
uygulamalarındaki ilerlemeler özellikle dikkatleri çekiyor.
*Moleküler
hedeflere vuruş modelini hücre biyolojisindeki ilerlemeler
sağlamıştır. Bu modelin amacı, normal hücreleri etkilemeden, kanser
hücreleri üzerinde seçilmiş hedeflere yöneltilen ilaçlarla bu hücrelerin
öldürülmelerinin sağlanmasıdır. Bu amaçla kanser hücrelerine karşı
laboratuarda hazırlanmış özel antikorlar (monoklonal antikorlar) tedavide
uygulanmaktadır. Monoklonal antikorlar kanser hücrelerinin yüzeyinde
reseptörlere (alıcılar, kabul ediciler) bağlanır. Böylece, reseptörler
çalışamaz, hücre içerisinde yaşam için gerekli bir seri işlem yapılamaz ve
hücre ölür.
Aşı tedavisinin çıkış noktası,
enfeksiyonlarda olduğu gibi, insandaki normal savunma sistemine yöneliktir.
Enfeksiyon nedeni olan mikroplar ya da salgıladıkları maddelerin yapısı bir
gen kadar komplike olmadığı için başarı sağlanmış ancak kanserde henüz
başarı yeterli değildir.
Gen
tedavileri gündemde tartışılmaktadır. Sağlıklı yaşamı yönelten genlerin
normalden sapmalarının, kanser de dahil olmak üzere, birçok hastalığın
nedeni olduğu ortaya konulduktan sonra gündeme gelmiştir. Ancak, gen
tedavisinde her zaman uygun sonuçlar alınamadığı da bir gerçektir. Ayrıca,
uygulama açısından başarıya sağlansa bile, bu konu etik yönden birçok ülkede
tartışılacak ve yasal engel bulunacaktır.
Angiogenez baskılayıcıları güncel tedavi
yöntemleri içerisindedir. Tüm hücrelerde olduğu gibi tümör hücrelerinin
solunumları ve beslenmeleri için yeni kan damarları yapımı (angiogenez)
gerekir. Böylece tümörler büyür, metastazlar oluşur. Angionez
baskılayıcıları bugün kanser tedavisinde uygulanmaktadır.
İnsanda hücre yenilenmesi için gerekli ve
apoptozis olarak adlandırılan “programlanmış hücre ölümü” olayı dikkate
alınarak “apoptoziz uyarıcıları” gündeme gelmiştir. Hücre yenilemesini
amaçlayan bu kaçınılmaz biyolojik ölüm kanser hücrelerinde görülmediği için
çalışmaların bir bölümü kanser hücrelerinde apoptoziz uyarılmasına
yöneltilmiştir.
Kanser
aşıları bu hastalıkta ne kadar etkili oluyor? Türkiye’de şu anda böyle bir
uygulama var mı? Yoksa ne zaman uygulanmaya başlayacak?
Bağışıklık sistemi olarak isimlendirilen
vücut savunma sistemi yabancı etkenler ve hastalıkla savaşta uzmanlaşmış
hücreler ve dokular ağından oluşur. Kanserle savaşma veya korunma için
bağışıklık sistemini kullanan tedaviler biyolojik tedavilerdir.
Tümör hücreleri normalden farklı, yabancı
ve tehlikeli olmalarına rağmen bağışıklık sisteminin bu hücreleri genellikle
tehlikeli veya yabancı görmeyerek, onlara karşı kuvvetli bir atak yapmadığı
izlenmektedir. Bu olayı temel alan kanser aşılarının amacı mevcut kanseri
tedavi etmek veya kanser oluşumunu önlemek için bağışıklık sisteminin
uyarılmasını sağlamaktır. Bağışıklık sistemin uyarılışını gösteren en güzel
örnekler mikrobik hastalıklardaki koruyucu aşılar, tedavi edici serumlar ve
organ nakillerindeki ret reaksiyonlarıdır.
Kanser
hastalarına uygulanan tedavi edici aşılar insanın normal hücrelerine zarar
vermeden kanser hücrelerini tanıyan ve saldıran bağışıklık sistemini
uyararak kanserin tedavisi için planlanır. Aşıların bu tiplerinden mevcut
kanserlerin daha ileri gelişmelerinin veya tedavi edilmiş kanserlerin
tekrarlamalarının önlenebilmesi ve daha önceki tedavilerin öldüremediği
kanser hücrelerinin elimine edilmesi beklenmektedir. Sağlıklı kişilere
yapılan koruyucu aşılar, kanser-nedeni virüslere saldırmak ve virüs
enfeksiyonlarını önlemek için, bağışıklık sistemini uyarmak amacı ile
uygulanır.
Ancak, kanser aşıları halâ geniş
araştırmaları yapılan yeni bir biyolojik tedavi tipidir. Bilimsel alan
günümüzde geniş insan araştırmalarında, kanserlerin belirli türlerinde
etkili yaklaşımları saptamak için, farklı aşıları değerlendiriyor.
Bugün henüz kanserin her hangi bir tipi
için standart bir tedavi olarak hiçbir kanser aşısı onaylanmamıştır. Ancak,
beslenme ve ilaç konusunda en etkili kuruluşlardan bir tanesi olan “ABD İlaç
ve Beslenme Yönetimi” kadın rahim boynu kanserlerinde rolü olan human
papillomavirus (HPV) ve karaciğer kanserlerinde rolü olan hepatiti-B virus
enfeksiyonlarına karşı koruyucu olarak yardım edebilen iki aşıya onay
vermiştir.
Gen
haritasının bulunması kanser tedavisinde etkili oldu mu? Her ne kadar
ülkemizde ve bazı ülkelerde etik açıdan gen tedavisi uygun görülmese de
insan yaşamını kurtaracaksa neden yapılmasın ki?
Genlerin anlaşılması ve yönetilmesindeki
ilerlemeler hastalıkla savaş ve önlem araştırmaları, hasta genetik
materyelini değiştirebilme çalışmaları dönemini başlatmıştır. Gen tedavisi
hastalıkla savaşmak için kişinin hücreleri içine genetik materiyel (DNA veya
RNA) sokulmasını kapsayan bir deneysel tedavidir. Bugün kanserin birçok
tiplerinde ve diğer bir grup hastalıkta araştırma yapılmaktadır.
Kanserin gen tedavisi için çok yönlü
çalışılıyor. Bazı yaklaşımlarda kanserle savaşta yeteneklerini arttırmak
için sağlıklı hücreler, diğer bir grup yaklaşımda tahrip etmek veya
gelişmelerini önlemek için, kanser hücreleri hedef olarak alınıyor.
Üzerinde çalışılan gen tedavisi
tekniklerinin önde gelenleri değişikliği veya eksikliği ile kanser nedeni
olabilen bazı genlerin sağlıklı genlerle değiştirilmesini, bağışıklık
cevabının düzeltilmesini, kemoterapi ve radyoterapi veya diğer tedavileri
daha duyarlı kılmak için birlikte uygulamasını, kanser ilaçlarının yüksek
dozlarının yan etkilerine karşı daha dayanıklı olmasını sağlamak için
kan-yapıcı ana hücreler içerisine gen yerleştirilmesine veya kanser
hücrelerinin yeni kan damarları yapımını önleme amacına yöneliktir.
Bir
gen transferde genellikle direkt olarak kişinin hücreleri içine verilmez,
bir taşıyıcı olmalıdır. Taşıyıcılar çoğunlukla bazı hücreleri tanıma ve
hücre içerisinde DNA’larına girebilme yeteneğine sahip olabilen virüslerdir.
Bu ikilinin bağlantıları için değişik tip virüsler ve teknikler
kullanılmaktadır.
Gen tedavisinde temelde önde gelen sorun
konunun etik, yasal ve sosyal yönleridir. Fakat daha önemlisi gen tedavisi
çalışmalarında virüslerin sıklıkla bir hücre tipinden daha çok tipte hücreyi
etkilemesi, DNA’da yanlış bir bölgeye oturması istenmeyen enfeksiyonlara
veya yeni kanserlere neden olması gibi riskleri de sorundur. Bu nedenlerle,
henüz yaygın uygulama olanakları yeterli değildir.
Kanseri kökten çözmek
mümkün mü? Bu ne zaman mümkün hale gelebilir? Teknoloji, kanser ve önemli
hastalıkları tedavi etmekte şu anda yeterli mi? yoksa, teknolojinin bu
hastalıklar karşısında daha ileri bir noktada mı olması gerekiyor?
Kesin
neden bulunduğu zaman mümkündür, ancak bugünkü bilgi birikimi ve teknoloji
çok ileride olmasına rağmen kesin nedeni ortaya koyamamıştır. Tıpta en güzel
atak hedefe yönelik olan ataktır. Kanserde neden belli olmadığı için kesin
hedef belli değildir ve tedaviler nedene değil neden veya nedenlerin
getirdiği sonuçlara yöneliktir. Bilgi birikimi ve teknolojinin daha
ilerlemesi ile kesin neden ortaya konulduğu zaman kanser kökten
çözülebilecektir.
Farklı
kanser türlerinde farklı tedavi yöntemleri uygulaması, hastalığın gelişimini
durdurmak için gerekli midir?
Kanser tek bir hastalık değildir. İnsan
yapısında ne kadar hücre tipi var ise, o kadar kanser tipi olacaktır. Kanser
hastalığı genel bir deyimdir ve doğrusu “kanserler” deyimidir. Durum böyle
olunca her grup hücrenin oluşturduğu sistemler için farklı tedavi yöntemleri
uygulanması normal ve gereklidir.
Bazı bilim adamları,
olumlu düşünceye sahip olan insanların hayatlarında daha mutlu ve daha
başarılı olduğunu söylüyorlar. Olumlu düşünce bu hastalığın iyileşmesinde
etkili olabilir mi?
Kansere
psiko-sosyal açıdan bakıldığı zaman, Dünya Sağlık Örgütü’nün insan sağlığını
köşelerinde fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlık olan bir üçgenle
belirlediğini görürüz. Sağlık üçgeninin köşelerinden bir tanesinin normalden
sapması diğer köşeleri de etkiler ve kişinin sağlığını bozar. Bu bakış
açısına göre, fiziksel sapmalar psiko-sosyal değişimlere neden olabileceği
gibi, psikolojik ve sosyal denge sapmaları da fiziksel hastalıklara neden
olabilir.
Bugün, kanserin psiko-sosyal yönü son
yirmi yılda onkolojinin bir alt uzmanlığı olarak ortaya çıkan ve onkoloji
bilim dalları arasına giren psiko-onkoloji tarafından inceleniyor. Bu dal
hastalığı neden ve sonuçları ile ele aldığı gibi, ayrıca, korunma ve
tedaviye etkili olan psiko-sosyal bakışlara da odaklanıyor. Bu konunun
uzmanları “kanserle uğraşı bedenin ve beynin birlikte uğraşısıdır”
deyimini kullanıyorlar. Psiko-onkoloji kansere iki boyutla yaklaşıyor. Risk,
neden ve tedavi sonu sağ kalımı etkileyen psikolojik, davranışsal ve sosyal
faktörleri inceleyen “psiko-biyolojik” boyut veya bütün evrelerdeki
hastaların ve ailelerinin hatta tedavi edicilerin kansere psikolojik
cevaplarını inceleyen “psiko-sosyal” boyut ile kanseri ele alıyor. Bu
nedenlerle, kanser merkezlerinde psikolog, psikiyatr, sosyal çalışmacı,
hemşire ve din adamı ile psiko-onkoloji araştırma grupları oluşuyor. Ayrıca,
birçok onkoloji disiplinlerinde, özellikle müşterek becerilerin gelişmesine
dikkatleri çekerek, hasta bakımı eğitim şekilleri ve psiko-sosyal bakış
açısı dikkate alınarak değiştiriliyor. Hasta bakımının psikolojik, insancıl,
etnik ve dinsel görüşlerle birleşik yürütülmesine yönelik araştırmalar
artıyor.
Birçok kanser
merkezleri ve onkoloji bölümlerinin şimdi hastalar ve aile bireylerinin
sıkıntılarını bertaraf etmek için eğitim veren psiko-onkoloji veya
psiko-sosyal üniteleri var.
Özellikle kanser hastalığını geçiren veya
kanser hastası aile bireylerinden oluşan “gönüllüler” bu konuda önemli rol
oynuyorlar. Gerek onkoloji klüpleri gerek bu tip kişilerin girişimleri ile
gruplar kuruluyor. Birçok kişisel ve grup tedavileri kanser hastalarında ruh
durumu ve yaşam kalitesi düzelmesinde etkilerini göstermektedir. Kanser
hastalarının içten çabalarından dolayı, bugün kanser öncesi, süresi ve
tedavisi sonunda yardım için birçok organizasyonlar ve hizmet veren e-posta
listeleri var.
Alternatif
tedaviler bu hastalıkta işe yarar mı? Kemoterapi ve radyoterapi gören bir
hasta, aynı zamanda alternatif tıptan yardım alsa, bu bir sakınca doğurur
mu? (bitkilerle tedavi, yoga, meditasyon gibi)
Alternatif tedaviler bugün kabul edilen
bir gerçektir. Özellikle kanser öncesi koruyucu ve kanserde destekleyici
rolleri kabul edilmektedir. Fakat bu konuda en önemli nokta hastalığın
bilimsel yöntemlerle tedavisine karşı olup, alternatif tedavilerinin etken
olduğu iddiası ile hastaları ve yakınlarını ahlâk dışı yöntemlerle tedavi
etmeye kalkanlardır. Fiziksel ve psikolojik yaklaşımlar sakıncalı
olmayabilir. Ancak, faydalı veya sakıncalı etkileri bilimsel olarak ortaya
konulmamış ve kökeninin ne olduğu bilinmeyen bitki ekstreleri veya benzer
şeylerle yapılan alternatif tedaviler kanser ilaçları ile birlikte
kullanıldığı zaman kan sisteminde çok defa önlenemeyen ciddi
komplikasyonlara neden olmaktadır.
Türkiye’de bazı
bölgelerde, özellikle “Karadeniz bölgesinde” kansere yakalanma oranı diğer
bölgelere göre daha fazla, bunun sebebi nedir? Ve nasıl önlem alınabilir?
Karadeniz
bölgesindeki kansere yakalanma olayının diğer bölgelere göre daha fazla
olmasının nedenini Çernobil olayına bağlamak artık yanlış olmayacaktır.
Sağlık Bakanlığı istatistikleri bu bölgemizdeki kanser olasılığını olaydan
önce % 0,5-0,7 değerlerinde verirken, olaydan sonra bu değer %60
düzeylerine çıkmıştır. Kısa süre önce Tabipler Birliği de konuya
yaklaşmıştır. Önlem dönemi geçmiştir. Ancak, gelecek benzer felaketler için
bir ders olabilir.
İnsanlara sağlıklı
kalmaları için neler önerirsiniz?
Bugün, kanserin nedenlerine yönelik
araştırmalar korunmada, tanı yöntemlerinde ilerlemeler erken tanıda,
yeni buluşlar ve uygulamalar tedavide etkili olarak kanseri beraber yaşanır
kronik bir hastalık durumuna getirdiği gibi, kanserden ölüm oranlarını da
düşürmüştür.
Korunma
önerileri, özellikle yüksek riskli kişilerin erken tanı için önerilenleri,
hasta olanların bilimsel tıbbın gerektirdiği tedavi yöntemlerini izlemek çok
şeyi daha güzel yapacaktır.
Ancak, bir grup kanser hastası her şeye
rağmen hastalıklarının gidişi veya tedavisi esnasında belirgin arazlar veya
karmaşa deneyimi geçirmekte, ayrıca hasta ve aileleri psikolojik, sosyal ve
ruhsal zorluklar yüklenmektedir. Bu nedenlerle, erken tanı ve tedavisindeki
ilerlemelere rağmen, kanser önde gelen bir toplum sorunu olarak devam
etmekte, bu sorunun büyük kısmını ilerlemiş veya dirençli hastalar
taşımaktadır.
Bu durum, kanserin getirdiği çeşitli
olumsuzluklar yanında hastalığa ek olarak kişiler ve toplumlarda psiko-
sosyal değişimlere neden olabiliyor. Bu kişilerde belirgin psiko-sosyal
sıkıntıların azaltılmasının yaşam kalitesine sahip olmanın bir parçası
olduğu da bir gerçek. Bu nedenlerle, kanser hastası veya ailesinden
kişilerin sıkıntılarının tanı ve tedavilerine yönelik ilgi artmıştır.
Temelde
sorunlar kanser sürecinde çok çapraşıktır. Kür sağlamaya yönelik tedavilerde
hedefe varılabilecek mi? geçici tedavilerde kontrol ve konfor sağlanabilecek
mi? tamamlanan tedavilerde yaşam devam edebilecek mi? gibi sorular ve
hastalığı olmadığı halde aile geçmişi nedeniyle genetik riske sahip
olunduğunun bilinmesi kargaşa nedenlerinin önde gelenleridir. Bunların
ötesinde, zaman zaman onkolojistlerde de özellikle hastaya kötü haberlerin
verilmesinde stresler izlenebilir.
Etik ve yasal açıdan
kanser nedir?
Tıbbi bakımı sonlandırmada hüküm süren
yasal tartışmalarda hastanın tıbbi bakımı reddetme hakkı var mıdır? Tıbbi
girişimin hangi tipleri sonlandırılabilir? Bakımın sonlandırılmasına kimler
karar verebilir? Bakımı sonlandırma kararı için hangi kriterler rehberdir,
ya da önde gelen standart nedir? Bu konular tartışılmaktadır. Ayrıca, hekim
yardımı ile intihar ve ötenazi çeşitli ülkelerde değişik şekillerde
değerlendirilmektedir.
Detaylı bilgi için:
www.kanservakfi.org

Kalpten Kimse Ölmeyecek Ekim, 2005
EDİTÖR
HAKKINDA BİLGİ
Gülşen Kaş 1975
İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi AÖF. İşletme 4.sınıfta
öğrenimine devam ediyor. İndigo Türkiye ile 2005 yılında tanıştı.
Özgürlük onun için çok önemli. Hayattaki tek amacı her şeyden
özgür olmak. Detaylı Bilgi
|