|
Haber:
Gülşen Kaş
Sağlık Haberleri, İstanbul
Kırım Kongo
Uyarısı!
Sağlık Bakanlığı, 2006 yılında
27 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan
Kırım Kongo Kanamalı
Ateşi’ne karşı halkı uyarıyor.
Özellikle KKKA’nın
daha
fazla görüldüğü illerde Çorum, Tokat, Amasya, Sivas, Çankırı ve
Yozgat’ta hastalıktan korunma yolları ile ilgili bilgilendirici
broşürler dağıtılıyor ve uyarıcı afişler asılıyor.
Sağlık
Bakanlığı, bu yıl 23 kişide rastlanan ve 3 kişinin hayatını
kaybetmesine neden olan KKKA’nın
Mayıs-Haziran aylarında
ortaya çıktığını, Temmuz ayında ise bu riskin arttığını, Eylül
ayında da sona
erdiğini bildirdi.
Bakanlık, özellikle kuzey
bölgelerinde görülen KKKA’nın, hızla güney bölgelere yayıldığını
ve tüm halkımızın KKKA’ya karşı dikkatli olunması gerektiğini
söyledi.
Sağlık
Bakanlığı, Kırım-Kongo için aşı üretecek
Sağlık Bakanlığı, kırım-kongo
kanamalı ateşi (KKKA) hastalığı için aşı geliştirme
çalışmalarına başladı. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü
Turan Buzgan’nın yaptığı açıklamaya göre, "Hastalığa bir kez
yakalanan kişilerin ikinci kez yakalanmadığını ve bu kişilerin
kanında da antikor oranlarının arttığını belirlediklerini ifade
etti. İyileşen kişilerde antikor sayısının artığını ve bu
kişilerden kan alıp saflaştırılarak plazma elde edileceğini
söyleyen Buzgan, alınan plazmanın hastalara verileceğini ifade
etti" Geçen yıl Türkiye'de 438 kişiye bulaşıp 27'sinin ölümüne
neden olan hastalık kenelerle yoluyla taşınıyor. Veteriner
Hekimler Odası Başkanı Murat Arslan, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi
ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
Röportaj:
Gülşen Kaş
Gülşen:
Ülkemizde son zamanlarda kene vakaları oldukça arttı bunun
sebebi nedir?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Aslında hastalığın artış gösterip göstermediğini bilmiyoruz.
Çünkü hastalık daha önce tespit edilememişti. Anadolu’da ateşle
seyreden hastalıklardan ölen bir çok vatandaşımız vardı. Kırım
Kongo kanamalı Ateşi (KKKA) ilk defa 2002 yılında Tokat ilimizde
tespit edildi ve maalesef artarak devam ediyor. Zaten uzmanlar,
meslek örgütleri ve üniversitelerin öngörüleri de belli
dönemlerde artabileceği yönündeydi. Çok sayıda vatandaşımızın
ölümüne neden olan bu hastalığın, Nisan-Ekim ayları aralığında
etkin olması bekleniyor. Çünkü bu dönem hastalığı bulaştıran
kenelerin aktif oldukları dönemdir. Keneler gelişim dönemlerini
tamamlayabilmek ve yumurtlayabilmek için kan emerler. Olgun dişi
keneler kanla doyduktan sonra genellikle bu hayvanı terk edip
merada yumurtlarlar. Tek bir kene binlerce yumurta yapabilir.
Çıkan larvalar otlar arasında, toprakta, üzerine yapışacağı
hayvanı beklerler.
Gülşen:
Peki kaç çeşit kene var? Bunlardan en tehlikeli olanları
hangileri?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Farklı bölgelerde 850’den fazla kene türünden yaklaşık 30
tanesi bu hastalığı bulaştırmaktadır. Hastalığı sert veya
barınak kenesi olarak bilinen kene türleri bulaştırmaktadır.
Hastalık kenelerin kan emmesi sırasında Nairovirüs soyundan
virüsleri hayvanlardan insanlara bulaştırmasıyla veya başka
yollarla ortaya çıkmaktadır. Virüs, kenelerin konakladığı
hayvanlara bulaşmasına rağmen ciddi bozukluklara neden olmuyor,
insanlarda ise ölümle sonuçlanabiliyor. Özellikle küçük
omurgalılar ve yerde beslenen kuşlar, keneleri enfekte eder.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya kenelerin yaşamları için uygun
şartları sağlar. Ancak keneler sadece bu hastalığın değil daha
bir çok zoonoz ( theileriosis, babesiosis, lyme ve anaplasmosis
gibi) dediğimiz hastalığı da bulaştırırlar.
Gülşen:
Kimler risk altındadır?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Özellikle üreticiler, tarım çalışanları, Veteriner hekimler,
çobanlar, mezbaha çalışanları, kasaplar, sağlık çalışanları,
askerler, kampçılar ile gıda ve gıda yan sanayi çalışanları risk
guruplarıdır. İnsanlara bulaşma genellikle, enfekte kenelerin
ısırması, kesilen havanlardan virüs etkenlerinin kan ve
dokularla temas edenlere bulaşması, hasta hayvanların salgıları
ve laboratuar ortamlarından olmaktadır.
Gülşen:
Kuluçka süresi ne kadardır? Isırılan kişi nereye başvurmalı?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Kene ısırmasından sonra kuluçka süresinin 3-9 gün olduğu,
enfekte kan veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu
bulaşmalarda bu sürenin 5-6 gün olduğu ve13 güne kadar
uzayabileceği bildirilmektedir. Isırılan kişinin derhal en yakın
sağlık birimine başvurması gerekir.
Gülşen:
Kırım-kongo kanamalı ateşi nedir? Belirtileri nelerdir?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Hastalık ilk olarak1944 yılında Kırım'da görülmüş ve Kırım
Kanamalı Ateşi olarak adlandırılmıştır. Daha sonra 1956 yılında
Kongo'da görülmüş ve bu iki coğrafi bölgenin adları ile anılmaya
başlanmıştır (Crimean-Congo Hemorrhagic Fever). Hastalık ateşle
başlayıp, halsizlik, baş ağrısı, vücudun değişik yerlerinde
ağrılar ve kanamalarla devam eden ve ölümle sonuçlanabilen bir
enfeksiyondur.
Gülşen: Kırım-kongo kanamalı ateşinin tanısı nasıl konulur?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Hastalığa neden olan virüsun biyolojik güvenlik düzeyi yüksek
laboratuarda izolasyonu, seroljik olarak tespiti, hücre kültürü
ve deney hayvanları kullanılarak tanısı yapılabilmektedir.
Gülşen:
Hastalıktan korunmak için hangi önlemler alınmalıdır?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Kenelere karşı en etkili kontrolün ilaçla yapılan mücadele
olduğu biliniyor. Ancak, kenelerin yaşam alanlarının orman,
çalılık toprak ve duvar yarıkları gibi geniş ve ulaşılması zor
alanlar olması nedeniyle mücadele genellikle başarısız
olmaktadır. Kenelerin kan emdikleri hayvanlar konusunda spesifik
olmamaları, uygun şartlarda yıllarca canlı kalabilmeleri,
ilaçlara karşı direnç geliştirebilmeleri ve hızlı üreme
yetenekleri kontrol edilmelerini zorlaştırmaktadır. Keneler
karşı geliştirilmiş bir aşı bulunmamaktadır. Korunmak için
insanlar, kenelerin yaşam alanlarından uzak durmalılar. Böcek
uzaklaştırıcı ilaçlar yararlı olabilmektedir. İnsanlar üzerinde
tespit edilen keneler uzmanların yardımıyla bir pens ile
çıkarılmalıdır. Elle yapılan müdahale genellikle kenenin virus
taşıyan salgısını deri içine bırakmasına neden olmaktadır.
Mücadele
temel olarak iki şekilde yapılmalıdır:
a) Kenelerin aktif olduğu
yani mart-ekim ayları arasında konakçı dediğimiz hayvanlar ve
bunların yoğun bulunduğu alanlar,
b) kenelerin aktif olmadığı
ekim-mart ayları dışındaki sürede kenelerin saklandığı
meskenlerdeki yarıklar,bulundukları alanlar, meralar
ilaçlanmalıdır.
Hayvanların kenelerden
korunabilmesi için öncelikle barınaklardaki yarık ve çatlakların
kapatılması gereklidir. Hayvanların yaşam alanları ve hayvanlar
bahar aylarından başlayarak, kenelerin aktivasyon gösterdikleri
dönemlerde düzenli olarak ilaçlanmalıdır. Elbette bu tip
ilaçlamalar yapılırken halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından
bu uygulamaların sakıncaları göz önünde bulundurulmalıdır.
Özellikle hayvanların yoğun olarak bulunduğu dinlenme ve sulama
alanları, gübre birikim bölgeleri, ağıl ve ahırlar
ilaçlanmalıdır.
Gülşen:
Kırım-kongo kanamalı ateşinin tedavisi nedir?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Tedavide bütün viral enfeksiyonlarda olduğu gibi antiviral
ilaçlar ve destek tedavilerinin yapıldığı bildirilmektedir.
Gülşen: Kenenin canlı çıkarılması ve içinde iğnesinin kalmaması,
hastalığı bulaştırmadığı anlamına mı geliyor?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Kesinlikle bulaşmadığı anlamına gelmez, zira kene virus içeren
salgısını doku içine boşaltmış olabilir.
Gülşen: Kene tarafından ısırılan insanlar hastalığı kapmış ise,
o kişi ile temasta bulunmak sakıncalı mıdır?
Doç.Dr. Murat Arslan:
İnfekte (viremik) kişilerin kan ve dokuları ile temas
hastalığın bulaşmasına neden olabilir.
Gülşen: İnsanlar kene ısırırken anlamıyorlar bunun sebebi nedir?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Kene ısırırken deride uyuşmaya neden olan bir sıvı
bırakmaktadır.
Gülşen:Anavatanı
Afrika olan bu hayvan ülkemize hangi yolla gelmiş olabilir?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Aslında Balkan ülkeleri de dahil olmak üzere çevremizdeki bir
çok ülkede bu keneler görülmektedir. Daha doğrusu kutup
bölgeleri hariç hemen her coğrafi bölgede keneler yaşamaktadır.
Kenelerin özellikle kanatlılarla taşındığı biliniyor.
Gülşen:
Komplo teorisi gibi gelebilir ama bazı çevreler, bunun bir
biyolojik silah olabileceğini söylüyorlar. Sizin bu konudaki
görüşünüz nedir?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Bunun için somut bir veri olduğunu sanmıyorum. Biyolojik savaş
eskiden bilinen tanımlardan biri olmasına rağmen, biyolojik
terör son zamanlarda sıkça telafuz edilen ve gelişmiş ülkelerin
önemle üzerinde durduğu bir konu olmuştur. Biyoterör “sivil
halkı hedef alan ve mikroorganizma ile toksinlerin silah
olarak kullanıldığı saldırılar” olarak tanımlanmaktadır.
Bunların bazı örnekleri Japonya ve Amerika’da görüldü.
Biyolojik silah olarak kullanılabilecek etkenler arasında
çeşitli virüsler de yer almaktadır. Bu tehlikeyi ciddiye alan
ülkeler stratejiler geliştirmekte Veteriner hekimler ve Tıp
hekimlerinin içinde yer aldığı acil durum senaryoları
yapmaktadırlar.
Gülşen:
Türkiye de son zamanlarda sıkça adını duyduğumuz bulaşıcı
hastalıklara karşı yeterince önlem alınabiliyor mu?
Doç.Dr. Murat Arslan:
Ülkemizde bu gibi zoonoz (hayvandan insana geçebilen)
hastalıklarla mücadele edebilmek için çok temel eksiklikler
bulunmaktadır. Tıpkı kuş gribinde olduğu gibi sadece hastalık
görüldüğü zaman geçici önlemler alınmakta sonrada sorun
unutulmaktadır. Oysaki halk sağlığı ve hayvan sağlığı açısında
bu denli önemli olan hastalıklarda uzun soluklu planlamalar
yapılarak mücadele edilmelidir. En temel eksiklik bu mücadeleyi
yapacak tek meslek grubu olan Veteriner hekim sayısının yetersiz
olmasıdır. Tarım Bakanlığı ve Sağlık bakanlığı içinde yeterli
personel bulunmamaktadır. Ayrıca merkezi ve etkin veteriner
teşkilatının olmaması daha baştan etkin bir mücadeleyi imkansız
kılmaktadır. Siyasi otorite sadece yaşanan can kaybı oranında
göstermelik, geçici önlemler almaktadır. Bu satırları yazdığım
bu gün bile maalesef bir vatandaşımızın daha bu hastalıktan
hayatını kaybettiğini öğrendim. Yapılan uyarılara rağmen olayın
ciddiyetinin anlaşılmaması üzücü ve kaygı vericidir. Zaman
geçirilmeden mevzuat ve Veteriner hekim alımı konusunda gerekli
düzenlemeler yapılmalıdır.
|
Biyografi:
Doç.Dr. Murat Arslan
1968 yılında
Tunceli’de doğdu. Liseyi 1985 yılında bitirdikten sonra,
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesine girdi. 1992
yılında mezun oldu. 1994 yılında Veteriner Fakültesi
Fizyoloji Anabilim Dalında doktorasını bitirdi. 2002
yılında Doçentlik ünvanını aldı. İstanbul Üniversitesi
Veteriner Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda,
fizyoloji ve hayvan davranışları dersleri veriyor.
Doktora programlarında görev alıyor. İstanbul Veteriner
Hekimler Odasında 2 dönem yönetim kurulu üyeliği
yaptı.2006 eylül ayından
itibaren,
İstanbul Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu
Başkanlığını yürütmektedir. Evli ve bir kız çocuk
babasıdır.
İstanbul
Üniversitesi Veteriner Fakültesi
34851 Avcılar /
İstanbul
Tel : (212) 473 70 70
Faks : (212) 473 72
41 |
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Gülşen Kaş 1975
İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi AÖF. İşletme 4.sınıfta
öğrenimine devam ediyor. İndigo Türkiye ile 2005 yılında tanıştı.
Özgürlük onun için çok önemli. Hayattaki tek amacı her şeyden
özgür olmak. Detaylı Bilgi
|