Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Haber: Gizem Şıvka Pideci

Dış Haberler, Brüksel

Avrupa'nın Kalbinde Bir Türk Restoranı

La Sublime Porte (Bâb-ı Ali)

La Sublime Porte, yani Bâb-ı Ali… Brüksel’de açılan bir Türk restoranına verilen isim. Peki Avrupa’da açılmış birçok Türk restoranından farkı nedir? Esasen isim bize zaten birçok şeyi anlatıyor.

La Sublime Porte; Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Sadrazamlık binasına ve daha geniş anlamıyla da Osmanlı hükümetine verilen isimken günümüzde daha çok Türk basın dünyası için kullanılmaktadır. Dolayısıyla Dolunay Kışlalı’nın, sahip olduğu restorana böyle bir isim vermesi hiç şaşırtıcı değil. Bombalı saldırı sonucu hayatını kaybeden eski Kültür Bakanı, Gazeteci-yazar Prof. Ahmet Taner KIŞLALI’nın yine gazeteci olan kızı olan Dolunay KIŞLALI; bizi Avrupa Birliği Bölgesi’nin merkezinde olan ve Avrupa’dan ve Türkiye’den birçok siyasi kimliği ağırlayan restoranında ağırladı... Misafirliğimiz süresince farkettik ki kendi zerafetini dekora, kültür zenginliğimizi mönüye yansıtmış. 

 

Röportaj: Gizem Şıvka Pideci


Gizem: Belçika’ya yerleşmeniz nasıl oldu? Eşinizin yazdığı kitapta bahsediyor ama okumayanlar için bir özet geçelim mi? 

Dolunay Kışlalı: Türkiye’de konservatuvarda okudum, buraya 1993’te geldim. Eşim, gazeteci-yazar Sıtkı Uluç babamın arkadaşıydı ve ben aşık oldum. Çocukluğumda ne siyasete ne de gazeteciliğe bulaşmayacağımı söylerdim. Sanat dünyasında yer almak istiyordum. Fakat dönüp dolaşıp ailemin tüm fertlerinin yaptığı mesleği yapmak durumunda kaldım! Gazeteci oldum. Bu mesleğin çok keyifli tarafları var tabii…

6 Şubat 1993’te Belçika’ya geldim. Kimse gurbet ellere geldiği tarihi unutmaz, biliyor musun? Ben bir dönem burada, maden ocaklarında çalışan ilk kuşakla seri röportajlar yapmıştım, çok etkilenmiştim. “3 Temmuz 1962” derlerdi örneğin; geliş tarihlerini hatırlıyorlardı. Hatırlamayan olamaz, ilginç bir şeydir bu! 

Dönüm tarihi olsa gerek. 

Dolunay Kışlalı: Evet. 

Eşiniz Sıtkı Uluç da gazeteci değil mi? 

Dolunay Kışlalı: Evet, 1974’de üniversite tahsili için gelmiş, daha sonra hep gazetecilik yapmış, halen de yapıyor. Yazdığı kitaplar da var…  

Gazeteciliğe olan merakınız eşiniz sayesinde oldu diyebilir miyiz? 

Dolunay Kışlalı: Her şeyden önce aileden…  

Peki, asıl merak ettiğim, restoranı açma hikayeniz... 

Dolunay Kışlalı: İşte bu uzun hikaye... Dergimiz Anadolu’yu 1996’da yayımlamaya başladık. O dönem konu daha çok Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri üzerineydi ve 1999’a kadar böyle devam etti. Sonra dergi faaliyetini durdurdum, beni daha çok heyecanladırabilecek bir şey yapmaya karar verdim. Toplumsal sorunlar, kadınların ve buradaki gençliğin sorunları… Bunları anlatmamız gerekiyordu. 

Sorunlar dediğiniz Belçika’daki Türkler değil mi? 

Dolunay Kışlalı: Sorunlar, hepimizin, toplumumuzun sorunları… Tepki bu belki de... Yurtdışında yaşayınca ulusalcı duygular daha çok ön plana çıkıyor. İnsan kendini bir şeyler yapmak zorunda hissediyor.  Yapmasam kendimi çok kötü hissedeceğim sanki… 

İlginç, sizin kadar olmasa da ben de aynı şeyleri hissetmeye başladım. Acaba bu yurtdışında yaşamanın getirdiği sonuçlardan biri olabilir mi? Sizde de Belçika’ya gelince mi pekişti bu his!. 

Dolunay Kışlalı: Haklısınız. Burada Türkiye ile ilgili gelişmeleri, haberleri daha çok takip etmeye başladınız değil mi? Bakış açınız bile değişti muhtemelen... Türkiye’deyken farkında bile olunmuyor ama yurtdışında yaşamaya başlayınca farklılık ortaya çıkıyor. Batı Avrupalıların Türkiye ve Türklere ilişkin algılamaları, önyargıları, bilgisizlikleri beni çok rahatsız etmeye başladı. Zaman geçtikçe, buraya gelen ilk kuşağın, hatta üçüncü, dördüncü kuşağın çok başıboş ve desteksiz bırakıldığını gördüm. Bu ağır geliyor bana… Diğer milletler bu kadar sahipsiz bırakılmamış. Suçu hem Türkiye’de hem de insanlarımızın yaşadıkları ülkelerde görüyorum. Birçok dernek var; kimisi aktif kimisi pasif... Yapılmaya çalışılan bir şeyler var ama birlik yok!

İşte böyle bir ortamda benim hayalim bir Türk Kültür Merkezi kurmaktı. İyi bir yerde merkez kurup Türk kültürünü, insanını, dilini tanıtmak... Bunlara yabancıların öyle büyük ilgi ve merakı var ki! 

Peki restoran?

Dolunay Kışlalı: Çeşitli nedenlerden bu hayal restoran fikrine dönüştü. Gelir kaynağı gerekiyordu, zamanında dergiyi sürdüremememizin en büyük sebeplerinden biri de buydu. Sonuç olarak Türkiye’yi tanıtma projesini restoran üzerinden yapmaya karar verdik. 

Restoranda bu misyon hissediliyor. Sadece ticari amaçla olmadığı servisten dekorasyona her aşamada görülüyor. Şefinizin de katkısı çok olsa gerek.

Dolunay Kışlalı: Evet, Murat Serkan Yaman, Türk Aşçılar Milli Takımı’ndan... Türkiye’den geldi. Eşi Seda da tatlı uzmanı, aynı meslekten…  

O güzel irmik tatlısı Seda Hanım’ın eseri yani... 

Dolunay Kışlalı: Evet. Türkiye’de aşçılık alanında  çok güzel bir kuşak var; dil bilen, bilgisayar kullanan, meslektaşlarıyla iletişim halinde olan bir meslek grubu... Bu da çok hoşuma gidiyor. 

Benim yine çok severek tattığım sakızlı levrek var. Çok merak ettim, balıklar Türkiye’den mi? 

Dolunay Kışlalı: Hayır ama Akdeniz balığı... 

Restoranınıza ilk geldiğimde diledim ki burayı olabildiğince çok Avrupalı görsün. ‘İşte biz buyuz’ demekti istediğim. Peki biz bu muyuz? 

Dolunay Kışlalı: Bence hepsiyiz. O kadar geniş bir yelpazemiz var ki bizim… Schaarbeek de, (Brüksel’de bulunan Türk mahallesi) bizim burası da Türk… Ben 20’den fazla etnik kökenin olduğu bir ülkede doğdum ve büyüdüm. Aldığım zengin kültürü buraya yansıtıyorum. Biz bütün bu yelpazeyi temsil ediyoruz. Kebap da bizim, sakızlı levrek buğulama da… 

Müşteri profilinden bahseder misiniz? 

Dolunay Kışlalı: Millet olarak en çok Yunan, Alman ve Kuzeyliler... AB kurumlarından, NATO’dan da çok kişi geliyor. İşadamları, lobi kuruluşları çalışanları da oldukça fazla… 

En çok tercih edilen yemek? 

Dolunay Kışlalı: Hünkar beğendi bir numara... Sakızlı levrek buğulama ve tatlılar da çok tüketiliyor. 

Türk kahvesi? Kahve memleketinde kabul görmesi nasıl oluyor? 

Dolunay Kışlalı: Türk kahvesine açıklar. Kahveyi buralara getiren Osmanlılar zaten… Bilmeyenlere tat farkını, pişme yöntemlerini anlatıyoruz. Genel olarak değişik tatlara açık olduklarını söyleyebilirim. Yeni şeyler keşfetmeyi seven insanlar…  

Gelenlerin ilk tepkileri nasıl oluyor? 

Dolunay Kışlalı: Maalesef bugüne kadar Türk mutfağı layıkı ile, sağlıklı bir sunumla tanıtılmamış. Kebap, ekmek arası döner muhabbetiyle kısıtlı bırakılmış. Bunun nedenleri de var. Ticari açıdan, bizim yöntemimiz iyi tanıtıcı ama karlı değil… Yani yatırım olarak kimsenin girişeceği bir iş değil. Bizim gibi, idealist girince sonuç olumlu oluyor, eğer maddi sorunları aşabilirsek tabii… Yunanlılar bize teklif getirdiler, “La Sublime Porte restoranını ekibiyle birlikte Atina’ya taşıyalım, çok para kazanırız” dediler. Bizde amaç para kazanmak değil ki… 

Yeni gelen müşteriler çok şaşırıyorlar. Hatta Türk restoranı olduğunu bilmeden rezervasyon yapıp da kapıya gelenler önce bir tereddüt ediyor. Bizi dönerci, kebapçı sanıyorlar. Fakat içeri girince, ortam, müzik, heykeller, mutfak onları çok etkiliyor. Salonumuzda, değerli fotoğrafçımız Ara Güler’in objektifinden Türkiye'yi tanıyorlar. Müşterilerimizin tepkileri çok olumlu oluyor.

Bakın bir örnek vereyim: Geçenlerde restoranda oturuyorum, yan masada bir Yunanlı diplomat bayan, İsviçreli birisi ile sohbet ediyor. Yunanlı dedi ki: “Türkler lobicilikte, tanıtımda hiç becerikli değildirler. Bu mekan Türk Devleti’nin büyük bir başarısı oldu. Bu restoran ile herkes Türkiye’den, Türklerden, Türk mutfağından söz ediyor. İnanılmaz propaganda yapıyorlar.” Yani zannediliyor ki bizim restoran devlet güdümlü… Bunun düşünülmesi bile benim hoşuma gitti doğrusu… Türkiye’nin kendini tanıtma ve anlatma konusundaki başarısızlığını tüm dünya biliyor, biz de biliyoruz ama bazı şeyler yapınca oluyor, devlet desteği gerekmiyor. Hatta, “Gölge etme başka ihsan istemem” demek gerekiyor bazen… 

Nasıl bir Türk restoranı bekliyorlar ki şaşırıyorlar sizce? 

Dolunay Kışlalı: Ekmek arası döner, kebap bekliyorlar. Türk mutfağı, Osmanlı mutfağı dünyada üçüncü mutfak konumunda ama tanımıyorlar ve önyargılar çok… Şaşırıyorlar çünkü onlara hiç tanımadıkları mükemmel bir mutfak, farklı bir ortam sunuyoruz. Zaman zaman kemanımla Türk ve Batı müziğinden sunumlar yaptığımda da şaşırıyorlar. Resimler, heykeller, kitaplar, her şey, onların kafalarındaki Türk imajını allak bullak ediyor. Biz laik Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk’ün çocuklarıyız ve yabancılara verdiğimiz, vereceğimiz mesajlar her zaman nettir.  

Peki mutfağın dışında Türklerle ilgili bir yargıları da olabilir mi? 

Dolunay Kışlalı: Var tabii.. Türkleri ve Türkiye’yi tanıdıkça önyargıların yerini bilgi ve görgü alıyor. Bizim amacımız da yanlışları, önyargıları yok etmek… 

Şunu merak ediyorum. Avrupa’da, hatta alanı küçültürsek Belçika’da Türklerle ilgili ne düşünüyorlar. Ben Almanya’da çok kötü bir tutum görürken burada pek görmedim. Burada bana yansıttıkları Türkiye’nin güzel havası, deniz ve İstanbul! Sebebi benim bir araya geldiğim çevrenin kibarlığı mı yoksa gerçekten daha ılımlı bir yargı var mı? 

Dolunay Kışlalı: Sizin bulunduğunuz çevreye göre değişir bu… Türkiye’nin imajının Batı Avrupalı kafasında çok pozitif olmamasının tarihe, göç olayına bağlı çeşitli nedenleri var. Türkiye karşıtı lobilerin, ulusların yoğun çabalarını da görmezden gelemeyiz.  

Bir gün bir taksi şoförü ile sohbet etme fırsatı yakaladım. Bana Türklerin Belçika’da sevildiğini ve polisin girmeye gerek görmediği bir mahalle olarak algılandığını söyledi. Nasıl yorumluyorsunuz? 

Dolunay Kışlalı: Türkler yaşadıkları ülkelerde gerçekten seviliyor ve sayılıyorlar. Tabii başka yabancılarla mukayese durumu da var. Örneğin Türklerde suç oranı çok daha düşük … Bizim insanlarımız dürüstlükleri, içtenlikleri, misafirperverlikleriyle de etkiliyor. Güvenilir bir toplumuz. Sevgili, saygılıyız... 

Karşımda bir gazeteci bulmuşken sormadan geçemeyeceğim. NATO ve Avrupa Birliği (AB) gibi organizasyonların merkezi niçin Brüksel’de? Tesadüf  olamaz herhalde… 

Dolunay Kışlalı: Belçika, 1830’da, “tampon bölge” olarak oluşturulmuş yapay yapılı bir ülke… O kadar yapay ki, İngiltere’de yaşayan bir Alman’ı Belçika’ya Kral yapmışlar. Bu alana Avrupa kurumlarını da taşımışlar, “tarafsız” bir alan gibi görerek… 

Karı-koca gazetecisiniz ve Avrupa Birliği merkezinin ortasına bir restoran açtınız. NATO Genel Sekreteri, Belçika Başbakan Yardımcısı, TSK Genelkurmay Başkanımız Org. Yaşar Büyükanıt, Başbakan Yardımcımız Abdüllatif Şener gibi birçok önemli kişileri ağırladınız? Gazeteci olarak alamadığınız haberi veya koklayamadığınız havayı restoran sahibi olarak elde ettiğiniz oldu mu?

Dolunay Kışlalı: Evet ama gazetecilikte nasıl “meslek sırrı” diye bir unsur varsa restorancılıkta da var. Burada konuşulan burada kalır. Öyle olmasa misafirlerimizin güvenini yitiririz. Gazetecilerin yanında yapılamayacak konuşmalar oluyor, bazen gazeteci damarımla içim gidiyor bu bilgileri, haberleri, görüşleri başkalarına yansıtamadığım için ama… Kaldı ki eşim hala gazeteci ve birçok yerde arka planda kalıyor, duyması gerekmeyenleri duymuyor! Her şeye rağmen, itiraf etmeliyim ki, bu restoran müthiş bir haber ve bilgi kaynağı… Onlarca Türk ve yabancı bakan, üst düzey yetkili ağırladık. Meslek sırrına gazetecilikte de, restorancılıkta da saygı gösteriyoruz… 

Belçika’yı biraz daha irdeleyebilir miyiz? Buranın 2 resmi dili var. Brüksel dışında 2 farklı bölge var. Görünürde uyum olsa da aslında biliyoruz ki bir gerginlik var. Bizde ise resmi olmayan dillerle ilgili çatışmalar var. Çatışma yaratmayan bizden farklı olan özellikleri nedir? 

Dolunay Kışlalı: Belçika, dünyada refah düzeyi en yüksek olan ilk 10 ülke arasındadır. Böyle olmasa iç savaş çıkardı ama kaybedecek çok şey olunca uslu uslu geçinmeye, düzeni bozmamaya çalışıyorlar.  

Aralık 2006’da ‘Flaman Bölgesi bağımsızlığını ilan etti’  televizyon şakası nabız tutmak için miydi o zaman? 

Dolunay Kışlalı: Bu pek şaka sayılmaz. Valonların ve Flamanların farklılıkları sadece dilde değil… Belçika bugün federasyon, yarın konfederasyon olacak ve bence 10-15 yıl sonra farklı devletler ortaya çıkacak… Bizim “bölücülük” dediğimiz “seperatisme” bu ülkenin anayasasında var. Hedefleri bu… Bunu saklamıyorlar ve bu hedefi temel ilke olarak belirleyen siyasi partiler en çok oy alanlar oluyor, özellikle Flaman kesiminde… Belçikalıları tanıdıkça bundan başka çözümleri olmadığını da göreceksiniz.  

Sonuç olarak durum böyleyken bizim resmi olmayan dil sorunlarımızla çok ilgileniyorlar ama…

Dolunay Kışlalı: Aynen öyle. Kıbrıs sorununa çözüm önerenler arasında Belçika örneğinin uygulanması fikrini savunanlar bile oldu. Oysa buradaki sistemin yürümediği ortada… Belçika öyle bir tampon bölge ki, teröristlerin bile arka bahçesi, sığınağı olabiliyor. Sadece Türkiye değil, ABD, Fransa, İngiltere, İspanya bu konuda Brüksel’i çok ağır eleştiriyor. Politikacılarının yetenek düzeyleri, ufuk genişliği, bilgi düzeyleri, her ülkede olduğu gibi tartışılabilir ama Belçikalılar genelde çok iyi insanlardır.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Gizem Şıvka Pideci, 1978 Ankara doğumlu. Üniversiteye kadar Gemlik’te yaşadı. 2000’de Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü’nden mezun olduktan sonra kurumsal hayatta satış-pazarlama alanında kariyerine devam etti. 2006’da Brüksel’e yerleşti.

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Manyetik Takla Olası Mı ?


Cumhuriyet, Başkanını Seçiyor


Düşmeyen Gündem Küresel


Isınma

Genetiğimizle mi Oynanıyor?


İnsanı Değiştirecek Genetik Keşif


Süt Gerçekten Besleyici mi?


Sen Bir Meleksin


Tarlabaşı'nda Yaşamak


"7 Ağaç" Anlamlı Hediye


Cinsellik ve Toplumsal Ahlâk


26. Uluslararası İstanbul Film Festivali


Dolmabahçe'nin Fotoğrafları


Hayal Gücünüzün Sınırlarını Zorlayın


Hallac-ı Mansûr'u Anlamak


Neva Makamında Bir Nuck Muay


İndigo Anna

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Arbil Çelen

Deliceleri Kesmeli Mi?


Burcu Özgeçen

Yaratıcı Gücümüzü Kabul Etmek


Volkan Burnaz

Bir Aşkı Kovalamak Gibisi


Burçin İvren

Okuyanlarıma Sesleniş


Beyaz Özbalçık

Pozitivizmin Kadın Üzerindeki Etkileri


Didem Çivici

Savrul Gitsin


Burcu Akar

Düşünce Yansıması Hayatlar


İdil Soyseçkin

Bir Yazı


Burcu Özgeçen

Her ‘An’ Sonsuz Seçimler Barındırır


Funda Umut Pakkal

Esas Kurtuluş(?)


Didem Çivici

Mavi


Burcu Özgeçen

Varlığımın Şimdiki Zaman Hali

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 09:00