|
Haber:
Gizem Şıvka Pideci
Kültür ve Sanat Haberleri, Eylül 2007
Heykellerin
Üstadı
Tankut
Öktem
İzmir’e araba ile gidenler
Manisa çıkışındaki Kuvayi Milliye Anıtı’nı mutlaka görmüşlerdir. Kastamonu
Şerife Bacı Heykeli, Çanakkale Şehitlikleri ama en önemlisi Time’a kapak
olan Ankara Kara Harp Okulu Harbiyeli Anıtı...
Yolunuz düşerse Afyon
Kocatepe Şehitliği’ndeki Atatürk’ün gözlerine bir bakın, bakabilirseniz
tabii! Çünkü o kaygılı gözler savaşın tam ortasındaki düşünceleri yansıtmış.
Bunların hepsi Prof. Dr. Tankut Öktem’in heykellerinden bazıları.
‘Ya
bize öğretilen sanatçı kimliğine bürünecektim ya da kendimi sanata
verecektim’ diyecek kadar sanatına saygılı. 2050 yılına kadar dolu olduğunu
saklamayacak kadar da diğer heykeltıraşlardan farklı olduğunun farkında.
Atölyesine gelenleri, ekibinin yanı sıra İsmet İnönü, Atatürk, Nazım Hikmet
Ran gibi ‘ünlü’ heykeller karşılıyor. Dünyaya, Türkiye’ye, sanata bakışını;
insana huzur veren evinin yemyeşil bahçesinde gerçekleştirdik.
Röportaj:
Gizem Şıvka Pideci
Gizem:
Heykeltıraş
olana kadar nasıl nasıl bir ömür geçirdiniz?
Tankut Öktem:
1940’ta Konya’da doğdum. 7 yaşına kadar çocukluğum Muş’ta birçok damızlık
hayvanın bakıldığı bir merkezde geçti. Bir çocuğu ilk defa üç yaşındayken
gördüm. Muş’taki çocukluk dönemimde tüm arkadaşlarımın hayvan olduğunu
düşünürsek, gerçek bir hayvan dostu ve doğa aşığı oldum. Bu nedenle hâlâ
yüzlerce hayvanımla birlikte yaşadığım Gemlik-Küçük Kumla’daki atölyemde
sanat hayatımı sürdürmekteyim.
Lise öğrenimimi
İstanbul’da tamamladım. Sanatçı olma tutkumdan bir süre vazgeçmek zorunda
kaldım. Çünkü babamın ‘sanatçı olduğun taktirde aç kalırsın’ telkini vardı.
Peki sonra sanat tutkunuzun peşinden nasıl gitmeye karar verdiniz?
Tankut Öktem:
Esasen iki yaşında resme, üç yaşında heykel yapmaya başladım. Sanata
yönelmem, sanatçı olmak istemesine karşın Atatürk idealleri adına ilk Türk
veterineri olmayı yeğleyen annemin sayesinde
olmuştur.
60
ihtilali öncesinde gençleri iktidara karşı eyleme
sürükleyen olayların sonucu üst üste sınıfta kaldım. Lise 2’den son sınıfa
geçenleri alan ve Bahaus ekolüne* uygun olarak eğitim veren Devlet Tatbiki
Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (DTGSYO) Seramik Bölümü’ne yazıldım. Seramik
sanat eğitimi aldım. Babama rağmen sanat hayatıma böylelikle adım atmış
oldum. Öğrencilik yıllarımda birçok yarışmada birincilikler ve dereceler
almam beni cesaretlendirdi. Heykeltıraş olan hocam Hakkı Karayiğitoğlu’ndan
aldığım eğitim ve verdiği cesaret ile seramikçilik yanısıra heykel
çalışmalarını sürdürdüm.
Seramik ile heykelin mesleki anlamında farkı nedir?
Tankut Öktem:
Özünde heykelle aynı endişeleri taşıyan seramik ile heykel arasındaki tek
fark, seramiğin zaman zaman dekoratif unsurlara yer vermesidir.
Heykeltıraşlığa modern eserlerle başlamışken şu anda daha
çok figüratif
çalışıyorsunuz? Bu değişikliğe ne sebep oldu?
Tankut Öktem:
1973’e kadar çağdaş modern heykeller yaptım. Hâlâ zaman zaman aynı çizgideki
çalışmalarımı sürdürmekteyim. Figüratif çalışmalarıma ise 1970’li yıllarda
para kazanmak amacıyla başlamıştım.
1973’ten sonra ise
Atatürk Devrimciliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş öyküleri, Balkanlar,
Çanakkale ve Milli Mücadele içerisinde yaşananlar beni gerçek bir yurtsever
olarak çok etkiledi. 1973’ten sonra ifadeyi ön planda tutan çağdaş kompozisyonlar
içinde çok figürlü anıtlar yapmayı kişiliğime daha uygun buldum. Figüratif
anlamda Türk heykelciliğine değişik bir boyut kazandırdığımı zannediyorum.
Birçok eserinizin olduğunu
biliyorum ama bazı heykeller var ki çok aşina olmama rağmen yaratıcısının
siz olduğunu bilmiyordum. Bu durum sizin tercihiniz mi? Sanatçıya verilmeyen
önem mi yoksa bizim ilgisizliğimiz mi?
Tankut
Öktem: Gelecekte herkesi şaşırtacak sayıda eseri
gerçekleştirdim. Time’a kapak olan Ankara Kara Harp Okulu anıtımda 700’den
fazla figür yer almaktadır. Bini aşkın sayıda heykel yaptım ve yapmaya devam
ediyorum.
Tanınma meselesine
gelirsek. Hakkettiğim kadar tanınmamamın birinci nedeni, basının gerçek
sanata yeterince ilgi duymaması. İkinci nedeni ise benim mütevazı
yaşamımdır. Yurtiçinde birçok önemli eseri olan biri olmama karşın
yurtdışında daha çok tanınıyorum.
Time’dan
başka yurtdışında ses getiren diğer çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Tankut Öktem:
1988’de Kore’deki Seul Olimpiyatları nedeniyle Kore Hükümeti’nin isteği ile
sanat olimpiyatı içinde yarıştırmak için seçtiği 160 heykeltıraştan biri
oldum. Eserim başarılı buldu ve diğer başarılı 10 heykelle birlikte Kore’ye
dikildi.
1991’de
Stuttgart’ta Ortak Pazar ülkelerinden gelen heykeltıraşlar ve Almanya’dan
katılan sanatçıların arasında eserim en başarılı eser seçilerek Stuttgart-Böblingen’e
dikildi.
Libya’ya yaptığım bir
eser, kurulmakta bulunan bir şehrin meydanına dikildi. Şehrin yapımı halen
sürmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde çok sayıda anıt ve eserim
bulunmaktadır.
Sizinle ilgili haberlere baktığım zaman genelde siyaset ve askeri alanda
heykellerinize rastlıyorum. Bunun özel bir sebebi var mı?
Tankut Öktem:
Benim derin saygı duyduğum bazı kavramlar vardır; yurdu
ve halkı için yaşamını feda edenler, milli mücadelede fedakarlıkları
anlatılamayacak kadar çok olan Türk kadınları, halkın mutluluğu için el ele
verebilen işçi - köylü ve aydınlar!
Gelecek nesiller için
yaptığım anıtlarda benim askeri ve siyasi mesajlar veren biri olduğum
zannedilmektedir. Esasen ben gerçek bir yurtsever ve iyi bir sanatçı olarak
geleceğe kalmak istemekteyim.
Peki son günlerde haberi çıkan Amasra'ya Barış Akarsu heykeli armağan
etmeniz konusu?
Tankut Öktem:
Son yıllarda sanatçı tanımına giren insanlar yerine
bu tanıma hiç uymayan kişileri bizlere sanatçı diye yutturmaya çalışıyorlar.
Barış Akarsu; görünümü, ahlaki nitelikleri ile örnek oluşturan ve
yorumlarıyla çok önemli iki sanatçımızı bizlere tekrar yaşatan birisiydi.
Dolayısıyla bir anlamda doğru sanatçıları ödüllendirmek adına sevgiyi ve
dürüstlüğü anıtlaştırmak için doğduğu yere Amasra’ya heykelini yapıyorum.
Atölyenizdeki heykellerinizin modellerine baktığım zaman bir tezatlık gözüme
çarptı. Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet Ran'ın yanyana olması. Eminim
bu fikirde anlatmak istediğiniz birşey vardır.
Tankut
Öktem: Nazım Hikmet te, Necip Fazıl da benim için
olağan üstü iki şairdir. Biri yurtsever ve toplumcu diğeri ise inancı adına
eserler vermiştir. Onların başarısını hepimizin takdir etmesi gerektiğini
anlatmak için yan yana sergiledim.
Devlet Sanatçısı Prof Dr. Heykeltıraş Tankut Öktem. Sizin için hangi sıfat
daha anlamlı?
Tankut Öktem:
Benim kullandığım tek sıfat Heykeltıraş Tankut Öktem’dir.
Gelelim mesleğiniz ile sormak istediklerime.. Size en çok kimin heykelini
yapmak haz veriyor?
Tankut Öktem:
Atatürk’ün! O’nu çok iyi ifade eden bir heykelini yapmayı çok arzu ediyorum.
Atatürk heykellerini çok iyi yaptığım söyleniyor ancak en mükemmeline
ulaşamadım. Uğraşıyorum!
Şahsi olarak veya fikren sevmediğiniz birisinin heykelini yapmak nasıl bir
his? Kendimi düşünüyorum da sevmediğim bir kişinin resmine bakmak, gozü kaşı
ile uğraşmak stres yaratan bir unsur olabilirdi.
Tankut Öktem:
Sanatsal açıdan heykelini yaptığım kişinin kim olduğunu düşünmeden
yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışırım. Şimdiye kadar ülkemin ve
halkımın düşmanı sayabileceğim bir kişinin heykelini yapma teklifi gelmedi.
Bir
kişinin yüzünü şekillendirmek için fotoğrafı yeterli oluyor mu? Örnek vermek
gerekirsek vesikalık resmi olan birisinin kahkaha atan bir heykelini
yapabilir misiniz?
Tankut
Öktem: Yapabilirim, ancak mükemmele ulaşmak için
canlı modele ihtiyaç vardır.
Her yerde Atatürk büstleri görmekteyiz. Bazılarının Atatürk olduğunu anlamak
bile zor. Bu Atatürk büstü yoğunluğu sizce gerekli mi?
Tankut Öktem:
Hitler, Mussolini, Stalin, Mao, Franko gibi otoriter liderlerin yanısıra
Gandi, Cinnah gibi birçok önemli liderin neredeyse unutulduğu dünyamızda,
Atatürk; ülkemizde her vesile ile her gün daha iyi anlaşılan ve büyüyen bir
liderdir. Atatürk, ulus olarak çağdaş uluslar düzeyine ulaşabilmemiz için
devrimleriyle bize yol gösterici niteliğini koruyan, içimizde yaşayan ve
demokratik laik cumhuriyetimizin tek simgesi olan birisidir. O’nun
heykellerini insanlar mecburiyetten değil, isteyerek yaptırmaktadırlar.
Temsil edemeyecek, niteliksiz, benzemeyen ve sanat eseri sayılmayacak heykel
ve büstlerinin yaptırılmaması gerektiğini savunanlardanım.
Atatürk'e
ait birçok heykeliniz var. “Artık Atatürk'ün yüzünü çok iyi biliyorum, gözü
kapalı yapabilirim” diyebilir misiniz?
Tankut Öktem:
Hala yaptığım heykellerde birçok eksiğimi ve hatamı gören ve bunu düzeltme
gayreti içerisinde olan bir sanatçıyım. Tüm sanat hayatım kendimi aşmaya
çalışmakla geçmektedir.
Samimi cevap vereceğinize inanarak soruyorum. Kendinizin heykelini yapabilir
misiniz? Kendi resmini yapan ünlü ressamlar gibi.
Tankut Öktem:
Yüzümü birçok eserimde zaman zaman kullandım. Heykelimi; kendimi heykeli
yapılacak kadar değerli bulduğum zaman yapacağım. Kendi heykelini yapan çok
sanatçı vardır. Mikelangelo, Rafael, Rambrandt gibi...
Salvador Dali'nin müzesine gitmiştim. Ressam, müzenin yapımında bizzat
çalışmış hatta kendisinin gömüleceği yeri bile ayarlamış. Yatacağı yerden
görebileceği kendi eserlerinden oluşan resimleri bile seçmiş.
Heykeliniz
yapılacak olsaydı nasıl bir heykel olmasını isterdiniz? Nereye konmasını
istersiniz?
Tankut Öktem:
Bu soruyu ben de bir ara kendime sormuştum. Yaşamakta olan veya olmayan,
görmekten her an mutluluk duyabileceğim ve özlediğim tüm yakınlarım,
akrabalarım, arkadaşlarım, çalışanlarım ve takdir ettiğim herkesin
portrelerinin yer aldığı ve benim de içinde büstümün olduğu gerçek bir sanat
sanat eserinin altında gömülmek isterdim. Böylelikle kendimle beraber
sevdiğim herkesi yaşatmış olurdum.
* Bauhaus: Mimaride
olduğu kadar endüstriyel tasarım ve şehir planlama gibi konularda yenilikler
getirmiş, yeni bir mimari akım yaratarak, sanatın tüm dallarını etkilemiş
eğitim sistemi. Bauhaus'a göre mimarlık, ressamlık, heykeltraşlık ve
zanaatkarlık içiçe olmalıydı. Mimar Walter Gropius; sanatçıyı,
zanaatkârın
yücesi olarak görürdü. (Kaynak: Vikipedi)
|
BIYOGRAFI:
Prof. Dr. Tankut ÖKTEM 1940 yılında Konya’da doğdu. 1962 yılında
Almanya’da Shone Wald Porselen Fabrik’de stajlarını tamamladı. 1965
yılında bitirdiği İ.D.T.G.S.Y.O (İstanbul Devlet Tatbiki Güzel
Sanatlar Yüksek Okulu) Seramik Bölümüne 1 yıl sonra asistan seçildi
ve 1970 yılında Öğretim Üyeliğine geçti. 1974-1975 yılları arasında
Seramik Bölüm Başkanlığı, 1980-1982 yılları arasında İstanbul Devlet
Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Müdürlüğü yaptı. 1983-1985
yılları arasında Tatbiki Güzel Sanatların Marmara Üniversitesi
oluşundan sonra Heykel Bölümünü kurdu ve ilk Başkanı oldu. 1986’dan
bu yana Profesör olarak öğretim üyeliğini sürdüren Prof. Dr. Tankut
ÖKTEM, 1993-1996 yılları arasında Seramik-Cam Bölümü Başkanlığı’nı,
1999’a kadar Fakülte Senatörlüğünü ve YÖK Sanat Milli Komitesi
Marmara Üniversitesi Temsilciliğini yapmıştır. Çok sayıda eseri ve
ödülü bulunan Prof. ÖKTEM 1999 yılında Devlet Sanatçısı seçilmiştir.
|
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Gizem Şıvka
Pideci, 1978 Ankara doğumlu.
Üniversiteye kadar Gemlik’te yaşadı. 2000’de Boğaziçi
Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü’nden mezun olduktan
sonra kurumsal hayatta satış-pazarlama alanında kariyerine
devam etti. 2006’da Brüksel’e yerleşti.
Detaylı Bilgi
|