|
Haber: Gizem Şıvka
Pideci –
Haziran 2008
Kültür ve Sanat Haberleri - Brüksel
İdil Biret
Harika
Çocuk, Küçük Dev Kadın
Olağanüstü bir hafıza,
mükemmel bir teknik ve yorumlama gücüne sahip, dünyanın en geniş repertuarlı
piyanisti ünvanını taşıyor. Ülke kültürlerini yakından tanıyor. Hayranlık
uyandıran bir genel kültüre sahip. Kuşkusuz İdil Biret uluslararası
şöhretini fazlasıyla hak etmiş bir sanatçımız. Klasik müziği herkese
hissettirebilmek amacıyla kendisiyle, Brüksel’deki sanat kokan evinde
keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
.jpg)
Röportaj:
Gizem Şıvka Pideci
Önce
Türkiye’den başlayalım dilerseniz. Sizce klasik müzik sizce Türk halkına
niçin ulaşamıyor?
İdil Biret:
Günümüzde klasik müzik
sadece Türkiye’de değil dünyada da eskisi kadar revaçta değil. Kötü tip
müzikler etrafı sardı. Anlaşılması çok basit ve entellektüel bir birikim
gerektirmediği için kolay geliyor insanlara. Hatta belki de etraflarında bir
gürültü olması insanları rahat ettiriyor. Tekno mesela; müzik kategorisine
girdi ama bence gürültü. Dolayısıyla ‘Her gürültü müzik midir?” bence
tartışılması gereken bir nokta.
Türkiye’ye gelirsek… Her
şeye rağmen bir ilerleme var. Bakın, iki asırdan beri bu tür müzik bir başka
deyişle çok sesli müzik bizim geleneklerimizde yer edindi. Türkiye
Cumhuriyeti öncesi büyük şehirlerdeki çok elit bir kesim klasik müzik
dinlerken Atatürk sonrası konservatuarlar daha çok yaygınlaştırıldı, daha
fazla orkestralar kuruldu.
Klasik
müzik adına Türkiye’deki yapılması gereken en büyük adım dinleyici
yetiştirmek olacaktır. Her şeyden önce en önemlisi bu! Yetişen sanatçılar
mesleklerini icra edemeyeceklerse, sanatlarını gösteremeyeceklerse sistem
bedbaht insanlar yaratmış olur.
Dinleyici
nasıl yetiştirilir?
İdil Biret:
Bu iş anaokullarından
başlar. İnsanlara iyi ve kaliteli sesler dinletmeliyiz. Az fakat öz
dinleterek çok da müziğe boğmadan sevdikleri şeyi defalarca dinletmeliyiz.
Kişi keşfetmek ve üzerine araştırma yapmak istemeli. Belki ülkemizin her
noktasında dinletiler gerçekleştirmeliyiz çünkü memleketimizin her tarafında
bir ilgi var.
Ben Van’a da, Gaziantep’e
de, Erzurum’a da gittim ve çok şaşırdığım ilgi ve detaylarla karşılaştım.
Mesela Türkiye’de en iyi piyanoya Gaziantep’te rastladım. Dinleyici deseniz
fevkalade! Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Bayburt’ta konser verdi ve
muazzam bir başarı elde etti.
Bu aktiviteler geçici
olmamalı, süreklilik olmalı. Bir senede en az 4-5 tane konser verilmeli. Bu
uygulama Antakya Belediyesi tarafından çok güzel yapılıyor. Her sene 4-5
serilik konserler oluyor ve konserler her daim doluyor.
.jpg)
Klasik
müzik hatta piyano daha çok ‘zengin’ uğraşısı gibi algılanıyor? Bu haklı bir
algı mı sizce?
İdil Biret:
Eskiden evet haklı bir
düşünceydi ama artık her şeye, uygun fiyata çok çabuk ulaşabiliyoruz. Bu her
alanda öyle değil mi? Ben eskiden istediğim bir kitaba -hele ki yabancı bir
kitapsa- sahip olabilmek için ne kadar da uğraşırdım. Şimdi öyle mi?
Çin pazarı da devreye girince artık piyanoya ulaşmak çok da
zor değil. Tabii bu kolay ulaşılırlık başka sonuçlar
da doğurdu. Uğraşılmadan elde edilenlerin kıymeti bilinmiyor. Hemen
tüketiliyor, çabuk sıkılınıyor.
Klasik
müzik niçin dinlenmeli?
İdil Biret:
En önce kalitesi.
Sayılacak birçok şey var ama ben size daha detay vereyim. Klasik müzik
insanları daha sakin ve uyumlu yapıyor. Çünkü bu müzikte bir ahenk, bir
harmoni var. Mozart’ın eserleri bir ay boyunca bir şehirde –zannedersem
Mannhein- çalınıyor ve görülüyor ki insanlar çok daha nazik, yardımsever
oluyor. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?
Klasik
müzik denilince aklımıza Klasik Batı Müziği geliyor. Ya Klasik Türk Müziği
diye de adlandırılan Türk Sanat Müziğimiz?
İdil Biret:
Aaaa çok güzel müzik.
Kaliteli tüm müziklerde bir ihmal söz konusu. Keza cazda da aynı durum söz
konusu.
.JPG)
Üstün
yetenekli çocuklar için 7 Temmuz 1948 tarihinde “Harika Çocuk Kanunu” adıyla
bir yasa çıkartıldı. Bu kapsamda yetiştirilen sanatçılarımız uluslararası
platformlarda çok büyük başarılar elde ettiler. Hatta bu yasaya kısaca “İdil
Yasası” bile deniliyor. Bu yasa hala yürürlükte mi?
İdil Biret:
Hayır maalesef. Suna Kan,
Ateş Pars, Verda Arman, İsmail Aşan, Gülsin Onay gibi harika sanatçılarımız
yetişti. Bu biraz da devletin yanında anne babaların idealist olmalarına
bağlı bir durum. İlk başlarda çocuk için çok güç bir durum. Artık dünyada
hiçbir yerde çok destek yok. Neye talep varsa ona destek veriliyor. Eskiden
klasik müziğin bu kadar etkili olmasının politik tarafları da vardı. Mesela
Van Cliburn 1958’de Rusya’da Çaykovski Piyano Yarışması’nı kazandığı zaman
kıyametler koptu çünkü bir Amerikalı, Sovyetler’de birincilik almıştı. Artık
Sovyetler gitti, rekabet de bitmiş oldu.
Tabii
o dönemler ülkemizin de çok yetenekli sanatçıları her alanda bizi çok güzel
temsil etti. O bir dönemdi ve bitti. Politik rekabet kalmayınca tarafların
‘ben de yaparım!” iddiası da sona erdi.
Peki, bu
rekabet kalkınca yetişmekte olan sanatçıların yaratıcılığı ve gelişmesi
önlenmiş olmuyor mu?
İdil Biret:
Bu konunun iki yönü var.
Eskiye nazaran daha çok konserler var. Eskiden haftalık 5-6 konser olurdu.
Şu an ise günde 30 konser olduğu zamanlar oluyor ama kalitesi nedir, onu
sorgulamak gerek. Kantitati kaliteyi biraz öldürdü.
Bir de Çin faktörü var.
Milyonlarca piyanist var. Damping gibi oldu neredeyse. O kadar çok bu işi
yaptığını iddia eden var ki kalite düştü. Bazı şeyler vardır ki mesleğin
sadece ilk basamağıdır. Sadece mekanik ve teknik bakımdan iyi olmak yeterli
olmaz.
Çoğu
okul, müziğe piyona ile başlamayı öneriyorlar. Bu doğru bir başlangıç mı?
İdil Biret:
Aslında korolar yaptırmak
gerek. Koro ile müziğe başlayan çocuk birlikte söylemeyi öğreniyor sonra
sesi çıkarmayı öğreniyor. Piyano bir yerde hazır ses. Türkiye’de en büyük
eksikliklerden birisi de koro eksikliği.
Bizim evde
her türlü müzik dinlenir. Ama herhangi bir müzikte derin bir bilgim yok. Bu
durumda ben çocuğuma kaliteli müzik sevgisini nasıl verebilirim?
İdil Biret:
Her şeyde derin bilgiye
sahip olmak zorunda değilsiniz ki. Derin bilgi dediğiniz dipsiz kuyu. Her
şeyi biliyorum diyenler tehlikelidir. Çocuklara her türden kaliteli müzik
dinletmek gerek. Onlara cazip gelecek şeyler dinletilmeli. Örnek vermek
gerekirse Mozart 40. Senfonisi her yerde duyuluyor, bununla başlayıp başka
devirlere geçilebilir.
Ufak bir
liste verebilir misiniz bize?
İdil Biret:
Seve seve. Brahms-Macar
Danslari, Beethoven- Fur Elise, Bach-İtalyan Konçertosu, Scarlati-Sonatlar,
Chopin-Polonezler; Debussy-La Mer ilk
aklıma gelenler.
Sanatınız
gereği birçok ülke kültürünü takip ediyor ve biliyorsunuz. Sanatınızın
dışında da büyük bir birikiminizin olduğu biliniyor. Bu kültürlerin içinden
bakınca Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?
İdil Biret:
Müthiş ilginç görüyorum.
Çünkü her şey var. Zenginlik bakımından başlı başına bir kıta! Bir ülkeye
gittiğiniz zaman belirli şeyler var ama her şey bulunmuyor. Türkiye’de her
zaman her şey var. Her bölgenin ayrı bir tadı var ve inanılmayacak şeyler
keşfedilebiliyor. Asya, Avrupa hatta Afrika kültürlerini de kapsayan özel
bir kültür. Tanımı böyle yapıyorlar ama ben yaşayarak görüyorum bunları.
.jpg)
Dışarısı
bizi nasıl görüyor? Örneklemem gerekirse bazı ülkelerde Türklere karşı
önyargı olabiliyorken bazı ülkeler bize aksine çok sempati duyuyor. Siz ne
düşünüyorsunuz?
İdil Biret:
Bakın, ben senelerce yurt
dışında yaşadım. Hiçbir zaman kötü bir durum hissetmemiştim. Almanya’da da
böyle problem yoktu katiyen. Babam tahsilini Almanya’da bitirmiş, annem
Alman okuluna gitmiş. Dolayısıyla oralardan çok dostlarımız vardı. O
dönemlerde Avrupa çok kaliteli insanlarımızla tanıştı. Çünkü çoğu talebe
olarak gitmiş. Avrupalıların tanıdıkları Türkler entellektüel olarak
birikime sahip eğitimli insanlarmış.
Sonrasında
maalesef henüz İstanbul’u görmemiş insanlarımızı aldık Avrupa’ya götürdük.
Bu iki taraf için de haksızlık oldu belki de. İki tarafı da alıştırmadan
buluşturdular ve bedbaht kitleler yarattılar.
Siz hem
Paris’te hem Brüksel’de hem de Türkiye’de ikamet ediyorsunuz. Üç değişik
kültürde ve evde yaşamak nasıl bir duygu?
İdil Biret:
Yaşanılan mekânların
önemi yok ki. Kendi dünyamı her yere taşıdıktan sonra, kendi düzenimi
koruduktan sonra nerede yaşadığımın çok da önemi yok. Kitaplarım benimle
nasıl olsa.
Bir yandan
uzun yıllardır yurt dışında yaşıyorsunuz, bir yandan da Türksünüz. Türk
kimliğinizi böylesine iyi nasıl muhafaza ettiniz?
İdil Biret:
Öncelikle iki kültürü de
tanımak benim için büyük şans. Bununla beraber ben sanatımı yaparken
Türkiye’yi temsil ettiğimi hiç bir zaman unutmadım. Uzun yıllar yurt dışında
yaşasam da Türkiye ile olan bağlarımı hiç koparmadım ve memleketimle ilgili
her şeyi takip ettim.
İslam’da
müziğe bakarsak piyanoya çok rastlayamıyoruz. Sebebi ne olabilir?
İdil Biret:
Çok basit bir açıklaması
var, İslam’da müzikte çeyrek sesler vardır ve piyano bu ara seslere çok da
müsait değildir. Bu yüzden İslam’da sazlı çalgılar gelişmiştir.
Kıyaslarsak
denildiği gibi Avrupa kültürü çok mu zengin?
İdil Biret:
Katiyen. Bende hiç sizin
söylediğiniz gibi bir his olmadı. Ben başka türlü düşünüyorum. Bence
önyargıların sebebi bilgisizlik ve korku. Yabancıya karşı korku var.
Bilinmeyenin zarar verebileceğini düşünüyorlar. İnsanların kompleksleri de
olabilir. Bir de tabii Avrupa’da yıllar süren harpler ve tarihi faktörler de
var.
Peki, nasıl
tanıtacağız kendimizi?
İdil Biret:
Bombardıman gerekiyor.
Bireysel olarak anlatıyoruz kendimizi. Yine de bu tanıtımların, büyük
kitlelere yönelik, sürekli ve tüm kanallar kullanılarak yapılması gerekiyor.
Her yerde her şekilde kendimizi anlatmalıyız.
İdil
Biret Kimdir?
Türkiye’nin “harika
çocuğu” İdil Biret’in müziğe olan ilgisi 2 yaşında başladı. 5 yaşına
geldiğinde olağandışı müzik yeteneği, “absolut” kulağı ve duyduğu her
parçayı anında ve eksiksiz olarak piyanoya aktarabilme yeteneği ile Türk ve
Avrupalı müzik çevrelerinin hayranlığını kazandı. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet
İnönü’nün talimatı ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in özel ilgisiyle,
TBMM’nin kendi adına çıkardığı özel yasadan yararlanarak yedi yaşında
ailesiyle birlikte Fransa’ya gönderildi. 16 yaşından bu yana dünya
sahnelerinde yerini aldı. Amerika’daki ilk konserini 21 yaşında
gerçekleştirdi. İlk Rusya turnesini piyanist Emil Gilels’in çağrısı üzerine
yaptı ve bu ülkede büyük başarı kazandı.
Biret, 1986 yılında,
Beethoven’ın dokuz senfonisinin Liszt tarafından yapılan uyarlamalarını,
kayda aktaran ilk piyanist oldu. Beyin ve kol gücü olarak piyanistik
sınırları zorlayan Biret, Montpellier Festivali’nde, eleştirmenler
tarafından yapılması imkansız olarak nitelendirilen bir denemeye girişerek
bu uyarlamaların hepsini ardarda 3 konserde seslendirdi. Olağanüstü bir
hafıza, mükemmel bir teknik ve yorumlama gücüne sahip olarak nitelendirilen
Biret dünyanın en geniş repertuvarlı piyanisti ünvanını taşımakta. 70’i
aşkın LP/CD’si ve bunlarin 2 milyon’a yakın satış rakamıyla klasik müzik
dünyasının en çok sevilen ve aranan yorumcularından biri.
Yurtdışında aldığı ödüller arasında “Lili Boulanger Memorial”, “Harriet
Cohen/Dinu Lipatti Altın Madalyası”, Polonya Devlet Kültür Liyakat Nişanı,
İtalyan Devlet Adelaide Ristori Nişanı ve Fransa Devlet “Chevalier de
L’Ordre de Mérite” nişanı bulunuyor. Türkiye’nin en prestijli müzik ödülü
sayılan Sevda Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası’nın da
sahibi.
.jpg)
Kaynak:
http://www.idilbiret.eu
Daha fazla bilgi için:
İdi Biret - Dünya Sahnelerinde Bir Türk
Piyanisti. Dominique Xardel, Can Yayınları
2005-2009 ©
indigodergisi.com
|