Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Gen Haritası Tamamlandı 

İnsanlık kendini keşfediyor: Bilim adamları uzun yıllardır sürdürdükleri gen haritası çalışmalarını nihayet tamamladılar. Peki bu haritanın tamamlanması yaygın hastalıkların çözülmesinde, yaşamın uzamasında, yaşam kalitesin artmasın da ne kadar etkili olacak? 

Bilim adamlarına göre bu gelişme, şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve kanser gibi yaygın hastalıkların moleküler nedenlerinin belirlenmesi çalışmalarını olağanüstü boyutlarda hızlandıracak.

İnsalığın birbirinden tek farkının snp(1)'lerin farklı dizilimleri olduğunu söyleyen bilim adamları, insan genetik kodlarını oluşturan 3 milyar harfin dizilimlerini bir haritada birleştirdi. İnsan Genome Projesi denilen bu harita, herhangi iki insanın, birbirine genetik olarak yüzde 99.9 benzediğini ortaya çıkardı... Farklı ülkelerden bir araya gelen bilim adamları, yaptıkları çalışmalar sonucunda, insanların arasında ki yüzde 0.1’lik farkı açıklamak için daha detaylı bir harita çıkardılar.

Tıp'ta devrim niteliğin de olan bu haritayla ilgili sorularımızı, Memorial Hastanesi Genetik Başkanı Prof. Dr. Semra KAHRAMAN (Genom Projesinde yer alan tek Türk) ve Tıbbi Genetik Uzmanı Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu  Dr.Yaman SAĞLAM’a sorduk.

Dr. Yaman SAĞLAM ile Röportaj 

Gülşen: Kalp, kanser ve şeker gibi yaygın hastalıkların sebebini ve tedavisinin, gen haritasının tamamlanması ile birlikte, hastalığın kökenine inerek çözüleceği söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz? 

Kalp, hipertansiyon, kanser ve şeker hastalıkları gibi hastalıkların, insan genom haritası tamamlandıktan sonra dahi” tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Çünkü bu tür hastalıklar sadece genetik nedenlerle değil, çevresel nedenlerle de bağlantılıdır. Yaşam koşullarına bağlı stres, kötü beslenme, viral enfeksiyonlar, bağışıklık sisteminin zayıflaması, vb. nedenlerle de yukarıdaki hastalıklar görülebilir. Genetik çalışmaların böyle hastalıklara karşı en önemli katkısı genetik olarak yatkınlığı olanların belirlenmesi yönünde olabilir. Eğer bir bireyin örneğin; şeker hastalığına olan yatkınlığının yaşamının erken yıllarında bilinmesi, kişinin stres, aşırı kilo gibi tetikleyici faktörlerden uzak kalmasıyla bu hastalıktan korunmasına yardımcı olabilir. Bunun yanı sıra” şu an için genetik alt yapısı bilinmeyen bazı poligenik (2) hastalıkların, insan genom (3) projesi tamamlandıktan sonra çözülüp tıbbi tedbirlerin alınması mümkündür.

Gülşen: Yayılmış olan bir hastalığın, gen haritası sayesinde, sebebi öğrenilerek durdurulması ve yok edilmesi mümkün mü? 

Yayılmış olan hastalığın kalıtım şekline göre bu mümkündür. Özellikle taşıyıcılığın söz konusu olduğu hastalıklarda genetik olarak taşınan kusur belirlendiğinde bunun alt kuşaklara geçmesi önlenebilir. Ancak, hastalığın tamamen kontrol altına alınması bazı durumlarda mümkün olmayabilir çünkü insan genomunda “mutasyon” denen ve genetik çeşitliliği etkileyen oluşumlar kalıtılmadan; yani anne babadan geçmeden kendiliğinden de ortaya çıkabilirler.

Gülşen: Hastalığın oluşmadan önce, gen haritası sayesinde, olasılıklar tesbit edilip önleme imkanı ne kadar?

İnsan genom projesi, kabaca tamamlandığında yaklaşık 30.000 (otuz bin) gene sahip olduğumuz ve bunların sadece tek başına değil, kombine etkilerinin de olduğu belirlenmiştir. Hastalıklar açısından bakıldığında ise, yaklaşık 6.000 (altı bin) hastalığın genetik alt yapısının belirlendiği, en az bu kadarının da önümüzdeki dönemlerde belirleneceği bildirilmektedir. Bir hastalığın, ortaya çıkmadan önce belirlenme şansı, hastalığın kalıtım şekliyle ilgilidir. Eğer, hastalık oluşumun da birden çok gen defekti (4) etkili oluyorsa, bunların tesbit edilip önlenme imkanı çok zordur.

Gülşen: Gen haritası sayesin de “hastalanma olasılığının dahi" önlenmesi mümkün mü? 

Bir kişinin “hastalanma olasılığı” multifaktöryel (5) bir olay olduğundan, gen haritasının tamamlanması tek başına bu olasılığı ortadan kaldırmaz. Sadece bazı direnç ve tamir mekanizmalarının, genetik olarak hatasız çalışması sağlanarak hastalanma olasılığı sınırlandırılabilir.

Gülşen: Gen haritasının tamamlanması, insanlığın daha uzun yaşamasını sağlayacak mı? 

İnsan, genom projesi sayesin de bahsedilen hastalanma olasılığı sınırlandırılabildiğinde ve kişiye ebeveynlerinden kalıtılabilecek genetik hastalıklar engellendiğinde ortalama yaşam süresi artabilir.

Gülşen: Anne de kalıtımsal olan bir hastalığın, bu harita sayesinde, bebeğe geçmeden önlem alınması ne kadar mümkün?

Anne ve/veya babada mevcut olan kalıtımsal birçok hastalığın alt kuşaklara (yani çocuklara) geçirilme riski bugün dahi belirlenebilmekte ve gebelik öncesi tanı yöntemleriyle (preimplantasyon (6) genetik tanı ve prenatal tanı) engellenebilmektedir. Genetik hastalıkların haritalanması sayesinde tanımlanıp engellenebilecek hastalıkların sayısında artış olacaktır.

Gülşen: Geçen aylarda Sağlık Bakanlığı tarafından Embriyonik (7) Kök Hücre Çalışmaları durdurulmuştu. "Gen haritasının keşfedilmesi" ile "Embriyonik Kök Hücre Çalışmaları" ne kadar ilgilidir? Bu çalışmaların durdurulması Türkiye'nin bilim alanında geride kalmasına neden olur mu? Bu konudaki görüşleriniz nedir?

İnsan genetik haritasının bir kısmı fonksiyonel olarak belirlenebilmiştir ve elde incelenmesi gereken daha çok bölge vardır. Dolayısıyla mevcut bilginin içinde tanımlanamamış bilgiler de vardır. Embriyonik kök hücre çalışmaları ise daha farklı bir alan olmakla beraber bilginin ortaklaşa kullanıldığı yönler de vardır. Bir embriyonun  gelişerek ve farklılaşarak oluşturduğu doku ve sistemler tamamen kodlanmış genetik verilerin zamanında devreye girmesiyle ortaya çıkarlar. Embriyonik bir kök hücre potansiyel olarak bir çok farklı hücreye dönüşme yeteneğindedir. Zamanı geldiğinde uygun uyarılar sonucu fonksiyon kazanır ve özelliklerini sahip olduğu genetik kodları kullanarak değiştirir. Örneğin embriyonik kök hücrenin yaşamsal açıdan ilk farklılaştığı hücrelerin başında kardiojenik hücreler (kalp hücreleri) gelir ve bu fonksiyonu kazanması için birçok gen aynı zamanda aktif hale geçerken birçoğu da fonksiyonlarını tamamen kapatır. İşte insan genom haritası da bu fonksiyonda hangi genlerin rol alıp hangilerinin baskılandığının tam olarak belirlenmesinde kullanılacaktır. İnsan vücudundaki hücre, doku ve fonksiyon çeşitliliği (kemik, kas, sinir, beyin, vb.) düşünüldüğünde dahası bunlara ait genetik hastalıklarda devreye girdiğinde önümüzde aşılması gereken çok engel olduğu görülecektir.  Embriyonik kök hücre çalışmaları dünyada ve Türkiye’de sınırlı olanaklarla yürütülmektedir. Cevap bekleyen çok sayıda soru için çok sayıda araştırma yapılması gerekmektedir. Ancak embriyolarda yapılan çalışmalar birçok etik sorunu beraberinde getirmektedir. Türkiye, bu çalışmaların diğer ülkelere göre daha kolay yapılabildiği bir ülke durumundayken aynı zamanda bilimsel kontrol mekanizmalarının tam oluşturulamadığı bir ülke sıfatını da almamak için geçici olarak çalışmalar durdurulmuştur. Uygun hukuki şartlar sağlandığında daha güvenle çalışılacağına inanıyorum. 

Gülşen: Gen haritasının tamamlanması neden bu kadar uzun sürdü? 

Haritalama için kullanılan teknikler ve teknolojiler başlangıçta yeterince gelişmemiş olduğundan ve sınırlı sayıda laboratuar çalışmaya alındığından ilk yıllarda çalışmalar oldukça yavaş ilerlemiştir. Daha sonra bilgisayar teknolojisinin de çok hızlı gelişmesine paralel olarak network sistemleri oluşturuldu ve haritalama kabaca tamamlandı. Artık yukarıda bahsettiğimiz detayların araştırılmasına geçilmiştir. Elde şu an için anlamlandırılamamış çok sayıda veri mevcuttur. 

Gülşen: Daha önce 2003 yılında tamamlanması planlanıyordu, bu gecikmenin sebebi nedir? 

“İnsan Genom Projesi” ile beraber ortak bazı özellikleri saptayabilmek amacıyla “Hayvan Genom Projesi” de oluşturulmuş ve öncelikle bunların bazıları tamamlanmıştır. 2003 yılı Nisan ayında total insan genomunun %94’ü, ökromatik (aktif) bölgelerin %99’u tanımlanmıştır. Bu arada sahip olduğumuz 23 çift kromozomdan (8)  birçoğunun içerdiği genler belirlenmiştir. Belirlenen genlerin yaklaşık yarısının fonksiyonları tam olarak saptanamamıştır.

Gülşen: Amerikada AIDS teşhisi konan bir çocuğa, 6 yıl sonra yapılan teste AIDS'in tamamen yok olduğu ve DNA'larının normal insandan 4 kodon fazla olduğu tespit edilmiş. Bilim adamları bunun çok özel bir duygusal, zihinsel beden yanıtı olduğuna inanıyor. Size göre böyle birşeyin gerçekleşmesini mümkün kılan şey nedir? 

Öncelikle böyle bir olaydan haberdar değilim ama AIDS için söyleyebileceğim HIV enfeksiyonu sonucu vücudun bağışıklık sisteminin çökmesiyle ortaya çıktığıdır. Bugün için dünyada yaklaşık 40 milyon insanın HIV enfeksiyonuna sahip olduğu ve önemli bir kısmının AIDS sonucu kaybedileceği belirtilmektedir. Bağışıklık sistemi zaman zaman farklı mutasyonlar (5) oluşturarak ve tamir mekanizmaları kullanarak kendini yenileyebilmektedir. Bu mutasyonlar delesyon (eksilme) veya duplikasyon (artma) şeklinde ortaya çıkabilir. Bahsettiğiniz olay bu şekilde olabilir, bu genetik yanıtın haricindeki “çok özel duygusal – zihinsel bedensel yanıt” etkisi hakkında bilgiler inançtan öteye gidememektedir. 

Gülşen: Araştırmacılar bu insanların yaşam ifadeleri ile, DNA ile haritalandıklarını - onunla rezonansa girdiklerini - bu 4 kodonu değiştirdiklerini ve bunu yaparak hastalığa bağışıklık kazandıklarını düşünüyorlar. Gen haritasının tamamlanması, insanın kendini bilmesi ile duygusal ve zihinsel davranışlarını değiştirmesi, DNA'larının değişmesini sağlayabilir mi? 

Bahsettiğiniz olayların genomun haritalanması ile ilgisi yoktur, ancak bağışıklık sistemi cevabının pozitif düşünce ve doğru zihinsel enerji akışıyla bağlantısı olabileceği birçok kanser hastasında gözlenmiştir. Buradaki esas etki, bedensel enerjinin hücresel seviyede salınan bazı maddeleri artırarak bağışıklık sisteminin doğru ve daha güçlü yanıt oluşturmasını sağlamasıdır. Genetik olarak bunun belirlenmesi ve muhtemel bir tedavi olarak kullanılması bugün için mümkün değildir. 

Gülşen: Haritayı çıkaran bilim adamları arasında Türkiye'den bilim adamları var mı?

İnsan genom projesinde yer alan ülkeler “HUGO-Human Genom Organisation” ile belirlenmiş ve çalışmalar 6 ülkedeki 20 laboratuarda yürütülmüştür. Bu laboratuarlarda her dönemde birçok ülkeden bilim adamı çeşitli aşamalarda katkıda bulunmuştur. İsimlerini bilmemekle beraber projedeki bazı basamaklarda Türk bilim insanlarının katkıda bulunduğunu biliyoruz.  

Gülşen: Sizin bu konudaki çalışmalarınız nelerdir? Türkiye'de bu konuyla ilgili çalışmalar yapan başka hastaneler var mı?

Memorial Hastanesi, Türkiye’de insan embriyonik kök hücre çalışmaları yapabilen birkaç merkezden birine sahiptir. Kök hücrelerden kalp, sinir, destek dokusu gibi farklılaşmış hücre grupları izole edilmiştir. İnsan genom projesine katkı sağlayacak bir çalışma yapılmamıştır.

Gülşen: Türkiye'de ki laboratuvarlar, bu çalışmayı yapmaya ne kadar elverişli?

Bu tür çalışmalar için ileri tekniklere sahip, standardizasyonu yapılmış, alt yapısı çok yönlü olarak hazırlanmış laboratuarlar gerekmektedir.

Gülşen: Türkiye'de ne zamandır yapılıyor?

Son 2-3 yıldır  insan embriyonik kök hücre çalışmaları Türkiye’de yapılmaktadır. 

Gülşen: Bu araştırmanın maliyeti eminim çok yüksektir. Bu araştırmalar yapılırken, devletten herhangi parasal ya da teknolojik anlamda bir yardım alınıyor mu?

Bu çalışmaları yürüten özel kuruluşlar AR-GE birimleridir ve devletten parasal ya da teknolojik destek almamaktadırlar.

 


Dr. Yaman Sağlam Kimdir?

Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Uzmanlık eğitimini Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı'nda tamamladı. Kasım 2003 tarihi itibariyle İstanbul Memorial Hastanesi Genetik Bölümü'nde çalışmaya başladı. Preimplantasyon genetik tanı konusunda Amerika’da Reproductive Genetics Institute, Chicago ve ESHRE, Belçika’da eğitim almıştır. Memorial Hastanesi Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu. 


Prof. Dr. Semra KAHRAMAN ile Ropörtaj

PGDIS 'Uluslararası Preimplantasyon Genetik Tanı Derneği'nin üyesi,
Türkiye'de ilk kez “atan kalp hücresi”ni üreten doktor. 

Gülşen: Yakın gelecekte insan sağlığını ne gibi gelişmeler bekliyor?

Memorial Hastanesi Tüp Bebek ve Genetik Merkezi Başkanı Prof. Dr. Semra Kahraman genetikte yaşanacak gelişmeleri anlattı:

 “İnsan Genom Projesinin sonuçlanması ile birlikte artık tüm genetik şifremizi öğrenmiş bulunuyoruz. Fakat elde edilen şifre, nasıl okuyacağımızı daha yeni öğrenmeye çalıştığımız bir alfabede yazılmış ciltlerce ansiklopedi büyüklüğünde. Yani, tüm kodlara sahip olsak ta henüz ciltlerde yazılan tüm bilgileri anlayamıyoruz. Bu konu da çalışan uzman genetikçiler ve bilim adamları için bu kodlar da özel şekilde şifrelenmiş olarak bulunuyor; tek bir genin bile ne anlama geldiğini anlamak için, bu şifreleri anlamlı olarak bir araya getirmek gerek. Yine de her geçen gün bu kodlar, yani genetik yapımız hakkında pek çok bilgi ediniyoruz ve yakın zamana kadar nasıl çalıştığı veya hangi özelliklerimizin belirlendiğini bilmediğimiz genler hakkında detaylı bilgilere ulaşıyoruz. Bu da bizlere insan sağlığı ve genetik alanında yaşanan baş döndürücü teknolojik gelişmelerin, beklenenden çok daha hızlı olarak insanların hizmetine sunulabileceği işaretini veriyor.

Pek çoğumuz için bu bilgiler, doğacak çocuğumuzun boyunun ne kadar uzun olacağının, cinsiyetinin, zekasının veya göz renginin önceden bilinebilmesi anlamına geliyor. Bununla birlikte, genetik kodların açığa çıkması ve insan vücudundaki çalışma mekanizmasının öğrenilmesi, genlerimizde ortaya çıkan değişiklik “mutasyon” sonrası  oluşan hastalıkların tanısı ve tedavisi yönünde büyük bir çığır açmış durumda. Artık genetik kodları bilinen tüm genlerin, ana rahmine yerleşimi  öncesi embriyo üzerinde  tanımlanması mümkün. İmplantasyon öncesi genetik tanı (PGT) adı verilen bu yöntemle, tüp bebek yöntemleri kullanılarak genetik hastalık taşıyan ve bu hastalığı doğacak çocuklarına geçirme riski olan tüm aileler için, hastalıklı gen embriyolarda tanımlanabilmekte ve muhtemel genetik bozukluk taşıyan embriyolar elenerek, çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanabilmektedir. Yani, ülkemizde on sene önce “Gelecekte insan sağlığı için önemli olabilecek bir gelişme” olarak adı anılan PGT yöntemi, bugün artık dünyada ve ülkemizde klinik uygulama olarak sunulan bir hizmet haline geldi. Dahası, bu teknik ile “seçilerek” rahme yerleştirilen ve sağlıklı olarak doğan kardeşlerin, ailede varolan hastalıklı diğer bir kardeş için “kök hücre” kaynağı, elde edilen kök hücrelerin hastalıklı kardeşe nakli ile de tedavi imkanı olduğu olguların sayısı her geçen gün artmakta. Bu ve benzeri uygulamalar artık bizlere genetik tanı yöntemlerinin sadece tanı amaçlı değil, ayrıca tedavi amaçlı kullanılabilen bir yöntem olmaya başladığını da göstermektedir.

Gülşen: Peki bu alandaki gelişmeler sonrasında önümüzdeki on yılda bizi neler bekliyor?

 Bu sorunun tam olarak cevabını vermek zor olsa da varolan teknoloji ve araştırma-geliştirme uygulamaları, bizlere bu konuda bazı ipuçları veriyor. Bunlardan ilki, özellikle son yıllarda üzerinde en fazla çalışma yürütülen DNA çip teknolojisi. Teknoloji yakın dönemde kliniğe uygulanabilir olduğunda, doğum öncesi veya implantasyon öncesi dönemde kullanılarak aynı anda sadece belirli hastalıkları değil, binlerce farklı genetik kodu tanımlayabilecek ve böylece belki de incelenen asıl genetik hastalığın değil, olası muhtemel tüm genetik problemlerin tanımlanmasına olanak sağlayacak. DNA çip teknolojisinin yakın gelecekte benzer şekilde kullanılabileceği bir diğer alan, kişiye özgü ilaç tasarlanması ve kullanımı. Bugün her birimizin genetik yapısında bazı ufak farklılıklar olduğunu ve bu nedenle çevreden gelen etkilere karşı aldığımız tutum veya vücudumuzun cevabının farklı olabildiğini biliyoruz. İçilen bir kadeh şarap bazılarımızı hiç etkilemezken bazılarımızı körkütük sarhoş edebiliyor. Bu nedenle herhangi bir hastalıkta veya tıbbi tedavi sürecinde kullanmakta olduğumuz, kullanmamız istenen ilaçlar ve dozları kişiden kişiye farklılık göstermekte. Oysa gelişen DNA çip teknolojisi sayesinde aynı anda incelenebilen binlerce gen ve gen ürünü, bize incelenen kişinin, hangi ilaçlardan hangi dozda ve ne kadar süre ile kullanması gerektiği konusunda oldukça detaylı ve yararlı bilgi sağlayacak.

Elde edilen teknolojik gelişmeler, genetik biliminin kendisinde de son derece önemli değişiklikler yapıyor. Elde edilen genetik kodlar ve bulgular, geçmişte genetik alanında varolmayan yeni araştırma ve uzmanlık alanları da yarattı. Örneğin “genomik ve proteomik” adı verilen yeni bir alan, elde edilen genetik şifrelerin kodladığı genler ve gen ürünlerini, bu ürünlerin hücre içerisinde nasıl bir yapı oluşturduklarını araştırmakta. Bir diğer yeni alan olan “farmakogenetik” ise, genetik kodlara göre ilaç dizaynı ve üretimi ile ilgileniyor. Artık milyonlarca genetik veriyi birbiriyle karşılaştırmak, incelemek için gelişmiş bilgisayar sistemlerine ihtiyaç duyuyoruz. “Biyoinformatik” adı verilen alan, özellikle günümüz bilgisayar teknolojisi ve altyapısını kullanarak bu genetik şifreleri harmanlamamıza olanak sağlıyor.

DNA çip teknolojisinin yanında, yakın gelecekte tıp alanında karşımıza çıkacak bir diğer ilerleme, halen tıbbi olanaklar dahilinde tedavi imkanı olmayan ölümcül hastalıklar için bir umut kaynağı haline gelen Kök Hücre Tedavisi. Kemik iliği nakli ile uğraşan tıp uzmanlarının yıllardır bildiği bir kavram olmasına karşın, gelişen bilim ve teknoloji sayesinde artık insan vücudunda yer alan pek çok organda kök hücrelerin var olduğu biliniyor. Bu hücreler, her ne kadar vücut şartlarında uygun ortamlarda birden farklı hücre ve doku tipi üretebiliyor olsalar da laboratuar ortamında henüz bu hücrelerin nasıl olup ta farklı hücrelere dönüşebildiği tam olarak anlaşılabilmiş değil. Bu nedenle, deney hayvanlarında elde edilen olumlu gelişmelerle birlikte henüz klinik kullanıma uyan, tedavi uygulamalarında kullanım için yeterince güvenli ve uygun kök hücre üretimi başarılamadı. Dahası, elde edilen kök hücrelerin tedavi için gereken sayıya ulaşmaları için laboratuar şartlarında büyütülmeleri halen teknik olarak zor. Önümüzdeki on yıl içerisinde, artan bilgi birikimi sayesinde kök hücre üzerinde çalışan bilim adamlarının bu engelleri aşacaklarını ve en azından bazı hastalıklar için tedavi imkanı bulabileceklerini söylersek sanırım abartmış olmayız.

Tüpbebek işlemleri sonrası arta kalan embriyolardan elde edilen kök hücreler, bu konuda belki de yakın gelecekte sınırsız oranda farklı hücre ve doku üretmemize olanak sağlayacak. Bununla birlikte, bu uygulamalarda da dünya genelinde süregelen yasal ve etik tartışmalar mevcut. Varolan düzenleme ve uygulama yöntemleri ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösteriyor. Şimdilik bu konuda henüz bir ortak platform oluşmamış olsa da kök hücre uygulamaları ve tedavileri önümüzdeki 10 yıl içerisinde enfarktüs (9), merkezi sinir sistemi hasarları, omurilik yaralanmaları, diyabet gibi günümüzde henüz kesin bir tedavi yöntemi olmayan veya tedavi edilebilmesi için organ ve doku nakline ihtiyaç duyulan hastalıklar için son derece önemli bir kaynak oluşturacak. Kök hücre yöntemleri ile elde edilecek biyolojik veriler, yakın gelecekte sadece ölümcül hastalıklar için değil, doku mühendisliği bilimi ile birlikte kullanıldığında günümüzde çocuk sahibi olma şansı olmayan, sperm veya yumurta hücresi üretemeyen çiftler için de bir tedavi şansı doğuracağı tahmin ediliyor. Bazı bilim adamları kök hücre kullanarak bazı hayvan deneylerinde olumlu sonuçlar almaya başladılar bile. Bununla birlikte kök hücre tedavilerinde karşımıza çıkan en büyük problemlerden biri, alıcı-verici bireyler arasındaki doku uyumsuzluğu. 2004 yılının başında ve geçtiğimiz ay tüm dünyayı sarsan Güney Koreli bilim adamları, bu problemi tedavi amaçlı klonlama yöntemi ile aşacaklar gibi görünüyor. Son bir yıl içerisinde kullandıkları tekniği 16 kat iyileştirmeyi başaran bu kişiler, geçmişte son derece düşük olan klonlama sonuçlarını belki de 5-6 yıl içerisinde herkes için kolayca uygulanabilir hale getirecekler.

Yakın gelecekte önemli gelişmelere sahne olacak bir diğer alan ise “Gen Tedavisi”. Gerek PGT uygulamaları, gerekse kök hücre tedavileri henüz genetik bozukluk nedeni ile yaşam kalitesi düşük veya ölüm oranı yüksek hastalıklara çare olacak gibi görünmüyor. Nedeni ise, tedavide kullanılması planlanan kök hücrelerin, eğer hastanın kendinden alınacak ise ayni genetik yapıya sahip olacağı, elde edilecek kök hücrelerin de hastalıklı geni taşıması riski. Farklı kaynaklardan alınacak kök hücreler ise, bağışıklık sistemi uyum problemi göstereceğinden, günümüzde karşılaşılan organ veya doku reddi problemlerine benzer problemler yaratabilecekler. Bu problem yukarıda da bahsettiğimiz gibi günümüzde farklı teknikler ile çözümlenmeye çalışılıyor. Bu nedenle elde edilecek kök hücrelerin veya hastanın hastalıklı dokusundan alınan vücut hücrelerinin genetik yöntemlerde düzeltilmesi ve hastaya nakli yöntemiyle gerçekleştirilebilecek gen tedavisi yöntemleri, önümüzdeki on yılda sağlık alanında gözlemeyi beklediğimiz bir diğer olumlu gelişme olacak.

Gen tedavisinden bahsetmişken gelişen “nanoteknolojinin” (10) insan sağlığına getireceği faydalara da değinmemiz gerekli” pek çoğumuzun çocukken bilimkurgu filmlerinde gördüğü insan damarları içerisinde ilerleyen minik robotlar artık hayal değil. Bu da demek oluyor ki kök hücre, doku mühendisliği yanında nanoteknoloji uygulamaları da yakın gelecekte pek çok insan sağlığı açısından problem yaratan veya tedavi imkanı olmayan hastalıklarda bize bu imkanı doğuracak.

Aslında örnekleri daha çoğaltmak ve detaylandırmak mümkün. Fakat gerçek olan şu ki, genom projesinin kendisi bile hızla gelişen teknolojik imkanlar sayesinde planlanan süreden daha önce tamamlandı. Bu da demek oluyor ki, bahsetmeye çalıştığımız tüm bu gelişmeler belki de tahminimizden daha kısa sürede hayatımıza girecek. Şüphesiz bu ve benzeri olası gelişmeler insanoğlunun kendini ve çevresini daha iyi tanımasını sağlayacak ve günümüzde tedavi şansı olmadığından kaybedilen pek çok bireyin aksine, gelecekte bu problemlere sahip kişiler için tedavi olanağı oluşturacaktır. Bununla birlikte unutmamamız gereken önemli nokta, diğer tüm alanlarda olduğu gibi tıp alanında da elde edilen teknolojik imkanlar ve gelişmeler iyi amaçlar dahilinde kullanılabileceği gibi, sonucu belli olmayan ve bilim dışı amaçlar içinde kullanılabilir. Bunun en yakın örneği günümüzde insan klonlama işlemleri için konuşuluyor. Bu konuda elde edilen veya edilecek teknolojik gelişmeler, tedavi amaçlı klonlama adı altında kişiye özel kök hücre üretiminde kullanılabileceği gibi, teknik konusunda bilgi sahibi olan kişilerce üreme amaçlı klonlama olarak ta kullanılabilir.”


Prof. Dr. Semra Kahraman Kimdir?

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1981 yılında mezun olmuş ve 1989 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’ndan uzmanlığını almıştır. Mecburi hizmet görevini S.S.K. Ankara Doğumevi’nde tamamlamış ve 1991 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Kültür Değişim Bursu’nu kazanarak 1 yıl süre ile Norveç’te Oslo University Rikshospitale IVF Center ve Haugesund Hospital, Fertility Laboratory’de In-vitro Fertilizasyon konusunda çalışmalar yapmıştır. ICSI, TESE, MESA, TESA, PESA, Embriyo Freezing, Spermatid Hücrelerinin ICSI için kullanımı, Preimplantasyon Mikrocerrahisi ve Preimplantasyon Genetik Tanı uygulamalarını ülkemizde ilk kez uygulamış ve bu yöntemlerden ilk kez gebeliklerin elde edilmesini sağlamıştır. Brüksel, Von Helmont Hospital IVF Center ve New York University, Cornell Medical Center ve Chicago, IlIinois Masonic Center’da ICSI ve Preimplantasyon Embriyolojisinde Mikrocerrahi ve Preimplantasyon Genetik Tanı konularında çalışmıştır. Prof. Dr. Kahraman’ın yurt içi ve dışında yayınlanmış 100 civarında bilimsel makalesi mevcuttur. İnfertilite alanında önemli bir uluslararası yayın organı olan Human Reproduction dergisinin değerlendirme kurulu üyesi ve A PART kuruluşunun (International Association of Private ART Clinics and Laboratories) bilimsel kurul üyesidir. Ayrıca ASRM, ESHRE, New York Academy of Science gibi kuruluşların da üyesidir. Memorial Hastanesi Tüp Bebek ve Genetik Merkezi Başkanı.


EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ

Gülşen Kaş 1975 İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi AÖF. İşletme 4.sınıfta öğrenimine devam ediyor. İndigo Türkiye ile 2005 yılında tanıştı. Özgürlük onun için çok önemli. Hayattaki tek amacı her şeyden özgür olmak. gulsen@medyaajans.com


Sözlük

Snp: Genom da tek bir nükleotid'in değişmesi şeklindeki mutasyon, genelde sitozinin timinle yer değiştirmesi . 

Poligenik: Zeka, henüz hepsi tanımlanmamış olan birçok genle kodlanır. Poligenik etmenler terimi ile ailedeki gen havuzundan çocuğun aldığı zeka genlerinin düşük olması kastedilmektedir. Bunları sosyal, kültürel ve ekonomik yoksunluklar gibi çevresel etmenlerden tam olarak ayırmak güçtür. Tüm ZG’lerinin %7-15’i, hafif ZG’lerinin çoğu poligenik veya çevresel olarak adlandırılan bu gruptadır

Genom: Canlı sistemlerin en temeldeki fonksiyonel birimi hücre olduğundan, bir organizmayı biyolojik açıdan, hücrelerin fizikokimyevî yapısı, işleyişi ve organizasyonu, hücredeki bu fizikokimyevî özelliklerin ortaya çıkarılmasında kullanılan genetik talimatların hepsine genom denir. Bir başka ifadeyle her canlının hücrelerinin içine yerleştirilmiş genetik programa veya kütüphaneye genom adı verilmektedir

Gen defekti: Gen bozuklukları.

Mutasyon: Kromozomların yapısında, sayısında meydana gelen değişiklikler olabileceği gibi genlerin yapısının değişmesiyle de ortaya çıkabilir.( Mutasyon çok sık rastlanılan bir olay olmamakla birlikte radyasyon, ısı, pH ve kimyasal maddeler mutasyona sebep olabilir

Multifaktöryel: (Çok Etkenli - Poligenik) Hastalıklar : Bu tip hastalıklar çevresel faktörler ve birçok gendeki bozuklukların birlikte etkisiyle oluşurlar.

Preimplantasyon: Preimplantasyon genetik tanı (PGT)  implantasyon öncesi embriyolardan alınan hücre örneklerinde genetik testler yapılarak anneye sağlıklı embriyoların transfer edilmesi yöntemidir
Embriyonik:  'Embriyonik kök hücre', herhangi bir organdan alınan hücrenin gönüllü bir kadından alınıp içi boşaltılan yumurtanın içine konulmasıyla elde edilir. Bu embriyonal hücre, rahimde değil, laboratuvarda çoğaltılır. Elde edilen hücreler hangi organa yerleştirilirse o hücreye dönüşebilir. Ancak bazen bir hastaya uyacak embriyon yapısını bulmak için çok sayıda embriyonun kök hücreye çevrilmesi gerekir.

Kromozom: Her canlı gibi insan da trilyonlarca hücreden meydana gelir. Hücre, bitkisel ya da hayvansal her türlü yaşam biçiminin en küçük birimidir. Her hücre bir sitoplazma ve çekirdekten meydana gelir. Çekirdeğin içinde ise kromozom adı verilen ipliksi parçalar bulunur. Kromozomlar, elektron mikroskobunda İ, V, J harfleri gibi biçimlerde görünür ve boyutları mikronla ölçülür. Kromozomların sayısı canlı türleride değişiklik gösterir. İnsanın kromozom sayısı ise 46'dır. 22'si çift otozom kromozomdur. İnsan hücresinde 1 çift de eşeysel kromozom bulunur ve toplam sayı 46 eder. Kromozomlar, molekül yapıları çok iyi bilinen DNA (dezoksiribonükleik asit) zinciri ile ‘‘histon’’ denilen protein zincirinden oluşur. DNA zincirleri de özgül proteinleri sentezlemekle görevli ‘‘gen’’ adı verilen birimlerden oluşur.

Enfarktüs:  Kolesterolle ve yağla dolu plak tarzında lezyonların damarı tıkamasıdır. Tıkanma sonucu kan akımı tamamen kesilirse ölüme yolaçabilen kalp krizi (enfarktüs) ortaya çıkabilmektedir.

Nanoteknoloji: Nanometre ölçeğinde fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayların anlaşılması, kontrolü ile bu boyutlarda fonksiyonel malzemelerin, araçların,ve sistemlerin geliştirilmesi ve üretimidir. Nanoteknoloji ile nano ölçekteki olayların değerlendirilip, benzerlerinin geliştirilerek uygulanmasıyla  bilimde yeni ufuklar açılmaktadır.Moleküler düzeyde çalışan mikro makinelerin kullanıldığı teknoloji.

HABERLER

 

 

Ne Yapmalı?

Eşcinsellik Dosyası

Anjelika Akbar İle Bir Söyleşi

Müzik Terapi ve Türk Müziğiyle Tedavi

Gen Haritası Tamamlandı

Dubai'nin Kuleleri

Çocuklarımızdan beklentilerimiz onları zorluyor

Yeni Çocukların Bilimi: İkinci Bölüm

Kristallerle Gelen Şifa

Kuşbakışı: Ruh ve Cinsellik

Yoga Sınıfı'nda Bu Ay

Alternatif Eğitim Sempozyumu

Editörün Seçtikleri

Aralık ayı Astroloji Yorumları

Babam ve Oğlum: Ağlatan Film

Dönüşümün 7 Simyası

Aşka Göçebedir Sonbahar!

 

KÖŞE YAZARLARI

Uzay Gökerman

Beklenti Fenomeni


Rüya Yüksel

Hayat Eğlenceli Bir Oyundur Aslında


Meltem Bingöl

Aşk Ölmez Biz Ölürüz


Haluk Tunç İlker

Kabul


Funda Umut Pakkal

Gün boyunca kaç gölgeniz var?


Gürhan Faik Yeğit

Hedeflerimize Ulaşmamız için İşleyen Çabasız Güç


Doruk Oğuz

Farkındalık Notları


Tuğba Kavas

Yargısız İnfaz


Deniz Onur 

O Bir Şey İçmez


Meriç Tuncer

Bizi Fütüristler Mi Kurtaracak? 


Burak Kaan Kızılkan   

Sağırlar, Kaçanlar ve Gerçek Rehber

Google
 
Web indigodergisi.com

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00