|
Yazar:
Funda Umut Pakkal
Müsadenizle
Bir Çocuk Olabilir Miyim?
İnsan bazı şeylerin kıymetini üzerinden
yıllar geçtikçe biliyor. Küçükken, sokaklarda korkusuzca, bağıra bağıra,
sevinçle, coşkuyla oynadığımız günlerde sanki bizim çocuklarımız da aynı
şekilde oynayabilecekmiş gibi düşünmüştük ya. Halbuki çocuklarımız bırakın
sokakta birlikte oynamayı 3-5 tanesi bir araya geldiğinde sıkıntıdan
patlıyor, kavga ediyor ya da ebeveynlerinin dizlerinin dibinden
ayrılmıyorlar.
Çok mu zaman geçti çocukluğumuzun
üzerinden, biz birkaç kuşak birden mi atladık fark etmeden.
“Çocuğum oynasana kardeşle”,
“Bak arkadaşının oyuncağı yeni galiba
gidip beraber oynayın”,
“Aay! Oynasanız ya biraz, hadi ama
ayağımın altından çekil bakayım” sözlerini çok fazla duyar oldum. Biz
ise böyle miydik? Birbirini tanımayan, kız- erkek, büyük-küçük fark etmez,
oyun açlığı ile hemen bir oyun oynamaya girişirdik imkan dahilinde.
Anlaşmışız
gibi zamanın kısıtlı olduğunu bilir gibi.
Hatta oyun uydururduk zaman zaman.
Hoş zaman geçirmek amaç.
Çocuğuz ya çocukluğumuzu yapacağız.
Her boş anı değerlendirip sürekli oyun
oynadığımız halde oyun açlığı içersindeydik her birimiz. Şimdiki çocuklardan
sıklıkla duyduğumuz “Bıktım, sıkıldım” sözleri çıkmazdı ağzımızdan
hiç.
Okulda da oyunlarımız olurdu hep. En
zevklisi boş derste oynanandı tabii. Öğretmen geç geldiğinde bile hemencecik
“Adam asmaca, Amiral battı, Artist bulmaca, isim şehir, X-O…” oynanılırdı.
Çabuk çabuk ama kocaman bir zevkle.
Az
oyuncak vardı, ama hayallerimiz çoktu. Kısıtlı mekan vardı ama oynanacak
oyun çoktu. Herkes aynı zenginlikte değildi, sokakta kapıcı, ev sahibi,
esnafın çocuğu hep beraber ‘cinsiyet, yaş, ekonomik ve sosyal gelir nedir?’
bilmeden- belki de umursamadan coşkuyla kayıtsızlıkla oynardık. Hepimiz,
potansiyel oyun arkadaşıydık çünkü.
Küçük bir çocukken, oyun oynarken zaman
daha hızlı akar; sokağa çıkmamla annemin beni çağırması bir olurdu sanki.
Annemin “Gel artık hava karardı, baban bile geldi
az önce” dediğini duyduğumuzda uzaylı görmüş gibi kalıverirdik. “Ne
zaman akşam oldu?, “Babam bize görünmeden nasıl önümüzden geçti?”. O
sırada hem müthiş bir açlık hem de tuvaletimizin gelmesiyle bir sıkışıklık
duyar “İyi akşamlar” bağırmaları eşliğinde eve giderdik. Akşam
yemekten hemen sonra ‘Küt ‘diye ceset gibi uyurduk, düşümüzde oyunlar
oynayarak.
Mutluyduk,
hep mutlu olacağımızı sanarak. Oyun saatlerimizin gelmesini beklerken
sabırsızdık, bir o kadar da büyümek isterdik. Büyümek için çaba sarf
ederdik. Kandillerde büyümek için dua ederdik, kızlar memelerine fincan
koyar erkekler babalarının traş bıçağı ile göğüslerini traş ederdi.
Büyüyünce her şey çok güzel olacak, çok mutlu olacağız düşüncesiyle…
Büyüdük artık…
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Funda
Umut Pakkal
1970 İstanbul doğumlu. Eğitim danışmanlığı ve öğretmenlik
yapıyor. Çocuk Psikolojisi uzmanı. Ayrıca gönüllü seminer ve eğitimler veriyor. İstanbul
Üniversitesi Felsefe mezunu. Yüksek lisansını Maltepe
Üniversitesi'nde
Psikoloji, Felsefe,
İnsan Bilimleri bölümünde psikoloji üzerine tamamladı.
Detaylı Bilgi
|