Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

11 Kasım 2005 Cuma

 

Fransa'da Olup Bitenler Üzerine

“Bastil’e Doğru” mu?

Uzay Gökerman 

Fransa’da olup bitenleri basit bir vandalizm (Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan, bunların değerini bilmeyen kimse veya topluluk) değerlendirmesi içine sıkıştırmaya çalışırsak, daha sonra ortaya çıkacak yeni durumları anlamada ve kavramada güçlük çekebiliriz.

Batı Uygarlığı ciddi bir sıkıntı içinde. Bir anlamda köşeye sıkışmış diyebiliriz.

Nedir bu?  

Bir taraftan göz kamaştırıcı zenginlik ve bunun beraberinde getirdiği tüketim, diğer taraftan da ciddi boyutlara gelen, gelişimden ve tüketimden yeterince yararlanamayan mutsuz insan kitlesi.  

Üstelik yarın nasıl bir gün olacağını bilmeden, banliyö diye tabir edilen; bir çeşit getto mahallerinde yaşayan, içlerinde potansiyel suç işleme yönelimi taşıyan, kültür düzeyi düşük, inanç sistemi akıldışılık içeren, tutucu/hurafe unsurlarla donanmış, etnik motiflerin bolca rastlanıldığı, toplumun mevcut süregiden düzenini bozmaya hazır bekleyen ve aslında ona düşman, çoğunlukla yarı işsiz ve sosyal güvenlik güvencelerinden yararlanamayan bir kitle bu.

Buna karşılık Avrupa içinde çok uzun zamandır içten içe gelişen bir yabancı düşmanlığı da yukarıda anlatmaya çalıştığımız grup ya da kimliklere karşı artık çok daha sesli olarak kendisini ortaya koyuyor. Milliyetçilik söylemi kendisini iktidara taşıyacak yollar arıyor.

Son iki yüz yıla damgasını vuran devrimlere ilham kaynağı olmuş Fransa bu anlamda liderliğini kimselere bırakmıyor. Dünya Savaşları sonrasında Avrupa’da aşırı sağ söylemi ilk defa, bu ülkede Le Pen ile duymuştuk. Üstelik 90’lı yılların başında. Bugün İçişleri Bakanlığı görevini yapan ve şiddet olaylarının belki de artması ve bitmemesine neden olan Sarkozy de 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanırken, yabancılara karşı söylem geliştirmekten, hatta Türkiye’nin AB’ne girişine karşı durmaktan geri kalmıyor. İşin tuhafı Fransız milliyetçi söylemini dile getiren; olaylara “karışanlar için ‘gençler’ yerine ‘haydutlar’, ‘gençlerin ağabeyleri’ yerine de ‘mahalle kabadayıları’ nitelemesinde bulunmaya devam” (1) eden bu şahsın kökeninin Macar oluşu.

Avrupa medeniyetinin sıkıştığı nokta buralarda bir yerde. Kosta Rika ile maç yapan Fransız milli takımının üç golüne imza atan ve ismi tüm dünya tarafından bilinen futbolcuların tamamı siyahi ve Afrika kökenli. Üstelik aralarından birkaç tanesi de şöyle diyor:(2)

Lilian Thuram: Ben bu varoşlarda büyüdüm ve bu gençlere kendimi çok yakın hissediyorum. Durum beni hasta http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=672957ediyor. Hiç kimse doğru soruları sormuyor. Hiç kimse gerçek problemlere bakmıyor. Asıl problem, bu gençlerin güvencesiz olması. Kimse bu gençlere nasıl iş verileceğini söylemiyor. Kamuoyu bu gençlerin serserilerden başka birşey olmadıklarına inandırılmaya çalışılıyor. Belki de Sarkozy ağzından çıkan sözlerin ağırlığını bilmiyor.

Florent Malouda: Varoşlarda yaşayan insanlar çaresiz. Durumun bu noktaya geleceği belliydi.

Eric Abidal: Kopma noktasına ulaştık. Bu durum yeni bir durum ve çözüm bulunması gerekiyor. Ben de La Duchere mahallesindenim. Oradaki süpermarket bizim çocukları işe almıyordu. İnsanlar bu gibi olaylarla karşılaşmaktan bıktılar.

Liberal ekonomi savunucuları için aslında bulunmaz bir örnek Fransız Ulusal Takımı. “Bakın, işte fırsatlar düzeni bu, çalışan yükselip, bulunduğu yerden kurtulabilir.” Pekala mümkün. Fakat işin özünde dikkat çekici husus, orada yaşamış ve bugün ülkenin gözbebeği olmuş yıldızların, geldikleri yerleri unutmamaları ve bu isyana bir anlamda omuz vermeleri.

Uçurum öylesi boyutlarda, ayrımlar o kadar derin ve keskin ki, toplumun her katmanından insanı bir şekilde etkiliyor.

İnsanlığa, gelişimi, uygarlığı, refahı, mutluluğu ve sonsuz tüketimi gösterip, diğer taraftan da “...ama siz bizden değilsiniz!” demek, o uygarlığın temel taşı olan demokrasi kavramıyla çelişmektedir. 

İnsanoğlu bugün batı medeniyetinin çizdiği normlar içinde yaşamaya çoktan hazır. Türkiye’nin AB yolunda kendisinden beklenmeyecek bir performans göstererek, “bunlar yapamazlar nasıl olsa” diyen zihniyeti çaresiz duruma düşüren içsel enerji de budur.

Bir taraftan, refahınızı ortaya çıkaracak tüm araçların yaratımı ve kullanımı için ucuz işgücü arayışı ile bu insanları kendinize çekeceksiniz, diğer taraftan da onları “barbarlar” diye nitendireceksiniz.

Bugün tarifini yaptığımız uygarlığın biriktirdiği zenginlikler, dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması için yeter de kat kat artar bile. Fransa karşılaştığı bu durumdan kurtulabilmek için şimdiden çeşitli fonlar yaratmaya başladı bile.

Gelişimin zorlayıcı gücünden kaçılamayacağının tonla örneği ile doludur tarih kitapları. Diyalektik, karşıtların birliğini ve birbirini geliştirmesini çoktan ispat etmiştir bile: Toplumsal pramit bütün geometrisi ile gelişir ve büyür.

Bu nedenle sokağa çıkmış insanın sesini dinlemek, ne istediğine kulak vermek, duyarlılık göstermek, toplumsal bir görevdir. Bugün Fransa’da olup bitenler, yarın Türkiye’nin kapısını çalabilir. İnsanın temel derdinin daha iyi yaşam (buradaki talep, sonsuz bir tüketimin içinde olmak değil; insani tanımın içinde, ona yaraşır bir şekilde yaşamak ve kalmak) sürmek olduğunu asla göz ardı edemeyiz.

Batı Medeniyeti, yarattığı zenginliği ve uygarlığı paylaşmak; kendisinden olmadığını düşündüğü kimlikleri, kendisine eklemek, onlarla bütünleşmek zorundadır. Problemler yumağı kapıya dayanmıştır. Güvenlik sorunu Avrupa’nın içine girmiştir. Uzlaşma ve diyalog kurmanın öncülüğü yapmış bir kültürün, sokakta olup bitenleri serseriler topluluğunun aykırılıkları gibi görmek, ne olduğunun farkına varılmadığı anlamına gelir. Bu kişilerin yakalanıp, sınırdışı edilmesiyle çözüm bulamazsınız.

Çünkü onların “içeri” girmesine ve orada yaşamasına engel olamıyorsunuz.

Ceza verme yaklaşımı da, toplumsal uzlaşmanın en üst düzeyde olduğu yerde vardır. Ceza anlaşılır ve kabul edilebilir olduğu zaman bir değer taşır. Ceza, ‘öğretme’nin en radikal biçimidir. Cezayı yaşayan sonunda ondan bir şey öğrenmelidir. “Yasa koyarım, olur biter,” derseniz, gün gelir sizin en ünlü, gözde yeriniz Bastil olur ve mutlak suretle de yıkılır ve yıkıntılarının arasından uzlaşmanın bir yapısı ortaya çıkar. Yanlış hatırlamıyorsam, Fransız Devrimi sırasında yıkılan Bastil’in taşlarından, toplumsal konsensusun merkezi yeni meclis binası yapılmıştı.

 

(1) 10 Kasım 2005, Milliyet Gazetesi

(2) 10 Kasım 2005, Hürriyet Gazetesi


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor. bhagavadgitha@yahoo.com


HABERLER

 

 

"İstanbul'un Sokak Hayvanları Sorunu Beş Yılda Halledilir"


Müzik... Yeni Çağın Şifa Kaynağı...


Çocuklarımıza Verilen Eğitim ve Bize Düşen Sorumluluklar


Daniel Jacob ile Eğitim Üzerine


Doğal Bir Tedavi Yöntemi: Heomeopati


Okul Öncesi Dönemin Önemi (0-6 Yaş)


Yeni Çocukların Bilimi


Göztepe Parkı’na Cami Projesi 


Baharları Sevmek Ama Hasta Olmadan!


Atıklar Biyodizel Yakıta Dönüştürülebiliyor


Otistik Çocuklar İçin Bir Yaşam Köyü


Uzaklardan Bakış, Şamanik Astroloji


Yoga Sınıfı 1: Yogaya Başlarken…


Stres Yönetimi, Ragurham Röportajı


Eğitimde Akustik Koşullarının Önemi


Hayat Üçgeni: Deprem ve Korunma

 

KÖŞE YAZARLARI

Can Duman

Kalpleri Yuva’larından Sökülen Küçük Çocuklar, Kalplerinin Büyük Tamircilerini Bekliyor


Özge Esirgen 

Adam


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum


Meltem Bingöl

Yüzyıllık Çığlık


Doruk Oğuz 

İçimizdeki Gerçek Ses 


Tuğba Kavas

Uyuşturucu


Burçak Alkanlı

33 Yaşında Nasıl Vejetaryen Oldum?


Uzay Gökerman

Neden spritüel bir arayış içinde olur insan?


Funda Umut Pakkal

Şimdi Okullu Olduk


Burak Kaan Kızılkan

Enerji ve Biz


Haluk Tunç İlker

İçerideki Dans


Rüya Yüksel 

Alkolle Yaşamak

Google
 
Web indigodergisi.com

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 09:00