|
Yazar:
Firdevs Burçak
– Mayıs 2008
Yalnızlık
Senfonisi
Devleşmeye yüz tutmuş
sorunlarla, kaygılarla, korkularla, işlerle… Durmaksızın dönen hayat
çarkınızdan sıkılıp, dışına çıkmayı başarabilirseniz eğer, yalnızlığınızın
senfonisini duyabilirsiniz, kendinizde. Kimilerine “sadece korkuları”,
kimilerine “unutulmaz hatıraları”, kimilerine “devasa acıları”, kimilerine
“acımasız gerçekleri”, kimilerine ise “olmak istedikleri kendiliği”
fısıldamıştır çoğu kez, bu senfoni. Farklı sembollerle zihinlerde anlam
bulan yalnızlığın, tüm ruhlarda vazgeçilmez bir ihtiyacı oluşturduğu da, su
götürmez bir gerçektir. Bedenin hayat bulabilmesi için “su” ne kadar
önemliyse, ruhun da hayat bulabilmesi için “yalnızlık” o kadar önemlidir.
Zaten
Aldous Huxley’
de, “Vücut bulmuş her ruh yalnızlığa mahkûmdur” sözüyle bu durumun
önemine yeterince vurgu yapmıştır.
İnsan yalnızlığa ihtiyaç
duyar çünkü; zaman zaman sessizliğin içindeki, sesini duymak ister. Bu
sessizlik kimi zaman (bahşedilen düşünme yetisinin kullanılmasıyla)
düşüncelerinizi fark etmenize, kimi zaman bu düşüncelerinizi eleştirmenize,
kimi zaman
da (beyninizin kıvrımlarında) kısır bir döngü halini almış sorulara yeni
cevaplar keşfetmenize olanak sağlar. Bu esnada hayatınızı sorgulamaya
başlarsınız aslında, çok bilinmeyenli denklemlerle boğuşarak. Yürüdüğünüz,
yürümekte olduğunuz ve yürüyeceğiniz hayat yolunu incelersiniz, uzun
uzadıya. Arkada bıraktığınız geçmişinizin tozlu sayfalarını karıştırırsınız
tek tek ve kimi zaman pişmanlıklarla dolu hatalar, kimi zaman unutulamayan
mutluluklar, kimi zaman yaşanmış belirsizlikler… ilişiverir gözünüze, bu
tozlu sayfalarda. Adına “deneyim” dediğiniz hatalarınız yerini, yaşam
rehberinize bırakmışsa eğer; sağlam ve emin adımlarla devam edersiniz
yürümeye, kaldığınız yerden. Tüm iç hesaplaşmalarınıza da tanıklık eden bu
süreç, kendinizi bağışlamanız için kendinize verdiğiniz bir armağandır da,
aynı zamanda.
.jpg)
Yalnızlığın insana en
büyük öğretilerinden biri hiç kuşkusuz ki, “kendiliktir”. Bu öğreti, sizi
size anlatır, kendinizi dinlemenize ve sorgulamanıza olanak verir, kendinizi
ve başkalarını sevmeyi öğretir ve sizi çok iyi tanımadığınız “siz”le
tanıştırır. En büyük hayat gayelerimizden biri olan ve çoğu kez de tam
olarak gerçekleştiremediğimiz “kendimizi tanıma” eylemi yalnızlığın
senfonisinde saklıdır aslında.
Yalnızlık,
ruhunuzun özgürce içinde nefes alabildiği ender diyarlardan biridir. Belki
de yalnızlık, insan özgürlüğünün diğer insanlar tarafından hunharca
sömürülmesine izin vermeyen, toplum empozelerinin ve püriten ahlak
anlayışının can bulamadığı tek yerdir. İşte bu nedenledir ki yalnızlık;
bazen sonu gelmeyen isyanlara, bazen acı dolu haykırışlara, bazen de
acıların beraberinde getirdiği gözyaşlarına ev sahipliği yaparak; ruhun
özgürce tüm duygu katmanlarını yaşamasını sağlar ve ona hayatı öğretir.
“Okumak öğrenmeye yol açar, ama dehanın okulu yalnızlıktır.” diyen
Alex Browning,
bu durumu çok güzel ifade etmiştir.
Yalnızlık, ölmeye
başladığınız ilk günle beraber, size özgü olan ve size bahşedilmiş, muhteşem
hediyelerden biridir. Tüm bunlara rağmen çoğumuz korkarız yalnızlıktan ve
getirilerinden; onunla baş başa kalmamak için kaçarız anlamsızca. Çoğu kez
de gözle görülmeyen yalnızlıklarla, her tarafı kaplanmış kalabalıkları
tercih ederiz. Çünkü yıllardır süregelen, yalnızlığın ne denli “korkunç”
olduğuna ilişkin öğretilmiş kalıp yargılar, bu korkunun bizden sıyrılmasına
izin vermezler. Öyle ki, yalnızlığa dair öğretilen bu kalıplaşmış yargılar,
dev kalabalıklar için de bile, onun kaybolamayacağı gerçeğini görmemize
büyük bir engel oluşturmuştur. Oysa ki, insan denilen varlığın temelinde
vardır yalnızlık. Her insan yalnızdır her daim; yalnız doğar, yalnız ölür ve
yalnız yaşar o görkemli kalabalıklarda dahi. Bu yüzdendir ki, insanın
yalnızlığı kabullenmesi, onunla yaşamayı öğrenerek dost olması, onu sevmesi
ve ona ihtiyacı olduğunu (en az temel ihtiyaçları kadar) bilmesi gerekir.

İnsanlar, ruhlarını
bedenlerinde taşıdığı sürece, yalnızlıklarını da beraberinde taşımaya devam
edeceklerdir; çünkü ruh ve yalnızlık, içinde bulunduğumuz düzenin ayrılmaz
bir bütününü oluşturmaktadır. Öyleyse yalnızlıktan duyulan gereksiz korku
nedeniyle, ondan amaçsızca kaçmak ve onu yok saymak niye?
İçinde bulunduğunuz hayat
çarkınız ne kadar hızlı dönerse dönsün; yalnızlığınızın senfonisine kulak
vermekten asla vazgeçmeyin.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Firdevs Burçak: "Paradokslar
zinciri olarak tanımladığım hayata, 17 Şubat 1988’de Denizli
sınırları içerisinde başladım. Bu zincirin bir halkası
olarak yoluma; hayatı, kendimi, var olma nedenimi bulmaya
ve anlamaya çalışarak devam ettim ve etmekteyim.
Yazıyorum, çünkü yapılan adaletsizliklere,
toplum empozeleriyle öldürülmeye çalışılan kimliklere,
sıradanlığa ve sürünün parçası olmak zorunda bırakılan her
koşula inatla, nefretimi kusmak için..."
Detaylı bilgi
|