|
Yazar:
Fırat Erdoğan

Çekin
Ellerinizi Bu Topraklardan
Tarih eski savaşların vebalini yaşarken,
yeni bir savaş ve yeni ölümlerle dünyayı suskun, vicdanları içe gömük
kılıyor çaresizlik. Ne acıdır bir ülkenin bombalanışını televizyondan
izlemek. Elinden bir şeyler gelse dünyayı yerinden oynatacaksındır, ancak
iki damla gözyaşı ve bir parça yastan başka bir şey gelmez elinden.
Yavaş
yavaş aydınlanır ekran. Koltuklar tıka basa doludur. Herkes iştahla kan
görmek istiyor ekranda. Gece çıkan vampirler gibi, ekran ışığı altında
kendilerine sunulacak kanlı sahneyi bekliyor patronlar.
Gecenin karanlığı. Her yer ölüm
suskunluğunda. Gündüzün yaralarını sarmakla meşgul herkes. Kimi yavrusunun
derdinde, kimi ailesinin. Herkes suskun-çaresiz, oturmuş ölümü beklemekte.
Gökyüzü bir anda ışık seliyle aydınlanır. Beklenen Azrail gelmiştir. ”Ben
mi?” diye düşünürken sen, alev topu yutmuştur yutacağını. Bitti mi acı...?
Aptalca bir soru...! Çünkü o salondaki insanlar üç beş canla doymaz kana.
Askerler
harıl harıl çalışıyor. Yeni bir bombalama için hazırlık var. Kimi bombaları
taşıyor, kimi silahları temizliyor, kimiyse yapacağı görevin onuruyla ağır
bir hava takınıyor. Belki de safça bir düşünceyle “özgürlük” götürdüğünü
düşünüyordur, yaşamlarını çaldığı insanlara. ”Her şey Ortadoğu barışı için”.
Tek avuntu noktası belki de, cephe ardında lideri “Ya biz ya onlar.
Seçeneğiniz yok. Ya siz ya onlar” derken bile.
Bir
çocuk yüreğinde her şey bir oyun. Oyuncak tanklar, oyuncak silahlar ve
yalancı ölümler. “Kalk” dediğinde sanki hepsi kalkacak. Ne yaparsanız
yapın kin ve nefret taşıyamaz o yürekler. İster Avrupa’da doğsun, isterse
Ortadoğu’nun göbeğinde. Bütün masunluklarıyla hepsi aynı. Sen şanslısın
evinde oyuncaklarıyla oynayan çocuk, çünkü arkadaşın bir mülteci. Unutma,
mülteci de olsa o bir çocuk ve hayalleri var.
Kare kare birleştirirken savaş
fotoğraflarını amacımız binlerce kilometre uzaktan sadece acıları paylaşmak
değil, aynı zamanda acıları azaltmak çabasındayız. ”Oradan kurtulduk” diye
sevinen insanın
bencilliğinde
olmak yerine “orada bıraktık” diye üzülen yüreğin parçası olabilmek için
uğraşıyoruz. Bugün birileri Ortadoğu’yu karanlık bir dehlize hapsetmek için
çabalarken, biz bütün gayretimizle güneşi sürekli kılabilirsek burada,
ağzından salyalar akan, perdede kan görmek isteyen silah tacirlerinin,
siyasi misyonerlerin oyununu boşa çıkarmış oluruz.
İnanıyorum ki sizin de yüreğiniz en az
benim kadar üzgündür olanlara. Siz de biliyorsunuz ki üzülmek yetmiyor. Tek
bir ses olabilirsek zulme karşı, o zaman İsrail çekilir Lübnan’dan, büyük
patronlar çeker ellerini silahtan ve barış ebediyetini sürdürür bu
topraklarda. |