Yazar:
Yrd. Doç. Dr. Leyla
Fetihi
Akademik
Makale - 6 Mart 2008 TSİ
06:00
Ergenlik
Dönemi
Bu
çalışmanın amacı, ergenlik döneminin özellikleri hakkında aydınlatıcı
bilgi vermek ve yetişkinlerin, ergenlik dönemindeki çocukların yaşamakta
oldukları zorlukları ve onları daha iyi anlayarak gelişimlerine katkıda
bulunabilmelerine yardımcı olmaktır. Yazının ilerleyen bölümlerinde
ergenlik çağının özellikleri, bu çağda gençlerin yaşadıkları zorluklar,
ergenlere yönelik geliştirilmiş olan çeşitli programlar ve elde edilen
yararlar, ergenlik çağındaki gençlerle etkili iletişim kurma yolları ile
ilgili öneriler ana hatlarıyla tartışılacaktır.
Ergenlik
kelimesi büyümek, olgunlaşmak anlamına gelmektedir (Muuss, 1990). Buluğ
çağı ile başlayan ve erişkinliğe ulaşıldığında sona eren bu dönem, genel
olarak 12 ile 19 yaş arasını kapsamaktadır. Ancak gelişimdeki bireysel
farlılıklar nedeniyle 12 yaştan daha önce başlayabilmekte ve 19 yaşından
daha sonraya kadar sürebilmektedir (Yörükoğlu, 1989; Köknel, 1986,
Koptagel-İlal, 2001). Ergenlik dönemi, yoğun psikolojik, fizyolojik,
biyokimyasal ve davranışsal değişimlerin olduğu bir dönemdir (Erikson,
1985; Cüceloğlu, 1992; Sprinthall ve Sprinthall, 1981; Fantino ve
Reynolds, 1975; Gardner, 1991; Hamburg, 1986). Ergenlik döneminde
hormonların değişimi nedeniyle fizyolojik değişimler ortaya çıkmakta,
vücudun algılanmasında değişmeler olmakta, cinsel baskı duyguları, karşı
cinse fiziksel çekim, sosyal rollerde ve sosyal beklentilerde
değişmeler, bilişsel yeteneklerde tekrar yapılanmalar oluşmaktadır.
Ergenliğin başlangıcı kızlarda, oğlanlara oranla daha önce başlamaktadır
(Cüceloğlu, 1992; Muuss, 1990).
Ergenler,
başkalarının kendileri hakkındaki düşüncelerine fazlaca önem verirler.
Başkalarının kendilerini en az kendileri kadar beğendiğini yada
eleştirdiğini düşünürler. Pek çok ergen başkalarının kendisini
anlayamayacağını düşünür. Özellikle kız ergenler sivilceleriyle,
kıyafetleriyle, saçlarıyla, giyim tarzlarıyla herkesin ilgilendiğini
düşünürler (Sprinthall ve Sprinthall, 1981). Bunun nedeni, ergenlerin
kendi öz-eleştirilerini başkalarına yansıtmalarıdır. Bu dönemde ergenler
hızlı fizyolojik değişimler nedeniyle kendileriyle oldukça ilgilidirler.
Ergenler henüz kendi düşünceleriyle başkalarının düşüncelerini ayırt
edememektedirler. Eğer kendilerini eleştiriyorlarsa, başkalarının da
kendilerini eleştireceğini düşünürler. Ergenler aynı zamanda kendilerine
oldukça hayrandırlar. Yetişkinlere garip gelebilecek tarzda
giyinebilirler. Çünkü kendilerinin hoş bir giysinin ne olabileceği
hakkındaki düşünceleriyle başkalarının neyi beğendikleri arasındaki
farkı henüz ayıramamaktadırlar (Elkind, 1967). Ergenler, arkadaşlarının
çoğunluğunun sigara, vs. gibi bir şey içtiklerine inanırlar oysa ki bu
sayı onların sandığından çok daha düşük düzeydedir. Bu tür bir inanış
onları herkes yapıyor, ben de yapmalıyım gibi bir düşünüşe itmektedir
(Hamburg, 1986). Çocukluk döneminde, ebeveynleri onları
sosyalleştirdiği, yiyecek, barınak, ait olma hissi, sosyal ve duygusal
destek sağladıkları için, çocuklar nadiren ebeveynlerinin otoritesini
sorgularlar. Ancak ergenlik döneminde, hierarşik
aile
ilişkisi daha eşit hale gelmeye başlar. Ergen, ebeveynlerini eleştirir,
ailesi dışında etkilenebileceği kişiler arar. Bunlar gencin kişiliğinin
gelişiminde önemli rol oynar. Ergenlik dönemi bir geçiş dönemidir, bu
dönemde ergen pek çok çocuksu davranıştan vazgeçmeli ve uygun yetişkin
davranışlarını öğrenmelidir (Köknel, 1986; Muuss, 1990).
Ergenliğin başlangıcı oldukça hassas bir dönemi oluşturmaktadır. Bu
dönemde fiziksel, sosyal, duygusal değişiklikler yaşandığı gibi,
okuldaki derslerle ilgili sorumluluklar artmakta, işsizliğin yüksek
olduğu meslek dalları ile ilgili belirsizlikler yaşanmakta, seks,
uyuşturucu gibi şeyleri deneme baskıları olmaktadır. Bir kısım ergen
okuldan atılmakta, suç işlemekte, hamile kalmakta, sigara, uyuşturucu,
alkol kullanmakta, intihara teşebbüs etmektedir. Alkollü araç kullanımı
sonucu trafik kazaları görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve
Kanada’ da yapılan çalışmalar, ortaokul çağının sigaraya başlama dönemi
olduğunu göstermektedir. Ergenlik, araştırmaya (meraka) yönelik
tehlikeli olabilecek çeşitli davranışların örneğin, cinsellik, alkol
kullanımı gibi sıklıkla yapıldığı bir dönemdir. Ergenlik döneminde
yaşanacak bir hamilelik ve bu çağda anne olmak gelecekte iyi bir iş
bulma olanağını olumsuz etkileyecektir (Hamburg, 1986).
İçinde
yaşadığımız çağda, ergenliği zorlaştıran çeşitli unsurlar bulunmaktadır.
Hamburg (1986), bunların belli başlılarını şöyle özetlemektedir;
a-
Ergenlik dönemi uzamaktadır. Bugün daha iyi beslenme olanakları ve
tıptaki ilerlemeler ergenliğin başlama yaşını aşağı çekmektedir. Amerika
Birleşik Devletleri’nde ergenlik ortalama olarak 12,5 yaşında
başlamaktadır. Yaşanan toplumsal değişiklikler ergenliğin bitimini ve
bunun sonucu olarak da bağımlılığın bitimini daha da uzatmıştır (Sprinthall
ve Sprinthall, 1981). Bugün ergenlik geçmişe oranla daha önce başlamakta
ve daha uzun sürmektedir (Yörükoğlu, 1989). Bunun başlıca nedeni eğitim
hayatının uzun olması ve iyi bir işte çalışabilmek için iyi ve uzun bir
eğitimin gerekli olması gösterilebilir. Ergenlik, hayata hazırlanılan
bir eğitim devresidir.
b-
Biyolojik ve sosyal gelişim arasında uyumsuzluk yaşanmaktadır.
Ergenlikle birlikte insan organizması doğurganlık açısından aktif hale
gelmektedir ancak ergenin beyninin yetişkin gelişim düzeyine ulaşması ve
sosyal açıdan olgunlaşma çok daha sonra olmaktadır. Günümüzde 10-15
yaşındaki ergenler tüm hayatlarını etkileyecek kararlar almak
durumundadır ancak bu kararları almak için zihinsel, duygusal gelişim,
bilgi ve sosyal deneyim açısından olgun düzeyde değillerdir.
c-
Ergenlerin zihinleri yetişkin rolleri hakkında karışıktır ve gelecek
yılları kestirmede zorluk çekmektedirler. Geçmişte çocuklar bolca anne
babalarını ve çevrelerindeki diğer yetişkinleri, yetişkin rollerini
sergilerken gözlemleyebiliyorlardı. Ergenliğin sonuna kadar yetişkin
hayatı için gerekli yetenekleri kazanabiliyorlardı. Bugün, etkili
yetişkinliğe hazırlığı neyin oluşturduğu daha belirsiz ve karmaşıktır.
Pek çok genç, ebeveynlerinin hayatlarını kazanmak için ne yaptığı
konusunda bilgi sahibi değildir. Kendileri için en etkili öğretmen
konumunda olan televizyondan fantazi ile gerçek karışımı yetişkin hayatı
modelleri görmektedirler.
d-
Aile kavramı ve sosyal destek ağları bozulmaktadır. Bugün dünyada yoğun
göçler yaşanmaktadır, çekirdek aile yapısı yaygındır, tek ebeveynden
oluşan aile sayısı ise giderek artmaktadır. Çok genç, çok fakir, sosyal
bağları olmayan annelerin sayıları fazlalaşmaktadır. Böylelikle küçük
toplumların sağladığı insan ilişkileri, kültürel rehberlik ve destek
azalmakta, giderek yok olmaktadır. Bu durum tüm açıklığıyla şehir hayatı
ile köy hayatı arasındaki farkta görülebilir.
e-
Ergenler kolaylıkla zararlı/tehlikeli etkinliklere ve maddelere
ulaşabilmektedirler. Günümüzde ergenler yoğun bir seks, alkol,
uyuşturucu madde, sigara, marihuana, silah gibi unsurların bombardımanı
altındadırlar. Günümüzde sigara, alkol, uyuşturucu maddeler, arabalar,
silahlar gibi tehlikeli maddelere kolayca ulaşabilme, gençleri bunları
kullanıp, kullanmama ile ilgili olgun ve iyi düşünülmüş kararlar almaya
yöneltmektedir. Ayrıca unutulmamalıdır ki bu dönemde gençler yoğun bir
arkadaş grubu baskısı yaşamaktadırlar (Goleman, 1998). Bugün içinde
yaşadığımız çağda ergenleri yeni sağlık tehlikeleri beklemektedir.
Bunlar arasında AIDS, ergenlik dönemi hamilelikleri, internet kullanımı,
stres altında olan ve bu nedenle bozulan yada dağılan aile
ilişkilerinden söz edilebilir. Aile ergenin gelişiminde temel destek
sistemini oluşturmaktadır. Bu yapının bozulması ergenin duygusal
sağlığını doğrudan etkilemekte ve bozmaktadır (Goleman, 1998). Shapiro
(2000), her yeni kuşağın kendisinden önce gelen kuşaktan daha zeki
olduğuna ancak sosyal ve duygusal becerilerinin daha zayıf olduğuna
dikkati çekmektedir. Çocukları Savunma Fonu’nun bir incelemesinde, her
gün A.B.D ’de pek çok ergenin HIV virüsü kaptığına, intihar vakalarına,
silah bulundurmaya, şiddet içeren suçlardan tutuklanmalara, çok sayıda
ergen anneden doğan bebeğe işaret edilmektedir, bununla birlikte
ergenlik çağı çocukları arasında depresyon daha yaygın olarak
görülmektedir.

Hamburg (1986), sözü edilen tüm bu zorlayıcı değişikliklere rağmen,
temel insani ihtiyaçların geçerliliğini koruduğunu belirtmekte ve
bunları şöyle sıralamaktadır;
*Ait
olma hissini sağlayacak değer verilen bir grupta yer edinme ihtiyacı,
*Saygın görevlerde bulunma ihtiyacı,
*Değer
verildiğini hissetme ihtiyacı,
*Güvenilir ilişkiler kurma ihtiyacı, özellikle bir yada bir kaç tane
yakın ilişki kurabilmek.
Bu
ihtiyaçlar karşılandığı zaman birey, “ben değerli biriyim”, “bazı
yararlı yeteneklerim var”, “başka insanlarla ilişki kurabiliyorum”,
“gelecekle ilgili umudum var” diyebilmektedir. Çocukluktan yetişkinliğe
geçiş uzadıkça ve karmaşık hale geldikçe ergenler bunları demede daha da
zorlanmaktadırlar. Bu durum günümüz modern toplumunun temel çıkmazını
oluşturmaktadır.
Belirtilen tüm bu olumsuz olasılıklar, ergenlerin sağlıklı gelişimlerini
sağlama konusunda çözümsüz olunduğu anlamına gelmemektedir,
yapılabilecekler elbette vardır. Sigara, alkol kullanımı, tehlikeli
davranışlarda bulunma ergenin büyüdüğünü ispat etme girişimleridir.
Ergenlere yönelik geliştirilen eğitici programlarda, gençlere olumlu
kavramları tanıtmak için video kasetler, grup tartışmaları, posterler,
rol oynama ve arkadaş lider geri bildirimleri gibi yollar
kullanılmaktadır. Bu geçiş döneminde, arkadaş desteği ergenler için önem
taşımaktadır. Örneğin, bazı eğitim programlarında, bir grup ergen, bu
dönem hakkında eğitilmektedir. Eğitim almış olan ergenler daha sonra
gözetim altında, kendilerinden daha genç ergenlere danışmanlık
yapmaktadırlar. Bu yöntemin oldukça etkili olduğu görülmüştür (Hamburg,
1986). Bu görüşleri destekler nitelikte Sprinthall ve Sprinthall (1981),
ergenlerin gelişimlerinde, onlara bağımsızlık ve sorumluluk vermenin
önemli olduğunu, aktif öğrenerek ve sorumluluk alarak gelişeceklerini,
ergenlerin kendilerinden daha küçük ergenlere yardımda bulundukları
programlarla sorumluluk aldıklarını ve bunun gelişimleri için oldukça
yararlı olduğunu belirtmiştir.
Geliştirilen
diğer bazı programlarda, saygı duyulan ve değer verilen özellikleri olan
arkadaş liderlerin diğer arkadaşlarını etkileyip, ikna edebildikleri
görülmüştür. Örneğin, liseli liderler, ortaokul öğrencilerine önleyici
eğitim verebilmekte ve model olabilmektedirler. Bu liderler
kendilerinden yaşça daha küçüklere, çevrelerinden gelebilecek yıkıcı
sosyal baskılara direnme stratejileri geliştirmeleri konusunda yardımcı
olmaktadırlar. Programlarda görev alan liderlerin en önemli özellikleri
arasında, sevilen, saygı duyulan, etkili bir şekilde iletişim kurabilen,
sağlıklı hayat biçimi yaşayan kişiler olmaları sıralanabilir. Bu tür bir
hizmeti sunmak liderlerin öz saygılarını da olumlu etkilemektedir. Ancak
bu programlarda görev alacak olan liderlere uzmanların destek vermesi
önemli ve gereklidir. Ergenler için arkadaş-merkezli sigara içmeyi
önleme programları geliştirilmiştir. Bu programlarda, kısa ve uzun
vadede sigaranın zararlı etkileri ile ilgili bilgilendirme, arkadaş
modeli, arkadaş danışmanlığı gibi teknikler kullanılmaktadır. Stanford
Üniversitesi’nde yedinci sınıf öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen
sigara ile ilgili programda, arkadaş lider, model olma, grup
tartışmaları, skeçler, ödüller, sloganlar gibi teknikler kullanılmıştır.
Bu programda, arkadaş etkisinin farkına varma, sigara içme baskısına
karşı durma yollarını kazanma ve pratik etme amaçlanmıştır. Bu programın
gençler üzerinde kalıcı yararları olduğu görülmüştür. Bu tür
programlarda, nezaket ve öz-saygıyı olumsuz ortamlarda koruma ve
sürdürebilme yolları, hayır diyebilmek öğretilmektedir. Ergenlere
yönelik geliştirilen programlarda, karar verme ve sosyal beceriler, öz
saygı, girişkenlik, kaygıyla başa çıkma yollarının geliştirilmesi
üzerinde durmak etkili olmaktadır. Bu tür eğitimler, sınıf öğretmenleri,
yaşça daha büyük arkadaş liderler, dışarıdan gelen profesyonel
danışmanlar tarafından verilebilmektedir. Bu programların ergenliğin
hemen başında özellikle alışkanlıklar yerleşmeden başlamasında fayda
vardır. (Hamburg, 1986). Önlemek tedavi etmekten çok daha etkili,
verimli ve ekonomik olacaktır.
On
ile 19 yaş arası gençlerin gelişimine yönelik pek çok program ABD’de
geliştirilmiştir. Bu tür programlar gençler arasında görülen suç işleme,
uyuşturucu kullanma, okul başarısızlığı, ergen yaş hamilelik oranlarının
azalmasında etkili olmuştur. Ergenlik çağında çocukları olan ana-babalar
öğleden sonra saat 3 ile 6 arasını çocuklarının hayatında oldukça kritik
bir zaman olarak değerlendirmektedirler. Bunun başlıca nedeni, okulun bu
saatlerde bitmesi, ana-babaların işte çalışıyor olmaları ve gencin bu
boş zaman aralığını nasıl geçireceği ile ilgili seçimler yapmada kendi
başına olması sayılabilir. Bu seçimler risk yada fırsatlar içerebilir.
Gençler için geliştirilen pek çok program bu saatler arasında hizmet
vermeye, akşam saatlerinde ve hafta sonlarında da çalışmaya özen
göstermektedir. Ayrıca yaz aylarında da tam zamanlı olarak gençlere
gelişim olanakları sağlayan programlar sunulmaktadır. Gençlerin
yaşlarına uygun, kaliteli, onları etkin öğrenmeye teşvik edici,
yetişkinin destekleyici rol üstleneceği programlar sunmak oldukça
önemlidir. Bu programlarda çalışacak kişilerin ergenlik döneminin
gelişimsel özellikleri ile ilgili bilgiye, gençlerle çalışabilecek
deneyim ve eğitime sahip olması gereklidir (Wilson, 2000).
Hamburg
(1986), ergenlerin gelişimleri sırasında kendilerine, ben nasıl bir
insan olmak istiyorum, bu insanı olmak için ne gibi özelliklere sahip
olmalıyım sorularını sormalarının önemine işaret etmiştir. Pek çok genç,
geleceği kendi seçimleriyle oluşturabileceği konusunda şüphelidir.
Ergenlerin yapıcı modellere ve rehberlere ihtiyaçları vardır. Ergenlerin
kendilerini tanımalarına yardımcı olunmalı, insan biyolojisi, sigara,
alkol ve uyuşturucunun vücuda etkisi, beslenme, spor, cinsellik hakkında
bilgilendirilmelidirler. Eğitimciler ve alanda çalışan diğer uzmanlar
bunu başarabilmek için birlikte bir ekip halinde çalışmalıdırlar.
Unutmayalım eğitim bir ekip işidir. Ekip halinde elde edilebilecek
başarılar tek bir kişinin elde edebileceklerinden çok daha fazla
olacaktır.
Ergenliğin başlangıcıyla, ergenin sosyal dünyası genişler, bağımsızlık
ve girişkenlik ihtiyacı artar. Ergenin kendi şahsiyetini oluşturması,
öz-değerini ve öz-yeterliliğini geliştirmesi gerekir. Pek çok ergen
aileden ayrılmaya hazırlanmaya başlar, aile rolleri ve aile ilişkileri
tekrar tanımlanır. Bu süreç ergen ve çevresi arasında sürtüşmeye,
çatışmaya, yabancılaşmaya yol açabilir. Bugün babanın çalışıp, annenin
ev hanımı olduğu aile yapıları değişmiştir. Günümüzde her iki ebeveynde
çalışmakta veya tek ebeveynli aileler vardır. Ayrıca üvey ebeveyne
alışmak zorunda olan ergenler bulunmaktadır. Boşanma, ayrılma kriziyle
boğuşan aileler, ergen çocuklarına çok az destek sunabilmektedirler. Tüm
bu değişiklikler, ergenin yalnızlığını, izolasyonunu, hassasiyetini,
yabancılaşmasını arttırmaktadır. İlkokuldan orta okula geçiş ergenleri
zorlamaktadır. Ergenlerin bazıları arkadaşlarından destek aramakta,
alkol, uyuşturucu, cinsellikle kaçışlar bulmaktadırlar. Çağımızda
genelde ergenler kimliklerini geliştirirken kendi başınadırlar (Muuss,
1990; Bronfenbrenner, 1986; Koptagel-İlal, 2001; Shapiro, 2000).
Ergen
ebeveyn çatışmasının yaşandığı konular arasında, okul ödevleri, ev
işleri, sosyal hayat ve arkadaşlar, itaatsizlik, temizlik, kardeşler
arası ilişkiler, eve geliş saati konuları belli başlıları arasındadır (Montemayor,
1983). Cüceloğlu (1992), 12-18 yaş arasını ergenin ana-babasına ve
çevresine en çok ters düştüğü ve kendi ile toplum arasında dengesizliği
en yoğun yaşadığı devre olarak belirtmektedir. Bir miktar çatışma
normal, sağlıklı ve kişiliğin gelişmesine yardımcıdır. Ancak ciddi
çatışmalar örneğin, duygusal yada fiziksel istismar, sık ve acı verici
sürtüşmeler, ergeni evden kaçma, hamilelik, suç işleme, okul
başarısızlığı, hatta intihara kadar götürmektedir. Yapılan araştırmalar,
suç işleyen gençlerin genellikle sevgisiz, güvensiz, düzensiz,
çatışmalı, şiddet içeren, anlayışsız, ilgisiz aile ortamlarında
yetiştiğini göstermektedir (Yörükoğlu, 1989).
Ergenlere yönelik gerçekleştirilen çeşitli programlarda oldukça başarılı
sonuçlar elde edilmiştir. İlköğretim çağı öğrencilerine yönelik
gerçekleştirilen Seattle Sosyal Gelişim Projesi sonucunda, programa
katılan gençler ailelerine ve okula daha olumlu bağlılık geliştirmişler,
erkekler daha az saldırgan davranışlar sergilemişler, kızlar daha az
kendine zarar verme eğilimine girmiş, daha az okuldan atılma ve
uzaklaştırılma oranı, daha düşük uyuşturucu kullanımı ve suç işleme
oranı, daha yüksek başarı testi puanları almışlardır. Ortaokul
öğrencilerini kapsayan Yale-New Haven Sosyal Yeterliliği Pekiştirme
Programı sonucunda bu programa katılanların sorun çözme becerilerinde
gelişmeler, arkadaşlarıyla daha iyi kaynaşma gösterdikleri, daha iyi
dürtü kontrolü yapabildikleri, popülerliklerinde artış, kaygıyla daha
iyi baş çıktıkları, insanlar arası problemleri çözme becerilerinde artma
ve daha az suç işledikleri görülmüştür. Anlaşmazlığı Yaratıcı Biçimde
Çözme Programına katılan ergenlerin sınıf içinde daha az şiddet dolu
davranışlar sergiledikleri, işbirliğine daha açık oldukları, daha fazla
empati gösterdikleri, iletişim becerilerinde düzelme görülmüştür (Goleman,
1998). Bu örnekler gençlere yönelik
programların
yararına ve gerekliliğine işaret etmektedir. Önleyici nitelikteki bu tür
programlar ileride oluşabilecek problemleri önceden gidermede etkin rol
oynamaktadır.
Ergenlik döneminde fiziksel değişimler yaşandıkça, karşı cinse yoğun bir
ilgi ve çekim başlamaktadır. Erkek ergenler erkeksi ve kaba, kızlar ise
çekici ve kadınsı davranmalarının istenmesi gibi sosyal baskılar
yaşamaktadırlar. Bu dönemde flört sayesinde, ergen yeni sosyal rolleri
öğrenir, karşı cinsi anlar ve kendini cinsel bir varlık olarak anlamayı
ve kabul etmeyi öğrenir. Bugün gençler flörtü eğlenceli bir süreç olarak
görmektedir. Sosyal beklentiler, reklamlar, televizyon, dergiler,
filmlerdeki erotik mesajların aşırı bolluğu nedeniyle, bu biyolojik
değişimler gencin flörtün sosyal-duygusal boyutları ile erkenden
tanışmasına, seksle ilgilenmesini ve fiziksel yakınlığı yaşamasına neden
olmaktadır. Ergenliğin sonuna kadar pek çok erkek ve kız cinsel ilişki
yaşamaktadır. Cinsel deneyimlerde ise hamilelik ve cinsel yollarla
bulaşan hastalık riski artmaktadır (Muuss, 1990).
Bu
aşamada cinsel eğitim önem kazanmakta, böylelikle hastalık ve
hamilelikler önlenebilmektedir. Ancak buna rağmen kendini korumayan
ergenler vardır. Ebeveynleriyle iletişimini zayıf olarak algılayan
ergenler daha erken cinsel deneyim yaşamakta, sigaraya ve içkiye daha
erken başlamaktadırlar. Gençlere yönelik okullarda geliştirilen cinsel
eğitim programlarında, üreme organları hakkında bilgi, gebeliği ve
cinsel yolla bulaşan hastalıkları önleyici araçlar, flört etme,
mastürbasyon, kürtaj gibi konular işlenmektedir. Sağlık klinikleri,
gençleri bilgilendirmede, gebeliği önlemede, cinsel ilişkiye başlama
yaşının gerilemesinde, ilk cinsel ilişkiye girmeden önce kliniğe
başvurarak bilgi almada artış sağlanmasında etkili olmuştur. Medyanın
kullanımı cinsel bilgileri ailelere ve gençlere ulaştırmada oldukça
yararlı olabilmektedir. Aile planlama klinikleri ve özel doktorlar
gebeliği önleyici araçlar hakkında bilgilendirmede etkilidirler (Brooks-Gunn
ve Furstenberg, 1989). Bugün, ergenlere yönelik cinsel eğitim
programlarında, AIDS hakkında bilgilendirme ve prezervatif kullanımının
önemi yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Gençlerin, cinsel ilişkiye
girip girmeme, kiminle, ne zaman bu deneyimi yaşayacakları konusunda
karar verme yeteneklerinin geliştirilmesi yararlıdır (Brooks-Gunn, Boyer
ve Hein, 1988).
Yurdumuzda
ergenlere yönelik cinsel eğitim medya, ana-çocuk sağlığı merkezleri,
konu ile ilgili eğitimciler, tıp doktorları, cinsel eğitim dersleri ve
kitapları yollarıyla sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilebilir.
Özellikle yaşadığımız çağda gençler etkilere oldukça açıktır ve çok
çeşitli yararlı ve zararlı etkilerin altındadırlar. Bu nedenle cinsel
eğitim, sağlıklı nesillerin yetişmesinde her zamankinden daha fazla
önem
taşımaktadır. Çağı ve sorunları göz ardı etmek problemleri büyütmekten
başka bir işlev görmeyecektir. Ergenlik dönemindeki gençlere yönelik
eğitim programları geliştirilirken, gençlerin yaşı, gelişim düzeyi,
içinde yaşanılan toplumun özellikleri, gelenekler, alışkanlıklar,
kültür, gençlerin aile yapıları, yaşadıkları çevre, sosyal sınıfları,
eğitim düzeyleri, bireysel farklılıkları gibi unsurlar göz önünde
bulundurulmalıdır. Cinsel eğitim programlarının içeriği hedeflenen
kitlenin yaşı ve gelişim düzeyine göre farklılık gösterecektir.
Programlar bu unsurları göz önünde bulundurarak etkili olabilir ve
sağlıklı bilgilendirmeler gerçekleştirilebilir. Okulların rehberlik
servisleri, aileler, öğretmenler, idareciler, alanda çalışan uzmanlar
ekip halinde çalışarak gençlere yönelik eğitici ve önleyici nitelikte
programlar geliştirebilirler. Sağlanacak maddi desteklerle bu tür
programlar yaygınlaştırılabilir ve daha fazla sayıda gence ulaşabilir.
Muuss
(1990), ergenlik döneminde ergenler arasında görülen tehlikeye
yatkınlığın nedenlerini şöyle sıralamıştır.
a. “O
bana olmaz”: Genç olmalarından dolayı kaza, yaralanma, müptela olma,
hamile kalma, cinsel hastalık bulaşması gibi şeylerin başlarına gelmesi
henüz onlara uzak görünmektedir.
b.
Somut düşünceden soyut düşünceye geçiş: Soyut düşünme, şu andaki
davranışının gelecekteki sonuçlarını anlamak ve tahmin etmeyi
içermektir. Pek çok ergen bu konuda zorlanmakta ve şimdiye
odaklaşmaktadır. Örneğin, genç, şu andaki cinsel davranışıyla 5 sene
sonra AIDS’den ölmesi arasındaki bağlantıyı kolaylıkla kabul
edememektedir.
c.
Arkadaş grubu baskısına boyun eğme eğilimi: Ergenler arkadaş grubu
baskılarına oldukça hassastırlar. Bazı arkadaş grupları sağlığı
geliştirici davranışları desteklerken, çoğu riskli davranışları
ödüllendirmektedir. Bazen madde kullanımı gruba kabul için ön-şart
haline gelebilir. Arkadaş grubuyla özdeşleşme, ana babadan ayrılma
ihtiyacını tatmin etmektedir doğal olarak ergenin daha fazla risk alması
için baskılarda artacaktır. Ergenlikte risk alma davranışı, bağımsızlık,
bireyselleşme, yakınlık ile ilgili ihtiyaçları karşılamaya yaramaktadır.
Ergenler sınırlı hayat deneyimi ve yeniden yapılanmakta olan bilişsel
yetenekler sonucu olumsuz sonuçlarla karşılaşılabilmektedirler (Irwin ve
Millstein, 1986).
d.
İnkar etme mekanizması tehlike ile başa çıkmak için kullanılır: örneğin,
ergen bir kız, hamileliğini doğum başlayana kadar inkar edebilir.
Köknel
(1986), yetişkinlere ergenlerle sağlıklı iletişim kurabilmeleri için
çeşitli önerilerde bulunuyor. Ergeni önce bir insan olarak kabul edip
ona saygı ve sevgi göstermek, ergenlik dönemi ve zorlukları ile ilgili
bilgi edinmek, yetişkinlerin kendilerine garip gelen davranışlar
karşısında olgun ve serinkanlı bir tutum sergilemesi, ergene tutarlı
davranışlar sergilemek, konuşma fırsatları yaratıp, yakalayarak düşünce
ve duygularına saygı göstermek, aile ve evle ilgili alınacak kararlara
katılımını sağlamak, söylev verici veya cezalandırıcı tutum takınmamak,
yetişkinin davranışlarıyla ergene model olması etkili bir iletişim
gerçekleştirmede önemlidir. Görüldüğü gibi, destekleyici, kendini
ergenin yerine koyan, anlayışlı ve çocuğu ile beraber büyüyen bir
ana-baba tutumu ergenlik döneminde ergen-aile iletişimini olumlu yönde
geliştirmektedir. Gençler bağımsızlık, yakınlık, bireysellik, kendi
şahsiyetlerini oluşturma konularında yeteneklerini geliştirmede başarılı
olurlarsa, yetişkinliğe o denli başarıyla geçeceklerdir. Koptagel-İlal
(2001), anne babaların ergenlik dönemindeki çocuklarına verebilecekleri
en güzel, en değerli hediye ve mirasın onlara güven, sevgi, anlayış dolu
yaklaşımları olacağını vurgulamaktadır.
Goleman’ın (1998), “Duygusal zeka neden IQ’dan daha önemlidir” adlı
kitabında belirttiği gibi, yetişmekte olan nesilleri duygusal beceriler
açısından geliştirmek oldukça önemlidir. Gençler, anlaşmazlıkları
engelleme yada olumlu biçimde çözme, empati kurabilme, olumlu düşünme,
öz disiplin, doyumu erteleyebilme, duygularının farkına varma, öfke ve
kaygı ile başa çıkma, sosyal sorumluluk üstlenebilme, karşısındakini
dinleme, işbirliği, dürtülerini kontrol etmeyi öğrenme gibi becerilerin
gelişiminde yetişkinlerin desteğine ve rehberliğine ihtiyaç
duymaktadırlar. Bütün ihtiyaçlara cevap verebilecek bir tek programın
varlığından söz etmek oldukça güçtür. Ancak gençlerde temel duygusal
beceriler vakit kaybedilmeden geliştirilmelidir. Duygusal zeka hayat
başarısı için gereklidir. Yetişkinler olarak amacımız sadece okulda
değil hayatta da başarı ve mutluluğu yakalayabilen gençler yetiştirmek
olmalıdır.
Sonuç
olarak, bu yazıda ergenliğin ne denli hassas, ergen ve ailesi için
zorlu, tehlikelere açık bir dönem olduğu vurgulanmaya çalışıldı. Eğer
amaç ergenlik dönemindeki genci daha çok anlamaya çalışmak olursa
yaşanan pek çok güçlük yapıcı bir şekilde çözümlenebilecektir.
Yörükoğlu’nun (1989) belirttiği gibi, evlatlarımızla onların çocukluk
döneminden başlayarak aramızda saygı ve sevgiye dayalı bir ilişki
kurabilmişsek, ergenlik çağının çalkantısı dindikten sonra aynı sağlıklı
ilişkinin devam ettirilmesi zor olmayacaktır. Gençlerin yetişmesinde
ailenin, okulun, toplumun ortak sorumlulukları vardır. Elbirliği ve
dayanışma içinde sağlıklı nesiller, geleceğin sağlıklı ve mutlu yetişkin
ana babaları yetiştirilebilir.
Kaynaklar: