|
Haber:
İlkay Cam
Bu Haber Nasıl Hazırlandı?
Sorduğum her soruya hiç
düşünmeden yanıt verdiler çünkü o sorular kafalarında çoktan
yanıtlanmış sorular.
Konuştuğum insanların çoğuyla
önceden tanıştığımız için röportaj önermem kolay oldu ama bir şey
fark ettim konuşma sırasında, hepsinin bir çok konuda son derece net
yorumları var. Sorduğum her soruya hiç düşünmeden yanıt verdiler
çünkü o sorular kafalarında çoktan yanıtlanmış sorular. Özellikle
Vural utanmasa tavana bakarak ezberden okuyacaktı neredeyse. Belki
ben hep cinselliğini kabullenmiş, tanımlamış insanları seçtiğim için
mi bilmiyorum ama daha 19’unda olan Çağın bile hiç beklemediğim
olgunlukta saptamalarda bulundu.
Yine de çok iyi tanımadığım,
verdikleri bilgileri ikinci, üçüncü kişilere onaylatamadığım
insanların yorumlarına yer vermedim, üzülerek de olsa… Bu kadar
hassas bir konuda daha önemlisi söz konusu insanın ruhunu törpüleyen
bir konuda bilgi edinirken kaynağın sağlıklı olduğundan emin olmak
gerekiyor.
Konuştuğum bu insanların tamamı
gey. Bu ne demek? Hiçbirisi ameliyat olmayı düşünmüyor demek, hiç
birisinin bedeniyle sorunu yok demek, hiç birisi kadın olmak
istemiyor demek. Tavırları efemine olan geyler bile çoğunlukla bir
adım daha ileri gitme hevesinde değiller. Röportaja dahil etmediğim
50’li yaşlarında, üst düzey yöneticilik yapmış bir gey ‘Kadın gibi
hissediyorum ruhum kadın ama vücudumdan memnunum, zamanında doktora
gittim ameliyat olmak mecburi mi acaba diye, iyi bir doktora
rastladım da bir hata yapmadım, yoksa belki de şimdi sokaklardaydım’
diyor ve ekliyor ‘Tanrı beni zaten uygun biçimde yaratmış, bak
küçücük ellerim, ayaklarım var. Bak kalçalarıma, kadın gibi, hani
neredeyse göğüs de yapacakmış’
Toplum tarafından kadınlaşmak
olarak algılanan daha çok estetik kaygısı bence. Evet geyler en az
kadınlar kadar bakımlı ve bazıları estetik de oluyor ama daha çok
yüzlerinden, en çok da burunlarından. Solaryumsa bir tür mecburiyet
gibi, özellikle benim görüştüğüm beyaz yakalılar arasında. Spor
salonuna gidenler de çoğunlukta, fit, yağsız ve kaslı bedenler
kesinlikle popüler.
Aktif ya da pasif olmak dış
görünüşü sanıldığı kadar etkilemiyor veya dışardan bakarak bunu
anlayamıyorsunuz. Özellikle efemine geylerin çoğu hem aktif hem
pasif olabiliyor ama daha enteresanı geylerin çoğunun böyle bir
derdi yok, tam bir cinsel ilişki yaşayamasalar da erkeklerden
hoşlanıyorlar, konunun odak noktası bu. Bence bu dikkatlerden uzak
tutulmuş ama önemli bir ayrıntı ve özellikle Türk toplumundaki gey
tanımını da ciddi şekilde yalanlıyor. Çünkü Türkler, tarihimizdeki
oğlancılık geleneği yüzünden eşcinselliği (tanımını bilmedikleri
biseksüellikle de birleştirerek) abartılmış, kontrolden çıkmış,
hedefini şaşırmış bir cinsel azgınlık olarak görme eğiliminde. Bu
yüzden de eşcinsellik kolaylıkla sapıklıkla, sübyancılıkla, taciz ve
tecavüzle aynı kefeye konuluveriyor.
Bütün bu araştırma sadece şu
gerçekleri netleştirmek için yapıldı: Eşcinsel olmak bir seçim
değildir, bir durumdur. Eşcinsellik cinsel bir fantezi, A durumunu
yaşayabilirken B durumunu yaşamakta direnmek değildir. Eşcinselliği
kabullenmek öncelikle bunu yaşayan kişi için zordur. Özellikle genç
yaşlarda, içsel bocalamalar ve toplumsal önyargılar konusunda
yakınlarının desteğine daha fazla ihtiyaçları varken maalesef ilk
olarak kendi aileleri ve yakın arkadaşları tarafından
hırpalanıyorlar. Okuyacağınız röportajlar yakın çevrenin tepkileri
konusunda çarpıcı örneklerle dolu. Sosyal bir olgu olarak işsizliğe
ve fuhuşa itilen, çok daha ağır şiddet gören travesti ve
transseksüellerden maalesef burada söz edemeyeceğiz, hem konuya
hakim olmadığımdan hem de ayrı bir başlık altında incelenmesi
gereken çok daha ciddi sosyolojik sorunlar içerdiğini düşündüğümden.
Son olarak, dünyanın gelişim
sürecinde engel teşkil eden ırkçılık, kadın hakları, kölelik, dikta
rejimleri gibi bir çok basamak insanlık tarafından nasıl atlanmışsa,
kendimizi normal kabul eden biz heteroseksüellerin de cinsel
ayrımcılık engelini aşmamız gerektiğine inanıyorum. Bu hepimizi ve
tüm uygarlığı yükseltecektir.
Kimlerle Görüşüldü?
VURAL
Vural, 27 yaşında bir girişimci.
Gey olduğuna dair en ufak bir ipucu vermiyor, ne kendisi ne de
sevgilisi efemine değil. Yolda görseniz iki arkadaş yolda yürüyor
sanırsınız, ikisi de çok yakışıklı ama iki yıldır istikrarlı bir
ilişki sürdürmeyi başarmışlar. Kendi deyimleriyle ‘kadınlardan’ yani
efemine geylerden partner olarak hoşlanmıyorlar ama ‘kadın’
arkadaşları çok. Efemine olmayan çoğu gey gibi Vural’da gey olmanın
hayatında bir fark yaratıp yaratmayacağına kendisi karar veriyor ve
konuya çok daha serin kanlı yaklaşabiliyor.
‘Ailemin kültür seviyesi çok
yüksek değil, eşcinsel deyince ameliyat olup kadın olanları
anlıyorlar. Geyin ne olduğunu bilmezler, gerek de yok bilmelerine,
benim özel hayatım. Kimse bilmek zorunda değil, sadece özel
hayatımda farklıyım o da kapalı kapılar ardındadır. Eşin dostun
bilir ama sokağa taşımak sana hiçbir şey kazandırmaz. İnsanın
hayatını cinselliği yönetmiyor. Yeri geldiği zaman eşcinselim
diyebiliyorum ama sokakta farklı görünmeye gerek yok. Yurt dışında
yaşama fırsatım vardı, Müslüman olan ülkeler hariç Avrupa’da belki
daha rahat edersin ama sen yine sensin gidince değişmiyorsun.
Topluma ayak uydurabildikten sonra cinselliğin toplumla olan
ilişkilerini etkilememesi lazım. Çocuk sahibi olmak isterdim ama,
sevgilimle çok mutluyum darısı herkesin başına diyorum.’
SUAT
Suat 24 yaşında, Trakya’da küçük
bir kasabada doğup büyümüş. Askerlik yapmamak için eğitim
bahanesiyle yurt dışına gitmiş ve orada anlaşmalı bir heteroseksüel
evlilik yapmış. Bu kez de Türk olduğu için vize ve greencard
konusunda sorun yaşamış. Bulunduğu ülkede eşcinsel evlilikler henüz
yasal olmadığı için ‘partnership’ denilen bir uygulamayla eşcinsel
bir yabancı sevgiliye greencard verilebiliyor. Beraber gittiği
eşcinsel arkadaşı bu yolla çoktan greencard almış ama o hala
uğraşıyor. Bazı ülkelerde Türk olmak eşcinsel olmaktan daha zor
anlayacağınız.
‘Yurt dışında straight
(heteroseksüel) bir mekanda gay olduğunu saklamak zorunda değilsin
ama Türkiye’de bunu saklamak zorunda kalıyorum. Zaten yurt dışında
eşcinsel olduğunu daha kolay anlıyorlar. Kimse bu yüzden seni
rencide etme hakkına sahip değil bunu iki taraf da biliyor ve
yaklaşımları çok daha farklı oluyor. Türkiye’de olay ‘Ay ne kibar
çocuk’ boyutunda kalıyor, çok yakın arkadaşların bile
anlamayabiliyor. Kimileri var ‘İlerde düşüncelerin değişir, bir
kızla beraber olursun’ diyorlar. Seni insan olarak sevmişler ama gey
olarak kabullenemiyorlar.’
BATUHAN
Batuhan 35 yaşında ama 30 ancak
gösteriyor çünkü düzenli olarak yoga yapıyor ve çok iyi besleniyor.
Ama ince yapılı değil tabiri caizse kelli felli delikanlı yani.
Kocaman mavi gözleri her an kalkmaya hazır kaşlarıyla tam bir
oyuncu. Soruları da mesleğine uygun bir üslupla ve kendi ritminde
cevapladı. Bazı insanların doğuştan gelen bir asaleti vardır ya,
branşı farklı olsa da bana her an Antik Yunan kostümleriyle ortaya
atılıp kederli bir sesle oğlunu idama yollayacakmış gibi geldi ama
en çok da onunla güldük, kıkırdadık nasıl olduysa. Ben korkarım
zaten bu tiyatroculardan, ayrı bir gezegenden onlar.
‘Sülalede ilk torunum, çocukken
sapsarı bukleli saçlarım, yeşil gözlerim varmış. ‘Kız yüzü var’
deyip okul yaşıma kadar saçlarımı uzatmışlar, kız elbiseleri
giydirmişler. Çocukluk fotoğraflarımın tamamı kız elbiseleriyledir.
O günleri çok net hatırlıyorum, babam gece gündüz çalışırdı,
günlerim annem ve komşularla geçerdi. Önümde bir baba örneği
olmadığı için annemi ve arkadaşlarını taklit ederek büyüdüm. Okul
yılları boyunca hep arkamdan ‘kız Batuhan’ diye seslendiler.’
‘Efemine değilsin ama’ dedim
şaşkınlıkla ‘Şu anda oyuncu olduğum için artık beden dilini çok iyi
biliyorum, gündelik hayatımda çok kontrollüyüm artık neredeyse
içgüdüsel hale geldi.’ diye açıklıyor. Kaşını da kaldırıp
ayıplayarak bakıyor bana sözünü kestiğim için.
‘Ortaokulda Atalay Yörükoğlu
okuyordum. Nasıl olmam gerektiğini anlamaya çalışıyordum, doğruyu,
yanlışı ayırt etmeye, karakterimi oluşturmaya, kendimi bulmaya
uğraşıyordum. Hiç arkadaşım olmadı, ne kız arkadaş, ne flört, ne
erkek arkadaş. Bir şeylerin farklı olduğunun farkındaydım ama
isimlendiremiyordum. Erkek arkadaşlarımın yaşamı futbol, basketbol,
kahvehane, sigara, küfür, arabaya binip cıstak cıstak müziği sonuna
kadar açmalar, onlarla ne ortak yanım olabilir ki? Hep evdeydim,
liseyi bitirdikten sonra yaşıtlarım, hemcinslerim gibi
davranmıyordum, konuşamıyordum. Benden daha fazla hayat bilgisine
sahiplerdi, benim hayatım evle sınırlıydı. Yaşamın gerisinde
kaldığımı, hayat tecrübesinden yoksun olduğumu, yaşamı
öğrenemediğimi düşünmeye başladım. Lise bitti, askerliğimi yaptım
dönüşte evden ayrılacağımı söyledim, tabi izin vermediler, ben de
İskenderun’a kaçtım, dört ay boyunca gemici cüzdanı alabilmek için
restaurantta çalıştım, otelde kaldım. Vizemi çıkarttım,
sertifikalarımı aldım, gemici cüzdanı çıkarttım. Altı ay sonra
İzmir’de gemicilik şirketlerine başvurdum oradan da İstanbul’a
geçtim. İnsanları hayatı tanımaya başladım. Uzaydan gelmiş gibiydim,
her şey yaşında yapılırsa doğru, kaybolan gençliğimi kazanmaya
çalışıyordum. Bilgiye ve hayat tecrübesine açtım, yaşadıkça neleri
kaybettiğimi/kaçırdığımı fark ediyorum. İstanbul’da iş bulamadım
çünkü gemi, şirketleri evli insanlara iş veriyor. Askerliğimi dalgıç
olarak yapmıştım. Ben de yine restauranta girdim çalıştım. Aileme
telefon açıp durumumun iyi olduğunu bildiriyordum. Bu arada bir
taraftan da iki yıllık bir tiyatro okuluna gidiyordum. Okul bitince
tamamen tiyatro çalışmaya karar verdim. Bütün bu süre içersinde
kızlarla asla ilgilenmiyordum. Güzel yüzlü, güzel vücutlu erkekleri
izlemekten çok hoşlanıyordum ve ne yapıp edip onlarla arkadaş
oluyordum. Bu yolla tanıştığım çocuklardan birisi gey çıkınca
‘acaba’ dedim. Kendimi çözümlemek, kendimle yüzleşebilmek için
onunla bağlarımı güçlendirdim. Daha sonra Kaos GL Dergisine ilan
verdim ‘ Sadece iletişim amaçlı yeni arkadaşlar tanımak istiyorum’
diye. Bir sürü arkadaşım oldu. Dergiyi okuyup terimleri öğrenmeye
çalışıyordum. Bir posta kutusu kiraladım, mektup arkadaşlarım
oluştu, pembe kalpli, çiçekli bir sürü mektup aldım. Haftada 3-4
kişiyle tanışıyordum ama sadece sevişiyorduk, hala
bakireyim.(Yazarın Notu: Geyler penetrasyon (anal ilişki)
yaşamadıklarını ifade etmek için ‘bakire’ sözcüğünü kullanıyorlar,
bir tür terim olarak yerleşmiş dile.) Bence İstanbul’daki geyler çok
şanslı çünkü diğer illerde geyler kendilerini bu kadar özgürce ifade
edemiyorlar. Bir arkadaşım anlattı Van’da internet kafelerde
randevulaşıp gizlice buluşuyorlarmış ve anlattığına göre doğuda
erkekler çok daha kibar ve saygılı oluyorlarmış.’
Burada bir yorum bekler gibi
yüzüme bakıyor ben de konuşmama izin çıktığını anlayıp atlıyorum
hemen, ‘Evet ben de başka bir doğu
ilinde benzer hikayeler duymuştum. Bir de Siirt’de alenen elele
yürüyen çobanlar görmüştüm.’
‘Çünkü doğu erkeği sekse
doyumsuz, kadınlarıyla çok sık beraber oluyorlar kadınlar sık sık
hamile kalıyorlar erkekler de bu dönemleri genelev falan olmadığı
için erkeklerle geçiriyorlar. Çok fazla gizli gey var, çoğu da evli.
Birkaç arkadaşım bunu birebir yaşamış. Cinselliğimle ilgili bir
rahatsızlığım yok, kendimle barışık bir insanım, azgın hallerim
yoktur, fazlasını talep etmiyorum. Lambda’nın anketine katıldım. Çok
aşırı uçlarda yaşayanlar var, çok mütevazı bir hayatım var, iddialı
değilim. Böylelikle beladan da uzak duruyorsun. Gaylife’da
aktif-pasif diye bir kavram yok, partnerinle hem aktif hem pasif
olursun, ama bir tarafa meyilin daha fazla olur. Ben aktif konumda
çok rahat olabiliyorum ama bugüne kadar ki tüm pasif denemelerim de
başarısız oldum çünkü canım acıyor, bundan sonra da yaşamak
istemiyorum artık. Onu keyifli bulursam bu kez benim taleplerim
artabilir ve sürekli bir ilişkim olmadığı için sorun yaratabilir.
Asla bir kadın bedeni hoşuma gitmiyor, erkek bedeninden tahrik
oluyorum, sarılmak, sıcaklığını hissetmek, sevişmek beni yeterince
mutlu ediyor, ilerletmeye çalışmıyorum. Güven birinci dereceden
önemli seçeceğim partner bana güven telkin etmeli. Kesinlikle cildi
düzgün, saçları bakımlı (kellik yakışıyorsa o da olur tabi),
bakımlı, atletik olmalı. Kendini salmış tiplere tahammül edemiyorum.
Önce karın kaslarına bakarım, karın kasları iyi olan birisinin göğsü
ve omuzları da atletiktir. Bakışları ifadeli, dişleri düzgün olacak.
Sarışın asla sevmem, buğday tenli, kumral ya da esmer ve nedense
geçmişte hep kısa boylularla olmuşum. Yattığım herkesin fotoğrafını
çekerim. Efemine tipleri sevmiyorum. Ben erkeğim ve erkek bedeninden
hoşlanıyorum, kadınsı tiplerle sadece arkadaş olurum cinsellik
düşünemem, çekici gelmiyorlar. Partnerimin gey olmasına gerek yok,
biseksüel de olabilir.’
BURAK
Burak ’81 doğumlu, esmer, nasıl
yakışıklı nasıl yakışıklı, uzun kirpikler, gülünce ışıldayan çekik
çekik kara gözler, bembeyaz dişler. Hani her daim masum kedi
yavrusu suratlı insanlar vardır ya onlardan. Yolda görseniz liseyi
yeni bitirmiş fırlama delikanlı, kız bakıyor kendine dersiniz. Ama o
kravatıyla işten dönüyordur büyük ihtimalle.
Daha önce birkaç kez konuşmuştuk.
Bende hep, romantik ve neşeli, tipik duygusal-fırlama izlenimi
bırakmıştı. Bir travma yaşadığını hiç düşünmemiştim, kendi deyimiyle
‘gelip-gidiyormuş arasıra delilik’. Soruları cevaplarken birden
ciddileşti, verdiği cevaplar gerçekten şaşırttı beni.
‘6 yaşındayken 14-17 yaşlarındaki
akrabalarım tarafından tacize uğradım. Bu süre boyunca üzerimde her
türlü seks fantezisi uygulandı diyebilirim. Tacizcilerden birisi de
bayandı. Ben her şeyi oyun sanıyordum, güreş gibi bir oyunla
başlıyordu her şey. Aile içinde taciz olayı patlak vermiş sonradan
ama ben hatırlamıyorum. Babam dışında herkes biliyor. Hafızamın o
kısmı yok. İlerleyen yıllarda ağır panik-atak krizleri sırasında
yine geçici hafıza kaybı yaşadığım oldu. Bu yüzden tercih yapma
şansım olmadığını düşündüm hep. Lise çağlarında bir gün önümde
yürüyen birisinin kirli sakalını gördüm, bacaklarımın titrediğini
hatırlıyorum. Hala ense ve çene altı fetişimdir. Bir-iki yıl
öncesine kadar tamamen içime kapalıydım. Hayatım boyunca bir kızla
sadece bir gün çıktım ama onun hayatına olumsuz bir etki yapmamak
için ayrıldım. Onu seviyorum üstelik, dört dörtlük bir insan, hala
görüşmeye korkuyorum beni etkiler diye.
İlk ilişkim internetten
tanıştığım birisiyle oldu, altı ay çıktık. Ondan sonraki tüm
ilişkilerim de en çok iki hafta sürdü zaten. Kimseyi suçlayamam
kendimi de, insanlar başlangıçta ‘evet bu işte’ diyor ama sonra
olmadığını anlıyor. Herkes kendisini mükemmel sanıyor ama ben bunun
mümkün olmadığını biliyorum. Ben karşımdakinin çok üstüne gidiyorum,
çok irdeliyorum her şeyi, karşı taraf sıkılıyor. Heteroların
ilişkileri de farklı değil bir çok insanla çıkarsın ama birisinde
karar verirsin. Belki geylerde karar vermek daha zor iki taraf da
erkek, kapıyı vurup çıkabiliyorlar. Yeni bir hayat çizmek kadınlar
için daha zor. 30’uma kadar deneyeceğim, uzun vadeli bir ilişki
kuramazsam hetero bir evlilik yapacağım, gerçekçi olmak lazım.
Evimde beni bekleyen birisi olsun hayatım düzenli olsun istiyorum.
Ama çocuk sahibi olmak istemiyorum, benim çocuğumun başına da aynı
şeyler gelirse cinayet işlerim çünkü. Bir kadına uyum
sağlayabilirim, duygusal olarak bir kadının ne istediğini bildiğimi
düşünüyorum. Zaten çok romantik bir insanım, sevdiğimi çiçeklerle,
şiirlerle şımartırım, ruh haline göre davranmasını bilirim. Ama tabi
tercihim bunları bir erkekle yaşamak olurdu. Uzun vadeli bir ilişki
kurabilirsem elbette bir kadınla olmak istemem. Evliliklere bu çağın
gözleriyle bakarsak, 80 kuşağında aşk, yok evlenip düzen kurmak
istiyorlar. Sıcak yemek, sıcak yatak olsun. Saygı yok aile kavramı
yok, karşı tarafı düşünmek yok, her şeyi çok kolay çöpe atıyorlar.
Evlenirsem kesinlikle tek eşli olurum, bir kadınla ya da erkekle
fark etmez eğer bir insanla ilişkim varsa yolda yürürken bile başka
insanlara bakmam. Başka alternatif görmüyorum, hayat katı.
Annem ve ablam gey olduğumu
biliyor. Babama söylemeye kalksam çok büyük kavga olur, eski
hikayeler de ortaya dökülür, tüm bağlarımız kopar, bir daha benimle
görüşmez.
Taciz olmasaydı da yine gey
olurdum, duygusal bir yapım var, ben bir erkeğin kulağına şiirler
fısıldamayı daha çok seviyorum hepsi bu.
İndigoları senden duydum. Çok
fazla şey okuyarak kafamı bulandırmam (burada bana taş atıyor muzip
muzip sırıtarak) Kendi doğrularımı keşfederek bulmak istiyorum.
Geylerin neyi nasıl yaptığı beni hiç ilgilendirmiyor. Ben neyi doğru
bulursam onu yaparım.’
ÇAĞIN
Çağın daha 19 yaşında, ince
yapılı, soluk tenli, zarif elleri var, saçlarını kısa kestirmiş bir
kız çocuğu gibi, tavırlarından, sesinin tonundan gey olduğu
anlaşılıyor, bunun acısını da 16 yaşından beri çekiyor. Çağın’ın en
ilginç yanı kuzeninin de gey olması, onunla da tanıştım bana ‘dayım
da gey’ demesin mi? Artık eşcinselliğin genetik olup olmadığını
araştıranlara duyurulur.
‘11 yaşımda, 4. sınıftayken
okuldaki bir atletizm öğrencisine aşık olmuştum. Dikkatini çekmek
için cebimdeki parayı göreceği şekilde düşürür sonra da bana paramı
gösterdiği için ona jelibon falan alırdım. Onun da bana ilgisi vardı
ama sonra başka okula geçtim ve Etiler sokaklarında onunla
karşılaşmak umuduyla günlerce dolaştım. O yaşlarda otobüse binmeyi
bilmediğimden tüm harçlığımı taksilere yatırdım. Ama göremedim tabi.
Ortaokuldaydım serviste pencereden gördüm bütün gücümle bağırdım,
döndü bana el salladı, bir daha da görüşemedik. Hayatımda hiçbir
zaman bir kıza ilgi duymadım, kadınlar hiçbir zaman ilgimi
çekmedi.19 yaşındayım henüz seks yaşamadım, bol bol öpüşüyorum.
Pişman olacağım bir ilişki yaşamak istemiyorum, özel birisiyle olsun
istiyorum.
İstanbul’un en ünlü
galericilerinden birisi benimle çıkmak için son model cip önerdi
kabul etmedim. Türkiye’de yaşayan, bir pop yıldızıyla çıktım ama
beni duygusal buldu yürümedi. İlişkiler hep tek gecelik. Eşcinsel
olduğumu belli etmemeye çalışıyorum ama geyler anlıyor tabi. Ben bir
kadın değilim eşcinselim, partner olarak çok efemine tipleri
sevmiyorum, maço olsun. Şımarık büyütüldüm, şımarığım tabi’
MURAT
Murat, 25 yaşında, bir spor
hocasına benziyor ama müzik eğitimi almış, bir çok ünlüye back vokal
yapmış. Kollarındaki şişkin kasları süsleyen bir çok dövmesi var.
Yeni bitmiş ilişkisi yüzünden çok üzgün, gözyaşlarını tutamıyor.
‘İnterneti sex amaçlı
kullanıyoruz. Sürekli aldatıldım, her aynaya baktığımda kendimi çöp
gibi hissediyorum. Oysa beraber olduğum erkekler çok yakışıklı ve
karizmatik tiplerdi beni de beğeniyorlardı.
Gey ortamında kimin ne olduğu
belli değil. 9 ay önce gaydarda (internette popüler bir gey tanışma
sitesi) bir profile baktım, bir ay mesajlaştık sonra yüz yüze
görüştük, çok hoşlandım. Her pazartesi arar ‘Hafta sonu ne yaptın
sevgilin var mı?’ diye sorardım. Temmuz’a kadar böyle sürdü sonra iş
için Yunanistan’a gittim messenger’da arkadaşlarla sohbet ederken
on-line oldu. ‘Sana ne kadar düşkün olduğumu biliyor musun’ dedim.
‘Ben çekilmez bir insanım’ dedi. ‘Tanımama fırsat vermedin ki’
dedim. ‘Bu konuları döndüğünde konuşuruz’ dedi. İki-üç hafta sonra
dönecektim, atladım geldim. Çok güzel şeyler yaşadık, daha önce
başkalarıyla yaşamadığımız türden şeyler. Daha önce kimse bana
ihtiyacı olduğunu söylememişti, ayak parmaklarımla oynamamıştı,
‘seni yerim’ diye mesaj atmamıştı…Gecenin ikisinde 40 derece ateşle
yatarken ona ilaç alabilmek için nöbetçi eczane aradım, sabaha kadar
terli fanilalarını değiştirdim. ‘Bana asla
yalan söyleme’ derdi,
söylemedim, hep dürüst oldum, ailemi bile kapsayan kıskançlıklarına
rağmen. Evini taşımasına yardım ettim, 60 kiloluk en az otuz koli
dosya paketledim, taşıdım, yerleştirdim, yeni evindeki devasa cam
masasını, yağlı tost makinesini, dolaplarını temizledim. Ömrümde ilk
defa onun gömleğini ütüledim. Ertesi gün ‘Frekansımız uymuyor’ deyip
beni terk etti. Dolu dolu iki ay yaşadık, biteli de üç ay oldu hala
hazmedemiyorum. Benden önceki sevgilisi onu her gün birisiyle
aldatmış acısını benden çıkardı. Yaş kompleksi vardı, cinsel
kimliğini gizlemek zorunda kalıyordu, psikopat yönleri vardı. Bir
keresinde ablamla bir yere çıktım ve ona haber vermedim diye bana
ceza vermişti beş gün onu görmeme cezası. Çok kötü günler geçirdim,
sadece unutmak istiyorum, her sabah içimde bir acıyla uyanıyorum ve
sadece o günü atlatmayı diliyorum. Ben bir kişiye emek verdim benim
emeğim gitti. İki hafta önce evine eşyalarımı almaya gittim, oturduk
konuştuk. Gaydar’da profilini açmış bile, yeni arayışlarda. (‘Yar
tenine susadım…’diye başlıyor söylemeye, Sezen bestesi falan
sanıyorum meğer kendi bestesiymiş, onun için yazmış.) Gaylife diye
bir şey yok bence, bu bir yaklaşım sadece. Ben bizi üçüncü cins
olarak görüyorum. Bir gün Mustafa Alabora’nın dersinde iki
lezbiyenin seviştiği bir oyun izliyoruz, sınıftan birisi ‘Ben
ereksiyon oldum sapık mıyım şimdi?’ dedi. Alabora’da ‘Oğlum sapıklık
halkın uydurması, sen doğanın gereğini yapmışsın’ dedi. Bu benim
doğam. Çok zor seven, seçici ama sevince de çok seven bir insanım.
Hayatımda kimseden bu kadar etkilenmemiştim. Aşkı çok istiyorum
çünkü bir şeyleri paylaşmak zorundasın, seksi, hayatı… Her gün bir
başkasıyla olmuyor, en kötüsü her seferinde kendini tekrar tanıtmak
zorunda kalmak.
Türkiye’de gey deyince akla Fatih
Ürek geliyor ve insanlar da bütün geyleri nonoş sanıyorlar. Ben gey
olduğumu söylediğimde ‘Yalan söylüyorsun’ diyorlar. Çok popüler bir
sanatçı çıksa söylese insanlar nasıl karşılar bilemiyorum. Ama yavaş
yavaş çıkıyoruz ortaya. Ünlü olsam söyler miydim? Belki önce bir
kliple falan ipuçları verirdim.Bir Galatasaray futbolcusu
menajeriyle basılmıştı hatırlıyorum, taraftarlar ‘Seni olduğun gibi
kabul ediyoruz’ anlamında yazılarla çıkmışlardı maça.
İnsanlar ‘Ben neyim’ sorusuna
cevap bulamayıp bir taraftan çoluk çocuk sahibi oluyor bir taraftan
da gey yaşamını sürdürüyorlar en kötüsü bu bence.
İndigo kavramını duymadım ama
abim ve yengemin bir bebekleri var, eşcinsel bir kardeşe-kayına
sahipler, çocukları gay olsa çok kafaya takmazlar. Gelişmişlikle
alakalı.’
27 Haziran 1999'da "En Önemli
Cinsel Organ, Beyin" başlıklı bir çeviri haber yer aldı. Bu haberde
"ünlü Fransız beyin uzmanı ve seksolog Serge Stoleru, beyinin
insanın en önemi cinsel organı olduğunu belirtiyor." deniliyor.
Haberin ara başlıkları: Seksologlar eşcinselliğin genetik
mi, psikolojik mi olduğu konusunda tartışmalarını sürdürüyorlar.
Xq-28 adı verilen bir eşcinsellik geni keşfedilmiş olmasına rağmen
bulguların bilimsel olmadığı iddia ediliyor.
Yapılan araştırmalar sonucunda
erkeklerin yüzde 4'ü, kadınların ise yüzde 2'sinin eşcinsel olduğu
ortaya konuluyor. Ancak uzmanlar gizli eşcinseller ve biseksüellerle
birlikte bu oranların yüzde 5 ile 10 arasında seyrettiğine
inanıyorlar."
EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ
İlkay Cam, 1971
İstanbul doğumlu. Hayvan Hakları, organik gıda ve spritüel
konularda araştırmalar yapıyor. Matematik ve sinema eğitimi aldı
ikisini de tamamlamadı.
ilkaymoon@yahoo.com
|