|
Ekin
Su
Yabancılaşma
Son günlerde yaşanan ve birebir kendi yaşamımda da deneyimlemek
zorunda kaldığım veya bırakıldığım bir çok olay bu konuya ilişkin
yazı yazmama neden oldu.
Bugün insanoğlu kendi yarattığı
değerlerden gittikçe uzaklaşıyor. Yarattığı dile, sanata, kültüre
ciddi şekilde yabancı kalıyor.Adına üretim denilen bir nesneleştirme
süreci yaşanıyor. İnsanlar bu süreç içinde yaratıcılığını
cisimleştirmekle birlikte kendinden ayrılan, kendi içinde büyük
karmaşalar yaşayan maddi nesneler haline geliyor..Böylesi bir süreç
de yabancılaşmanın hızlanmasına ve yaygınlaşmasına neden
oluyor.Özellikle son zamanlarda onunla yatar ve kalkar olduğumuz,
dilimizden düşürmediğimiz ama tam olarak ne olduğunu, neye
benzediğini bilmediğimiz bir süreç bu. Yabancılaşma süreci.
Nedir yabancılaşma? Nasıl ortaya
çıkıyor? Gelin bu kavram, olgu, süreç veya siz o’na her ne
diyorsanız birlikte kısaca göz atalım.
Yabancılaşma kavramı değişik
açılardan ele alınabilir.İnsanın doğaya, kültüre, sanata, zamana,
dine, siyasete, üretime, topluma, kendine ve insana dair tüm değer
ve olgulara yabancılaşması söz konusudur.
Bir başkası olmak fikriyle
birlikte yabancılaşma kavramını bize Hegel armağan etti.Daha sonra
Marx onu bir başka açıdan ele aldı. Hegel, yabancılaşmayı içsel ve
bilinç olguları düzeyinde işleyerek, sorunun dışsal yanına hiç
değinmedi.Marx ise yabancılaşmayı toplumsal, iktisadi, kültürel
anlamlarda belirterek, onun bilinç düzeyine hiç dokunmadı.Oysaki
yabancılaşma
sorununu;
hem bireysel bilinç, hem de toplumsal bilinç düzeyinde ele almak
gerekir.
Yabancılaşma ansiklopedik olarak
farklı anlamlarla tanımlanmıştır.
-
Güçsüzlük:
İnsanın geleceğini kendisinin değil, dış etkenlerin, yazgının,
şansın ya da kurumların belirlediğini düşünmesi.
-
Anlamsızlık:
Herhangi bir alanda etkinliğin kavranabilirlik ya da tutarlı bir
anlam taşımadığı ya da genel olarak yaşamın amaçsız olduğu
düşüncesi.
-
Kuralsızlık:
Toplumca benimsenmiş davranış kuralarına bağlılık duygusunun
yokluğu ve dolayısıyla davranış sapmalarının, güvensizliğin,
sınırsız bireysel rekabetin yaygınlaşması.
-
Kültürel Yaygınlaşma:
Toplumdaki yerleşik değerlerden kopma duygusu.
-
Toplumdan
Yalıtlanma: Toplumsal
ilişkilerden dışlanma ya da yalnız kalma duygusu.
-
Kendine
Yabancılaşma: İnsanın şu
ya da bu şekilde kendi gerçekliğini kavrayamaması.
Ansiklopedik tanımlamada olduğu
gibi disiplinler arası tanımlamalarda da farklılıklar görülmektedir.
Psikiyatride, normalden
sapma durumudur.İnsanın asla
kaçamayacağı, bir tür İlk Günah gibi doğal kaderi değildir; o
bir hastalıktır.
Yabancılaşma problemi
psiko-epistemolojiktir. İnsanın kendi bilincini nasıl
kullandığıyla ilgilidir.Yabancılaşma
ve kişisel kimlik problemi birbirinden ayrılamaz.Sağlam bir bireysel
kimlik hissinden yoksun olan insanlar, kendilerini yabancılaşmış
hissederler.Çünkü yaşamın temel amacı, var oluşu
sağlayabilmektir.Var oluş ile yokluk ve anlamsızlık arasında sıkışan
birey büyük bir kaos yaşar.Kendisine ve çevresine duyarsız
kalır.Sancı her organizmada alarm sinyalidir, tehlike işaretidir;
özel olarak yabancılaşma sancısı, insana kendisi için gerçek ve
doğru olmayan bir durumun içinde olduğunun sinyalini verir.
Sosyolojide, kişinin kendisine, içinde yaşadığı topluma, doğaya ve
başka insanlara karşı duyduğu yabancılık ve değersizlik hissidir.
Değerlerin yok olması halinde oluşan dejenerasyon onulmaz zararlara
yol açar. Örneğin, Ruter Ford
atomu 1912 yılında keşfettiğinde bunun insanlığa faydalı bir buluş
olacağını düşünmüştü, fakat insanoğlu doğasının dışına çıkarak,
atomu kötü amaçlar doğrultusunda kullandı.Burada önemli olan
değerlerdir. Eğer insanlar hümanist bir anlayışa sahip olsalardı
yani doğasına uygun davransalardı uygarlık tarihinde
"Hiroşima-Nagasaki" yaşanmayacaktı.
Felsefede yabancılaşma, olay – olgu
ve nesnelerin bilinç için yabancı, uzak görünmesi, daha
önceden ilgi duyulan şeylere, değer ilişkisi içinde bulunulan
insanlara karşı kayıtsız kalma, hatta bıkkınlık ya da tiksinti
hissetmedir. Durkheim'ın değimiyle anomidir. Anomi, şu anda
yaşanılan belirsiz, karmaşık ve değerlerinden uzaklaşmış toplum
yapısıdır.Camus'a göre ise; insanların
çevresinde gelişen olaylara seyirci kalması, ne etki ne de tepki
yaratabilmesidir.
Bu dönem içerisinde insanın
üretmesi ve bunun sonucunda da "mülkiyet" kavramının ortaya
çıkmasıyla farklı bir boyut kazanmıştır. Mülkiyet her ne kadar
üretim niteliğini ve niceliğini yukarıya çekse de, özel mülkiyetin
bugün geldiği nokta ne yazık ki insanın kendisiyle beraber içinde
yaşadığı doğayı da yok ettiği gerçeğidir.Mülkiyet için üretimin her
yolu mubah oldu.Çağımızda yabancılaşma özellikle makineleşmiş insan
tipiyle ortaya çıkmaktadır. Bizler "makinelerin düşünmesinden gurur
duyan, insanların düşünmesinden kuşku duyan bireyler" haline geldik.
İnsan ilk kez bütünüyle
insan elinden çıkma nesnelerden oluşan bir dünya yaratmış ve bu
karmaşık düzeni yönetmesi için de karmaşık bir çark (sistem)
kurmuştur. Ne var ki şu anda yarattığı bütün şeyler kendisini aşmış
ve onun üstüne çıkmıştır. Artık; kendisini bir yaratıcı, bir merkez
değil, elleriyle yaptığı bir golem'in (robot,otamat...) kölesi
olarak algılamaya başlamıştır. Dünya genelinde amaç ile araç
birbirine karışmış durumdadır. İnsanlık için üretim anlayışı yok
edilerek, büyük bir tüketim eşiğine girilmiştir. Doğaya ve insanlığa
dair ne varsa üretim adı altında hırs, rant, küreselleşme ve yayılma
politikalarıyla kirletilmektedir.Gerek dünya kaynakları, gerekse
insanlık değerleri çarkın dişlileri arasında hoyratça ezilerek,
tüketilmektedir.Hegemon ülkeler, tekelci medya kuruluşları, nükleer
çalışmalara gaz vermiş bilim dinozorları gözlerini kapatıp
vazifelerine bakmakta; üzerlerinde çeşitli trajikomik oyunlar
kurgulanan ve piyon gibi kullanılanlar ise üç maymunu
oynamaktalar.Üç maymun oynandığı sürece de araç olmaya devam
edilecek, yabancılaşma iliklere kadar işleyecektir.
Peki bu olgu ülkemizde nasıl yer
buldu? Ülkemiz, Anadolu Medeniyetleri üzerine kurulmuştur.Bu
coğrafyada bir çok devlet kurulup yıkılmıştır.Bu nedenle ülke
coğrafyası kozmopolit bir yapıya sahiptir. Yüzyıllarca farklı
kültürler gerek, dillerini, gerek dinlerini, gerek sanatlarını,
gerekse yaşamlarını sürdürerek iç içe yaşamıştır. Dünya genelinde
yaşanan milliyetçilik ve tek ulusçuluk oluşumunun bu coğrafyaya da
yayılmasıyla yabancılaşma süreci başlamıştır.Tek millet, dil ve din
dayatmaları ile Anadolu halkı birbirine düşürülmüş, kendinden farklı
olan her etnik grubu dışlar hale getirilmiştir.Farklılığı inkar ve
yok etme (asimile etme) politikaları ile insanlar paranoid bir halle
gelerek, öz güven ve güven yoksunluğu içinde kalmıştır.Ülkede bir
yandan bu tablo yaşanıyorken bir yandan da yukarda bahsedilen dünya
egemenlerinin üçüncü dünya ülkelerine yönelik sömürüye ve
küreselleşmeye dayalı politikaları yaşatılmaktadır.Yaşanan ekonomik
ve sosyal bunalımlar, modernleşmenin tam olarak gerçekleşememesi,
iletişim araçlarıyla küçülen dünyada diğer kültürlerden ve
toplumlardan etkilenme ve bu etkilenme sonucunda doğan ithal
bunalımlar, kentleşme sorunu, eğitim sorunu, nüfus artışı, işsizlik
sorunu ve özellikle kuşaklar arası çatışmalar gibi sorunlar bir
bütün olarak toplumumuzu olumsuz yönde etkilemektedir.Ne olduğumuz,
ne istediğimiz, neleri niye yaşadığımız bir bilinmez hale
gelmektedir.İşte bütün bu olumsuz şartlar bizlerde topluma karşı
yabancılaşmaya neden olmaktadır.
En ufak bir engelde morali
bozulan, yaşamdan zevk alamayan, yaptıklarına ve yapılanlara
inanmayan insanlarla dolu ülkemiz.. Sadece hayatta olmanın bile
büyük bir mutluluk kaynağı olması gerekirken yaşam, sıkıntılı,
tekdüze ve mutsuz gelmeye başladı bizlere.Değersizlik, yararsızlık,
iletişimsizlik, kendi yetilerine ve potansiyellerine güvensizlik ve
amaçsızlık aldı başını yürüdü.Toplumsal olarak yabancılaştığımız
gibi, cinnet durumuna da geldik.Rahatlıkla işlenen cinayetler,
uygulanan şiddetler, aşağılamalar ve gasplar günlük yaşamın bir
parçası oldu.
Bir tarafta üretmeyen,
paylaşmayan var oluşunu gerçekleştiremeyen üniversite mezunu işsiz
gençlerle dolu iken kahvehaneler -ruhsuz, vurdumduymaz, yaşayan genç
ölüler-; bir tarafta da kendini gündelik yaşamın akışına kaptırmış,
nereden geldiği ve nereye gideceği hakkında bilgisiz ve ilgisiz,
işinden ve hayatından memnun olmayan güya mesleğini eline almış
politikacılar,sağlıkçılar,eğitimciler, sanatçılar, zanaatkarlarla
dolu iş alanları.Sanki herkes için hayatın içi boşaltılmış
gibi.Yaptığı işi sevmemek ama bir o kadar da doğru ve iyi yapmak...
”Yabancılaşma” diyorlar bunun adına...Yalnızca işte mi?..Evlilikte,
arkadaşlıkta, dostlukta, annelikte, babalıkta, evlatlıkta yani
yaşamın her konumunda, her durumunda yabancılaşma.....
Ev halkı hipnoz olur vaziyette
saatlerce insan ürünü olan kutunun (TV) başında vakit geçiriyor.
Başkalarının düşüncelerini, duygularını, hikayelerini,
güzelliklerini, başarılarını, hedeflerini, gelirlerini, ünlerini
alarak; kendilerine ait olanları yok ediyor.Tıpkı büyü dükkanı
gibi.Realiteden yoksun sanal kazanımlar ve özdeşimler
sağlanıyor.Eşler, “sen kimsin, ben kiminle yaşıyorum” der gibi
bakıyor birbirine. Boşanma oranları hızla artıyor.Ne istediğini
bilmeyen mutsuz çiftler, gerekçelendiremedikleri “yapamıyorum,
yürümüyor”larla evliliklerine son veriyor. Çocuklar ve gençler
internet ve teknolojinin esiri olmuş durumda.Bilinçsiz ve amaçsızca
rüzgara (sisteme) bırakıyorlar kendilerini.Dostluklar anlamsızlıklar
içinde tüketildikçe tüketiliyor.
Eylemin bittiği yerde anlamda
biter. Sağlıklı bir üretim olmadığı, amacın doğayı bozmadan insan
hayatının kalitesini arttırılması yönünde kullanılmadığı,
golem’lerin esaretinden çıkılmadığı, kitlesel bilinç ve bir duruş
sağlanmadığı sürece yabancılaşma hastalığı kanser gibi her yerimize
sirayet edecek ve insanlığı bitirecektir. Gerek ulusal, gerekse
uluslar arası sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi, sanat, bilim,
felsefe, edebiyat, ekonomi, din ve siyaset disiplinleri arası
bütünleşme sağlanarak insanlık ve doğa yararına çalışmaların
yapılması gerekmektedir.Bunun için her ülkenin, kurum ve kuruluşun
olduğu gibi her bireyin de üretime katılması, varlığını göstermesi,
tepkisini ve katkısını sunması yararlı olacaktır.“Bana dokunmayan
yılan bin yıl yaşasın” vurdumduymazlığın ve tembelliğinin değil;
kelebek etkisinin felsefe edilmesi atalet duygusunu ve yenilgiyi
daha baştan kabul etmiş, demoralize ruh halini sonlandıracaktır.Ölüm
yatağındayken bile yaşama sımsıkı sarılmayı sağlayan bir motivasyon
kazanımı irrasyonel düşünce yerine rasyonel düşünce ile
sağlanabilir.Ortak bilinç, amaç, kültür ve ruhun yaratılması ile
sorumluluğun gelişmesi, geçmişin, şimdinin ve geleceğin bilincinde,
bireysel irade ile var olacaktır.
Topluma aidiyet ve iyelik
duygusu yabancılaşmanın önüne geçilmesinde şarttır.Kişinin içinde
bulunduğu topluma, kendini ait hissedebilmesi için özne olarak yer
alması, üretmesi gerekir.İnsanlar için önemli olmak,özen
gösterilmek, sevilmek, beğenilmek,saygı görülmek ve takdir edilmek
temel psikolojik ihtiyaçlardır.Psikolojik ihtiyaçlar
giderilmediğinde mutsuzluk ve var oluş eksik hissedilir.Bu
ihtiyaçlar etkileşimle olur. Yani karşılıklıdır. Kişi verdiği sürece
alır. Bu döngü bebekler de bile geçerlidir.Ağlamayan bebeğe meme
verilmez hesabı.Seviyormuş gibi, beğeniyormuş gibi, memnunmuş gibi,
mutluymuş gibi yani “mış”
larla değil gerçeklerle hareket edilmesi yaşamı tiyatro sahnesi
olmaktan çıkaracak;psikolojik oyunlardan, dramatizelerden, duygu
sömürülerinden, duyarsızlıklardan, ikincil kazançlardan uzak
tutacaktır.Samimi, gerçek ve yalın yaşamı sağlayacaktır.
Çevreye, insanlara, dünyaya,
doğaya karşı duyarlı olmakla başlar her şey.Bunun içinde okumanın,
araştırmanın, incelemenin, tartışmanın, görüş bildirmenin, tepki
göstermenin, katkı sunmanın, saygı duymanın, sevmenin ve değer
vermenin payı büyüktür.Yabancılaşma döngüsünün içinde yer almamak,
savrulmamak için önce kendimizde çevirmeliyiz yüzümüzü.Sonra
sevdiklerimize ve yakın çevremize ve sonra şehrimize ve ülkemize ve
peşinden de dünyaya “BURDAYIZ” demeliyiz.Sevgi demeliyiz,
paylaşım ve dostluk demeliyiz, insanlık, gelecek ve umut demeliyiz.
Emin olun halka büyüyecektir.Çünkü bizim gibi milyonlarca insan var
ve hepsi seslenmeye – uzatılan eli tutmaya hazır.Aslolan kendimizi
tanımamız, insani değerlere sahip çıkmamız, kendimize ve topluma
karşı saygı ve sevgi ile yaklaşarak bütünlük duygusunu yaymamızdır.

|
Yabancılaşma kelimesi ile
türeyen diğer kelimeler bize bu kavram ile ilgili daha kısa ve
öz bilgi vermektedir:
Yabancılaşma
yaban
yabancı
yamalı
yabanıl
Yanlı yalan
yanma yaşlı
Yaman yanlış yaşlanma
yalama
yanaşma Yaşam yanılma
yama |
|