Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Haber: Ekin Su

Bu Çocuklar Bizim! 

Farklı gelişen çocuklar için özel ve resmi tüm ilköğretim okullarında planlanan ve belirli bir formata oturtula(maya)n, uzun zamandan beridir uygulana(maya)n bir eğitim programıdır “KAYNA(ŞTIR)MA PROGRAMI”

Programın amacı; farklı gelişen çocukların (otistik, işitme-görme-ortopedik-zihinsel yetersizliği olan, özel öğrenme güçlüğü yaşayan, hiperaktif ve epileptik vb. çocuklar) akranlarıyla birlikte eğitim alarak, eğitim sürecini uyum kapsamında tamamlayıp yaşamlarında gerekli olan bilgi ve becerileri kazanmalarıdır. Yani gelecek yaşamlarında toplumda bir yer edinebilmeleri amaçlanmaktadır. Genel olarak bakıldığında doğru bir amaç olarak görülmektedir. Ama özel eğitim gerektiren bu çocukların yapılandırılmamış, bilinçlendirilmemiş ve yeterliliği sağlanmamış okul ortamlarında sadece toplumsallaştırma çabası yeterli değildir. Bu biraz eğitimin en genel amacı olan tek tip ve devlete yarar sağlayan birey yetiştirmeye varıyor. Öyle ki her defasında psikoloji ve eğitim disiplinlerinde üstüne basıla basıla her birey biriciktir, özel ve önemlidir söylemine çok ters düşmektedir. Çünkü bu çocuklar tek ve biricikliliği gerçek anlamıyla taşımaktadırlar. Ama biz onları kazanacağız, atıl durumdan kurtaracağız diye sistem silindirinden geçirmeye çalışıyor; bunun için çok ciddi ve geniş çaplı programlar geliştiriyoruz. Bir toplumsallaştırma furyasıdır gidiyor. Neyi, niye toplumsallaştırıyoruz? Toplumsallaştırılmadan ne kastediliyor? Hangi toplumu çoğaltma telaşındayız?

Mafyalaşan, duyarsızlaşan, cinnet eşiğine gelen, iletişim kirliliğine uğrayan, kültür ve amaç erozyonu yaşayan toplumu mu? Sorgulamayan, okumayan, paylaşmayan, mutlu ve memnun olmayan, yaşam amacı belirleyemeyen, sömürü üzerine kurulan ve makine ürünü çıkaran toplumu mu? Oysa ki farklı gelişenler tüm saydığımız şeylerin dışındalar, yani toplum dediğimizin. Ya onların yaşadıkları normal ve doğruysa? Ya biz çoğunluk yanılıyorsak? Ya onlara bizim engel olarak gördüğümüz yetiler alınarak, fark edemediğimiz ve salt insanlık değerleri verilmişse? Ya biz yok etme güdüsü içinde bunları yerle bir ediyorsak? Ya eğitmek adı altında boylarını eğiyorsak. Bu durumda amacı genelden alıp özele indirgediğimizde doğru bir şey olmadığı ortaya çıkacaktır.

 

Öğretmenler özel eğitim alanında yetersiz

Programın amacında olduğu gibi uygulamalarında da birçok eksiklik bulunuyor. Farklı gelişen öğrencilerin eğitimi için ortamın ayarlanması, donanımın sağlanması, eğitimcilerin eğitilmesi, toplumun bu konuda bilgilendirilmesi, özel eğitim programlarının hazırlanması ve okullarda özel eğitim uzmanlarının istihdam edilmesi gerekiyor. Uygulama alanında sayılanlardan hemen hemen hiçbiri mevcut değil. Kaynaştırma eğitimine alınan öğrencilerin bulunduğu sınıf mevcutlarının, otuzun üzerine çıkmaması gerekiyor, ama gerçek öyle değil. İstanbul da dâhil, ülkenin pek çok şehrindeki okullarda sınıf mevcutları kırkın altına inmiyor. Aynı yetersizliğe sahip öğrenciden bir sınıfta ikiden fazla öğrencinin olmaması gerekiyor. Ama gerçek yine öyle değil. Bu çocukların eğitimi için özel hazırlanmış araç–gereçlerin ve sınıf düzeninin sağlanması gerekiyor. Ama okullarda yeterli araç-gereç olmadığı gibi sınıf düzeni de onlara göre ayarlanamıyor. Bu çocukların, okulların dışında özel eğitim alanındaki kurumlarca da desteklenmesi, destek eğitim için düzenli olarak bu kurumlara yönlendirilmesi gerekiyor. Ama bunu devletin ücretsiz bir hizmet şeklinde sağlaması gerekiyor. Özel eğitim alanında öğretmenlerin yeterliliğinin arttırılması gerekiyor. Çünkü öğretmenlerin bu çocuklara “Özel Eğitim Programları”  hazırlayarak uygulaması söz konusu. Ama öğretmenler, özel eğitim alanında yetersiz olduklarından programlar el yordamıyla hazırlanıyor ve uygulama aşamasına bile geçilemiyor. Yani hazırlanan programlar, sözde ve müfettiş korkusu ile hazırlanan zorunlu programlar oluyor sadece. Toplumun farklı gelişenler konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi şart. Bu konuda da bir şey yapılmıyor.

 

“Raporlu” damgasıyla sınıfın bir köşesine itiliyorlar

Okullarda eğitim gören kaynaştırma öğrencileri, RAPORLU öğrencilerdir. Bu raporlar ilgili kurumlarca (hastane, RAM, klinik gibi) yapılan çeşitli çalışma ve tetkikler sonucu hazırlanır. Raporlarda öğrencilere tanılar konur. Raporların gizliliği esastır. Ama raporlu oldukları herkesçe bir şekilde bilinir ve onlara öğretmenler, öğrenciler, idareciler ve hatta veliler tarafından halk usulüyle raporlu muamelesi yapılır. Çocuklar kendilerine verilen rapordan ve tanıdan bihaber insanların kendilerine neden tuhaf davrandıklarına anlam veremezler. Kapasiteleri ölçüldüğünden ve bir yargıya varıldığından onlardan pek bir şey beklenmez. Onlar milatlarını doldurana kadar sınıfın ve toplumun bir köşesine itilirler. Ama göz önünde de olacak şekilde.

 

Öğretmenler ne yapacaklarını bilemiyorlar

Öğretmenleri onlardan ümidi çoktan kesmiştir. Müfredatın bir yerine koyamazlar. Hazırladıkları programın da ne olduğunu bilemediklerinden onların sessizce sınıflarını geçerek bir sorun yaratmamalarını beklerler. Ama bilirler ki onlar hep oradadırlar. Kabul edilme, göze girme isteği ile kendilerine bakarlar. Bu öğretmenler için çok güç bir şeydir. Hem görmezden gelmek hem de varlığın ağırlığını hissetmek. Onlarla ne yapacaklarını bilemezler. Bazen koruyucu melekleri olur, bazen sabır sınırları taşar. Bazen idealist olur sihirli deyneğe sarılır, bazen onarılamaz zararlar verirler. Ne yapsalar normale dönüştüremez veya yok edemezler. Bu öğrenciler onların kamburları gibidir.

Sınıf ve okuldaki normal kategoriye giren öğrencilerin durumu da öğretmenlerinden pek farklı değildir. Biz insanlar model yolu ile öğreniyor ve toplumsallaşıyoruz. Raporlu olmanın ne olduğunu tam bilmeseler bile büyüklerinden yarım yamalak bir şeyler duymuşlardır. Bu arkadaşlarına nasıl davranacaklarını kestiremezler. Kafaları karışıktır. Onlar da bazen kabul edici, hiçbir yetileri yokmuş gibi ebeveynlerden daha koruyucu, bazen de (çoğunlukla olan) dışlayıcı bir tavırla yaklaşırlar raporlu arkadaşlarına. Bilinmeli ki çocukların kendi aralarında çok keskin ve ürkütücü kuralları vardır. Çocukların kendi aralarındaki ilişkilerde daha acımasız bir ceza sistemi işlemektedir. Onların olabilirlikleri pek yoktur. Böylesi bir durumda, farklı gelişen çocuklarla, kaynaşılması beklenen akranları tarafından alay edilir, küçük düşürülür, yerle bir edilirler. Kişilik gelişimi ve toplusallaşma hak getire...

 

Toplum, bilinçlenmekten kuş gribinden sakınır gibi kaçıyor

Gelelim sevgili toplumumuza. Toplum bu konuda gerçekten belirli bir bilince ulaşamamıştır. Sağ olsun medya suya sabuna dokunmuyor. Lüzumsuz ve insanları uyuşturacak ne varsa sunarak tahtını güçlendiriyor. İnsanlar bilinçlenmekten, kuş gribinden sakınır gibi kaçıyor. Ancak başına olumsuz bir yaşantı gelince araştırma öğrenme gereği duyuyor. Okullardaki farklı gelişen öğrenciler, onlar için bir ibret tablosu sanki. Çok şükür ki kendi çocukları öyle değil. İşte bu tablo bazında histerik bir acıma duygusu sergilenir. İğrenirler, çocuk olsun yetişkin olsun bu tarz kişilerin kendi aralarında olmasından rahatsızlık duyarlar. Onlara göre kapalı ve özel yerlerde tutulmaları gerekir. Allah korusun ya kendilerine veya çocuklarına bir zarar verirlerse... Sonra bunun hesabını kim verir. Ne de olsa özürlü...

İşte böyle traji komik bir memleket manzarası, hem de akademik. Eğer toplum diyorsak, biz diyorsak öncelikle bu çocukları kabul etmeliyiz. Burada koşulsuz kabulden de bahsetmiyorum. Onları tüm farklılıkları ile  -ki herkes birbirinden farklıdır, neye/kime göre farklılık?– görmeli, bir bütün olarak kabul etmeliyiz. Onları sevmeliyiz. Onlar bizim bir parçamız. Uzayın boşluğundan topraklarımıza düşen belirsiz nesneler değiller. Onlar var ve var olacaklar. Amacımız kusursuz bir ulus yaratmak olmamalı.

Şairin dediği gibi, “Dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey...”.

Bu çocuklar bizim yok etmeyelim!

HABERLER

 

 

Feminizmden Korkmayın


"Kazanma Gücü" ile Kadın Erkek Eşitliği


Sözün Bittiği Yerde


Dolunay ve Gündeme Dair Bilinç Akışı


“Benim bilmeyi istediğim şeyi bana öğrettiğine emin misin?”


Bu Çocuklar Bizim!


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Eğitim


Kulak Çınlaması Yaşaması Olumsuz Etkiliyor


Kadınlık Halleri Erkeklik Durumları


Sussan Deyhim

Doğu'dan Batı'ya Uzanan Bir Ses


Maya Takvimi kitabının yazarı Johan Calleman İstanbul’da


Dr.Eric Pearl Yeniden Türkiye'de


Ben Dilekler Üssüymüşüm...

 

KÖŞE YAZARLARI

Haluk Tunç İlker

Ararsak, Gözbebeklerimizin İçindeki Pi Değerini Bulabiliriz


Rüya Yüksel

Net ve açık olmayan iletişimde her zaman yanlış anlaşılmalar söz konusudur 


Beyaz Özbalçık

Rehber Çocuklar


Funda Umut Pakkal

Müziğin Sihri


Uzay Gökerman

Kar Zamanında Yalnızlaşabilmek...


Burak Kaan Kızılkan

Rehberler ve Farkındalığın Huzuru


Beyaz Özbalçık

Ayna Ayna Söyle Bana


Meltem Bingöl


Gürhan Faik Yeğit


Banu Kangal


Uzay Gökerman

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00