|
Yazar: Doruk Oğuz
Yeni
Nesil Gençlerin İçsel Sorunları
Günümüzde ortalıkta
acaip bir gençlik var. Bir genç olarak rahatça içeriden gözlem yapabildiğim
için bu "acaip" tanımını da kolaylıkla kullanabiliyorum.
Bu gençlikten dehalar, "olağanüstü
çocuklar" eski nesillere nazaran daha çok çıkabildiği gibi, inanılmaz bir
bağnazlıkla körü körüne kaosa koşanlar da çıkabiliyor. Her türlü
bağnazlıktan bahsedebiliriz. Bilindiği üzere şimdilerde karanlık odakların
katil maşaları da aynı kuşaktan seçilmektedir.
Benim aslında titizlikle bahsetmek
istediğim daha kimliklerini kazanmaya çabalayan ergenler ve çocuklar iken
önceki kuşakları, ağabeyleri, ablaları, anne babaları tarafından, “apolitize
edilmiş Özal sonrası kayıp nesil” damgası vurulmuş 80 sonrası yurdum
kuşağıdır.
Bazıları artık genç yetişkinler oldular,
bazıları daha yeni bluğa ermekteler. Genellikle çoğunun kimi zaman gayet
aşikar, kimi zaman da derinlere saklanmış içsel problemleri, çözemedikleri
karmaşıklıkları var. Aslında bu o kuşağın taşımakta olduğu potansiyeli büyük
ölçüde zedelemektedir.
Peki nedir bu içsel karmaşanın sebebi?
Sorunların kökü nerededir?
Çoğunluğu hastalıklı ailelere doğdular.
Aile içi duygusal sömürü, karşılıklı bağımlılıklara müsait bir geleneksel
yapı, kin ve tutkuya varan duygusal bağlarla aileye bağlanmak ülkenin
genelinde görülüyor. Özellikle ülkemizde anne ile oğul arasındaki bağ
efsanevi düzeydedir. Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra bile anne
sözünden çıkmamak adına annesinin minik oğlunu oynamaya kalkan 30 yaş üstü
pek çok erkek örnek gösterilebilir. Ancak 80 sonrası nesilde bu biraz daha
karmaşık bir hal aldı. Çocuklar, gençler aileden uzaklaşmak niyetiyle kalın
duvarlar ördüler. Şimdilerde ne aileleri onları, ne de onlar ailelerini
anlayabiliyorlar.
Şimdi bu gençlerin içsel sorunlarını ana başlıklar altında incelemeye
çalışalım:
• Sabırsızlık – Tahammülsüzlük:
Çocukluklarından beri taşıdıkları yüksek enerjiyi kanalize edecek bir alan
bulamadıkları için hem dikkat dağılması, hem yoğunlaşamama hem de
hiperaktivite gibi sorunlar görülmektedir. Bir noktadan sonra kendilerini
gerçekten de dikkatini toparlayamayan biriymiş gibi kabul
edip bu hallerine
teslim oluyorlar ve onların gelişimini büyük ölçüde yavaşlatıyor. D iğer
yandan bu hallerini kabullenmek, sabırsızlıklarını ve tahammülsüzlüklerini
yenmelerini sağlamıyor. Bu da hiçbir konuda bilgi sahibi olamayıp sadece
fikir sahibi olmalarıyla sonuçlanıyor. Halbuki kalplerinde yatan asıl ilgi
alanını bulmaya çalışsalar o ilgi alanının konusu her neyse o konuda otorite
olabilecek potansiyele sahipler. Sonuç olarak hemen hemen hepsi yanlış
yönlendirilme sonucu yüreklerinde yatan işlerden uzaktalar. Lise ve
üniversitede eğitim görenleri ise daha zorlu sınavlardan geçiyorlar. Zira
eğitim sisteminin çalışmadığını, dibe vurduğunu herkes anladı ancak
değişmesi yönünde büyük adımlar atılmıyor.
• Güvensizlik – Sevgisizlik:
Doğdukları andan itibaren karşılıklı sahiplenme, ele geçirme, güç savaşları
gibi duygusal istismara maruz kaldılar. Çünkü bütün dünyanın hali buydu.
Anne ve babalarının sevgisini kazanmak için olmadıkları kişileri oynamaya
kalktılar. Bu da onları bin bir maskeli oyunculara çevirdi. O maskelerin
arasında hangisinin gerçekten kendileri olduğunu unuttular. Kendilerini
unutmaları, pişmanlığa ve güvensizliğe yol açtı. Şimdilerde, kendileri de
ebeveynlerinden gördükleri ilişki biçiminin belki de en yoz halini
yaşıyorlar. Sevginin “sahip olmak”
olduğunu düşünen büyük bir kesim var.
Kontrolü elinde bulundurmanın sevgi olduğuna inananlar var. Aslına en büyük
gerçek bu gençlerin sevgiye hasret olduğudur. Muazzam bir sevgisizlik için
çürümekteler. Her birinin acilen anlaması gereken “kendini sevmektir”.
Günümüzde kimsenin kendinden başka üstadı, sevgilisi yok. Kimsenin kimseye
şefkat gösterecek hali yok. 80 sonrası ne idüğü belirsiz bizim kuşağımız
eğer huzura ve mutluluğa ulaşmak istiyorsa öncelikle kendini kabullenip,
kendini sevmelidir. Hakiki insan olabilmenin tek kıstası şefkattir. Şefkat
koşulsuz sevgidir. Kendimizi sevmek için bir koşula ihtiyacımız olmamalı.
Hakiki ilişkiler, eşlerin birbirini daimi olarak desteklediği ve saydığı
ilişkilerdir. Bu ilişkiyi yaşayabilmek için tarafların öz sevgiyi, öz
saygıyı yaşıyor olması gerekiyor.
• Zihinsellik – Ego: 80 sonrası
kayıp kuşak muazzam zekidir. Kıvrak zekaları çoğunluğa okulda hocaları
tarafından “çok zeki ama çalışmıyor, çok zeki ama çok konuşuyor,
arkadaşlarını rahatsız ediyor” denmesine yol açmıştır. Akılcılık üzerine
kurulu eğitim sistemi bu neslin de öncekiler gibi aklını geliştirmesine
(veya öyle sanmasına) ancak kalbini köreltmesine neden olmuştur. Halbuki
içlerinde sağ beyin ve EQ yönelimli büyük bir kesim vardır. Ancak hepsi
analitik sol beyin hükümranlığındaki eğitim sisteminde yoğrularak kocaman
egolar oluşturmuşlardır. Bütün sahiplenme içgüdülerinin ve hatta bütün
sorunlarının kaynağı da egodadır. Çünkü ego bir yansıtmadır. Ego kişinin
kendini başkalarından bilerek oluşturduğu bir kabuktur. İlk başta anneden,
babadan veya onların yerine geçmiş kimselerden duyarak oluşmuş egonun
insanın gerçek mahiyetini bilmesini sağlamasını bekleyemeyiz. Çünkü ego hep
başkalarının kendisi hakkındaki görüşlerinden oluşur ve insanı başkalarından
kendi hakkında görüş almaya iter. Dolayısıyla tam bir bireysel
bağımsızlıktan sözetmiş olamayız. Karşılıklı bağımlılıklar üzerine kurulu
ilişkilerde de bir süre sonra içiçe girip karışan enerjiler kişileri deprese
etmektedir. Bu sorunun çözümü “kalple düşünüp, akılla
hissetmekten” geçer.
Kalp ne yücedir, onda bütün cevaplar mevcuttur. Özellikle de egonun çözülümü
ve öz’ün açığa çıkışı...
Gençliğimizin umursamaz, vurdumduymaz
yapısı önceki kuşaklara ders olsun. Önceki kuşakların yaratageldiği dünya
bizim nesilde böyle patladı işte. Bizim neslimiz ise artık kendine çekidüzen
versin ve sahip olduğu ruhsal mirasa uyansın. İçlerinde hissettikleri ama
tanımlayamadıkları kadim bilgilere erişsinler. Unutmayın anahtarların
anahtarı “kabul ve teslimiyettir”. Direnç duvar örer. Kabul ve teslimiyet
duvarları yıkar. Akışı sağlar. Devinimi sağlar. Devinim zenginliktir.
Bizler ne önceki kuşaklar gibi pasifize
olmaya ne de birtakım ideolojilerin köleleri olmaya geldik. Bizler insanın
tam özgürleşmesine yardımcı olmaya geldik. Bizler özgürleşmeye geldik. Sahip
olduğumuz araçlar artmakta ve bize yardım etmektedir.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Doruk Oğuz
1986, İstanbul doğumlu. Saint Joseph Lisesi mezunu. 2005 yılında
İstanbul Üniversitesi Antropoloji bölümünde eğitim görmeye
başladı.
Detaylı Bilgi
|