Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Doruk Oğuz

Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları

Günümüzde ortalıkta acaip bir gençlik var. Bir genç olarak rahatça içeriden gözlem yapabildiğim için bu "acaip" tanımını da kolaylıkla kullanabiliyorum.

Bu gençlikten dehalar, "olağanüstü çocuklar" eski nesillere nazaran daha çok çıkabildiği gibi, inanılmaz bir bağnazlıkla körü körüne kaosa koşanlar da çıkabiliyor. Her türlü bağnazlıktan bahsedebiliriz. Bilindiği üzere şimdilerde karanlık odakların katil maşaları da aynı kuşaktan seçilmektedir.

Benim aslında titizlikle bahsetmek istediğim daha kimliklerini kazanmaya çabalayan ergenler ve çocuklar iken önceki kuşakları, ağabeyleri, ablaları, anne babaları tarafından, “apolitize edilmiş Özal sonrası kayıp nesil” damgası vurulmuş 80 sonrası yurdum kuşağıdır. 

Bazıları artık genç yetişkinler oldular, bazıları daha yeni bluğa ermekteler. Genellikle çoğunun kimi zaman gayet aşikar, kimi zaman da derinlere saklanmış içsel problemleri, çözemedikleri karmaşıklıkları var. Aslında bu o kuşağın taşımakta olduğu potansiyeli büyük ölçüde zedelemektedir.

Peki nedir bu içsel karmaşanın sebebi? Sorunların kökü nerededir?

Çoğunluğu hastalıklı ailelere doğdular. Aile içi duygusal sömürü, karşılıklı bağımlılıklara müsait bir geleneksel yapı, kin ve tutkuya varan duygusal bağlarla aileye bağlanmak ülkenin genelinde görülüyor. Özellikle ülkemizde anne ile oğul arasındaki bağ efsanevi düzeydedir. Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra bile anne sözünden çıkmamak adına annesinin minik oğlunu oynamaya kalkan 30 yaş üstü pek çok erkek örnek gösterilebilir. Ancak 80 sonrası nesilde bu biraz daha karmaşık bir hal aldı. Çocuklar, gençler aileden uzaklaşmak niyetiyle kalın duvarlar ördüler. Şimdilerde ne aileleri onları, ne de onlar ailelerini anlayabiliyorlar.
Şimdi bu gençlerin içsel sorunlarını ana başlıklar altında incelemeye çalışalım: 

• Sabırsızlık – Tahammülsüzlük: Çocukluklarından beri taşıdıkları yüksek enerjiyi kanalize edecek bir alan bulamadıkları için hem dikkat dağılması, hem yoğunlaşamama hem de hiperaktivite gibi sorunlar görülmektedir. Bir noktadan sonra kendilerini gerçekten de dikkatini toparlayamayan biriymiş gibi kabul edip bu hallerine teslim oluyorlar ve onların gelişimini büyük ölçüde yavaşlatıyor. Diğer yandan bu hallerini kabullenmek, sabırsızlıklarını ve tahammülsüzlüklerini yenmelerini sağlamıyor. Bu da hiçbir konuda bilgi sahibi olamayıp sadece fikir sahibi olmalarıyla sonuçlanıyor. Halbuki kalplerinde yatan asıl ilgi alanını bulmaya çalışsalar o ilgi alanının konusu her neyse o konuda otorite olabilecek potansiyele sahipler. Sonuç olarak hemen hemen hepsi yanlış yönlendirilme sonucu yüreklerinde yatan işlerden uzaktalar. Lise ve üniversitede eğitim görenleri ise daha zorlu sınavlardan geçiyorlar. Zira eğitim sisteminin çalışmadığını, dibe vurduğunu herkes anladı ancak değişmesi yönünde büyük adımlar atılmıyor.  

• Güvensizlik – Sevgisizlik: Doğdukları andan itibaren karşılıklı sahiplenme, ele geçirme, güç savaşları gibi duygusal istismara maruz kaldılar. Çünkü bütün dünyanın hali buydu. Anne ve babalarının sevgisini kazanmak için olmadıkları kişileri oynamaya kalktılar. Bu da onları bin bir maskeli oyunculara çevirdi. O maskelerin arasında hangisinin gerçekten kendileri olduğunu unuttular. Kendilerini unutmaları, pişmanlığa ve güvensizliğe yol açtı. Şimdilerde, kendileri de ebeveynlerinden gördükleri ilişki biçiminin belki de en yoz halini yaşıyorlar. Sevginin “sahip olmak” olduğunu düşünen büyük bir kesim var. Kontrolü elinde bulundurmanın sevgi olduğuna inananlar var. Aslına en büyük gerçek bu gençlerin sevgiye hasret olduğudur. Muazzam bir sevgisizlik için çürümekteler. Her birinin acilen anlaması gereken “kendini sevmektir”. Günümüzde kimsenin kendinden başka üstadı, sevgilisi yok. Kimsenin kimseye şefkat gösterecek hali yok. 80 sonrası ne idüğü belirsiz bizim kuşağımız eğer huzura ve mutluluğa ulaşmak istiyorsa öncelikle kendini kabullenip, kendini sevmelidir. Hakiki insan olabilmenin tek kıstası şefkattir. Şefkat koşulsuz sevgidir. Kendimizi sevmek için bir koşula ihtiyacımız olmamalı.  Hakiki ilişkiler, eşlerin birbirini daimi olarak desteklediği ve saydığı ilişkilerdir. Bu ilişkiyi yaşayabilmek için tarafların öz sevgiyi, öz saygıyı yaşıyor olması gerekiyor. 

• Zihinsellik – Ego: 80 sonrası kayıp kuşak muazzam zekidir. Kıvrak zekaları çoğunluğa okulda hocaları tarafından “çok zeki ama çalışmıyor, çok zeki ama çok konuşuyor, arkadaşlarını rahatsız ediyor” denmesine yol açmıştır. Akılcılık üzerine kurulu eğitim sistemi bu neslin de öncekiler gibi aklını geliştirmesine (veya öyle sanmasına) ancak kalbini köreltmesine neden olmuştur. Halbuki içlerinde sağ beyin ve EQ yönelimli büyük bir kesim vardır. Ancak hepsi analitik sol beyin hükümranlığındaki eğitim sisteminde yoğrularak kocaman egolar oluşturmuşlardır. Bütün sahiplenme içgüdülerinin ve hatta bütün sorunlarının kaynağı da egodadır. Çünkü ego bir yansıtmadır. Ego kişinin kendini başkalarından bilerek oluşturduğu bir kabuktur. İlk başta anneden, babadan veya onların yerine geçmiş kimselerden duyarak oluşmuş egonun insanın gerçek mahiyetini bilmesini sağlamasını bekleyemeyiz. Çünkü ego hep başkalarının kendisi hakkındaki görüşlerinden oluşur ve insanı başkalarından kendi hakkında görüş almaya iter. Dolayısıyla tam bir bireysel bağımsızlıktan sözetmiş olamayız. Karşılıklı bağımlılıklar üzerine kurulu ilişkilerde de bir süre sonra içiçe girip karışan enerjiler kişileri deprese etmektedir. Bu sorunun çözümü “kalple düşünüp, akılla hissetmekten” geçer. Kalp ne yücedir, onda bütün cevaplar mevcuttur. Özellikle de egonun çözülümü ve öz’ün açığa çıkışı...

Gençliğimizin umursamaz, vurdumduymaz yapısı önceki kuşaklara ders olsun. Önceki kuşakların yaratageldiği dünya bizim nesilde böyle patladı işte. Bizim neslimiz ise artık kendine çekidüzen versin ve sahip olduğu ruhsal mirasa uyansın. İçlerinde hissettikleri ama tanımlayamadıkları kadim bilgilere erişsinler. Unutmayın anahtarların anahtarı “kabul ve teslimiyettir”. Direnç duvar örer. Kabul ve teslimiyet duvarları yıkar. Akışı sağlar. Devinimi sağlar. Devinim zenginliktir.

Bizler ne önceki kuşaklar gibi pasifize olmaya ne de birtakım ideolojilerin köleleri olmaya geldik. Bizler insanın tam özgürleşmesine yardımcı olmaya geldik. Bizler özgürleşmeye geldik. Sahip olduğumuz araçlar artmakta ve bize yardım etmektedir. 


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Doruk Oğuz 1986, İstanbul doğumlu. Saint Joseph Lisesi mezunu. 2005 yılında İstanbul Üniversitesi Antropoloji bölümünde eğitim görmeye başladı.

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 19:20