Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Dora Mengüç

Sanal Agoralar ve Dekancığım

Artık sanal agoralar var... İnsanlar evlerinde, iş yerlerinde, hatta high quality ve üstün dıttırıt özelliğine sahip cep telefonlarında bile zamanlarının önemli kısmını “haberleşme” kisvesi altında “yazışmaya” ayırıyor. Telefondan daha ucuz, yüz yüze görüşmekten çok daha pratik (!) ve insani çekinceleri hasır altı etmekte de bir o kadar elverişli yeni bir dil, yeni bir iletişim aracı bu adeta. Ellerinden, dillerinden, gözlerinden ve beyinlerinden düşür(e)medikleri... Yeni olmasına karşın bir o kadar da yaygın, kullanım oranı yüksek ve bir yazılım programı olmasının  çok ötesinde başlı başına sorgulanması gereken bir kavram belki de.

Internet vasıtasıyla hayatımıza çoktan demir atmış olan chat dedikleri bu meretin üzerine kıyasıya yorumlar yapılması mümkündür elbette. Yeni neslin ifade biçimi, bazen özde, bazen sözde sosyalleşme aracı... Herkes için söylemiyorum elbette .. Ama “bazıları” için salt  Türkiye sınırları dahilinde değil, all over the world ekseninde de kur yapmak için bulunmaz bir nimet yaaani! Mırch ile başlayan chat çılgınlığı (Evet, ilk başlarda gerçekten çılgınlık olarak addedilebilirdi, zira telgraftan faksa geçiş gibi bir devrim söz konusuydu iletişmek için!) daha sonra yeşil zeminli ICQ dedikleri (bknz : oooo-oooo) programla daha bir yaygınlaştı. Canınız 18-24 yaş arasında biriyle mi konuşmak istedi? Yaş aralığını ve cinsiyeti işaretleyip, bir de ülke ikonlarını tıklattınız mı, gelsin yeni muhabbetler, yeni aşklar ve hatta ohavari evlilikler! Dolayısıyla “userlar”  bunu akışkan bir alışkanlığa dönüştürünce Cingöz Recai’nin sadece kötü taraflarını almış olan Bill Gates amcamız da çaktı köfteyi üstün zekası ve takdir edilesi önsezisi sayesinde.

Ve kendi yazılımını geliştirerek MSN’i sundu altın tepsinin üstünde bizlere, ICQ’yu sollamak hedefiyle... Başardı da...

Şimdilerde herkes MSN’ ini kullanıyor, web camini açıyor, sesli konuşma yapıyor ve belki de en önemlisi parmaklarını ışık hızında kullanıp laf ebeliğine girişiyor. Bunun elbette başlı başına bir sorun olduğunu söylemek, her kullanıcıyı potansiyel sapık, zavallı ya da siber felaket olarak bellemek ve haşırtlamasına, kıyasıya eleştiriler yapmak elbette bir yoğurt kaymağı aydınının yapacağı küntellik olarak kalır. Demem odur ki, birbirini tanıyan, hayatın içinde devamlı yüz yüze görüşen ya da gerçek hayatta çok iyi tanışıp da gurbet-sıla sorunsalı yaşayan zat-ı muhteremlerin bu araçlara başvurması kadar doğal bir durum olamaz.

Benim sorunum kablonun ve hava boşluğunun içinden aşk çıkaranlar ya da birbirinin yüzünü bile görmeden evlilik teklifi yapanlarla! Bir de bazıları var ki hemi saf, hemi iyi yürekli, hemi de tüm vücüd çeperleri hareket geçmiş halde ekran başına kilitlenip, kandırılabilen cenahtan. Bugüne kadar internetten dolandırılan, chat yordamıyla kafa bulunan bir çok insan evladı yansıdı medyaya. Bazılarının ise hiç yüzünü görmedikleri insanlarla senelerce konuştuktan sonra dünya evine (esasen çok da kılımdır bu dünya evi yakıştırmasına)  girdikleri de gözlendi tarafımızdan. Ama geçen günlerde memleketim medyasına yansıyan bir haber de esasen bu uzunca yazının ilham kaynağı oldu bana.

Erciyes Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. (!!!!!) Erdoğan Berçin internette bir kadınla tanışıyor. Kadın şişman mı şişman. Elbette şişmanlık bir suç olmasa gerek! Ancak Bursalı Zühre Ö. kendini manken “Yüksel Ak” gibi gösteriyor. Onun fotoğraflarını kullanıyor. Kendisini adama aşık ediyor. Muhabbet iyice koyulaşıyor. Belki de bilgisayarının başından kalkmayıp saatlerce chat yapan bir bilim adamı! Ya da profesörlük ve dekanlık titriyle ortalarda dolanan bir kara sevdalı! İş bu ya aşık oluyor Sayın Erdoğan Berçin, Yüksel Ak görünümlü Bursalı Zühre’ye. İş evlenmeye kadar ilerliyor. Ve Dekancığım sevda(lı)sından o kadar eminki, hiç mi hiç şüphelenmiyor. Evlilik teklif ediyor sanal yarine. Zühre kabul ediyor. Erdoğan Bey sonunda (hele şükür) kendileriyle görüşmek istiyor. İşte komedi bundan sonra başlıyor.

Zühre kendisinin lenf kanseri olduğunu, hastaneye yattığını ve şimdilik görüşmelerinin mümkün olmadığını iiii-faaa-deee ediyor. İyi yürekli dekanımız ise gene inanıyor biricik sevgilisine. Ve üzüntüden mafffff oluyor. Hastalığın tedavisi için 135 bin YTL verdiği öne sürülen Prof. Dr. Erdoğan Berçin’in bu paranın 50 bin YTL’lik kadar bir kısmını bankadan kredi olarak aldığı söyleniyor. Klişe tabiriyle kadın “kayıplara karışıyor”. Adam bir dekan. Profesörlük sıfatını omuzlarının üstünde taşıyor. Topluma faydası dokunsun diye öğrenci yetiştiriyor, üniversite yönetiminde ise gayet tabii söz sahibi. Kimileriniz o da bir insan diyebilir elbette. Duygularından, aşktan ve sevgiden de dem vurabilir. Ama bu işi bir eğitim adamının internet üzerinden yapması ve bırakın kişisel cehaleti, bu şekilde bir alavereye getirilerek kurumsal cahillik örneği sergilemesi de, ne olursa olsun güldürüyor beni. Bakın bende kullanıyorum bu meret deyip, yerermiş gibi yaptığım araçları. Çekinmeden söyleyebilirim ki chatleşiyorum bende. Ancak bugüne kadar ne aşık olmuşluğum oldu internet vasıtasıyla hiç görmediğim bir surata, ne de evlilik tekliflerim! Artık sanal agoralar var. Antik Yunan’daki agoralar ise çok eskide kaldı. Artık konuşmaların içinde politika, felsefe, din ya da  ticaret sosunun çok da bol olduğunu iddia edemeyiz değil mi? Ve teknoloji ilerledikçe de, hem gelişiyor hem de sibernetikleşiyoruz farkında olmadan. Antik Yunan’daki agoraları falan boş verin de, belki de en önemli olan bazılarımızın aradaki ince çizgiyi tutturamıyor olması.

Sözde gün görmüş kimilerimiz için bir araya gelmekse ADSL’den sebepli... 

Ha bu arada sahi hiç sormadınız mı sevgili dekancığım, aşığınız Zümre Ö.’ye “Sen nerede güzelleştin böyle?” diye...

HABERLER

 

 

Töre İnsan, İnsan Töre


Barış Çocukları


Havva Hipotezi


Şişman İnsanlar Şeker Hastalığına Daha Çok Yakalanıyor


Gençliğimizin Fırsatlarından Haberdar Mıyız?


Yeni Öğretim Yılında Öğrencilerimize Sahip Çıkalım


“Su” Düşünceye ve Sözcüklere Tepki Veriyor!


HAARP


İşaretler


İstanbul Devlet Tiyatroları Kapılarını Açıyor


Kars'ın Balerin Kızları


Solmaya Maruz Çiçekler


Sükunete Yürüyüş 


Oy Havar!


Tutkuların Esareti Üzerine


“HAC” üzerine... 


Kutuplaşan Gezegende Hibridlerin Kaçış Delikleri


Dördüncü Boyuttaki Tesla

 

KÖŞE YAZARLARI

Uzay Gökerman

Aşktan Düşüş...


Dora Mengüç

Sanal Agoralar ve Dekancığım


Didem Çivici

Kavuşma...


Rüya Yüksel

Ne Hissettiğimizi Ne Kadar Biliyoruz?


Can Duman

Düşünen Adam ve Dinleyen Çocuk


Fırat Erdoğan

Mücadeleci Ruhların Sembolü 


Özge Esirgen

Yeni Çağ Sahnesi


Uzay Gökerman

Merhamet


Burcu Özgeçen

Evrende herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda


Fırat Erdoğan 

Zamana Hükmeden Sevdanın

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11