Haber: Dilhan Sesigüzel

İstanbul’da Saklı Bir Cennet: ZEYREK

İstanbul öyle bir şehirdir ki; her zaman saklı bir köşesi, gizemli bir yanı, kendisine sakladığı çok özel bir sırrı vardır. Kimi zaman bu sırrı açığa çıkarır cömertçe; kimi zamansa sadece çok özel dostlara, onu anlayacak olanlara gösterir kendini. Bu yazımız da işte böyle, çok özel bir mekanı anlatacağız sizlere. İstanbul’un bir köşesinde sakladığı, masalsı, cennet bir mekanı; Zeyrek’i…

Tarihin tozlu yapraklarından günümüze dek bir bütün olarak gelebilmiş ender İstanbul semtlerinden bir tanesi olan Zeyrek; Fatih’te, şehrin dördüncü tepesi üzerinde ve eteklerinde yer alıyor. Fatih ve Eminönü ilçelerini de içine alan bu tarihi yarımada, Arnavut kaldırımlı sokakları, dik yokuşları, camileri, hamamları, türbeleri ve cumbalı ahşap evleri ile İstanbul’da halen yaşayan bir tarihi ifade ediyor. Daha adımınızı atar atmaz anlıyorsunuz burada bir başkalık olduğunu. Önce daracık sokaklar çekiyor dikkatinizi, sonra bu sokakları dolduran evler... Bu evler ki birbirine bitişik, hatta yaslanmış. Hayatın yükünü tek başına omuzlamaktan yorgun, adeta destek verirler gibi birbirlerine. Gözleriniz insanları arıyor bu evlerde yaşayan. Sokaklar öyle boş ki, karşılıklı cumbalara gerilmiş iplerde asılı duran çamaşırları, cam kenarlarını dolduran saksıları görmeseniz inanamazsınız yaşanılıyor olduğuna... Ardından ürkek bir çift gözle karşılaşıyorsunuz bir kapı önünde. Genç bir kız gülümsüyor son derece içten. Sonra bir yaşlı teyze çıkıyor pencerenin birine. Selamlaşıyorsunuz. Bir yanıyla çekingen, naif; bir yanıyla sıcak ve davetkar Zeyrek. Tıpkı hayat gibi!...     

Bizans ve Osmanlı gibi iki büyük imparatorluğun bünyesinde yer almış olan bu saklı cennet, Bizans’ın ilk dönemlerinde denizden uzak konumunun da etkisiyle bugünkü gibi yerleşim mekanı olma özelliği göstermiştir. Ardından İmparator Konsantinus (324-337) tarafından yaptırılan ve imparatorların defnedildiği yer olan Havariyun Kilisesi ve çevresinde inşa edilen büyüklü küçüklü kilise ve manastırlarla kent içinde bir “dinsel alan” özelliği kazanmış. Semt, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra bütünüyle değişmiş. O zamana değin kiliseleriyle, ibadethaneleriyle tam bir hristiyan bölgesi olan Zeyrek, fetih sonrası Ayasofya’nın ardından tam anlamıyla Türkleştirilerek Türk-İslam kültürünün yaşandığı bir semt olarak önem kazanmış. Bu dönemden sonra küçük büyük çok sayıda camilerin, mescitlerin, hamamların ve çeşmelerin yapılmasıyla daha çok müslüman tebaanın (uyruğun) yaşadığı bir semt haline gelmiş. Semtin ismi dönemin önemli bilginlerinden Molla Zeyrek Efendi’den gelmektedir. Fetih sonrası şehrin önde gelen kiliselerini camiye çeviren Fatih Sultan Mehmet; Unkapanı ile Saraçhane arasında, bugünkü Zeyrek Camisi’nin batısında kalan bir yerde 55 odası bulunan Pantokrator Kilisesi’ni medreseye dönüştürerek Molla Mehmed Zeyrek Efendi’nin yönetimine vermiş. Bu medresenin, İstanbul Üniversitesi’nin başlangıç tarihini oluşturduğu düşünülmektedir. Molla Mehmed’e, Farsça’da “anlayışlı, uyanık, zeki” anlamlarına gelen “zeyrek” lakabının çocukluğunda hocası Hacı Bayram Veli tarafından takıldığı sanılmaktadır. Molla Zeyrek’in buraya atanmasıyla, önce medrese, ardından da bütün bir semt onun adıyla, Zeyrek olarak anılmaya başlanmıştır. Bu dönemden sonra da Rum nüfusun Galata ve çevresine yerleşmesiyle bölge tamamen müslümanlaşmış, İslam kültürünün yoğunlaştığı bir semt haline gelmiştir.

Bunca eski İstanbul semti içinde Zeyrek’i özel kılan ne diye sorarsanız, öncelikle, “Zeyrek Evleri” diyebiliriz. Eski Osmanlı dokusunun tamamen görüldüğü bu evler UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde bulunuyor. Geleneksel ahşap konut mimarisi örneklerinin yanı sıra, Zeyrek’te anıt olma özelliği taşıyan daha pek çok yapıya da rastlanıyor. Bunlardan başlıcaları, Haydar Paşa Medresesi, Divitdar Keklik Mehmed Efendi Camii, Bıçakçı Mescidi, Zembilli Ali Efendi Mektebi ve Türbesi, semtin güneyinde yer alan Çinili Hamam, kuzeyindeki Haydarhane Hamamı, batısında bulunan Fatih Külliyesi’ne bağlı, fakat 19. yüzyılda yıkılmış bulunan Çukur Hamamı’dır. Bunların dışında  Eski İmaret Camii Sarnıcı, Hacı Hasan Sokağı Sarnıcı, İbadethane Sokağı Sarnıcı gibi çeşitli yapıların altında kalmış eski Bizans sarnıçları da bulunuyor.

 “Pantokrator”dan Molla Zeyrek Camii’ne...

Semtin en önemli yapısı olan Pantokrator Kilisesi, geçmişi 12. yy’a dek uzanan Bizans döneminin ihtişamlı kiliselerinden biridir. Fatih Sultan Mehmet’in şehri fethinden sonra Molla Zeyrek Camii’ne dönüştürülmüş. Geçmişinde yaşadığı yangın ve depremler sonucu günümüzde adeta yıkıntı haline gelen kilise, aslında üç kilisenin bir araya gelmesinden oluşuyor. Bu üç kilise bir arada, İstanbul'da, Ayasofya'dan sonra, ayakta kalan en büyük kiliseyi oluşturmaktadır. Kompleks ve ilk inşa edilen güneydeki Pantokrator, II. Komnenos'un karısı İmparatoriçe Eirene tarafından yaptırılmış. Eirene'nin ölümünden sonra imparator kocası burada bir kilise daha yaptırmaya karar vermiş ve Pantokrator Kilisesi’nin birkaç adım kuzeyinde Meryem'e adadığı bir kilise daha inşa ettirmiş. Böylece birbirine çok yakın iki kilise ortaya çıkınca, İmparator Komnenos bunları birleştirme kararı almış ve aralarına, bu üçlünün en küçüğü olan üçüncü şapeli yaptırmış. İoannis Komnenos, binaya tamamlandıktan sonra, bir de narteks (kilise mimarisinde kullanılan bir yapı biçimi) eklettirmiş. O dönem kilisenin cephesi boyunca uzandığı sanılan narteks, şimdilerde ilginç bir biçimde binanın ortasında yer alıyor. Kiliseye buradan giriliyor. Kuzeydeki ve güneydeki kiliselerin narteksleri ortadaki şapelin de önünü kapayarak, ortada buluşuyor. Eski sütunların yerine Osmanlı döneminde payeler konmuş. Mermer döşeme ve duvar kaplamalarının çoğu halen duruyor. Aynı zamanda Komnenoslar'ın aile mezarı olmak üzere tasarlanmış olan ortadaki şapelin biri kilisedeki en büyük kubbe olmak üzere, iki kubbesi var. Kuzeydeki şapelde de eski sütunların yerini payeler almış, iç süsleme ise tamamen ortadan kalkmış. Üç kilise birleştirilince arada duvarlar yer yer yıkılarak tek bir mekan elde edilmiş. Binanın bütünü, Fatih zamanında camiye çevrilmiş olmakla birlikte şu sıralarda yalnız güney kısmı cami olarak kullanılıyor.


Ve Zeyrekhane...

Zeyrek’i gezerken görüp de uğramadan geçemeyeceğiniz bir mekan da Zeyrekhane. Başta Haliç ve Galata olmak üzere neredeyse tüm İstanbul’u kucaklayan manzarasıyla bu eşsiz mekan için şehrin içinde gizli bir cennet desek yeridir. Molla Zeyrek Camii’nin hemen yanı başında yer alan “Zeyrekhane”, Fatih Belediyesi ile Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı'nın işbirliği ile Zeyrek Camii ve Medresesi’nin bir bölümünün restorasyonu sonucu oluşturulmuş bir mekan. Dekorasyon sırasında tarihi dokunun korunduğu Zeyrekhane, bu eşsiz semti gezerken kısa bir soluklanma durağı arayanlar için bire bir...

Geze geze bitiremeyeceğimiz İstanbul şehrinde gözümüzden kaçan, tarihin yapraklarına asılı kalmış ve halen yeni kaşiflerini bekleyen pek çok özel mekan var şüphesiz. İşte Zeyrek de bunlardan biri. Gerisinde onca yaşanmışlığı ve hala gelecek nesillere söyleyecek sözleri ile...

Zeyrekhane; eskiden İstanbul’un Osmanlı döneminde merkez kabul edildiği bir bölge olan ve günümüzde Fatih semti sınırları içerisinde yer alan Aksaray üstlerinde “Zeyrek” denilen bölgede yer alıyor. Beşiktaş, Eminönü ya da Taksim üzerinden kolaylıkla ulaşımın sağlandığı mekanın açık adresi: 

Sinanağa Mahallesi İbadethane Arkası Sokak No: 10 Zeyrek-Fatih
Tel: 0 212 532 27 78


EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ

Dilhan S. Hız, 1978 İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Kendini, yazarak ifade etmeye ve yazarak hayata karşı durmaya çabalıyor. Tiyatro ve sinemayla ilgileniyor. Hobi olarak fotoğraf çekiyor.

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Bu Bir Bilim Kurgu Filmi Değil!

Tarihi Değerler Dökülüyor!


Televizyon, Kadim Mitolojiler ve Aydınlanma


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Kültür


Öğretmeye Cüret Eden Kişi, Öğrenmeyi Asla Bırakmamalıdır


Ney Yolculuğu


İstanbul’da Saklı Bir Cennet: ZEYREK


Şeker mi, Tatlandırıcı mı?


Horlama Sorun Olmaktan Çıkıyor


Bir Zamanlar Normaldik


Nisan Yagmurlari


Bir Mekân: Lounge & Kitchen


Nisan Kitapları

 

KOSE YAZARLARI

Çiğdem Aksoy

Korku, Korkulanı Gerçekleştirir


Rüya Yüksel

Kendi korku ve endişeleri içinde kaybolmuş anne ve babalar, çocuklarınız neredeler? Sorun nerede?


Meltem Bingöl

Siyah - Beyaz


Haluk Tunç İlker

Mandallarda Asılı Anılar


Sibel Tugal

Ne Güzeldir Çocuk Olmak


Uzay Gökerman

Entropi


Mahmut Şaylıkay

Siyahın Esmeri


Banu Kangal

Siz Hiç Havaalanında Kayboldunuz Mu?


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum 


Gürhan Faik Yeğit

K'nın Öyküsü


Ü.Gülsüm Bülbül

Yuvama İndigo Bir Çocuk Geldi