Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Haber: Dilhan S. Hız

Kültür Sanat Haberleri, İstanbul

Şifa Niyetine: Edirne Sultan II. Bayezid Külliyesi Darüşşifası 

Yaşadığımız ülkeyi sadece büyük şehirlerden, İstanbul-Ankara-İzmir’den ibaret sanmak ne büyük hata! Bu toprakların her köşesi farklı bir türkü söylüyor oysa. Kimi cıvıl cıvıl bir çeşitlilik yaratırken kimi de soluk alınacak bir köşe sunuyor bizlere.

Ege’de mavi, Karadeniz’de yeşil notalar ağırlıklı. Güneşi içine sindirmek için güneye, kendini tanımak için batıya doğru gidebilir insan. Batıda, geçmiş yüklü topraklarda duraklamalı biraz. Edirne’de örneğin… Şair Ahmet Kutsi Tecer, “Edirne’ye gelirsen eğer, beni bulamazsın hiçbir tarafta” derken şehrin ana özelliğini de belirtmiş aslında. Bu şehir kaçmanın, huzurun, dinlenmenin, kendinle baş başa kalmanın şehri… Bu şehir kendini bulmanın, şifayı bulmanın şehri. Üstelik bu yeni bir şey de değil. Osmanlının bir asırlık başkenti Edirne devlete payitahtlık ettiği günden bu yana hep şifanın, huzurun ve yenilenmenin başkenti olmuş. Öyle ki padişah Sultan II. Bayezid içerisinde tüm Osmanlı ülkesince meşhur “darü’ş-şifa”nın da yer aldığı meşhur külliyesini bu şehre inşa ettirmiş. 

Sanatçı ruhlu II. Bayezid şiirleri kadar zarif bu külliyenin temelini 1488 yılında kendi elleriyle atmış. 4 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanan külliye içinde pek çok ayrı bölüm barındırıyor:

  • Cami

  • Tıp Medresesi

  • Darü’ş-şifa (Hastane)

  • Tabhane (Rehabilitasyon Merkezi)

  • İmaret (Mutfak, Yemekhane, Depo vs.)

  • Çifte hamam (Kadın ve erkekler için ayrı)

  • Un değirmeni ve Su Dolabı

  • Köprü (Tunca Nehri üzerinde)

  • Su Dolapları

  • Sıbyan Mektebi

  • Mehterhane

  • Muvakkithane (Zamanı Bildirme Yeri)

  • Külliye’nin tüm bu birimlere ek olarak bir de iskelesinin olduğu bilinmekte.

Dönem Osmanlının en güçlü olduğu dönemlerden. Edirne; eski payitaht hala çok kıymetli! Bu tarihi şehir hem siyasi ve hem de ekonomik konumu sebebiyle Avrupa’nın giriş kapısı üzerinde bulunuyor. Devlet önemli yatırımlarını, halk için düşündüğü hizmetleri öncelikli olarak  Edirne’ye yapıyor.  Dolayısıyla hem modern bir şifahane ve hem de yüksek seviyeli böyle bir eğitim kurumu açılması düşünüldüğünde akla gelen ilk şehir Edirne oluyor ve öyle de yapılıyor. Külliyenin mimarı konusunda tarih boyunca çeşitli tartışmalar yapılagelmiş. Bu konuda Mimar Hayrettin ve Mimar Yakub-Şah üzerinde durulmakta. Konu ile ilgili birçok isim külliyenin mimar Hayreddin tarafından yapıldığını ileri sürerken, Edirne konusunda otorite olan birçok isim de yapının mimarının Yakub-Şah olduğu konusunda ısrarlı.  

Külliyede “Darü’ş-Şifa”nın yanı sıra  hastane hizmetini doğrudan ve dolaylı olarak tamamlayan sosyal, kültürel ve dini nitelikli yapılar yer alıyor. Günümüzde külliyeyi oluşturan yapılardan Çifte Hamam, Değirmen, Su Dolabı, Sıbyan Mektebi ve Mehterhane ile Muvakkithane ve 10 adet dükkan maalesef yıkılmış, temel izleri bile silinmiş ve günümüze kadar gelememiş. Ancak külliyenin en temel birimi hiç şüphesiz, akıl hastalarının su ve müzik sesi ile tedavi edildikleri “Darü’ş-Şifa” denilen hastane birimi. Bu birim üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde poliklinik, özel diyet mutfağı ve personel odaları bulunmakta. İkinci bölüm, ilaç deposu ve üst düzey personele ait. Üçüncü bölüm, hastanenin yatakhane kısmı. Bu blok altı kışlık, dört yazlık yatak odası ile bir musiki sahnesinden oluşuyor. Odalar ve sahne büyük, yüksek bir kubbeyle örtülü, şadırvanlı bir salon etrafında çevrelenmiş. Odaların dış bahçeye ve iç salona açılan pencereleri ile ortasındaki büyük kubbenin tepesindeki fenerden gelen ışık iç mekanı aydınlatıp kokuları dışarı atıyor. Kapalı sistem çalışan binanın aydınlatma ve havalandırma sistemi böylece mükemmel olarak sağlanmakta... 

Hastanenin en büyük özelliğini akıl hastalarının musiki ile tedavi edilmesi oluşturuyor. Bunun yanında tedavide musiki ile birlikte su sesinden ve güzel kokulardan da yararlanılmış. Büyük kubbe altındaki şadırvandan yukarıya doğru fışkıran suların kubbeye kadar yükselerek o yükseklikten düşen su sesine uyumlu melodilerle hastalar huzura kavuşturulmuş. Hastanenin 10 kişiden oluşan musiki topluluğu normal tedavi uygulamaları dışında haftada 3 gün de hastalara konser vermekle görevliymiş. Musiki üstatları tedavi için ; Neva Makamı, Rast Makamı, Suzinak Makamı, Çargah Makamı, Dügah Makamı ve Segah makamlarını akıl hastalarına uygulamışlar. 

Darü’ş-Şifa’da bulunan görevliler başta “baştabib” olmak üzere sırasıyla ikinci ve üçüncü tabibler, kahhallar (göz hekimi), cerrahlar, katipler, hizmetkarlar, eczacı, vekilharç, kilerci, aşçılar, ve faraşlardı (temizlikçi). 

Hastanede görev yapan hekimler yine külliye içerisinde yer alan tıp medresesinde yetişiyordu.

Buradan teorik bilgiler alan öğrenciler uygulama yeri olan hastanede uzman tabipler yanında hekim olarak yetiştirilirlerdi. Medrese bölümünde yer alan ameliyathane; hekimler için başlıca uygulama ve geliştirme mekanıydı. Külliyenin diğer önemli bir bölümü de “tabhaneler” idi. Tabhaneler hastaneden taburcu edilenlerin nekahat dönemlerini geçirdikleri birim olup bir bakıma günümüzdeki rehabilitasyon ünitelerinin yaptığı hizmete benzer bir görev yaparlardı.

Darü’ş-Şifa’nın içerisinde yer alan müstakil bir eczanesinin hem hastalara, hem de Edirne halkına ücretsiz ilaç verdiğini Evliya Çelebi dahi anlatmaktadır. Külliye’de bu bölümlere ek olarak çalışan bir de “imarethane” yapılmıştır. İmarethane, hastanede görev yapan, tedavi olan ve misafir olarak bulunanlara yemek verdiği gibi, bunların yanında şehirde bulunan fakir ve düşkünlerin de günlük yemek ihtiyacını karşılamaktaydı.

İşte Edirne’nin bu dillere destan külliyesi ve içeriğinde yer alan şifahanesi bugün müze olarak tarih meraklılarına hizmet veriyor. Sağlık Müzesini, açıldığı 1997 yılında 3 bin 200 kişinin ziyaret ettiğini kaydeden müze müdürü Enver Şengül, geçen yıl bu rakamın 111 bin 300'e ulaştığını anımsattı. Müze 2004 yılında Avrupa Konseyi 2004 Yılı Avrupa Müze Ödülü’nü kazandı. Şengül yaptığı açıklamalarda, Avrupa Müze Ödülü'nün ardından, turizm acentelerin de tur programına aldıkları müzeyi ziyaret edenlerin her geçen gün arttığını söyledi. Kısa sürede müzeyi çok iyi tanıtan müze görevlileri, uluslar arası alanda “mükemmellik kulübü”ne kabul edildiklerini ekliyor.  

Etrafımıza daha dikkatli bakarak, hatta zaman zaman yanı başımızdaki güzelliklere odaklanarak hayatı daha yaşanılır hale getirebiliriz. Bazı güzellikler için uzun ya da kısa mesafeler kat edilmeye değiyor. Edirne’ye yolu düşenlere benden bir tavsiye; darü’ş-şifa’yı gezmeden bu güzel şehri terk etmeyin!...   


EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ

Dilhan S. Hız, 1978 İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Kendini, yazarak ifade etmeye ve yazarak hayata karşı durmaya çabalıyor. Tiyatro ve sinemayla ilgileniyor. Hobi olarak fotoğraf çekiyor.

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Sadece Duyarlı Olmak Yetmiyor!


Niye Kadının İnsan Hakları?


Küreselleşme ve Krizler


Hayallerdeki İnsan Hakları


Üniversite: Girmek Mi, Çıkmak Mı Daha Zor?


Açlık Çoğunluktadır


Caz'a Bakış


Japon Kültürü ve Café Bunka


Şifa Niyetine: Edirne Sultan II. Bayezid Külliyesi Darüşşifası 


İçimizdeki Çocuğu Öldürmeyelim!


Müzik ve Teknoloji: Galatasaray ITM


Obezite ve Sağlıklı Beslenme


Sanatın İyileştirme Gücü


Kozmik Bilinç: TEZAHÜR


Nedir Şu Ezoterizm?


Yaşanılası Aşklar (Astroloji)


Birbirimize Kendimizi, Kendimize Birbirimizi Vermek

 

KÖŞE YAZARLARI

Can Duman

Merhaba Hayat


Didem Çivici

Var Olmaya Hazır Mısın?


Çiğdem Aksoy

Kediler Krallara Bakabilir


Funda Umut Pakkal

Birey Olmak Çok Zor Zanaat!


Rüya Yüksel

Her Özgürlüğün İçinde Bir Tutsaklık Vardır


Mahmut Şaylıkay

Kars Kadın Eğitim Vakfı Neden Olmasın?


Burçin İvren

Yaşantımdaki Küçük Bir Tezahür Öyküsü


Burçin İvren

Bir Hikaye

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11