|
Haber: Dilhan S. Hız
Kültür Sanat
Haberleri, İstanbul
Şifa Niyetine: Edirne Sultan II. Bayezid Külliyesi Darüşşifası
Yaşadığımız ülkeyi sadece büyük
şehirlerden, İstanbul-Ankara-İzmir’den ibaret sanmak ne büyük
hata! Bu toprakların her köşesi farklı bir türkü söylüyor oysa.
Kimi cıvıl cıvıl bir çeşitlilik yaratırken kimi de soluk
alınacak bir köşe sunuyor bizlere.
Ege’de
mavi, Karadeniz’de yeşil notalar ağırlıklı. Güneşi içine
sindirmek için güneye, kendini tanımak için batıya doğru
gidebilir insan. Batıda, geçmiş yüklü topraklarda duraklamalı
biraz. Edirne’de örneğin… Şair Ahmet Kutsi Tecer, “Edirne’ye
gelirsen eğer, beni bulamazsın hiçbir tarafta” derken şehrin ana
özelliğini de belirtmiş aslında. Bu şehir kaçmanın, huzurun,
dinlenmenin, kendinle baş başa kalmanın şehri… Bu şehir kendini
bulmanın, şifayı bulmanın şehri. Üstelik bu yeni bir şey de
değil. Osmanlının bir asırlık başkenti Edirne devlete
payitahtlık ettiği günden bu yana hep şifanın, huzurun ve
yenilenmenin başkenti olmuş. Öyle ki padişah Sultan II. Bayezid
içerisinde tüm Osmanlı ülkesince meşhur “darü’ş-şifa”nın da yer
aldığı meşhur külliyesini bu şehre inşa ettirmiş.
Sanatçı ruhlu II. Bayezid
şiirleri kadar zarif bu külliyenin temelini 1488 yılında kendi
elleriyle atmış. 4 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanan külliye
içinde pek çok ayrı bölüm barındırıyor:
-
Cami
-
Tıp Medresesi
-
Darü’ş-şifa (Hastane)
-
Tabhane (Rehabilitasyon
Merkezi)
-
İmaret (Mutfak, Yemekhane,
Depo vs.)
-
Çifte hamam (Kadın ve
erkekler için ayrı)
-
Un değirmeni ve Su Dolabı
-
Köprü (Tunca Nehri
üzerinde)
-
Su Dolapları
-
Sıbyan Mektebi
-
Mehterhane
-
Muvakkithane (Zamanı
Bildirme Yeri)
-
Külliye’nin tüm bu
birimlere ek olarak bir de iskelesinin olduğu bilinmekte.
Dönem Osmanlının en güçlü
olduğu dönemlerden. Edirne; eski payitaht hala çok kıymetli! Bu
tarihi şehir hem siyasi ve hem de ekonomik konumu sebebiyle
Avrupa’nın giriş kapısı üzerinde bulunuyor. Devlet önemli
yatırımlarını, halk için düşündüğü hizmetleri öncelikli olarak
Edirne’ye yapıyor. Dolayısıyla hem modern bir şifahane ve hem
de yüksek seviyeli böyle bir eğitim kurumu açılması
düşünüldüğünde akla gelen ilk şehir Edirne oluyor ve öyle de
yapılıyor. Külliyenin mimarı konusunda tarih boyunca çeşitli
tartışmalar yapılagelmiş. Bu konuda Mimar Hayrettin ve Mimar
Yakub-Şah üzerinde durulmakta. Konu ile ilgili birçok isim
külliyenin mimar Hayreddin tarafından yapıldığını ileri
sürerken, Edirne konusunda otorite olan birçok isim de yapının
mimarının Yakub-Şah olduğu konusunda ısrarlı.
Külliyede
“Darü’ş-Şifa”nın yanı sıra hastane hizmetini doğrudan ve
dolaylı olarak tamamlayan sosyal, kültürel ve dini nitelikli
yapılar yer alıyor. Günümüzde külliyeyi oluşturan yapılardan
Çifte Hamam, Değirmen, Su Dolabı, Sıbyan Mektebi ve Mehterhane
ile Muvakkithane ve 10 adet dükkan maalesef yıkılmış, temel
izleri bile silinmiş ve günümüze kadar gelememiş. Ancak
külliyenin en temel birimi hiç şüphesiz, akıl hastalarının su ve
müzik sesi ile tedavi edildikleri “Darü’ş-Şifa” denilen hastane
birimi. Bu birim üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde
poliklinik, özel diyet mutfağı ve personel odaları bulunmakta.
İkinci bölüm, ilaç deposu ve üst düzey personele ait. Üçüncü
bölüm, hastanenin yatakhane kısmı. Bu blok altı kışlık, dört
yazlık yatak odası ile bir musiki sahnesinden oluşuyor. Odalar
ve sahne büyük, yüksek bir kubbeyle örtülü, şadırvanlı bir salon
etrafında çevrelenmiş. Odaların dış bahçeye ve iç salona açılan
pencereleri
ile ortasındaki büyük kubbenin tepesindeki fenerden gelen ışık
iç mekanı aydınlatıp kokuları dışarı atıyor. Kapalı sistem
çalışan binanın aydınlatma ve havalandırma sistemi böylece
mükemmel olarak sağlanmakta...
Hastanenin en büyük
özelliğini akıl hastalarının musiki ile tedavi edilmesi
oluşturuyor. Bunun yanında tedavide musiki ile birlikte su
sesinden ve güzel kokulardan da yararlanılmış. Büyük kubbe
altındaki şadırvandan yukarıya doğru fışkıran suların kubbeye
kadar yükselerek o yükseklikten düşen su sesine uyumlu
melodilerle hastalar huzura kavuşturulmuş. Hastanenin 10 kişiden
oluşan musiki topluluğu normal tedavi uygulamaları dışında
haftada 3 gün de hastalara konser vermekle görevliymiş. Musiki
üstatları
tedavi için ; Neva Makamı, Rast Makamı, Suzinak Makamı, Çargah
Makamı, Dügah Makamı ve Segah makamlarını akıl hastalarına
uygulamışlar.
Darü’ş-Şifa’da bulunan
görevliler başta “baştabib” olmak üzere sırasıyla ikinci ve
üçüncü tabibler, kahhallar (göz hekimi), cerrahlar, katipler,
hizmetkarlar, eczacı, vekilharç, kilerci, aşçılar, ve faraşlardı
(temizlikçi).
Hastanede görev yapan
hekimler yine külliye içerisinde yer alan tıp medresesinde
yetişiyordu.
Buradan teorik bilgiler alan
öğrenciler uygulama yeri olan hastanede uzman tabipler yanında
hekim olarak yetiştirilirlerdi. Medrese bölümünde yer alan
ameliyathane; hekimler için başlıca uygulama ve geliştirme
mekanıydı. Külliyenin diğer önemli bir bölümü de “tabhaneler”
idi. Tabhaneler hastaneden taburcu edilenlerin nekahat
dönemlerini geçirdikleri birim olup bir bakıma günümüzdeki
rehabilitasyon ünitelerinin yaptığı hizmete benzer bir görev
yaparlardı.
Darü’ş-Şifa’nın
içerisinde yer alan müstakil bir eczanesinin hem hastalara, hem
de Edirne halkına ücretsiz ilaç verdiğini Evliya Çelebi dahi
anlatmaktadır. Külliye’de bu bölümlere ek olarak çalışan bir de
“imarethane” yapılmıştır. İmarethane, hastanede görev yapan,
tedavi olan ve misafir olarak bulunanlara yemek verdiği gibi,
bunların yanında şehirde bulunan fakir ve düşkünlerin de günlük
yemek ihtiyacını karşılamaktaydı.
İşte Edirne’nin bu dillere
destan külliyesi ve içeriğinde yer alan şifahanesi bugün müze
olarak tarih meraklılarına hizmet veriyor. Sağlık Müzesini,
açıldığı 1997 yılında 3 bin 200 kişinin ziyaret ettiğini
kaydeden müze müdürü Enver Şengül, geçen yıl bu
rakamın
111 bin 300'e ulaştığını anımsattı. Müze 2004 yılında Avrupa
Konseyi 2004 Yılı Avrupa Müze Ödülü’nü kazandı. Şengül yaptığı
açıklamalarda, Avrupa Müze Ödülü'nün ardından, turizm
acentelerin de tur programına aldıkları müzeyi ziyaret edenlerin
her geçen gün arttığını söyledi. Kısa sürede müzeyi çok iyi
tanıtan müze görevlileri, uluslar arası alanda “mükemmellik
kulübü”ne kabul edildiklerini ekliyor.
Etrafımıza daha dikkatli
bakarak, hatta zaman zaman yanı başımızdaki güzelliklere
odaklanarak hayatı daha yaşanılır hale getirebiliriz. Bazı
güzellikler için uzun ya da kısa mesafeler kat edilmeye değiyor.
Edirne’ye yolu düşenlere benden bir tavsiye; darü’ş-şifa’yı
gezmeden bu güzel şehri terk etmeyin!...
EDİTÖR
HAKKINDA BİLGİ
Dilhan S.
Hız, 1978 İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi
İletişim Fakültesi mezunu. Kendini, yazarak ifade etmeye ve
yazarak hayata karşı durmaya çabalıyor. Tiyatro ve sinemayla
ilgileniyor. Hobi olarak fotoğraf çekiyor.
Detaylı Bilgi
|