|
Didem Çivici
Ruhun Yolculuğu
Geldi geliyor derken bir anda
içinde buluverdim kendimi. Her an içimdeki sorgulamalar ve
kavgalarla geçerken, adeta ışığın düğmesine basılmıştı. Zamanla
gerçekleşmedi yaşadıklarım; bir anlıktı.. Sabah gözlerini açıp
güne uyanmak gibi..Her zaman içten içe akan nehir misali,
bulmacanın parçaları gibi yerli yerine oturmaya başlıyordu.
Zaman gelmişti.
"Geçmiş" diye diye
nitelendirdiğimzaman dilimine baktığımda gördüğüm sahneler, "ŞU
AN" denizini oluşturan su damlalarını oynuyorlardı artık,
farkındaydım. Şimdi biliyor ve anlıyorum ki o zamandan beri tek
fark AN'da olma bilincine sahip olmaya başlamam. Umutsuzluk,
karamsarlık mağarasına sürükleyen zebaniler yok artık. Bir an
boşlukta bulsam bile keyfini, "O AN"da oluyor, düşünmemenin
tadına varıyorum, ve duruluyor her şey, muhteşem bir huzur
kaplıyıveriyor. Böylece her varlığın yaydığı, "BİR"deki sevgiyi
hissediyorum merkezde, kalpte..
Hatırlıyorum da, birkaç ay
öncesine kadar ağlıyordum çoğu zaman. 'Neden' sorusu hayatımın
her anını kaplıyordu. "Neden evren böyle? Neden insanlar
anlayamıyor? Neden sevgiyi hissedemiyorlar? Neden "BİRLİK"
duygusu onlarda da yok sanki?.." Öyle anlar geldi ki bu dünyayı
reddedişlerim, şimdi beklenen olarak gördüğüm, depresyon
hallerine soktu beni. Kendi içimde kayboldum; hiç bir şeyden
zevk almaksızın ve hayatımı 'cehennem' haline getirerek tüm
güzellikleri bir kenara itmeyi yeğeledim. İsteklerimnse birer
birer, kendilerini farkettirmeden yaşamıma girişlerini, "AN"ın
keyfine varamayarak deneyimledim.
Kimse yok muydu beni anlayan?
Fikirlerimi paylaşacağım tek bir kişi? Ailemi bilgili sanarken
öyle anlar geliyordu ki onların sabit düşünceleri ve 'maddi' ve
dünyaya bağlı hayatları karşısında tek yapabildiğim gözyaşlarımı
salıvermek ve düş kırıklığı oluyordu. Bir şeyler boğazımda
düğümleniyordu sanki. Tanrım! Kimse mi olamazdı! Çevremde tek
bir kişi! Kendimi bulabildiğim tek yer kitaplar olmuştu.
Biliyordum, orada benim gibi düşünen varlıklar olmalıydı, ama
nerede? Neden yoklardı hala?
Anneme, "Artık bu dünyadan
gitmek istiyorum; ruhum sığmıyor, yapacağım bir şey yok artık
burada!" dediğimi hatırlıyorum, 11 yaşındaydım.. İçimden
yükselen çığlıklar kimsenin duyamayacağını sandığım frekansta
tüm kainata yayılıyordu adeta. Kimseyle konuşmuyor, sadece
ağlıyordum. Dünya gözlerimin önünde yerle bir oldukça ben kaosa
giriyor, ben girdikçe dünya mahvoluyordu. Herkes ne kadar da
acımasızdı, ve yaşadığım gezegen ne kadar karamsar...
Dualarımın arkası gelmiyor,
seslenişlerim gün be gün artıyordu. Eşimi çağırıyordum.
Sanıyordum ki içimde yücelen bu sevgiyi onunla evrensel boyutte
paylaşabilecektim. Ancak, artık çok zor geliyordu. Neden
gelmiyordu sanki? yoksa burada değil miydi? Ne
yapmalıydım?Onunla rüyalarımda buluşuyor, düşlerimde enerjimizii
paylaşıyorduk. Lakin hala çıkmamıştı karşıma. Ağlamaktan içim
yorgun düşmüştü; evet yorgundum, ağlıyordum. Öyle ki artık
okuduğum kitaplar az geliyor, ayakta tutmaya yetmiyordu beni.
Bir şeyler olmalıydı, hayatım böyle devam edemezdi, değil mi?
Haksızlıktı bu! Neden kusursuz ve sevgi dolu bir dünya
yaratmıyordu herkes? Tek yapılacak şey sevmek iken neden
tamamiyle farklı bir hayata devam ediliyordu?
İsyanlarımın ardı arkası
kesilmiyordu. Herkasten kaçıyor, kendimi, bildiğim tek dünyaya
kilitliyordum: kendime. Fakat, kendimi bulmaktan bu kadar
uzakken içinde olduğum "karanlık" hapishanenin de farkında
değildim. Bir şeyler değişiyordu, değişmeliydi; lakin böyle
değil. Güzellikler neredeydi? Kimseden çekinmeden, "BEN"den ayrı
görmeden konuşacağım, sevişeceğim varlıklar neredeydi?
Rüyalarımda, vizyonlarımda gördüğüm o muhteşem varlıklar neden
hala yoktu hayatımda? Eksik olan şey neydi? Zamanı gelmemiş
miydi? Heyecanıyla ruhumun kavrulduğu enerji patlaması ne zaman
vuk'u bulacaktı? Zaman tüm hızıyla ve hızlanarak geçiyor, ancak
hiç bir şey olmuyordu. Çevremdeki insanlar daha bir
bilinçsizleşiyordu sanki. Her günüm hayal kırıklığı ve mutsuzluk
doluydu. Hoş, çevremde pek insan da kalmamıştı artık. Adeta
herkesi iteliyordum. Arkadaşlarım yoktu; sadece "BEN".
Ruhumun arayışına kim, nasıl
karşılık verecekti? Her şey tam değil miydi sanki? İşte, tüm
olumsuz güçler sarıp sarmalıyordu gezegeni. Değişim zamanı değil
miydi? Kadim uygarlıklar tarafından işaret edilen dönem gelip
çatmıştı; fakat ben hiç bir ilerleme göremiyordum. Sanki her
geçen gün daha da çıkmazda buluyordum kendimi. Çözümü,
bulunduğum yeri terketmekte aramaya karar vermiştim. Yeni bir
başlangıç yapacak ve "tatlı yerimi" bulacaktım. Her şay çok
farklı ve heyecan verici görünmeye başlamıştı. Yeni bir
başlangıç! Lakin, kendimi bulmadığım, değişimi kendimde
gerçekleştirmediğim sürece evrenimin de değişmeyeceğini anlamak
için biraz daha zaman vardı. Zira sonucum kaçışım oldu.
Bıraktım yaşadığım şehri.
sanki o 'anlamayan' insanlardan ve eski çevremden uzaklaşınca
farklılık ve huzuru deneyimleyecektim. Mutsuz değildim elbette;
yeni bir başlangıç gibisi yoktur! Tabii ki eski sizi yeniliğe
taşımadığınız sürece. Farklı bir "BEN olduğunuzu sanarak
ilerler, yeni bir çevre edinir ve hayatınızı değiştirdiğinizi
sanırsınız. Lakin nafile, her şey karmaşıklaşmaya başlar yine;
hatta 'eski' yaşamınızdan da kaotik bir hale gelerek. Karşınıza
çıkan her şey sizi uçuruma sürüklemektedir sanki; ya da siz öyle
hissedersiniz.. Her ne giriyorsa yaşamınıza, 'engel' teşkil
etmektedir adeta. Ve işte tanıdık bir son daha karşınızdadır:
terkediş. Bildiğiniz en kısa ve kolay yol: bırakıp gitme, belki
de en zor yol.
Uykusuz akşamlarla boğuşarak
ürettiğim fikirler yaşamımı ele geçirmeye başlamıştı bile. "AN"ı
yaşamak yerine 'dün' ve 'yarın' vardı hayatımda. Endişelerim an
be an büyüyor, korkularım kabularım oluyordu. Neler geliyordu
başıma? Hiç yapmadığım şeyleri, hayalini kurmadığım yaşamı mı
deneyimliyordum? Nasıl olurdu, her şey isteğimiz dahilinde değl
miydi? O zaman bir sorum vardı, ama ne?
Artık yakarmalarım nasıl bir
hal almıştı hatırlayamıyorum bile. Göz pınarlarım, yaşların
tükenmesinden kurumuş; boğazım kendilerini dışarıya atamayan
kelimelerden dolayı tıkanmış; beynim ise düşünmekten tüm gücüyle
zonkluyordu. Yaşam ne kadar da acımasızdı! Neden hep aynı
şeyleri yaşıyordum ki? Neden hep mutsuzlukla burun buruna
geliyordum? Hata neredeydi?
Hayatım boyunca dilediğim
şeyleri yaşıyordum tabii ki de. Kitaplara gömülmüştüm; o kadar
yoğundum ki uykuya ayıracak vakit kalmamıştı. Sürekli bir
yerlere koşturuyor, çalışıyordum. Araştırma,doğa sporları, yoga,
dans... Daha ne eksikti? İşte, hepsi de hayatıma
girivermişlerdi, birden bire, ayrı zamanlarda da değil. Peki
daha ne arıyordum? Neden mutlu değildim?
Tam da yakınmalarım 'zirve'ye
ulaşmışlardı ki farkındalığın farkına varmaya başladım. Bir
şeyler yapmalıydım. Hayatım böyle devam edemezdi. Benim huzura,
dinginliğe ve 'boşluğa' ihtiyacım vardı. Evet, kararımı
almıştım: büyüdüğüm şehre dönüyordum, ve bir senemi olsun 'boş'
geçirecektim. Bir şey düşünmek istemiyordum artık. Sessizliğe
ihtiyacım vardı.
Dönüşümü takip eden aylar
faaliyetsiz geçti. Boş, bomboş. Dinlendim, hiç bir şey yapmadım.
Ve işte yine isteğimi yaşıyordum. Aklımda ise tek bir şey vardı:
O neredeydi? Neden hala gelmiyordu? Oh, Tanrım, hala
"neden"lerle doluydu hayatım. hiçbir zaman tatmin olamayacak
mıydım ben? Sürekli bir şeyler istiyor, hayatımdaki eksiklerden
yakınıyordum. O'nu bulmaya çalışıyor, dinlenmeye çalışıyor,
huzuru bulmaya çalışıyor, tamamlanmaya çalışıyordum. Evet, tek
yaptığım çalışmaktı. "O AN"da olma fikri aklımın ucundan bile
geçmiyordu. Sadece mutluluğu kovalıyordum.
Zaman hızla geçerken içimde
farklı bir şeylerin oluşmaya başladığını hissettim. Ben
değişiyordum. Şiirlerim değişiyordu. Her şey değişiyordu. Bunu
deneyimlemeye çalışmamıştım. Kendiliğinden oluveriyordu. Kendimi
akışa bırakmış, hayatımda olup bitene tanık oluyordum. Sonrası
ise hiç o kadar yoğun hissetmediğim bir depresyon hali
oldu.
Öyle ki artık konuşamıyor, nefes alamıyordum. Bedenim yoktu.
Hoş, zira artık ruhumu da hissettiğimi söyleyemezdim. Her şey
kararmaya, tok olmaya başlamıştı. Doğru, güzel giden hiç bir şey
kalmamıştı sanki hayatımda. Sevinç ya da hoşnutluğa yer
bırakmamıştım. Ölüyordum.
Ve ruhsal boyutumda
eksileriki rolümü oynadığım bu sıralarda karşıma çıkıverdi
aniden. Tam da düşlediğim gibi, tüm hayatım boyunca planladığım
gibi. Ne dilemiştim ben: "Ben ruhsal olarak bir noktaya
ulaşacağım; lakin 'O' karşıma çıktıktan sonra yaşamım farklı bir
hal alacak; sonraki yolculuğum hayatımın amacına ulaştıracak
beni. O'nunla başlayacağım." Evet, tam da böyle olduç Bir
yerlere gelmiştim, bir şeylerin farkındaydım; fakat öyle ki
isteklerimi hayatıma geçiremiyordum. Sürekli kavga ediyor,
yaşamımı çekilmez hale getiriyordum. Lakin artık her şey sona
ermişti. O gelmişti. O, benim 'milad'ımdı. Değişimimin
başlangıcını temsil ediyordu; çünkü bem böyle istemiştim. Beni
değiştirmeyecekti, değişimin başlangıç noktasıydı, habercisiydi.
Neler oluyordu? Artık
olumsuz, karanlık ruh halleri yaşamıyordum. Bu aşk değildi. Ya
da öyleydi; lakin anlatılanlardan çok farklı. Hayatım
aydınanmaya, ışıkla dolmaya başlamıştı. AN'da yaşıyordum
artık.Hiç bir şeyden endişelenmiyordum. Umursamıyordum olan
biteni, ve bu umursamama hali ailem tarafından vurdumduymazlık
olarakk algılandı. Kafama takılı bir şey yoktu. Sürekli medite
halinda, huzur içinde dolanıyordum. Toprak ana'yla bağlarım daha
bir güçlenmiş, onunla bütünleşmiştim sanki. Her nefes alışımda
havayı soludukça yeniliyordum evreni de bedenim gibi adeta.
"BİR" olmuştum. Daha doğrusu artık bunun tadına daha iyi
varabiliyordum. Engeller kalkmıştı, sadece "BEN". Kayboluyordum
içimde. Rüya ve vizyonlarım çoğalmıştı. Çocıkluğumdan beri
gördüğüm varlıklarla daha bir yakındım şimdi. Yolculuklara
çıkıyor, "MEVCUDİYETİN" varlığını kutluyorduk birlikte.
Bedenimle dost olmuştum ve ruhumla bitünlüğümü kurmuştum artık.
Kendim değildim, ya da o ana kadar kendim diye bildiğim kişi
değildim. "BEN"dim; "ŞU AN"da ve sevgi dolu. Her ne ile
karşılaşıyorsam sadece "AN"ı deneyimliyor ve geleni huzur ve
mutlulukla kabul ediyordum yaşamıma. Zira olumlu- olumsuz
nitelendirmelerim kalmamıştı. Sadece "oluş" vardı, yaşıyordum.
Evet, tek yaptığım "ol"maktı, sadece "OLMAK".
Sonrası ise NİYETle gelen
güzellikler ve dostluklar. Ailemi buldum ve şimdi farkındayım ki
herkesle ilişkim de daha önceden kararlaştırdığımız gibi
süregeliyor. Sonuç mu? Mutluluk. Her an'ım "şimdi", ve bu
duyguyu tüm benliğimde hissediyorum HER AN. Değişiyorum: ruhum,
bedenim, her hücrem; ve evren değişiyor: dünyam, ülkem, ailem...
Yaşamıma, benliğime paralel gelişiyor olaylar. Karşıma çıkan
"aile" üyeleri, kendilerini göstererek giriyorlar hayatıma. Ve
en güzeli de şu: farkındayım artık. Değişimi her bir hücremde
hissetmenin farkındalığını yaşıyorum. Yaklaşan zamanın
heyecanını deneyimliyor ve ailemle paylaşıyorum HER AN. Hayatım
boyunca istediğim "AN"dayım. Heyecanla tanışma hayalini kurduğum
aile üyeleriyle birleşiyor ve ışığımı bulunduğum her yere
yaydığımın farkına varıyorum. Onları tanıyordumi hiç yabancılık
çekmiyorum o yüzden. Çünkü artık "BEN"i tanıyorum; sonsuzluğa
giden yoldaki sevgililerimi selamlıyorum "ŞU AN"! Ruhumun
yolculuğunda "SON"a ulaştığımı hissedebiliyorum artık. Zira
yapılacak bir şey kalmadı, "YOK OLMAK"tan başka...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|