Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu

Geldi geliyor derken bir anda içinde buluverdim kendimi. Her an içimdeki sorgulamalar ve kavgalarla geçerken, adeta ışığın düğmesine basılmıştı. Zamanla gerçekleşmedi yaşadıklarım; bir anlıktı.. Sabah gözlerini açıp güne uyanmak gibi..Her zaman içten içe akan nehir misali, bulmacanın parçaları gibi yerli yerine oturmaya başlıyordu. Zaman gelmişti.

"Geçmiş" diye diye nitelendirdiğimzaman dilimine baktığımda gördüğüm sahneler, "ŞU AN" denizini oluşturan su damlalarını oynuyorlardı artık, farkındaydım. Şimdi biliyor ve anlıyorum ki o zamandan beri tek fark AN'da olma bilincine sahip olmaya başlamam. Umutsuzluk, karamsarlık mağarasına sürükleyen zebaniler yok artık. Bir an boşlukta bulsam bile keyfini, "O AN"da oluyor, düşünmemenin tadına varıyorum, ve duruluyor her şey, muhteşem bir huzur kaplıyıveriyor. Böylece her varlığın yaydığı, "BİR"deki sevgiyi  hissediyorum merkezde, kalpte..

Hatırlıyorum da, birkaç ay öncesine kadar ağlıyordum çoğu zaman. 'Neden' sorusu hayatımın her anını kaplıyordu. "Neden evren böyle? Neden insanlar anlayamıyor? Neden sevgiyi hissedemiyorlar? Neden "BİRLİK" duygusu onlarda da yok sanki?.." Öyle anlar geldi ki bu dünyayı reddedişlerim, şimdi beklenen olarak gördüğüm, depresyon hallerine soktu beni. Kendi içimde kayboldum; hiç bir şeyden zevk almaksızın ve hayatımı 'cehennem' haline getirerek tüm güzellikleri bir kenara itmeyi yeğeledim. İsteklerimnse birer birer, kendilerini farkettirmeden yaşamıma girişlerini, "AN"ın keyfine varamayarak deneyimledim.

Kimse yok muydu beni anlayan? Fikirlerimi paylaşacağım tek bir kişi? Ailemi bilgili sanarken öyle anlar geliyordu ki onların sabit düşünceleri ve 'maddi' ve dünyaya bağlı hayatları karşısında tek yapabildiğim gözyaşlarımı salıvermek ve düş kırıklığı oluyordu. Bir şeyler boğazımda düğümleniyordu sanki. Tanrım! Kimse mi olamazdı! Çevremde tek bir kişi! Kendimi bulabildiğim tek yer kitaplar olmuştu. Biliyordum, orada benim gibi düşünen varlıklar olmalıydı, ama nerede? Neden yoklardı hala?

Anneme, "Artık bu dünyadan gitmek istiyorum; ruhum sığmıyor, yapacağım bir şey yok artık burada!" dediğimi hatırlıyorum, 11 yaşındaydım.. İçimden yükselen çığlıklar kimsenin duyamayacağını sandığım frekansta tüm kainata yayılıyordu adeta. Kimseyle konuşmuyor, sadece ağlıyordum. Dünya gözlerimin önünde yerle bir oldukça ben kaosa giriyor, ben girdikçe dünya mahvoluyordu. Herkes ne kadar da acımasızdı, ve yaşadığım gezegen ne kadar karamsar...

Dualarımın arkası gelmiyor, seslenişlerim gün be gün artıyordu. Eşimi çağırıyordum. Sanıyordum ki içimde yücelen bu sevgiyi onunla evrensel boyutte paylaşabilecektim. Ancak, artık çok zor geliyordu. Neden gelmiyordu sanki? yoksa burada değil miydi? Ne yapmalıydım?Onunla rüyalarımda buluşuyor, düşlerimde enerjimizii paylaşıyorduk. Lakin hala çıkmamıştı karşıma. Ağlamaktan içim yorgun düşmüştü; evet yorgundum, ağlıyordum. Öyle ki artık okuduğum kitaplar az geliyor, ayakta tutmaya yetmiyordu beni. Bir şeyler olmalıydı, hayatım böyle devam edemezdi, değil mi? Haksızlıktı bu! Neden kusursuz ve sevgi dolu bir dünya yaratmıyordu herkes? Tek yapılacak şey sevmek iken neden tamamiyle farklı bir hayata devam ediliyordu?

İsyanlarımın ardı arkası kesilmiyordu. Herkasten kaçıyor, kendimi, bildiğim tek dünyaya kilitliyordum: kendime. Fakat, kendimi bulmaktan bu kadar uzakken içinde olduğum "karanlık" hapishanenin de farkında değildim. Bir şeyler değişiyordu, değişmeliydi; lakin böyle değil. Güzellikler neredeydi? Kimseden çekinmeden, "BEN"den ayrı görmeden konuşacağım, sevişeceğim varlıklar neredeydi? Rüyalarımda, vizyonlarımda gördüğüm o muhteşem varlıklar neden hala yoktu hayatımda? Eksik olan şey neydi? Zamanı gelmemiş miydi? Heyecanıyla ruhumun kavrulduğu enerji patlaması ne zaman vuk'u bulacaktı? Zaman tüm hızıyla ve hızlanarak geçiyor, ancak hiç bir şey olmuyordu. Çevremdeki insanlar daha bir bilinçsizleşiyordu sanki. Her günüm hayal kırıklığı ve mutsuzluk doluydu. Hoş, çevremde pek insan da kalmamıştı artık. Adeta herkesi iteliyordum. Arkadaşlarım yoktu; sadece "BEN".

Ruhumun arayışına kim, nasıl karşılık verecekti? Her şey tam değil miydi sanki? İşte, tüm olumsuz güçler sarıp sarmalıyordu gezegeni. Değişim zamanı değil miydi? Kadim uygarlıklar tarafından işaret edilen dönem gelip çatmıştı; fakat ben hiç bir ilerleme göremiyordum. Sanki her geçen gün daha da çıkmazda buluyordum kendimi. Çözümü, bulunduğum yeri terketmekte aramaya karar vermiştim. Yeni bir başlangıç yapacak ve "tatlı yerimi" bulacaktım. Her şay çok farklı ve heyecan verici görünmeye başlamıştı. Yeni bir başlangıç! Lakin, kendimi bulmadığım, değişimi kendimde gerçekleştirmediğim sürece evrenimin de değişmeyeceğini anlamak için  biraz daha zaman vardı. Zira sonucum kaçışım oldu.

Bıraktım yaşadığım şehri. sanki  o 'anlamayan' insanlardan ve eski çevremden uzaklaşınca farklılık ve huzuru deneyimleyecektim. Mutsuz değildim elbette; yeni bir başlangıç gibisi yoktur! Tabii ki eski sizi yeniliğe taşımadığınız sürece. Farklı bir "BEN olduğunuzu sanarak ilerler, yeni bir çevre edinir ve hayatınızı değiştirdiğinizi sanırsınız. Lakin nafile, her şey karmaşıklaşmaya başlar yine; hatta 'eski' yaşamınızdan da kaotik bir hale gelerek. Karşınıza çıkan her şey sizi uçuruma sürüklemektedir sanki; ya da siz öyle hissedersiniz.. Her ne giriyorsa yaşamınıza, 'engel' teşkil etmektedir adeta. Ve işte tanıdık bir son daha karşınızdadır: terkediş. Bildiğiniz en kısa ve kolay yol: bırakıp gitme, belki de en zor yol.

Uykusuz akşamlarla boğuşarak ürettiğim fikirler yaşamımı ele geçirmeye başlamıştı bile. "AN"ı yaşamak yerine 'dün' ve 'yarın' vardı hayatımda. Endişelerim an be an büyüyor, korkularım kabularım oluyordu. Neler geliyordu başıma? Hiç yapmadığım şeyleri, hayalini kurmadığım yaşamı mı deneyimliyordum? Nasıl olurdu, her şey isteğimiz dahilinde değl miydi? O zaman bir sorum vardı, ama ne?

Artık yakarmalarım nasıl bir hal almıştı hatırlayamıyorum bile. Göz pınarlarım, yaşların tükenmesinden kurumuş; boğazım kendilerini dışarıya atamayan kelimelerden dolayı tıkanmış; beynim ise düşünmekten tüm gücüyle zonkluyordu. Yaşam ne kadar da acımasızdı! Neden hep aynı şeyleri yaşıyordum ki? Neden hep mutsuzlukla burun buruna geliyordum? Hata neredeydi?

Hayatım boyunca dilediğim şeyleri yaşıyordum tabii ki de. Kitaplara gömülmüştüm; o kadar yoğundum ki uykuya ayıracak vakit kalmamıştı. Sürekli bir yerlere koşturuyor, çalışıyordum. Araştırma,doğa sporları, yoga, dans... Daha ne eksikti? İşte, hepsi de hayatıma girivermişlerdi, birden bire, ayrı zamanlarda da değil. Peki daha ne arıyordum? Neden mutlu değildim?

Tam da yakınmalarım 'zirve'ye ulaşmışlardı ki farkındalığın farkına varmaya başladım. Bir şeyler yapmalıydım. Hayatım böyle devam edemezdi. Benim huzura, dinginliğe ve 'boşluğa' ihtiyacım vardı. Evet, kararımı almıştım: büyüdüğüm şehre dönüyordum, ve bir senemi olsun 'boş' geçirecektim. Bir şey düşünmek istemiyordum artık. Sessizliğe ihtiyacım vardı.

Dönüşümü takip eden aylar faaliyetsiz geçti. Boş, bomboş. Dinlendim, hiç bir şey yapmadım. Ve işte yine isteğimi yaşıyordum. Aklımda ise tek bir şey vardı: O neredeydi? Neden hala gelmiyordu? Oh, Tanrım, hala "neden"lerle doluydu hayatım. hiçbir zaman tatmin olamayacak mıydım ben? Sürekli bir şeyler istiyor, hayatımdaki eksiklerden yakınıyordum. O'nu bulmaya çalışıyor, dinlenmeye çalışıyor, huzuru bulmaya çalışıyor, tamamlanmaya çalışıyordum. Evet, tek yaptığım çalışmaktı. "O AN"da olma fikri aklımın ucundan bile geçmiyordu. Sadece mutluluğu kovalıyordum.

Zaman hızla geçerken içimde farklı bir şeylerin oluşmaya başladığını hissettim. Ben değişiyordum. Şiirlerim değişiyordu. Her şey değişiyordu. Bunu deneyimlemeye çalışmamıştım. Kendiliğinden oluveriyordu. Kendimi akışa bırakmış, hayatımda olup bitene tanık oluyordum. Sonrası ise hiç o kadar yoğun hissetmediğim bir depresyon hali oldu. Öyle ki artık konuşamıyor, nefes alamıyordum. Bedenim yoktu. Hoş, zira artık ruhumu da hissettiğimi söyleyemezdim. Her şey kararmaya, tok olmaya başlamıştı. Doğru, güzel giden hiç bir şey kalmamıştı sanki hayatımda. Sevinç ya da hoşnutluğa yer bırakmamıştım. Ölüyordum.

Ve ruhsal boyutumda eksileriki rolümü oynadığım bu sıralarda karşıma çıkıverdi aniden. Tam da düşlediğim gibi, tüm hayatım boyunca planladığım gibi. Ne dilemiştim ben: "Ben ruhsal olarak bir noktaya ulaşacağım; lakin 'O' karşıma çıktıktan sonra yaşamım farklı bir hal alacak; sonraki yolculuğum hayatımın amacına ulaştıracak beni. O'nunla başlayacağım." Evet, tam da böyle olduç Bir yerlere gelmiştim, bir şeylerin farkındaydım; fakat öyle ki isteklerimi hayatıma geçiremiyordum. Sürekli kavga ediyor, yaşamımı çekilmez hale getiriyordum. Lakin artık her şey sona ermişti. O gelmişti. O, benim 'milad'ımdı. Değişimimin başlangıcını temsil ediyordu; çünkü bem böyle istemiştim. Beni değiştirmeyecekti, değişimin başlangıç noktasıydı, habercisiydi.

Neler oluyordu? Artık olumsuz, karanlık ruh halleri yaşamıyordum. Bu aşk değildi. Ya da öyleydi; lakin anlatılanlardan çok farklı. Hayatım aydınanmaya, ışıkla dolmaya başlamıştı. AN'da yaşıyordum artık.Hiç bir şeyden endişelenmiyordum. Umursamıyordum olan biteni, ve bu umursamama hali ailem tarafından vurdumduymazlık olarakk algılandı. Kafama takılı bir şey yoktu. Sürekli medite halinda, huzur içinde dolanıyordum. Toprak ana'yla bağlarım daha bir güçlenmiş, onunla bütünleşmiştim sanki. Her nefes alışımda havayı soludukça yeniliyordum evreni de bedenim gibi adeta. "BİR" olmuştum. Daha doğrusu artık bunun tadına daha iyi varabiliyordum. Engeller kalkmıştı, sadece "BEN". Kayboluyordum içimde. Rüya ve vizyonlarım çoğalmıştı. Çocıkluğumdan beri gördüğüm varlıklarla daha bir yakındım şimdi. Yolculuklara çıkıyor, "MEVCUDİYETİN" varlığını kutluyorduk birlikte. Bedenimle dost olmuştum ve ruhumla bitünlüğümü kurmuştum artık. Kendim değildim, ya da o ana kadar kendim diye bildiğim kişi değildim. "BEN"dim; "ŞU AN"da ve sevgi dolu.  Her ne ile karşılaşıyorsam sadece "AN"ı deneyimliyor ve geleni huzur ve mutlulukla kabul ediyordum yaşamıma. Zira olumlu- olumsuz nitelendirmelerim kalmamıştı. Sadece "oluş" vardı, yaşıyordum. Evet, tek yaptığım "ol"maktı, sadece "OLMAK".

Sonrası ise NİYETle gelen güzellikler ve dostluklar. Ailemi buldum ve şimdi farkındayım ki herkesle ilişkim de daha önceden kararlaştırdığımız gibi süregeliyor. Sonuç mu? Mutluluk. Her an'ım "şimdi", ve bu duyguyu tüm benliğimde hissediyorum HER AN. Değişiyorum: ruhum, bedenim, her hücrem; ve evren değişiyor: dünyam, ülkem, ailem... Yaşamıma, benliğime paralel gelişiyor olaylar. Karşıma çıkan "aile" üyeleri, kendilerini göstererek giriyorlar hayatıma. Ve en güzeli de şu: farkındayım artık. Değişimi her bir hücremde hissetmenin farkındalığını yaşıyorum. Yaklaşan zamanın  heyecanını deneyimliyor ve ailemle paylaşıyorum HER AN. Hayatım boyunca istediğim "AN"dayım. Heyecanla tanışma hayalini kurduğum aile üyeleriyle birleşiyor ve ışığımı bulunduğum her yere yaydığımın farkına varıyorum. Onları tanıyordumi hiç yabancılık çekmiyorum o yüzden. Çünkü artık "BEN"i tanıyorum; sonsuzluğa giden yoldaki sevgililerimi selamlıyorum "ŞU AN"! Ruhumun yolculuğunda "SON"a ulaştığımı hissedebiliyorum artık. Zira yapılacak bir şey kalmadı, "YOK OLMAK"tan başka...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Yaşı Tarihle Eşit: Hasankeyf


Disleksi: Özel Öğrenme Güçlüğü


Arka Sokak Modacıları


Okullarda “Beyaz Bayrak” Yarışı 


Hayat Okumakla Güzel


Tuz Gölü Lağım Olmadan!


Yeryüzünün Yüzleri


Ada Vapuru’nun İçinde...


Makrobiyotik Beslenme


Besinler Neleri İçeriyor? Hangi Besin Neye Yarıyor?


ABD'deki Okullarda Gazlı ve Şekerli İçecekler Yasaklandı


Çizgi Filmler Çocukların Karakterlerini Etkiliyor


“Oyun” Filmi Ödüle Doymuyor!


Kadıköy'de Kısa Film Günleri


Sayılardan Renk, Seslerden Şekil olur


Kendini Koruma Sanatı


Muson Mevsiminde Uttaranchal (II.Bölüm)


Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Yoga 


Renklerle Karakter Analizi


Ateşli Beyaz Geceler (astroloji)


Sibirya'da Bütün Bir Mamut İskeleti Bulundu

 

KÖŞE YAZARLARI

Mahmut Şaylıkay

Baban Mı Var Derdin Var


Uzay Gökerman

Kıyamet Tarikatleri mi?


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu


Uzay Gökerman

İnanmak


Doruk Oğuz

Ey İnsan Birey!


Meltem Bingöl

Kuşlar


Rüya Yüksel

Dostluk üzerine


Burcu Özgeçen

İlişkiler üzerine... 


Burçin İvren

Bu Sana Üstat 


Çiğdem Aksoy

Her Yerde Kar Var


Burak Kaan Kızılkan

Özgürlük


Mukaddes Öztürk Odacı

Yaradan'a Yakarış


Mahmut Şaylıkay

Düşümdeki Anneme


SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

Nebile Ayyüce KOTANCI

Yağmur KOTANCI

Seda ÖZKARAYURT

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 19:20