|
Haber:
Didem Çivici
Foton Kuşağı
Etkisi
Altı gün içinde
Dünya'nın tamamen değişeceği iddia ediliyor
Karşımıza çıkan herhangi bir sağlam
bilimsel veri yok. Tüm kaynaklarda bilimsel bir kanıtın öne sürülmediğinden
bahsediliyor, zira geçerli kanıtlar da yok deniliyor. Elde olan tek şey
birkaç bilim adamı ve astronomun tezlerinden ve araştırmalarından ibaret.

Zaten bu konu üzerinde araştırmalar yapan bilim adamları da bulundukları
yerlerden uzaklaştırılmışlar. Elde olan veriler, bilinen döngünün 26.ooo yıl
olduğu, bu geçişin belirtisi olan Schumann Rezonansı'nın değişimi ve Foton
Kuşağı içerisinde bulunan yıldızların varlığından ibaret. Açıkça bir kanıt
ortaya konulamamış. Foton Kuşağı güçlü elektromanyetik radyasyona sahiplik
eden yoğun bir uzay boşluğu ve bazı x-ışınlarını da içermekte. Galaksi
içerisine akan manyetik bir ışık olarak ta tanımlayabiliriz.
Edmun
Halley tarafından keşfedildi
Keşif, ingiliz astronom Sir Edmund
Halley'in (1656-1742) günlerinde başlayan Pleiades çalışmalarıyla başladı.
Halley, bu yıldız grubundaki 3 yıldızın Yunanlılar tarafından belirtilen
yıldızlar arasında bulunmadığını ortaya çıkardı. Yunan astronomlar ya da
Halley yanılmış olabilir miydi? 1991 yılında yayınlanan bir makalede sunulan
diagrama göre 6 yıldız; Merope, Atlas, Teygeta, Electra, Coeleno ve
güneşimiz Pleiades'in bir yıldızı olan Alcyone'nin yörüngesindeler.Daha
sonra Halley şu sonuca vardı: Pleiades takımı belli bir hareket sistemiyle
ilerliyordu. Bu tez, Frederick Wilhelm tarafından onaylandı.
Pleiades, her yüzyıl için 5.5 saniye kesin bir hareketle döngüsüne devam
ediyordu.

Altı gün içinde
Dünya'nın tamamen değişeceği iddia ediliyor
Foton Kuşağının merkez alanına
girilmesiyle birlikte yaşanılması beklenen fiziksel ilk etkileşimler ise şu
şekilde sıralanıyor yayınlanan bir çok raporda:
|
1.
gün: |
21 Aralık 2012'de kör
bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik
aygıtının çalışmaması, tam karanlık. |
|
2. gün:
|
Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi,
Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu). |
|
3.-4. gün: |
Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton
etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi,
yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri. |
|
5.-6. gün: |
24 saatlik gündüz
devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların
güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan
gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi
psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç). |

Foton
Kuşağı etkisine ilk kez Atlantis devrinde girildiği sanılıyor
Kuşağın başlangıç noktası, küçük bir atom
parçası ve onun yörüngesinde olan bir grup elektrondan ibaret. İngiliz
fizikçi Paul Adrian Maurice Dirac, her bir partikül için bir anti-partikül
bulunduğunu öne sürmüştü. 1932'de Carl David Anderson bu anti-partikülü
buldu ve ona "positron" adını verdi. 1956'da anti-proton ve anti-nötron
keşfedildi. Bir anti-partkül şekillendiğinde, sıradan bir partiküller
evreninde meydana gelir ve bu, bir elektronla buluşup çarpışmasından önce
bir anlıktır. Bu çiftin toplam kütlesi "Foton" formunda enerjiye dönüşür. Bu
yeni ve önceden görülmemiş bir enerji kaynağı gücü sunar.
1961 yılında uydu kaynaklı araçlar
tarafından bir foton kuşağı keşfedildi. Bu kuşağın gezegenimizden 400 ışık
yılı uzakta olduğu açıklandı. Astronom Jose Comas Sola yedi yıldızlı
Pleiades takımı üzerinde özel bir çalışma yaptı ve bir sistem
oluşturduklarını keşfetti, ki bizim güneşimiz ve daha pek çok yıldız da bu
sistemin parçalarıydılar ve her biri kendi gezegensel sistemlerine sahipti.
Güneşimiz bu sistem yörüngesini 24.000 yılda tamamlıyor. Bu 24.000 yıl iki
bölümde alınıyor; 10.000 yılı karanlık (ya da Galaktik Gece), 2000 yıl ise
Foton Kuşağı'nın ışığında geçirildiği sanılıyor. Ve bazı bilim adamları
tarafından, bulunduğumuz dönemin ışık bölgesine geçiş olduğu tahmin
edilmekte. Tahmin edildiğine göre böyle bir olay dünyanın oluşumundan beri
bir kez deneyimlendi ve bu tarihin de Atlantis devrine rastladığı öne
sürülüyor.

Null Zone (Sıfır Bölgesi)
Foton Kuşağı temel olarak 3 elementi
içermekte. İlki, "Null Zone" (sıfır bölgesi). Bu bölge, madde ve madde
olmayan parçaların kuşağın proton parçalarını oluşturmak için çarpıştıkları
bölge. Burası ayrıca Pleiades yıldız sisteminin elektromanyetik alanlarının
etkisiz bırakıldığı yer. Bu süreç, bilinçlilik seviyelerimizi değiştirecek
ve evren yapısına farklı bir açıdan bakmamızı sağlayacak. Diğer bölme ise
foton ırmağı ile sıfır bölgesinin (null zone) iç kenarı arasında olan akım
alanı. Bu bölgeye geçişle daha yüksek boyuta geçiş imkanına sahip olunacak.

2012'de Işık devrine geçiş
yapılacağı söyleniyor
Foton
Kuşağı, Dünya ile çarpışmak üzere olan yoğun bir foton(ışık parçacıkları)
enerji bandı olarak rapor ediliyor. Ulaştığında 5 günlük bir karanlık,
elektriksizlik, yoğun ufo inişleri, insanlık için psişik yeteneklerin ortaya
çıkması, insan bedeninde oluşan değişimler (transformasyonlar) ve daha pek
çok değişim beklenmekte. Şu anda karanlık dönemin sonunda olduğumuz ve bu
dönemin 2012'de son bularak 2000 yıllık "ışık" devrine geçiş yapılacağı
söyleniyor. Yıldız aktivasyonu güneş sistemimizin Pleiades (Alcyone
yıldızı), Sirius, Arcturus, Orion ve Andromeda ile aynı sıraya dizilmesi ile
başlayacak. Yaşanılacağı tahmin edilen en büyük deneyim ise, bu kuşağa
girildiğinde, şu anda bulunduğumuz 3. boyuttan 5. boyuta yükseleceğimiz. Bu
sıçrayış elbette ki beraberinde bir çok farklılık ve mutasyonlar getirecek.
Şimdiden deneyimlediğimiz olaylar da aslında bu sıçrayışı doğrular
nitelikte: ciddi iklim değişiklikleri, kıta transferleri, v.s. Ayrıca bu
kuşağa girildiğinde bilinçlilik boyutlarının her birine geçiş imkanına sahip
olacağımız tahmin ediliyor. Şu anda küresel bilinç değişiminin sonuçlarını
da birebir deneyimliyoruz aslında. Dünyayı kasıp kavuran savaş ortamı,
toplumlar arası anlaşmazlıklar, politik sürtüşmeler ve olagelen
olumsuzlukların da bu geçiş döneminde, ya da "null zone"da bulunmamızdan
dolayı olduğunu düşünebiliriz.
Bütün canlılardaki değişim
Yaşadığımız bu dönem ve beklenen
değişimler kutsal kitaplarda, mitolojide ve bilim adamları tarafından da
ayrıntılı şekilde incelenmişti. Raporlara göre, Foton Kuşağı'na
girildiğinde, gökyüzü ateş gibi gözükecek, ancak soğuk olacak. Bu değişim ve
yansımalar elbette ki içine girilen kuşağın etkileriyle birlikte ortaya
çıkan kimyevi değişimler ve tranformasyonların sonucunda kendilerini açığa
çıkaracaklardır. Kuşağa ilk önce güneşimizin girmesi halinde ani bir
karanlığın olması da söz konusu, ki bu sürenin 110 saat kadar sürmesi tahmin
ediliyor. Güneşsel radyasyon ve Foton Kuşağı'nın arasındaki etkileşim
gökyüzünün yıldızlarla dolu gibi gözükmesine neden olacak. Dünya bu kuşağa
girdikçe tüm moleküller uyarılmış olacak ve atomlar mutasyona uğrayacaklar.
Bu duruma bağlı olarak fiziksel yapılarda (insanla birlikte hayvan ve bitki
aleminde de) farklılıkların meydana gelmesi bekleniyor tabii ki.

Null Zone ve Schumann Rezonansı
Bu kuşağa girmeden önce, yani bu zamanda,
"Null Zone" (sıfır bölgesi) denilen zaman deneyimlenmekte. Bu dönem boyunca
sismik aktivite ve volkanik hareketlenme görülüyor. Ayrıca iklim
değişiklikleri ve buna bağlı olarak şiddetli tayfunlar, fırtınalar ve
hortumlar gözlemleniyor. "Null Zone", bir başka deyişle, madde ve madde
olmayan bütün partiküllerin yok edildiği yer. Oluşacağı beklenen bu foton
etkisi çok önemli, zira bize yeni bir enerji kaynağı sunacak. Bu kaynak,
doğal olarak fosil yakıtlara bir son verecek ve bunun sonucunda da tahmin
edildiği üzere daha yaşanılabilir bir dünya oluşturulmuş olacak. Bu bölgeye
geçişin kanıtı olarak gösterilen en güçlü kaynak ise Schumann Rezonansı.
Dünya'nın kalp atışı olarak nitelendirilen bu titreşim daha önceki
zamanlarda 8.1 iken günümüzde 12.1'e yükselmiş durumda, ve hızla
yükselmekte. 13.0 olduğunda ise "Null Zone"un tamamlanmış olacağı rapor
ediliyor. Astrofiziksel hesaplamalara göre Foton Kuşağı'na saatte 208.800 km
hızla gireceğiz. Kuşağın enerjisi fiziksel sonuçların yanında eterik ve
spiritüel anlamda da kendini gösterecek.

Bilimsel
veriler, ciddi ve hızlı bir değişim olduğuna işaret ediyor
Rus bilim adamları tarafından açıklanan
değişimler de galaksinin merkezinden gelen enerjinin varlığını teyit eder
yönde. Dr.Alexey N.Dmitriev'in çalışması gösteriyor ki gezegenlerin
atmosferleri, gezegenlerin kendileriyle birlikte büyük bir hızla değişim
geçiriyor. Örneğin Mars atmosferi zamanla daha kalınlaşıyor; Ay, kendi
atmosferini oluşturmakta. Ya da bu tarz bir değişimi kendi gezegenimizde
görebiliyoruz: atmosferdeki HO(hidroksit) oranı daha önce hiç ölçülmediği
kadar fazla. Bu oran küresel ısınma, florkarbon emilimleri ya da bu tarz
oluşumlar sonucu oluşmuyor; sadece kendilerini gösteriyorlar. İyonosfer
tabakasında plazma jenerasyonu, magnetosferde magnetik fırtınalar,
atmosferde ise siklonlar aracılığı ile enerji boşalımları oluşumları
gözlemleniyor. Daha önceden nadir rastlanan atmosferik yüksek enerji
fenomenine artık daha sık ve yoğun rastlanmakta. Gaz-plazma zarfının
maddesel birleşimi de transforme olmaktadır. Gezegenlerin manyetik alanları
ya da parlaklıkları da hızla değişiyor, artıyor. Jüpiter, Venüs, Uranüs ve
Neptün, bu sonuçların alındığı gezegenlerden.

Rus
Ulusal Bilim Akademisi Foton Kuşağı üstüne çalışmalar yapıyor
Dünyamızda eyleme geçmiş olan
transformasyonlar ise aşikar. Gün be gün artan sismik aktivasyon, volkanik
hareketlenmeler ve diğer bir çok doğal felaketler elbette ki gözlerden
kaçmıyor. Dr.Dmitriev'in belirttiği ve dikkat çektiği nokta ise bu çeşit bir
değişimin dünyada daha önce 10.000 yıl önce görülmesi. Burada göze çarpan ve
bazı topluluklar tarafından ortaya atılan konu ise güneş ile dünyanın
değişimleri arasındaki bağlantı. Maalesef bu tarz konularda çoğu bilgi ifşa
edilmiyor. Bu tarz araştırmaların yapıldığı bir merkez de Sibirya'daki Rus
Ulusal Bilim Akademisi. Burada yapılan çalışmalar sonucu edinilen bilgi ise
şöyle: Şu anda Güneş Sistemi'nde yaşanılan enerjisel değişimin tek olası
sebebi farklı-daha yüksek olan bir enerji alanına giriyor olmamız olabilir.
Ve bu yüksek enerjiye geçişin sonucunda DNA spirallerinin kendileri de
değişim geçirmekteler. Şimdiye kadar hayatımızda yer alan bilim
araştırmaları sonucu elde ettiğimiz bilgilerle ortaya çıkarılan 2 sarmallı
DNA yapısı hızla mutasyona uğramaktadır. Bu sıçrayışla da bu sarmalın 2'den
12'ye çıkacağı biliniyor. Bu enerji emiliminin Güneş Sistemi'ndeki tüm
maddelerin özünü değiştireceği bekleniyor, ki bir bir de deneyimliyoruz
çevremizde.

Aslında tüm bunlar, hücresel ya da ruhsal
boyutta olsun, bize pek yabancı değil. Çevremizde her an deneyimlediğimiz
olayların dökümü sadece. Kainata dikkatlice baktığımızda ve onu içsel
sesimizle dinlediğimizde bunlardan farklı bir şey duymayacağımız da aşikar.
Her gün yaşadığımız ve gün geçtikçe artan doğal felaketler, politik
sürtüşmeler, savaşlar, içsel değişimler binlerce yıldır beklenilen dönemin
getirileri elbette. Bunların hepsi asırlardır bekleniyordu; kutsal
kitaplarda olsun, kadim medeniyetlerin yazıtlarında olsun her zaman
karşımıza çıktılar. Şimdi ise bu değişime tanık oluyoruz ve yeni dönemin
getirdiği farklılıklara yaşamlarımızı adapte etmeye hazırlanıyoruz. Zira
başka seçeneğimiz de yok; ya değişimi kabul edecek ve "bir" olacağız, ya da
eski enerji ile birlikte savrulmayı göze alacağız. |