|
Yazar:
Didem Çivici
Sadece...
Ben...
Ben artık;
'var'ım yok oluşundan doğan,
insan dilindeki...
Kanatlı bir varlığın ruhundan dökülen
fısıltılarla yola çıkıyor bu beden... Rüyalarda kendisi ile buluşmak
üzere... Cem Adrian'ın dizeleri ile, "O"na aracılık eden...
Korkularını, dünya üzerinde geçirdiği,
"zaman" diye adlandırılan kavramlar içerisinde yaşadığı "ölümleri", içinden
can aldığı toprağa gömdüğünü anımsıyor, yüzünde bir tebessüm ile birlikte...
Göz kapaklarının düşmesi ile kendisini evinde hissetmesi, artık bir özlem
olmaktan
çıktı. Zira özlediği evi burada, olduğu yerde artık. Tüm ailenin bireyleri
ile birlikte... Dışarıda çimleri ıslatmaya başlayan yağmura eşlik eden göz
yaşlarına sahip artık... Üflenen ruhunu taşıyacak güce sahip artık...
Düştüğünde onu kaldıracak, "ben"lerle dolu bir kalbi var zira... "Aşk"
var...
Kendimi atmışım yalnızlığıma bir
zamanlar; farkediyorum şimdilerde kulağıma çalınan kelimelerle...
Korkularımla yüzleştiriyor beni meleğimin sesi; geride bıraktığım...
Korkmuyorum artık senden gece
Korkmuyorum ben hiç, karanlık...
Üzerime gel istersen
Sar beni, ben kaçıp gitmem...
Yağmurla karışıyorum benliğime... Yok
oluşumdan bedenlendiğimi işitiyorum; çıtırtılarından yenilenen filizlerimin,
dallarımın uçlarındaki... Doğumum güne şimdi... Işığı bedenime alıyorum,
soyuluyor etlerim kemiklerimden; çözülüyor bedenim, karışıyor OLana... Ve
"O"nu duyuyorum yine... Her şeye rağmen burada olmamı kutlarcasına, göğe
yükseliyor:
Tüm bu olanlara karşı ve inadına söyle
En güzel şarkını en yüksek sesle!
Anlat onlara! Anlasınlar!"...
Hatırlıyorum
haykırışlarımı an be an... Gecelerin zehir zembelek acıya dönüştüğü
zamanları... Zamanı "var" ettiğim zamanları... Boşluktaki kayboluşumda içine
düştüğüm karanlığın korkutucu yüzünü anımsıyorum... Her şeyin "ben" için var
olduğu, lakin bu hakikatın içime işlemediği zamanları... Gözyaşlarımın
uykuyu çağırdığı gecelerdeki ruhumun çırpınışlarını... Kendimi bulmaya yemin
ettiğim zamanları... İçimdekileri ne olursa olsun anlatmaya yemin ettiğim
zamanları anımsıyorum şimdi... İyi ki...
Bomboş
caddelerin ruhlarımızda bıraktıkları boşlukların bizde oluşturduğu değerleri
anlamak her ne kadar uzun zamanımızı da alsa, sırtımıza yüklediğimiz
yalnızlığımızın içerisine koyduğumuz her bir kum tanesini yaşamımıza
ekleyerek, mucizevi bir tabloyu tamamlayarak yorumlama şansını da yine
kendimize bırakıyoruz... Caddede yürürken ayağımızı vurarak sürüklediğimiz
her bir taşı, kendimize ulaştırıyoruz aslında... Uçurumun kenarından aşağıya
bıraktığımız taşlar, bize bir daha katılmayacak gibi dursalar da, "ben"de
olandan ayrılmaksızın devam ediyorlar bizlere katılmaya... Beklenenlerin
gelme umudu ne kadarsa o kadardır kendimizi kabullenişimizin yakınlığı da...
Kaybettiklerimizle birlikte kazandıklarımızın kumsalımıza bıraktığı kum
taneciklerini biriktiririz yaşamımız boyunca... Kumlar, hayatlar
boyunca
yoldaşımız olarak devam ederler refakat etmeye, biz istediğimiz sürece...
Reddedilen her kapı, içimize ulaşmak için
binmeyi seçmek yerine, uzaklaştığımız vapurlar gibi sisli güne süzülen...
Martıların sesleri zayıflar; dalgalar görünmez olur; motorun sesi duyulmaz
olur... Lakin geç değildir... Kelama dönüşen her bir nefes ulaştırır beni
bene... An gibi... Ben gibi... Aşk gibi... Her şeyden uzak... Sadece...
Birlikte yakalanan her an, ben...
'Ben'de yok olan her an, yok bende...
İşte
bu andır ki görülmeyeni görünen olarak işlemeye başlar zihinler...
Ruhumuzun, 'kayıp' diye nitelendirdiğimiz parçaları, aslında bizden
uzaklaştıkça yakınlaşmışlardır 'ben'e... Ne kadar uzaksak aslında keşfimizde
o kadar yol mu alıyoruz yoksa... Ama.. Uzak da yok, yakın da... Ne 'var' ki
ne 'yok' olsun... Ne "ben" var, ne de "O"... Sadece...
Rüzgarın uğultusundan başka bir ses
işitmiyor şimdilerde ruhum... Yağmurun sesine karışan...
Rengarenk boyanacak şehrin yolları...
Yürüyorum... Sessizce...
Sessizlik
hüküm sürüyor yalnızlığımda... Dingin bir körfezde yelken açarcasına rüzgara
kapılıyor ruh bedenim... Grileşen yaşamdaki saklı kalmış renkleri görmeye
başlıyor heyecanla, olmanın getirdiği sevinçle bir...
Var olmanın siluetinde kaybolan bedenin
taşıdığı soyut somutluğun, kendimde şeffaflaştırdığına tanık olurcasına
savrulup birliğe karışmak... Yalnızlığın bireyselliğini, bütünsellikle
birleştirerek, 'ben'den ayrılmayan 'tek'in, her nefes alışımla zerrelerimde
yok olurcasına var edilişinin "giz" dolu gerçekliğinin, "ben"e açıklanması,
şimdi... Tüm 'giz'lerin yok olmasıyla...
Benliğimde 'bir' olan her bir 'ben'le
BİR, devam etmenin verdiği durgunluk, yaşamlarımızı kucaklarcasına nefes
alıyor adeta... Tanrı'nın bize bahşettiği yaratıcılığın lütfu ile
bezediğimiz ruhlarımızın 'acı' diye adlandırdıklarını doyasıya yaşayarak
kabul etme vaktinin yaklaştığına dair çalan çanların sesleri ulaşmakta
kalbime... Yaşamdaki hisleri deneyimlemek için buraya gelmeyi seçen
ruhlarımıza şans tanımak o kadar da zor değil. Zira 'acı'yı tatmanın verdiği
haz, burada hala var olma sebeplerimizden aslında... İçimizde barındığını
biliyoruz iyileştirme gücünün. "O"nu kullanmak insana bahşedildi; şimdi ise
bunu farketme vakti... Meleğin dile getirdiği gibi:
Ya kendin dikebilirsin ya da hiç kimse...
Eline yalnızca bir iğne bir iplik
verebilirim.
... dedi Tanrı.
"Ben"den
başka kimse değil... Yalnızız yaşamda... Bir o kadar da çok ve bir...
Değişimimizdeki yalnızlığımızdır bize güç veren, sevgisiyle kutsayan...
Yağmur yalnız olan damlalardan görünür gözlere... Damlalar kadar yalnızız
her birimiz kendi yollarımızda... Özgürlüğümüze ulaştıran yalnızlığın
verdiği metanettir belki de... "Ben"den başka kimse yok... Bir ben varım,
bir de BEN... Ne yaparsam ben, 'ben'den...
Yok olmaya yüz tutmuş duygularıma destek
olan, bendeki 'ben'i tekrardan ayağa kaldırmak için yardım etmemi söyleyen
'ben'in dizeleri içime, aşina olduğum duygular sunuyor birer birer...
Unutulan sevginin, dağların ötesindeki doğuşunu andıran bir ışık,
kamaştırırcasına gözlerimi, giriyor ruhumun derinliklerine... Ve "O"ndan
kulağıma fısıldananlar ruhumda yankılanıyor adeta...
... Ve önümde devrilen her kalp, taştan bir
merdivene dönüştü... adım adım yükseliyorum. Her kalp daha yukarı, ışığa
uzanan bir merdiven şimdi... Bense; ışığın o merdivenlerin en sonunda
olduğunu bilenim...
Bana beni getiren her ne varsa, ben gibi
bana yakın bende şimdi... Gözlerimi kapatmama dahi gerek yok düşlere dalmam
için... Boşlukta uçuşan parıltılar, melodilere dönüşerek 'ben'i
yaratıyorlar... Kanatların, çıkmak için can attığı bu zamanda, her nefesim
yeni bir yaşama "merdiven"... "Her bir kalp ile ulaşılan ışığın parlaklığı"
ile kamaşan gözler, şimdiye kadar tüm öğretilenleri
yadsıyacak
şekilde değişimi yansıtıyorlar artık... Zahir olan, 'var olan'dan doğan
hiçliğe bedel şimdi...
Sevişmeler, bedeni tatmin etmenin
ötesinde artık... Yalnızlıkla birleşen hazlar, ruhun doyum noktasına
ulaşması; gerçek "ben"in dengesini sağlayan an... Kapatılan gözlerle çıkılan
yolculuklar beni bene uzatırcasına kaplıyor tüm varlığımı. Bedenlerle
sevişiyorum, benle... Tarifi yok...İmkansız... Zira, ne varım, ne yok...
Sadece ben...
Ellerime ilişiyor gözlerim...Havayla
bir...yok ben...hiç... Su, toprak, ateş, hava ne ise, ben de o... Sadece...
Dile getirilemeyen düşler misali sisli
yollarında yürüyorum şehrimin. Elimde tüm renklerden oluşan bir kutu boya...
Her şey ben. Bana ait olan bir şey yok lakin...Mavi, yeşil, mor... Boyuyorum
denizi, toprağı, havayı..."Ben"i...
Resmim o kadar güzel ki...Masal
kitaplarını andırıyor: Büyülü... Ayaklarım çıplak, çimlerin üzerinden
yürüyorum; gizemli ormana doğru... Beni karşılıyorlar... Sadece... İşte,
şimdi... "Orada"... Ben...
Artık özgürüm...
Öyle yalnızım ki...
Külleriyle
yıkanan anka kuşuyum... Yapayalnızım... Yeniden doğmaya ihtiyacım yok...
Zira hiç ölmedim; hiç doğmadım ben...hiç yok olmadım ben... Sadece...
Ben...
Kemiklerimin yanıp küle dönüştüklerini
seyrederek anların hafızamda canlanmasına tanık oluyor ben... Kainatın en
ücra köşesindeki beni hissediyor... Elleri Orion... Pleiades zihni... Sirius
yüreği... Ben evrenim... Evren, BENim...benim... Ben neyim... Ney, BENim...
Sazlıkların arasından süzülerek ilerleyen salın içine, anne karnındaki cenin
misali kıvrılarak uzanıyor bedenim, BENim... Ben cenin...
Sazların seslerini işitiyorum: "Ben
neyim?"...
Hiç korkmuyorum... Evimdeyim...yine...
Hoşgeldim...
Koyu harflerle yazılan
kısımlar Cem Adrian'ın "Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti" adlı albümünden
alınmıştır.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|