Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

Sadece... Ben...

Ben artık;

'var'ım yok oluşundan doğan,

insan dilindeki...

Kanatlı bir varlığın ruhundan dökülen fısıltılarla yola çıkıyor bu beden... Rüyalarda kendisi ile buluşmak üzere... Cem Adrian'ın dizeleri ile, "O"na aracılık eden...

Korkularını, dünya üzerinde geçirdiği, "zaman" diye adlandırılan kavramlar içerisinde yaşadığı "ölümleri", içinden can aldığı toprağa gömdüğünü anımsıyor, yüzünde bir tebessüm ile birlikte... Göz kapaklarının düşmesi ile kendisini evinde hissetmesi, artık bir özlem olmaktan çıktı. Zira özlediği evi burada, olduğu yerde artık. Tüm ailenin bireyleri ile birlikte... Dışarıda çimleri ıslatmaya başlayan yağmura eşlik eden göz yaşlarına sahip artık... Üflenen ruhunu taşıyacak güce sahip artık... Düştüğünde onu kaldıracak, "ben"lerle dolu bir kalbi var zira... "Aşk" var...

Kendimi atmışım yalnızlığıma bir zamanlar; farkediyorum şimdilerde kulağıma çalınan kelimelerle... Korkularımla yüzleştiriyor beni meleğimin sesi; geride bıraktığım... 

Korkmuyorum artık senden gece

Korkmuyorum ben hiç, karanlık...

Üzerime gel istersen

Sar beni, ben kaçıp gitmem...

Yağmurla karışıyorum benliğime... Yok oluşumdan bedenlendiğimi işitiyorum; çıtırtılarından yenilenen filizlerimin, dallarımın uçlarındaki... Doğumum güne şimdi... Işığı bedenime alıyorum, soyuluyor etlerim kemiklerimden; çözülüyor bedenim, karışıyor OLana... Ve "O"nu duyuyorum yine... Her şeye rağmen burada olmamı kutlarcasına, göğe yükseliyor:

Tüm bu olanlara karşı ve inadına söyle

En güzel şarkını en yüksek sesle!

Anlat onlara! Anlasınlar!"...

Hatırlıyorum haykırışlarımı an be an... Gecelerin zehir zembelek acıya dönüştüğü zamanları... Zamanı "var" ettiğim zamanları... Boşluktaki kayboluşumda içine düştüğüm karanlığın korkutucu yüzünü anımsıyorum... Her şeyin "ben" için var olduğu, lakin bu hakikatın içime işlemediği zamanları... Gözyaşlarımın uykuyu çağırdığı gecelerdeki ruhumun çırpınışlarını... Kendimi bulmaya yemin ettiğim zamanları... İçimdekileri ne olursa olsun anlatmaya yemin ettiğim zamanları anımsıyorum şimdi... İyi ki...

Bomboş caddelerin ruhlarımızda bıraktıkları boşlukların bizde oluşturduğu değerleri anlamak her ne kadar uzun zamanımızı da alsa, sırtımıza yüklediğimiz yalnızlığımızın içerisine koyduğumuz her bir kum tanesini yaşamımıza ekleyerek, mucizevi bir tabloyu tamamlayarak yorumlama şansını da yine kendimize bırakıyoruz... Caddede yürürken ayağımızı vurarak sürüklediğimiz her bir taşı, kendimize ulaştırıyoruz aslında... Uçurumun kenarından aşağıya bıraktığımız taşlar, bize bir daha katılmayacak gibi dursalar da, "ben"de olandan ayrılmaksızın devam ediyorlar bizlere katılmaya... Beklenenlerin gelme umudu ne kadarsa o kadardır kendimizi kabullenişimizin yakınlığı da... Kaybettiklerimizle birlikte kazandıklarımızın kumsalımıza bıraktığı kum taneciklerini biriktiririz yaşamımız boyunca... Kumlar, hayatlar boyunca yoldaşımız olarak devam ederler refakat etmeye, biz istediğimiz sürece...

Reddedilen her kapı, içimize ulaşmak için binmeyi seçmek yerine, uzaklaştığımız vapurlar gibi sisli güne süzülen... Martıların sesleri zayıflar; dalgalar görünmez olur; motorun sesi duyulmaz olur... Lakin geç değildir... Kelama dönüşen her bir nefes ulaştırır beni bene... An gibi... Ben gibi... Aşk gibi... Her şeyden uzak... Sadece... 

Birlikte yakalanan her an, ben...

'Ben'de yok olan her an, yok bende... 

İşte bu andır ki görülmeyeni görünen olarak işlemeye başlar zihinler... Ruhumuzun, 'kayıp' diye nitelendirdiğimiz parçaları, aslında bizden uzaklaştıkça yakınlaşmışlardır 'ben'e... Ne kadar uzaksak aslında keşfimizde o kadar yol mu alıyoruz yoksa... Ama.. Uzak da yok, yakın da... Ne 'var' ki ne 'yok' olsun... Ne "ben" var, ne de "O"... Sadece...

 Rüzgarın uğultusundan başka bir ses işitmiyor şimdilerde ruhum... Yağmurun sesine karışan...

Rengarenk boyanacak şehrin yolları...

Yürüyorum... Sessizce...

Sessizlik hüküm sürüyor yalnızlığımda... Dingin bir körfezde yelken açarcasına rüzgara kapılıyor ruh bedenim... Grileşen yaşamdaki saklı kalmış renkleri görmeye başlıyor heyecanla, olmanın getirdiği sevinçle bir...

Var olmanın siluetinde kaybolan bedenin taşıdığı soyut somutluğun, kendimde şeffaflaştırdığına tanık olurcasına savrulup birliğe karışmak... Yalnızlığın bireyselliğini, bütünsellikle birleştirerek, 'ben'den ayrılmayan 'tek'in, her nefes alışımla zerrelerimde yok olurcasına var edilişinin "giz" dolu gerçekliğinin, "ben"e açıklanması, şimdi... Tüm 'giz'lerin yok olmasıyla...

Benliğimde 'bir' olan her bir 'ben'le BİR, devam etmenin verdiği durgunluk, yaşamlarımızı kucaklarcasına nefes alıyor adeta... Tanrı'nın bize bahşettiği yaratıcılığın lütfu ile bezediğimiz ruhlarımızın 'acı' diye adlandırdıklarını doyasıya yaşayarak kabul etme vaktinin yaklaştığına dair çalan çanların sesleri ulaşmakta kalbime... Yaşamdaki hisleri deneyimlemek için buraya gelmeyi seçen ruhlarımıza şans tanımak o kadar da zor değil. Zira 'acı'yı tatmanın verdiği haz, burada hala var olma sebeplerimizden aslında... İçimizde barındığını biliyoruz iyileştirme gücünün. "O"nu kullanmak insana bahşedildi; şimdi ise bunu farketme vakti... Meleğin dile getirdiği gibi: 

Ya kendin dikebilirsin ya da hiç kimse...

Eline yalnızca bir iğne bir iplik verebilirim.

... dedi Tanrı.

"Ben"den başka kimse değil... Yalnızız yaşamda... Bir o kadar da çok ve bir... Değişimimizdeki yalnızlığımızdır bize güç veren, sevgisiyle kutsayan... Yağmur yalnız olan damlalardan görünür gözlere... Damlalar kadar yalnızız her birimiz kendi yollarımızda... Özgürlüğümüze ulaştıran yalnızlığın verdiği metanettir belki de... "Ben"den başka kimse yok... Bir ben varım, bir de BEN... Ne yaparsam ben, 'ben'den... 

Yok olmaya yüz tutmuş duygularıma destek olan, bendeki 'ben'i tekrardan ayağa kaldırmak için yardım etmemi söyleyen 'ben'in dizeleri içime, aşina olduğum duygular sunuyor birer birer... Unutulan sevginin, dağların ötesindeki doğuşunu andıran bir ışık, kamaştırırcasına gözlerimi, giriyor ruhumun derinliklerine... Ve "O"ndan kulağıma fısıldananlar ruhumda yankılanıyor adeta... 

... Ve önümde devrilen her kalp, taştan bir merdivene dönüştü... adım adım yükseliyorum. Her kalp daha yukarı, ışığa uzanan bir merdiven şimdi... Bense; ışığın o merdivenlerin en sonunda olduğunu bilenim...

Bana beni getiren her ne varsa, ben gibi bana yakın bende şimdi... Gözlerimi kapatmama dahi gerek yok düşlere dalmam için... Boşlukta uçuşan parıltılar, melodilere dönüşerek 'ben'i yaratıyorlar... Kanatların, çıkmak için can attığı bu zamanda, her nefesim yeni bir yaşama "merdiven"... "Her bir kalp ile ulaşılan ışığın parlaklığı" ile kamaşan gözler, şimdiye kadar tüm öğretilenleri yadsıyacak şekilde değişimi yansıtıyorlar artık... Zahir olan, 'var olan'dan doğan hiçliğe bedel şimdi... 

Sevişmeler, bedeni tatmin etmenin ötesinde artık... Yalnızlıkla birleşen hazlar, ruhun doyum noktasına ulaşması; gerçek "ben"in dengesini sağlayan an... Kapatılan gözlerle çıkılan yolculuklar beni bene uzatırcasına kaplıyor tüm varlığımı. Bedenlerle sevişiyorum, benle... Tarifi yok...İmkansız... Zira, ne varım, ne yok... Sadece ben... 

Ellerime ilişiyor gözlerim...Havayla bir...yok ben...hiç... Su, toprak, ateş, hava ne ise, ben de o... Sadece... 

Dile getirilemeyen düşler misali sisli yollarında yürüyorum şehrimin. Elimde tüm renklerden oluşan bir kutu boya... Her şey ben. Bana ait olan bir şey yok lakin...Mavi, yeşil, mor... Boyuyorum denizi, toprağı, havayı..."Ben"i...

Resmim o kadar güzel ki...Masal kitaplarını andırıyor: Büyülü... Ayaklarım çıplak, çimlerin üzerinden yürüyorum; gizemli ormana doğru... Beni karşılıyorlar... Sadece... İşte, şimdi... "Orada"... Ben...

Artık özgürüm...

Öyle yalnızım ki...

Külleriyle yıkanan anka kuşuyum... Yapayalnızım... Yeniden doğmaya ihtiyacım yok... Zira hiç ölmedim; hiç doğmadım ben...hiç yok olmadım ben... Sadece... Ben... 

Kemiklerimin yanıp küle dönüştüklerini seyrederek anların hafızamda canlanmasına tanık oluyor ben... Kainatın en ücra köşesindeki beni hissediyor... Elleri Orion... Pleiades zihni... Sirius yüreği... Ben evrenim... Evren, BENim...benim... Ben neyim... Ney, BENim... Sazlıkların arasından süzülerek ilerleyen salın içine, anne karnındaki cenin misali kıvrılarak uzanıyor bedenim, BENim... Ben cenin...  

Sazların seslerini işitiyorum: "Ben neyim?"...

Hiç korkmuyorum... Evimdeyim...yine...

Hoşgeldim... 


Koyu harflerle yazılan kısımlar Cem Adrian'ın "Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti" adlı albümünden alınmıştır.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Ses Dehâ

Cem Adrian


Pinochet ve Saddam’ın Sonları


140 Milyon Çocuk Okula Gitmemiş


Reklamcılar ve Topluma Etkileri


Kuantum Düşünce Tekniği


Tarih Dostları Darphane’de Buluştu


Nobelli Orhan Pamuk


Tercihimiz Ne Kadar Ahlâkî?


Loreena McKennitt’in Taşıdığı Oryantalizm


Tüp Bebek Yöntemi


Vejetaryenlik


Tamaro'dan Yeni Kitap


RealAge ile Sağlıklı Gençleşin


Şeker Hastalığına Son


Tek Göz Evde 24 Kişi


İşte Bir Öğrenci Servisi


Enerji & Tıp


Dua Araştırmaları


Emekliler Çalışıyor


Özgür Seçimler ve Umutlar (astroloji)

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Çağlar Demirdoğan

Bir Kente Ait Olmak


Hümeyra Tümay

Nefesimiz, Hayatımız & Biz


Melda Güngül

Çalışmak ya da Çalışmamak


Didem Çivici

Yazı'nın Dualitesi


Didem Çivici

Sadece... Ben...


Asu Sanem Kaya

Rüyacı; Duvarların Ötesinde


Fırat Erdoğan

Kalmak Geçmişe Mecbur Yaşamaktır 


Rüya Yüksel

Kendini Sevebilmek


Didem Çivici

Kristalize Yaşam ve Yeni Bir Yolculuk 


Funda Umut Pakkal

"Kristal Çocuk" Annesi Olmak

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11