|
Yazar: Didem Çivici
Özlem
"Yine sabah oldu. Yeni
bir gün. İçinde barındırdığı hüzün, keder, sevinç, ne varsa hepsi ile geldi.
Seviyorum yaşamayı be! Zannetme hayat delisiyim. Günümü paylaşmayı, her ne
getirdiyse: sevdiğim budur işte benim; paylaşacak yarenim..."
Dolunay'ın izdüşümü
odamdaki kristallerime yansımakta. Kışı özlemekte şimdilerde içim.
İsteksizlik ve kararsızlıkla geçen bir süreden sonra yeni bir "yenilenme
süreci"ne adım atmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşamakta.
Çıkılan yollar...
Yastığımın üzerindeki
yıldızlar kadar belirsizlerdi ve bir o kadar da göğü yansıttılar bana. Söz
gelimi tüm düşlerim yaşamıma iştirak ederlerken ben, ben olmaktan çoktan
bertaraf edilmişçesine her şeyimden bir haber yine de yola koyulmuştum; geri
döneceğimi kestiremeden. Umurumda da değildi. Giden kim ki gelen olsun dedi
birisi.
On saat... Gitmek ve geri
dönmek... On yıla bedeldi.
Beklemiş meğer bir
şeyleri. 'Burada' olmak 'gerekmiş, içim bunu söylemiş durmuş. Güzel olan
ise, içimi dinler olmuşum artık. Ametistin mor damlalarında dinlenmekteyim
şimdi. Bir de odamın penceresinden beni seyreden dolunayım var bu gece.
Özlem yok, sadece Olmak kalmış şimdi. Bu güzel. Arada, yatağımın yanında
durmakta olan sandal ağacı dalını koklar, fazla anımsayamadığım eskilerime
doğru yol alırım. Sarı çarşafımın üzerine uzanmakla birlikte içime akan
rüyalarımın çokluğu içerisinde, bu kokuya bürünmek büyük mutluluk.
Göğün yer ile buluştuğu
bir gecenin ardından maviliğe karışan yağmur bulutlarının gökyüzündeki
gösterilerini izliyorum bahçede yine. Doğayı dile getirmekten başka bir şey
kalmamış gibi adeta içimde. Öylesine yalnız ki ve öylesine güzel.
Güneşle doğup ay ile
birlikte yeniden doğmanın getirdiği bir ebediyet hissi hâkim. Kendini tekrar
ederek, içten içe dolaşan ve sadeleşmektense daha çok karmaşıklaşan dilimin
tek bir şeyden ibaret olan yaşamı yineleyerek anlatmasını dinliyorum
kendimden. Lakin bulutlar öylesine güzeller ki!
Bu gün aşkı dahi
özlemediğimi; lakin özlemi tadabildiğimi ve ağlayabildiğimi öğrendim! Aşk
için, aşk ile ağlamak gibisi yokmuş meğer. Her varlığın affedilmeye ve
sevilmeye değer olması ne kadar muhteşem! Yapmak istediklerimden dahi
"kurtulmuşum" (!); istemiş olduklarımın içine düşmüş ruhum meğer. Anlatması
güç. Bunu sadece hissedebiliyorum. Ve belki de biraz olsun
hissettirebiliyorum bildiğim sevgililere, kim bilir. Lakin hissetsinler diye
de bir amacım yok artık; zira 'ben' hissediyor; o vakit onlar da zaten
'biliyorlar', şüphem yok. Ancak bu özlem duygusu, öyle hâkim ki benliğime.
Özlendiğim varlıkların olduklarını bilmek bana yaşamı sunarken, bu özlemin
artık nasıl bir hal aldığını görmek de bambaşka bir mutluluk benim için.
Aidiyetliklerin ötesinde bir özlem duygusu doğuyor hücrelerime sevgi
içerisinde. Başka ruhlar aramaktansa kendi yeterliliği ile kâinatı yaşamakta
olmak ne büyük bir huzurdur. İçsel sessizlik... Ve sevgilinin dile
getirdikleri akar usuma yeniden:
"Sahibiyet duygusu öyle
sinsi bir şekilde girer ki zihne, kendisine bile sahip olmayan ruh, bu
eksikliği yaşamına giren "başka bir ruh" ile tamamlamaya çalışır. Lakin
sonuç başarısızlıktır. Zira hiç bir ruh, başka bir ruha ait değildir."
Her yeşilliğe çıkışımda
rüzgârı dinlemek öyle hoş geliyor ki! Kendimi yalnız hissetmediğim bir
'kendilik' içerisinde buluyorum kendimi. Ve farkettim ki, artık kimseye
'şunu yap, bu daha iyi' diyemiyorum. Nasıl diyeyim ki! Onlar zaten bu işin
pirleri! Nasıl yaşayacağınızı sizden daha iyi kim bilebilir ki söyleyin
bana!
"Üzerimize yağsın gece
boyunca sevgi damlaları. Sarılıyor olacağım sımsıkı sana. Gözlerimde belki
bir yaş, lakin bir tebessüm eşlik edecektir ona. Ve düşlerinde
fısıldayacağım kulağına. Seni seviyorum sevgili..."
Gönlümüzce olsun hayat!
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce
Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor,
araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni
deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına
inanıyor. Detaylı Bilgi
|