|
Yazar:
Didem Çivici
Ruhun
Yolculuğu - 2
Düşlerimle kurduğum Babil Kulesi'nin
basamaklarını tırmanıyor gibiyim. Ruhum hiç olmadığı kadar özgür, hiç
olmadığı kadar BİZ...
Günün ilk şuaları ulaşırken
gökyüzünden toprağıma;
Ve toprağımdan göğüme uzanan
yemyeşil çimlerle sevişirken bedenim;
Mavi ile yeşile toprağımın
kokusunu sunarken;
Ve soluduğum havanın getirdiği
iksiri yudumlarken.
İşte o gün tanık oldu içim,
Varlıkların kutlamasına bu
dünyada.
Ezgiler yükselirken Gaia'nın
yüreğinden;
Ve göklerden aşağıya yağarken
sihirli gözyaşları;
Yenilenme ve değişimin son
tohumları ekilir toprağıma.
"Ruhun Yolculuğu-2" bunun adı.
Bakıyorum da, tam bir sene olmuş. Yaşadıklarım, 20 sene boyunca
deneyimlediklerime denk gibi geliyor şimdi. Zaman hızlandı, lakin bu kısa
süre içerisinde o kadar senenin deneyimini paylaştım kendimle; yaşamlar
kadar uzun.
Son iki ayda ne değişti peki? Hiç bir
şey, ve her şey! Önünde uzun zamandır dikildiğim duygular kendilerini birden
bire bırakıverdiler. Hiç bir şey "zamanla" olmuyor, bunu anladım. Her şey
"aniden", "an"da oluveriyor; lakin sonsuz kavram içerisinde gerçekleşerek
uçsuz bucaksız bir okyanus seriveriyor gözlerimizin önüne. Sanırım BİZ, ya
da BEN, ya da "O" kim, bunu anlamaya başladım bu süre dahilinde. "Ruhun
Yolculuğu"nu yazdığım günü hatırlıyorum. Öylesine büyük bir heyecan... İşte
o gün, yolculuğumu yazdım ben, o dakika; ve başlattım her şeyi bir anda.
Şimdi, iyi ki diyorum.
Bu
dünyada geçirdiğim son dönemler çok farklı deneyimler sundu; hoş, hala da
sunmakta. Kainatın genişliğinde var-yokoluşu tatmak; BİRliği tekrar ve
tekrar yaşamak; beden-ruha dahi sahip olmadığının farkına varmak... Son
noktada sadece şunları söyleyebiliyor içim: "Yaşam güzel."
Öyle ki, 'O'nu idrak ettiğiniz, ya da
şöyle diyelim: "idrak etmeye başladığınızı sandığınız" o an, var olmuş olan
tüm yaşantınız bir anda yok oluveriyor; "Finito!!!". Düşünün bir; aileniz,
arkadaşlarınız, okulunuz, çevreniz, seks hayatınız bile! Her şey yerle bir!
Zira fark ediyorsunuz ki hiç bir şey 'var' değil; her şey basit bir
ilüzyondan ibaretmiş; masal gibi! Adeta biri geliyor ve, "Hey uyan!
Gördüğünü sandığın her şey halisünasyonik bir düzlemde senin yaratmış olup
yaşadığını sandığın anlık parıltılar o kadar!" deyiveriyor. Ne
yapardınız? Her şeyi terk etmek? Sahip olduklarını bağışlayıp kendine
çekilmek ve tüm yaşamını hiç etmek? (gerçi sanki ondan önce neydi ki!).
Kimileri intiharı seçiyor, seçtiler; lakin küçük bir ayrıntıyı göremediler
belki de; ancak tabii ki "her şey olması gerektiği gibi" ve onlar da kendi
antlaşmaları doğrultusunda gitmeyi seçmişlerdi. Peki bu "küçük ayrıntı" ne
idi? Tüm bu "zaman"lar boyunca bizi "oyalayan" (!), yerden yere vuran, lakin
mutluluk ve haz da getiren bu ayrıntı ne idi? Nacizane yüreğimin bana
fısıldadıklarını paylaşırsa içim, şöyle ki: tüm bu yok oluş, inançların
ve var olduğunu sandığımız bu ilüzyonların yerle bir olması muhteşem bir
yenilenmeyi getirir. Foton Kuşağı'ndaki "Zero Point" misali! Bir anlık
bir sıfırlama tüm yaşamın kaynağına, "Ab-ı Hayat"ın kaynağına
ulaştırır. İşte o an "Ruhun Gerçek Yolculuğu" başlar belki de; ve bu,
yepyeni bir yaşamın kapılarını açan anahtar olur içinizde. O andan sonra
bedeniniz hiç olmadığı kadar güzel gelir içinize; zi ra
kitaplarda yazılan, kiliselerde, manastırlardaki vaazlarda söylenenlerin ne
denli uzak ve anlamsız olduğunu fark edersiniz: O'na, Sonsuz Olan'a ulaşmak
için bedeninizi terketmek zorunda değilsinizdir; aksine sizi, muhteşem bir
yaşamın onunla beklediğini fark ettiğiniz an bedeninize çok daha itina
göstermeye başlarsınız; zira ruh ve beden BİRdir.
Hep dönüş yolunda değil midir içimiz?
Görmeyi reddettiklerimizde değil midir gün ışığı;
Ya gecenin karanlığı?
O göstermez mi en karanlık ışığı?
Acıların çekiciliği ve kaçışların gizi.
Onlar fark ettirmez mi VARlığımıza ait en değerli mücevherleri?
Toprağı ıslatırken yağmur,
Kokusu bürümez mi tenimizi üşütürken?
Biz...
En yalnızlığımızda BİRleşmez mi bedenlerimiz?
En umutsuzluklarda gülmez mi gözlerimiz?
Biz sevgili...
En sevilesi sevgilileriz.
Nefes
ihtiyaç değildir artık, siz nefes
olmuşsunuzdur, siz nefessiniz. Yiyeceklere gereksinim kalkar, zira siz
'yiyecek'sinizdir. Toprak, size her şeyiyle kucak açar. Güneşi selamlayarak
başladığınız gün, size tüm nimetlerini sunar. Gaia'yı kucaklar, göğün
meleklerine ilahiler söyler, suyun şarkılarını dinler, ateşin kızılını
giyinirsiniz. İşte o an, arayışlarınızın bittiği, yepyeni yaşamınıza merhaba
dediğiniz, tüm "benlik"lerinizi "BİZ"de buluşturduğunuz, ve hep düşlemiş
olduğunuz "KUTLAMA"yı gerçek kıldığınız andır.
İşte sevgili!
Böyle bir zamana doğmanın mutluluğu,
Ve yaşamak, kutlamanın verdiği o sevinci;
Ne güzeldir kutsanmış olan bu
bedenlerde...
In Lak'ech...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce
Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor,
araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni
deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına
inanıyor. Detaylı Bilgi
|