|
Yazar:
Didem Çivici
Yazı'nın
Dualitesi
Yazı... Kadim uygarlıklarda itibar
sembolü olan yazı, halk arasına inememişti. İlk dönemlerde ses temeli
üzerine dayanan yazı, zamanla kullanılır hale gelmiş ve şekil değiştirmeye
başlamıştı. Lakin şu bilinmektedir ki, resim yazı insan tarihi kadar
eskidir. İnsan gördüklerini resimleme, anlatma gereği duymuştur hep.
İlerleyen çağlarda sadece belirli bir kesime hitap etmiştir, ki bu kesim
dine dayalı tutularak rahip ve din adamlarına atfedilmiştir. Lakin
dikkatleri pek de çekmeyen bir nokta var belki de. Günlük yaşamımızda,
kökenini düşünmeden kullanıyor olduğumuz "alışkanlık" halini almış
davranışlardan biri olan yazıyı neye bağlı olarak yönlendiriyoruz. Toplumlar
arası yazı yönü değişmektedir, özellikle sağdan sola ve soldan sağa olmak
üzere. Peki, bunun asli nedeni ne olabilir?
Sami
ve Ari ırklarının yazı stillerinin temel farklılıkları neye dayanmaktadır?
Tektanrı inancına sahip Sami Irkı'nın Siyahi Irk'ı taşıması ve Beyaz Irk'ı
taşıyan Ari Irkı'nın tam tersine çoktanrıcılığa yönelik inançları ve
mitolojiye meyilli olmaları, iki ırkın arasındaki temel farklılıktı.
Atalarından beri aşıdıkları bu inançlar yaşamlarının her alanında kendisini
belli etmekteydi elbette. İnanç, dinsel ritüel ve davranışlarının yanı sıra,
bunlarla doğrudan etkileşim halinde bulunan yazıyı da etkisi altına almıştı.
Yazı
kalıbındaki dikkat çeken bir ayrıntı olarak yazının yönünü incelediğimizde
bir nokta gerçekten ilgi çekicidir. Sami milletleri sağdan sola, Ari
milletleri ise soldan sağa yazı kullanmaktaydılar. Bu noktada karşımıza
Fabre d'Olivet'in savı çıkmaktadır. Sami ırkının temelini oluşturan Siyahi
rahipler Güney Yarımküre'de bulunmaktaydılar. Bu rahipler, kullandıkları
işaretleri hayvan derisi ya da taş bloklar üzerinde resmekteydiler. Burada
ilginç olan şu ki, yüzlerini güney kutbuna doğru, yani atalarının geldiği
yöne doğru çevirirlerdi, ve bu, yazılarının sağdan sola doğru olması ile
sonuçlanırdı. Neden mi? Çünkü bu rahipler yazılarını doğuya, yani "Işığın
kaynağı"na doğru yazarlardı. Arapların, Fenike, Kaldelilerin yazılarının bu
doğrultuda geliştiğini söyleyebiliriz sanıyorum.
Beyaz
Irk'a gelince. Tahmin edilenin üzerine onlar da kuzey kutbunda
yaşamaktaydılar. Bu ırka ait rahipler yazıyı Siyahi Irk'tan öğrenmişlerdi.
Aldıkları işaretleri kendi kültürleri ile birleştirmiş ve kendi duygularını
katmışlardı. Ve tahmin edilen üzerine, bulundukları coğrafi konum itibari
ile yüzlerini kuzeye çevirir ve doğuya doğru yazarlardı; batıdan doğuya,
soldan sağa; "Işığa doğru"... Kelt, Zent, Sanskrit, Yunan ve Latin
yazılarının kökenini oluşturan Ari yazıları göründüğü gibi hala etkilerini
sürdürmektedir.
"Bir"
olandan bu yana yaşamlarımızı etkileyen "Işık", gördüğümüz gibi her alanda
karşımıza çıkıyor. Kadim uygarlıkların, bilinçlerindeki belirli nedenler
doğrultusunda güneşe, "dünya yaşamının kaynağına doğru" yönelmesi elbette
tesadüf değil. Yüzlerini kendi Atalarının vatanlarına, kuzeye ya da güneye
doğru dönmüşler, lakin amaçları her zaman IŞIK olmuştur. Bu, bilinçler
altında bulunan "Işığa Özlem"den kaynaklanmakta kanaatimce. Tüm yaşamımız
boyunca amaç olarak içimizde taşıdığımız olguya...
Şu anda içerisinde bulunduğumuz ve
hayatımızın her alanına; kültür, sanat, fikir, bilim, felsefe alanlarımıza
etki etmiş olan bu iki ırkın elbette ki önemi büyüktür. Bir şekilde dünyevi
yaşam üzerindeki dualiteyi gözler önüne sermektedir diye düşünüyorum. Sami
Irkı, "Birlik" ve "Evrensellik" fikrini sembolize ederken, Ari Irkı da
dünyevi ve dünya ötesi alemlerin üzerinde hüküm sahibi olan, "yukarıya
tırmanış"ı aksettiren bir kainat düzenini önümüze serer. Tam anlamıyla
zıtlığı içerisinde barındıran tam bir varoluşu
içlerinde
barındırmaktadırlar. Birleşimleri, tekliği yansıtır: Sami zeka, Tanrı'dan
insana doğru inişi; Ari zeka ise insandan Tanrı'ya doğru tırmanışı sembolize
eder. Burada kendi sembolerini taşıyan iki beden karşımıza çıkar: Sami,
yargılayıcı "Baş Melek"; Ari ise "Promete"dir. Sami, Tanrısal yargılama,
bensel sorgulamayı taşır kendi içinde; ve Ari ise "Promete" sembolü ile
insan bedeninin tanrısal ateş ile bütünlüğünün simgesidir bir anlamda.
Yazı, tarihimizin en önemli
"buluş"larından ilan edilirken, içerisinde bulundurduğu inançları da
farkettirmeden bizimle paylaşıyor. Temelindeki dualiteyi bu iki ırkla gözler
önüne seriyor bir şekilde. Birliğimizde taşıyor olduğumuz bu dualite zaman
zaman birbirleri üzerinde baskı kurmaya çalışmaktadır elbette; ki kaosu
oluşturan ikiliğin bütünleşme sürecidir, sonu birliğe ulaşacak olan.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|